Bir Köy Enstitüsü Geleneği: Cilavuz Öğretmen Okulu

0
201

Aydınlanma meşalesini köylüye ve halka taşıyan Köy Enstitüleri’nin kapatılması öğretmen hareketine darbe olmuştu. Bununla birlikte yurtsever, aydınlanmacı ve halkçı öğretmen geleneği Köy Enstitüleri kapatıldıktan sonra da devam etti. Kars Cilavuz Öğretmen Okulu, Köy Enstitüleri geleneğinin sürdürüldüğü okullardan biriydi. Bu okulda 1961-67 yılları arasında yatılı okumuş emekli öğretmen Mehmet Onay ile söyleştik.

Mehmet Onay 1949 Rize Hemşin doğumludur. İlk okulu Hemşin’de bitirdi. Cilavuz’dan idealist bir öğretmen olarak mezun olduktan sonra Türkiye Öğretmenler Sendikası’na (TÖS) girdi (1968). Adalet  Partisi (AP) iktidarında sürgüne yollandı. 12 Eylül döneminde Ankara DAL grubunda işkence gördü. Mamak askeri cezaevinde 2 ay tutuklu kaldı. Beş yıl açığa alındı. Açtığı dava sonucunda 1989 yılında göreve iade edildi.

ÖĞRETMEN OKULUNA GİRİŞ

• Öğretmen okuluna girişinizi anlatır mısınız?

Beşinci sınıftayken öğretmenimizin, Nazmiye Akpınar, önerisiyle okuldan 5-6 öğrenci yatılı öğretmen okulu sınavına girdik. Hemşin’den 2 kişi kazandık. Salih Okan ve ben. Yazılı ve sözlü sınav. Hemşin o zaman Pazar ilçesine bağlı nahiyeydi. Karadeniz Bölgesi Rize ve havalisinden gelenler Cilavuz Öğretmen Okulu’na giderdi. Okul Kars Cilavuz Köy Enstitüsü olarak açılmıştı. Kazım Karabekir Öğretmen Lisesi olarak geçiyor şimdiki adı.

OKULU KAZANAN İKİ ARKADAŞ; MEHMET ONAY, SALİH OKAN

• Sınavlarda torpil olur muydu?

Düşünülemezdi! Müdürün ve öğretmenlerin çocukları da sınava girmişti. Sadece iki köylü çocuğu kazandık. Annemiz babamızın tahsili yoktu.

• Sözlü sınavlarda kayırmacı sorular var mıydı?

Mümkün değil! Okulda edindiğimiz bilgi ve beceriler soruluyordu.

Öğretmen okulu sınavına okul bitimindeki sınavlardan önce girdik. İlk okulun bitiminde büyük sınav olurdu. İşte o sınavdan önce. Okulun bitmesine 1 ay kala öğretmen okulu yazılı sınavını kazandığımızı öğrendik.

Yazılı sınavları kazandıktan sonra sözlü sınavlar için Cilavuz’a gittik. Okul bitmişti. Cilavuz’a 2 günde gittik. 1 hafta öncesinden yola çıktık. Tahta bavullarımız vardı. Büyüklerimiz, babalarımız harçlık verdiler. 12 yaşındaydım.

• Babanız yanınızda mıydı?

Hiç kimse yanımızda değildi. Hayır ikimiz gittik.

• Çocukları kaçırmazlar mıydı?

Öyle bir şey mümkün değil! İsmi bile geçmezdi! Kaçırma diye bir şey yoktu o zaman.

1 gün Erzurum’da kaldık. Tan Oteli’nde kaldık. Hiç unutmuyorum. Sonra terminale gittik. Kars otobüsüne bindik. Kars’a vardık. Akşama doğru Susuz ilçesine gittik. 20 sene önce orada kurulan köy enstitüsü kapatılmıştı. Yerine öğretmen okulu kurulmuştu. Programı ise aynıydı.

OKUL

• Dersaneler kaç kişiydi?

38-40. Bizim sınıf 48 kişiydi. 6C. Son sınıftayken.

• Okul kaç katlıydı?

Uzunluğu 100 metreden fazladır. Altlı-üstlü iki kat. Derslik olarak kullanılan yeri var. Yatakhane yeri var. O da altlı üstlü. Emrullah Efendi denilen bina böyle. Taş binadır. Lavabosu ayrı yemekhanesi ayrı. Bir gün saydım. Herbir binada 125 pencere vardı. Ruslardan kalma bir kışlaymış orası. Bize geçince değerlendirilmiş.

BİNA: EMRULLAH EFENDİ

• Tabiatı güzel öyle mi?

Susuz köy kadar küçük bir ilçeydi. Ama ilden, Kars’tan cumartesi-pazar aileler oraya pikniğe gelirlerdi. Güzelleştirilmiş. Köy enstitüsündeki öğrenciler çalışmışlar orada. Elektriği öğrenciler yapmış. Su gücünden enerji üretiyor. Ağaçlık bir yerdi. Öğrenciler ağaçlar dikmişler. Ağaçlar büyümüş.

• İklim nasıldı?

Eksi 26-27 derece kışın. İnsanın vücudu alışıyor. Mesela sabah kalkardık. Kalk zili çalardı. Lavaboya gidersin. Elini yüzünü yıkarsın falan. Yataklarını düzeltirsin. İlk işin o. Kışın su akar, yüzüne çarptığında buz olur. Musluktan akıyor. Hiç donduğunu bilmiyorum. Büyük bir termometre vardır. Şöyle 50 metreden görebilirsin. Büyük. Kaç derece olduğunu görürsün. Bugün şu derece. Merkezi, orta bir yerdedir. Eksi 25, 26, 23. Ama o soğukta bir şey olmazdı. Mesela girdiğim sene yedek voleybola seçildim. İlk girdiğim yıl. 1961. Beden eğitimi öğretmeni bizi bilirdi. Sabahın altısında bizi kaldırırdı. Saat altıda kros yaptırırdı bize. O soğukta. Ağaçların altında kros yapardık.

KIŞIN CİLAVUZ’UN GENEL GÖRÜNÜMÜ

Dört beden eğitimi öğretmenimiz vardı. Hilmi Eren. Mehmet Seymen, Zehra Seymen.. Mehmet Seymen 1.80 boyundaydı. Orduda üçüncülüğü aldı. Yüksek atlamada. Bize gösterirdi madalyasını.

BİR VOLEYBOL MAÇINA ÇIKMADAN ÖNCE. OKUL MÜDÜRÜ MEHMET ÖZ VE ARKADA BEDEN EĞİTİMİ ÖĞRETMENİ MEHMET SEYMEN

İkinci sene asıl takıma girdim. Voleybol. Her sene okullar arası voleybol, basketbol, güreş mesela. Çok ağırlık verilir orda. Van Erciş Öğretmen Okulu, Alpaslan Öğretmen Okulu, kardeş okuldu. Karadeniz Bölgesi’ne Erzurum kardeş okul yapılırdı. Artvin bölgesine Kars bölgesi. Ayrımcılık olmasın diye…

• Arada kültür farkı yok muydu?

Her bölgenin ayrı kültürü var ama kaynaşırdık. Karslılar, Rizeliler ayrımı mesela oyunlarda olurdu. Haydi grup kuralım. Ama böyle kıyasıya ayrışma görülmedi. Yok, ben görmedim.

• İçinizde Kürt aksanıyla konuşan var mıydı?

O bölgede Karapapaklılar vardı. Azeriler vardı. Kültür farkı var. Dil şeyleri, farklı konuşmalar oluyordu. Mesela Karadeniz şivesi. Denizli’den öğrenci vardı. Van’dan vardı. Sen Kürtsün diye ayrım aklımıza gelmezdi. Karadenizliysen Lazsın. Doğuluysan Kürtsün. Ama biz birbirimizi ayırmazdık.

• Okulun arazisi ne kadardı?

Arazi çok. Mesela bizim bir futbol sahası vardı. 3 tane voleybol sahamız vardı. Basketbol. Kapalı spor salonumuz vardı. Mesela müzik atölyemiz vardı. Ki, piyano, keman… O zamanın şartlarında olması gereken bütün enstrümanlarımız vardı. Kütüphanemizde ağırlıklı olarak klasikler vardı. Çok geniş bir kütüphanemiz vardı. Kütüphane memurumuz vardı. Nöbetçi bile verirlerdi. Öğrencilerden araştırma yapanlar olurdu.

Öğretmen okulunda terzihane var. Pantolon, gömlek, ayakkabı, palto… Her şeyi oradan alıyorduk. Elbiselerimizi orada yapıyorlardı. Kendi elbiselerimiz yamalıydı. Ayağımızda Trabzon lastiği vardı. Ayakkabılarımız ise dışarıdan geliyordu. Nereden geliyordu, bilmiyorum. Kazananların sırayla ismi okunuyordu. Kendi üstüne olanını seçiyordun. Onların uymayan taraflarını terzihanede düzeltiyorlardı.

Sözlü kalabalık. Veliler var. Kazananlar kalıyor. Okulda yatılısın. Sabah, öğlen, akşam yemeğini yiyorsun.

• Annenizi özlediniz mi?

Özlemez olur musun? Sadece okul arkadaşların var. Çevre uzak bir çevre. Hemşin’e ancak şubat ayında gidebildik. Altı ay sonra. 50’nin üzerinde öğretmen vardı. Öğretmenler lojmanlarda yaşıyorlardı. Öğrenci sayısı bizim zamanımızda 1200 falandı. Yatılı ve yatılı olmayan öğrenciler vardı. Çevre köylerden gelenler veya ilçeden gelenler arasında yatılı okumayanlar da vardı.

• Kız-erkek karışık mıydı?

Evet. Fakat kız öğrenci azdı.

• Yüzde kaçı kız olabilir?

300 ü aşkın kız olabilir. Bizden önce daha azmış. Biz gittikten sonra biraz daha fazlalaştı. Kız öğrencileri o yıllarda uzak yerlere göndermezlerdi. Çevreden gelenler olurdu. Yakın bölgeden gelenler vardı.

• Kızlar yatılı mıydı?

Evet. Kendi yatakhaneleri vardı. Yemekhaneler, dershaneler birdi. Spor birdi.

• Kızlar erkekler dersanede yan yana oturabiliyor muydu?

Tabii. Aynı sıralarda oturduk. Oyunlarımz beraberdi.

• Kızların başları örtülü müydü?

Hayır.

• Kızlar şortlu çıkıyor muydu?

19 Mayıs’ta. Çalışmaları 1 ay önceden başlardı. 19 Mayıs hareketlerinde de bölgeler arası derecelendirme yapılırdı. Yine biz birinci gelirdik.

• Kadın öğretmen var mıydı?

Vardı tabii. Hatta hatırlıyorum. Şefkat öğretmen vardı. Kimya öğretmeni

MEHMET ONAY İKİNCİ SINIFTA

• İlk okulda din dersi var mıydı?

Ayrılmış bir din dersi yoktu.

• Okulda namaz kılan var mıydı?

Kılan da vardı.

• Çok muydu?

Bilmiyorum ama kılan olduğunu biliyorum. Özel bir cami gibi bir şey yoktu.

• Bir öğrenim yılı kaç aydı?

8 aydı.

• Tatil kaç ay sürüyordu?

4 ay. Ama tam dört ay değil. 15 tatil vardı. Şubat tatili. Yarı yıl tatili. Bayramlarda okulda tatil. Evde kalanlar evlerine giderdi.

• İzine çıkma var mıydı?

Cumartesi-pazar olurdu. Akşam gelirsin. Yatılı kalanlar gündüz gider, akşam yoklamada bulunacaksın.

DERSLER

• Sabah kalkış saati kaçtı?

7 olabilir. Bir saat sabah etüdü vardı. Yemekten önce. 8-8 buçuk olması gerekir. Yemekten sonra ders başlardı.

• Her ders kaç dakika sürerdi?

40 dakika.

• Teneffüs ne kadar?

10 dakika olan var 20 dakika olan var.

• Öğlen yemeği kaçta?

12 falan olabilir. Derslerin bitiminden sonra bir ara var. Akşam etüdü yemekten sonra. Sonra da yatılır. Akşam yemeği 6’da olabilir. Sabah 7’de kalkıyordun. Beden eğitimi öğretmeni sporcuları 6 buçukta kaldırırdı. Karşılaşmaların yaklaştığı günlerde. Artvin bize gelir biz Artvin’e giderdik. Van bize gelir biz Van’a giderdik.

• Hangi dersleri gördünüz?

Dersler… bizde her şey vardı. Resim, müzik, beden eğitimi çok ağırlıklıydı. Fizik, kimya, biyoloji, cebir, geometri, tarım, sağlık.. Tarım dersinde patatesin ekilmesi. Buğday nasıl ekilir? Gittiğin yere göre. Hangi tarım varsa. Orada ne yapabilirsin? Vatandaşa nasıl yardımcı olabilirsin. Arıcılığı gösteriyorlardı mesela. Demirciliği gösteriyorlardı. Duvar örmesini öğretiyorlardı. Mobilya. Bildiğimiz tahta…keseceksin, yontacaksın.. Spor etkinlikleri matematik veyahut da fen bilgisi kadar öndeydi.

• Hangi enstrümanlar?

Keman var, piyano var bağlama var…Temel eğitici olarak bildiğimiz mandolin var. Flüt de temeldi.

MEHMET ONAY ARTVİNLİ ENİS İLE

• Tulum, kemençe var mıydı?

Yok, öyle yöresel şeyler yok. Onlar bireysel. İsteyen kendisi getirir. Bütün şarkılar türküler hep notayla öğrenilir. Bir öğretmen mezun olurken İstiklal Marşı’nı notayla çalmak zorundaydı. Bizim okulda böyleydi.

• Hangi marşları hatırlıyorsunuz?

Öğretmen Marşı var. 10. Yıl Marşı. İstiklal Marşı…

MEHMET ONAY İSTİKLAL MARŞINI ÇALIYOR

• Türkçe dersi nasıldı? Önemsenir miydi?

Ayda en az bir kitap bitirirdik. Klasikler okunurdu. İsimlerini verirler. Ya da bize bırakırlardı. Özetini çıkarırdık.

• Türkçeniz nasıldı?

Türkçem 5-6. Benim en çok beden eğitimi, resim, müzik. Zaten öğretmen okullarında çok önem verilirdi. Çünkü önünde küçük çocuklar olacak. Dikkatlerini uzun süre tutmak zordur. Çocukların derste dikkati dağıldığında müzik koyarsın mesela. Dikkatini toparlamak için.

• Dersler nasıl yapılıyordu? Öğretmen anlatırdı, öğrenci dinlerdi, öyle miydi?

Öğretmen de anlatırdı öğrenci de. Sadece öğretmen aktif değildi. Öğretmen anlatırken öğrenci soruyor. Derse önceden çalıştığı için soruyor. Konular verilir dersleri biz anlatırdık. Öğretmen takip eder. Düzeltilmesi gereken herhangi bir şey varsa devreye girerdi. Öğretmenlerin anlattıkları oluyordu. Ama bize de konu verirdi. Sen şunu sen şunu anlatacaksın. Benim mesela fizik laboratuvarında anlattığım bir konu var. 2’nci katta. Önce dereceler sonra da Arşimet’in suyun kaldırma kuvveti. Dereceleri kocaman bir termometreyle anlatıyorum. Meğersem iki ucu birden açık. Dereceyi dikleştirdiğim gibi düştü, mermer masaya çarptı. Tuzla buz oldu. Civalar bütün sınıfa yayıldı. “Şimdi ne olacak Mehmet? Babana bir mektup yazalım da bir tarla satsın. Biz onu sonra şey yaparız. Sen anlatmana devam et.” Anlatacağım ama kafam orda. Onu anlattım. Sonra suyun kaldırma kuvvetine geçtim… Denizaltılar buna göre yapılıyor… Suyu dolduruyorsun batıyor. O dersten sonra sınıfta benim adım Arşimet oldu.

(Devam edecek)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.