Selçuk Şahin Polat
“AKP, bir ABD ve Avrupa projesidir” diyerek sözümüze başlayabiliriz! ABD’nin Ortadoğu için 1980’lerden itibaren devrede olan “Yeşil Kuşak” doktrini, 11 Eylül saldırısının bir ürünü olarak ortaya çıkan Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Ortaklık Girişimi (THE BROADER MIDDLE EAST AND NORTH AFRICA PARTNERSHIP INITIATIVE), yani Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ile yeniden kurgulandı ve Avrupa emperyalistleri tarafından onandı. Ve ülkemizdeki rejim, bu projenin ürünü olarak ortaya çıktı!
Ortadoğu’ya göz attığımızda da tüm Ortadoğu ülkelerinin, şiddet ve komplolar ile ABD ve müttefiki Avrupa’nın kontrolüne girdiğini görüyoruz. Bölgedeki Adalet ve Kalkınma adı verilen bu güçler, Rusya ve Çin’in hataları, İslamiyet’in kitleler üzerindeki etkisi, Kürd güçlerin planlı kontrolü* ve devrimci alternatifin olmaması nedeniyle iktidara taşındılar. İran direndiği için savaş yoluyla projeye uygun hâle getirilmeye çalışılırken, Türkiye’nin ise uzun vadeli bir stratejiyle teslim alınmaya çalışıldığını görüyoruz. Çünkü ülkemizde, eksik-dökük olmasına rağmen milyonların peşinden gittiği bir Cumhuriyet vardı ve bu nedenle Türkiye’ye, özel bir imtiyazla, Haşlanmış Kurbağa Sendromu (Boiling Frog Syndrome) uygun görülmüştü. Ve RTE, BOP’un eş başkanlığına getirilerek bu projeyi uygulamaya başladı.
BOP’ta yer alan muhalifler
Kapitalistler, Nazi iktidarıyla katliamcı, son Epstein skandalı ile de sapık kimliklerini sergilemişlerdi. Fakat onlar, kendilerini farklı gösterebilecek çok çeşitli imkânlara sahipler. Örneğin AKP iktidarının ilk dönemine bakmamız yeterli! Bu dönemde onun peşi sıra giden muhalif güçlere bakalım isterseniz.
1- Örneğin RTE rejiminin kurulmasında, yani BOP inşasında, CHP merkezinin verdiği destek inanılmaz boyuttaydı: CHP’nin genel başkanları D. Baykal ve Kılıçdaroğlu, AKP projesine bilinçli destek veren ‘solcular’ olarak sahnede gizlice yer aldılar. Baykal, sanatçı Z. Livaneli tarafından deşifre edilirken, Kılıçdaroğlu da bizzat kendisi tarafından faş edilmişti. Şeriatçıyı başkan adayı göstermek, Kürd liderlerin dokunulmazlıklarını kaldırmak, 2 milyon damgasız oy pusulasına itiraz etmemek, CHP’ye kayyumluğu kabul etmek vb. vb. gibi.
Yeni Parti’ye gelince: Erdoğan eğer İmamoğlu’yla görüşmeyi reddetmeyip orta bir yol çizebilseydi ve de kendisiyle uzlaşma adımı atan Ö. Özel ile ilişkiyi koparmasaydı, bugün Yeni Parti ortaya çıkmaz ve projeye onlar da eklenebilirdi. Bu nedenle, ayağına basılan Yeni Parti’nin, zorunluluktan da olsa geldiği aşamayı, ezilenler açısından bir kazanç olarak değerlendirmek gerekiyor. Tıpkı Avrupa’daki nispi özgürlükleri değerlendirdiğimiz gibi.**
2- Milliyetçi-ırkçı kesimin ezici bir bölümü, sahte karşı çıkışlar sonrasında Erdoğan rejiminin arkasında sıralandı. Kalanların da baskının artacağı ileriki aşamalarda, istisnalar dışında, bu kervana katılabileceklerini öngörebiliriz. Çünkü ülkemizdeki ülkücülüğün son sığınma adresi nasıl ki ideolojide Atatürkçülük olmuşsa, siyasette de tek sığınacağı adres rejimin kendisidir***!
3- Bölgede bir zamanlar Kürd ulusal mücadelesi veren liderlerin de bugün ABD’nin ve rejimin kervanına katıldığını görüyoruz. Bunun için iki siyasi gelişmeye bakmamız yeterli sanırım: 1- Suriye’deki Kürd ulusal güçlerin geldiği noktaya ve 2- APO’nun Bahçeli ve Erdoğan’ın paradigmasına katıldığını açıklayan kararına. Çünkü Kürd liderler**** artık ulusal hakları değil, kendilerine saygı duyulmasını ve makam verilmesini önemsiyorlar!
4- Diğer bir gelişme ise Alevi kesimde yaşanıyor. Kılıçdaroğlu bu defa sahneye CHP’ye kayyum olarak çıkıyor. Amaç, hem gelişen muhalefeti bölmek hem de ‘Alevi açılımını’ başlatmak. Bu gerçeği anlamak için, stratejik tüm konularda mevcut CHP’nin rejim ile aynı yönde hareket edip etmediğine bakın yeter!
5- Diğer önemli bir başlık ise sosyalist veya devrimci üç (3) grubun bu süreçte aldıkları rollere ilişkin. Birinci grup, Kürd ulusal mücadelesini destekleyen ve onun siyasi gücünün imkânlarından yararlananlardan oluşuyor. İkinci grup, Kürd ulusal mücadelesini destekleyen fakat liderlerinin ABD ve RTE ilişkisi nedeniyle onlardan uzak duran bir azınlık kesim. Üçüncü grup ise ulusal soruna lafızda ‘evet’ diyen fakat pratikte Kürd ulusal mücadelesinde burjuva milliyetçiliğin çizdiği sınırların dışına çıkamayanlar. Sonuçta ikinci grup hariç diğerlerinin tavrı rejimin işine yarayabilir.
6- AKP’nin ilk yıllarında onunla hareket eden, ‘yetmez ama evet’ diyen bir aydın grubu bulunuyordu. Bunlar, Kürd çözüm süreci ve 12 Eylül karşıtlığı üzerinden bu süreçte yer almışlardı. Gelinen aşamada da bu grubun, eskisi kadar cesur olmasa da, Terörsüz Türkiye projesinin yanında dizildiklerini görüyoruz.
Sonuçta: ABD elçisi Barrack’ın “Osmanlı Millet Sistemi”, “merhametli monarşi” önerisi ile D. Bahçeli’nin “Erdoğan’ın bir Kürd, bir de Alevi yardımcısı olmalı” yönündeki açıklaması, Ortadoğu Projesi’nin hedefini ve AKP’nin neden iktidar yapıldığını bize açıklamaktadır. İşte ülkemizde projenin ve AKP iktidarının geldiği aşama özetle bundan ibaret! Tabuta son çiviyi çakmak için de patrondan gelecek talimat bekleniyordu ki patron Trump ve talimatı alacak kişi zor durumda! Talimat başka türlü gelebilir.
AKP rejiminin geleceği
İktidar bugüne kadar sayısız falsolar ve hatalar (Fethullah cemaatiyle ilişki, 15 Temmuz organizasyonu, birinci çözüm masasının devrilmesi, sahte hukukçuların yetiştirilmesi, yandaşlara 5-10 maaş bağlanması vb. gibi) yaptı ve hepsinden de kurtulmayı bildi. Fakat son falso (fon soygunu) diğerlerine pek benzemiyor! Ölümcül gözüküyor.
Fon hortumlaması, tıpkı ABD’deki Epstein skandalı kadar sistemi derinden sarsmış gözüküyor. Bu parasal dolandırıcılıktaki mağdurlar dâhil herkesin AKP’li olması tesadüf olamaz! Bu nedenle, Osmanlı tipi gasp ve haraçlarla kurulan mevcut ekonomik sistem, üretmediği ve üretilenleri de tüketmek zorunda olduğu için, tıpkı kendi evlatlarını yutan Kronos***** gibi sonuçta kendini de yemeye başlamış bulunuyor.
Fon yolsuzluğunu ölümcül yapan noktalardan biri de zayıf da olsa muhalefetin sesidir. Bundan kurtulmanın tek yolu, aykırı sesleri tümden susturmaktan geçer. Yani mutlakiyet (monarşi) kurulmadıkça fon yolsuzluğu rejimi eritecektir. İktidarın mutlakiyeti kurmak için karar verme yetkisi bulunmuyor. Yani feodal dönemdeki krallık, şahlık, padişahlık gibi rejimlerdeki ölümcül krizler daha fazla baskıyla atlatılabiliyordu. Çünkü bu tür kararları alabilecek bağımsızlığa ve manevi otoriteye sahiptiler. Ama çağımızda bu tür stratejik kararları emperyalist temsilciler alıyor.
Fon vurgunu ayrıca bize şunu da söylüyor: Sistem sürdürülemez noktasına gelmiştir. Böylesi organize ve devasa vurgunun Erdoğan’dan habersiz olmadığı doğrudur. Fakat bu tür feodal sistemleri ayakta tutan sessizlik yasası, mutlak sadakat, korku kültürü, rant paylaşımı, meşruiyet, korumacılık gibi temel ilkeler, hem iç ve dış zıt gelişmelerin hem de çalma kültürünün dayanılmaz cazibesinin etkisiyle işlemez hâle gelebiliyor. Sonuçta soyguncular arasında güven ilişkisi bitiyor, güç ve sermaye piramidi giderek daralıp tepedeki vazgeçilmez klik dışında herkes ‘av’ hâline gelmiş oluyor. Şu an mevcut durum bu!
Sistem açısından en kritik ve hayati olan nokta ise şu: Kapitalist sistem her yönüyle birbirine bağlı ve fon soygununun yarattığı mali sıkıntı, küresel sistemin bekası açısından risk oluşturuyor. Şirketler oligarşisinin lideri BlackRock’un ülkeyi terk etmesi ve finans dünyasının en büyük yatırım kuruluşu MSCI’ın fonlarla ilgili aldığı yasaklar da bunu bize söylüyor zaten. Bu açıdan rejimin istediği meşruiyet farklı şekilde gelebilir. Özellikle de Trump azledilirse, gelecek talimatın AKP rejiminin aleyhinde olacağını söylemek kehanet sayılmaz.
Sonuçta, RTE rejiminin planladığı taktik adımlar (baskın seçim, Ö. Özel’in vb. içeri alınması, İyi Parti’nin kapatılması gibi) yeniden revize edilebilir! Bunun yerine, özellikle patronlarının onayı ile ulusal duyguları kabartan savaş ve halkın ağzına bir parmak bal çalan türden kararlar ve tuzaklar devreye girebilir. Fakat rejimin takıntılı (obsesif) hedefi, İstanbul Belediyesi’ne el koyup seçime gitmek olacaktır. Ne var ki rejim için şartlar eskisi gibi pek parlak gözükmüyor!
Kapitalizm koşullarında feodalizmi hayata geçirmek, sanırım Müslüman mahallesinde metazori salyangoz satmaya benziyor!
* APO’nun kaçırılması, IŞİD denen canilerin Suriye’de Kürdlerin üzerine gönderilmesi ve sonra da Kürdlere yardım edilmesi gibi operasyonlar, etnik güçler üzerindeki kontrol için yapılmıştı.
** Geçmişte ve bugün on binlerce devrimci, emperyalist dediğimiz ülkelere geliyor ve gelmeye de devam ediyor! Bunun basit bir nedeni var: Bu ülkeler burjuvazinin seküler yaşam, insan hakları gibi demokratik kazanımlarını görünüşte de olsa muhafaza ediyorlar. Ayrıca dünyada, insanlık düşmanı şeriatçı İran’ın ABD ve İsrail’e karşı savaşını nasıl destekliyorsak, ülkede de Yeni Parti’nin mevcut rejime karşı verdiği cumhuriyet mücadelesini (kendisini değil) destekleyebiliriz.
*** Bu konuda sayısız figür olmasına rağmen en çarpıcı örnek CHP Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan olsa gerek! Irkçılık ve milliyetçilikte mangalda kül bırakmayan bu zat, iktidara yalvarıyor: “Tahliye olmak istiyorum. Evde kedi gibi oturacağım.” diyerek fon soygunundan dolayı morali sıfırlanan rejime adeta doping yapıyor.
**** Kürd halkı ile liderlerini (duruşu devam ettiği müddetçe Demirtaş hariç) ayrı ele almak gerekiyor. Ayrıca Suriye’de Alevileri kaçırıp öldüren şeriatçı iktidara danışmanlık yapan ‘General’ Abdi diye şişirilenleri de unutmayalım.
***** Roma mitolojisinde Satürn (Kronos) kendi iktidarını korumak için tüm çocuklarını yutar.






















![FRANSA 2026: “ÖĞRENCİ OLAYLARI” DEĞİL, SINIF SAVAŞIMI [*]](https://odakdergisi2.com/wp-content/uploads/2026/10/fransa-ogrenci-isyani-toplumsallasiyor-800-bin-insan-cumartesi-sokaktaydi-100x70.jpg)

