Haftanın Özeti: Emperyalizm ve Siyonizmle El Ele Yürümenin Bedeli

0
139

Suriye’de yaşanan üzücü ve ibret verici gelişmeleri, Türkiye solu açısından bu haftanın en önemli olayı olarak görüyoruz. Suriye’nin bir süre daha Türkiye’nin gündeminde kalacağı anlaşılıyor. Bu özetimizde sanatçı Şivan Perwer’i Batılı emperyalistlere karşı derin bir hayal kırıklığına uğratan sürece bakacağız.

Suriye’de Aralık 2024’te yaşanan karşı-devrimci gelişmenin bir benzeri yeniden sahneye konuldu. O dönemde HTŞ, İdlib’den çıkarak neredeyse hiçbir engelle karşılaşmadan Şam’ı ele geçirmişti. Bu kez de benzer biçimde, 8 Ocak’ta Halep’in Kürt nüfusun yoğun olduğu Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerini, ardından Rakka’yı ve Deyrizor’u ele geçirdi. ABD’nin Arap aşiretlerini de eklemleyerek oluşturduğu SDG böylece fiilen dağıldı. Kürt ulusal hareketinin elinde kalan Kobani ile Haseke-Kamışlı hattı dahi tehlike altındadır.

Tıpkı HTŞ’nin 2025 yılının başında, 28 Aralık–8 Ocak tarihleri arasında İdlib’den çıkıp hiçbir engelle karşılaşmadan Esad iktidarını yıkmasında olduğu gibi, bu gelişme de ABD, İsrail ve Türkiye egemen güçlerinin ortak kararıyla hayata geçirilmiştir. Planlar Paris’te yapılan İsrail–HTŞ buluşmasında netleşmiş, AKP iktidarı da bu sürecin içinde yer almıştır.

Bugün Kürt milliyetçilerinin Kemalist ve Kürt düşmanı olarak yaftaladığı Türkiye solu, HTŞ karşısında zor durumda bırakılan Kürt halkını desteklemek için Türkiye’de ve Avrupa’da düzenlenen gösterilere katılmaktadır.

Bu yenilgi, ne yazık ki Kürt hareketinin milliyetçi hırslarının bir sonucudur. Irak’ta Kürt milliyetçilerine cumhurbaşkanlığı veren Batılı emperyalistlerin, Suriye’yi de kendilerine verebileceğini düşündüler. Oysa Kürt hareketi, Rusya’nın arabuluculuğunda Esad iktidarıyla bir anlaşmaya gitmiş olsaydı bugün Afrin’de ve Halep’in Kürt mahallelerinde çok farklı bir tablo ortaya çıkabilirdi. Esad iktidarı devrilmez, Aleviler bu ölçekte bir zulme maruz kalmazdı.

Kürt hareketi; içinde önemli barajların, petrol kuyularının ve tarıma en elverişli arazilerin bulunduğu, buna karşın Kürt nüfusun çok az olduğu Rakka ve Deyrizor’u dahi kontrol altına aldı. Bölgeyi mahveden emperyalistlerle işbirliğini “başarının yolu” olarak gördüler. Emperyalizm ise bir yandan kendi yarattığı IŞİD’le mücadele bahanesiyle Kürt hareketini, diğer yandan “Kürtlerle mücadele” gerekçesiyle Türkiye egemenlerini kullandı. Yüzlerce, hatta bazı kaynaklara göre binlerce Kürt genci yaşamını yitirdi.

Bu denkleme İsrail’i de eklemek gerekir. Kürt hareketi İsrail’le birlikte hareket etti; bunu açık değil, gizli ve mümkün olduğunca dolaylı biçimde yaptı. Türkiye’deki egemen güçler de İsrail’in İran’a, Suriye’ye ve Direniş Ekseni’ne karşı yürüttüğü saldırgan politikanın müttefiki oldular. İsrail ve ABD, bu işbirliği sayesinde Gazze’yi yıktı, Lübnan Hizbullah’ına ağır darbeler vurdu, Suriye’yi harabeye çevirdi ve İran’ın bölgedeki etkisini büyük ölçüde kırdı.

Tüm bunlar, bölge ve halklar için hiçbir geleceği olmayan bir Amerikan mandası uğruna yapıldı.

Suriye’de Kürt nüfusun yalnızca çok az bölgede çoğunluk oluşturduğu bilinmektedir. Kürt hareketinin elinde tuttuğu ve tutmak istediği bölgelerde egemen olabilmesi için Suriye’de iç savaşın, ABD işgalinin ve İsrail’in istediği doğrultuda Esad iktidarının nefessiz bırakılmasının sürmesi gerekiyordu. Ancak ABD ve İsrail’in IŞİD artığı HTŞ’yi Suriye’nin başına bela etmesi bütün hesapları bozdu. Evet, IŞİD’i başa getirdiler ve onu tercih ettiler. HTŞ, IŞİD’dir; çünkü IŞİD’in devamıdır.

Kürt hareketi, Türkiye’de sosyalizm adına ortaya çıkmış ve bugün açıkça milliyetçi bir çizgiye savrulmuş olsa da, sol adına en geniş etkiyi yaratmış hareketlerden biridir. Yürüttüğü mücadele geniş halk kitlelerini sarmıştır. Ancak on binlerce cana mal olan mücadeleye rağmen Kürt hareketi, izlediği çizgiyle Türkiye’de bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesini ileriye taşıyamamıştır. Tam tersine, kendisi güçlendikçe Türkiye’deki bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesi gerilemiştir. Türkiye halkı ulusal temelde bölünmüş; Türkler arasında liberalizm, sağcılık ve faşizm güç kazanmıştır. Türkiye sosyalist solu artan ulusal kutuplaşma nedeniyle zemin kaybederek daralmış; solun bir kesimi ise Kürt hareketinin yörüngesine girerek kendi halkına yabancılaşmıştır.

Kürt hareketi, Suriye’deki gelişimini de Suriye halklarının ve bölge halklarının aleyhine kurmuştur. ABD işgalinin yardımcısı olmuş; Suriye’de elde edilen kazanımlar Batılı emperyalistlerin ve İsrail’in desteğine bağlanmıştır. Oysa IŞİD’in Batılı emperyalistler ve İsrail tarafından üretilmiş bir yapı olduğu gerçeği hesaba katılmamıştır. Emperyalizmin ne olduğu kavranamamıştır.

Düşünce ve eylemde Kürt hareketine bağımlı hâle gelen sol çevreler de bu nedenle emperyalizm gerçeğine sırt çevirmiştir. “Emperyalizm” dediğinizde milliyetçi olmakla suçlanır hâle geldiniz. Çünkü Kürt hareketinin emperyalizmle kurduğu ilişkiye itiraz edilmemesi gerekiyordu. Ortadoğu’yu mahvetmekte olan güçlerle ilişkiyi, 2. Dünya Savaşı yıllarında Sovyetler Birliği’nin Nazizme karşı Batılı emperyalistlerle kurduğu ittifaka benzeten, akıl dışı açıklamalar dahi yapıldı. Enternasyonalizm adına yapılan dalkavukluk taktir edilirken, Kürt halkını kendi halkı bilen devrimcilerin itirazları “Kürt düşmanlığı” olarak damgalandı.

Öte yandan kendilerini anti-emperyalist Türk yurtseveri olarak tanıtan birçok kişi, IŞİD–El Kaide uzantısı HTŞ’ye ve başına ABD’nin 10 milyon dolar ödül koyduğu Colani’ye hızla alıştı. Onları “Suriye” adı altında dost, Kürt yurtseverlerini ise “terörist” olarak kodlayıp düşman ilan ettiler.

AKP–MHP iktidarı ise Nusaybin’deki bayrak provokasyonunu kullanarak kendisini halkın savunucusu gibi göstermeye, aynı zamanda halkı sindirmeye çalışmaktadır. DEM Partisi ise Türk bayrağıyla bir sorunları olmadığını açıkça ifade etmektedir.

Hafta boyunca yandaş basında İmamoğlu hakkında “gizli sevgilisi olan bir sporcuya parasal menfaat sağladığı” ve “özel uçağını seks organizasyonları için kullandığı” yönünde bir karalama kampanyası yürütüldü. İddia edilen uçağın İmamoğlu’yla hiçbir ilişkisi olmadığı ortaya çıktı. ABD ile ilişkileri iyi olan AKP iktidarı, Batılı güçlerden ciddi bir itiraz görmeden muhalefeti ezmeye devam ediyor. CHP liderliği ise Batılı güçlerin ve sermayenin desteğine bel bağlayarak hem kendisine hem CHP’ye hem de demokratik mücadeleye zarar vermektedir. İmamoğlu’nun yaslanmak istediği kapitalistler, Gazze ve Suriye’nin yeniden imarı ihaleleriyle çok daha fazla ilgilenmektedir.

Mücadele haberleri

Hafta boyunca işçi direnişleri devam etti. 19 Ocak 2009 tarihinde faşistler tarafından katledilen Hrant Dink’in anılması eylemlerine katılım canlı geçti. Hrant Dink anti-emperyalist Türk-Ermeni dostluğunun simgesidir. Suriye’de HTŞ güçlerinin Kürt hareketine saldırılara karşı Türkiye’de ve Avrupa’da protesto gösterileri düzenlendi. Cumartesi Anneleri katledilen evlatlarını ve yakınları için bu hafta da toplandı.

Şimdi dünya haberlerine geçerek özetimizi sonuçlandıracağız.

Dünya

Geçtiğimiz hafta İran’daki halk isyanı durulurken ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı ihtimali bu hafta içinde arttı. Hatırlanacağı gibi İran’da halkın haklı isyanı, içine ABD ve İsrail yanlılarının sızıp olayları rayından çıkarması nedeniyle sönmüştü. Şimdi ABD savaş gemileri İran’a yeniden yöneldi ve İran da saldırıya uğraması halinde tereddütsüz karşılık vereceğini açıkladı. 

21 Ocak’ta yapılan Davos Dünya Ekonomik Forumu, ABD ile Batılı müttefikleri arasındaki çelişkilerin açıkça tartışıldığı bir zemine dönüştü. Bilindiği gibi her yıl dünyanın en büyük kapitalistleri ve etkili burjuva siyasetçileri İsviçre’nin Davos kasabasında bir araya gelir. Bu yılki toplantıda Fransa Cumhurbaşkanı Macron, ABD’nin Avrupa’yı zayıflatmaya ve kendisine bağımlı hâle getirmeye çalıştığını iddia etti. Trump ise ABD’nin artık Avrupa’nın askerî güvenliğini sağlamayacağını açıkladı. Grönland’ın Danimarka’dan alınması konusunun çözüldüğü ileri sürülse de durum hâlâ belirsizliğini koruyor. Trump Grönland’dan vazgeçmiş değil; ancak bu sorun nedeniyle Avrupa ülkelerine ek gümrük vergileri uygulamaktan vazgeçtiğini belirtti.

Davos Zirvesi’nde Gazze Barış Kurulu’na katılacak ülkeler de belirlendi. Soykırımcı İsrail’in lideri Netanyahu başta olmak üzere, Türkiye Dışişleri Bakanı ile Arjantin’in faşist devlet başkanı Javier Milei kurulda yer alacak isimler arasında bulunuyor. Söz konusu “Barış Kurulu”, gerçekte yakılıp yıkılan Gazze’nin yeniden inşası üzerinden ihale kapma mekanizmasıdır. Gazze açıklarındaki enerji kaynaklarının gaspından pay alma hevesi de bu sürecin önemli bir parçasıdır. Kurula daimi üye olmak isteyenlerin Trump’a 1 milyar dolar yatırması gerekmektedir. Davet edilen 50 ülkenin katılması hâlinde, daha baştan 50 milyar dolarlık bir fon oluşacaktır.

Putin liderliğindeki Rusya, hafta boyunca Ukrayna sahasında daha serbest bir hareket alanı buldu. Rus egemenlerinin, Odesa’yı ele geçirerek Transdinyester’deki konumlarını sağlamlaştırmak için uygun bir fırsat kolladıkları görülmektedir. Trump’ın, Putin’in barışa yanaşmadığını söylerken ne kadar samimi olduğu ise belirsizdir. İki taraf arasında gizli bir anlaşma olduğu izlenimi güçlenmektedir.

ABD emperyalistleri Küba üzerindeki ambargoyu daha da sıkılaştırdı. Çin Halk Cumhuriyeti ise açlık tehdidi altındaki Küba’ya pirinç yardımı göndereceğini açıkladı.

Sonuç

Avrupa ile ABD’nin arasının günden güne açıldığı bir süreçten geçiyoruz. AKP iktidarının ABD yönetimiyle ve Avrupa devletleriyle ilişkileri iyi durumdadır. Ancak bu ilişkilerin yatın ne olacağı belirsizdir. 

Kürt ulusal hareketi Suriye’de bir kez daha kullanılıp kenara itilmiştir. ABD ve İsrail, Öcalan’ı esir alarak Türkiye egemenlerine teslim etmiş olmasına rağmen Kürt hareketi bu güçlere yakın durmayı sürdürmüştür. Sonuçta Kürtler Suriye’de kullanılmış, ardından IŞİD kalıntısı güçlerin egemenliğine terk edilmiştir. Tıpkı Suriye’deki Aleviler gibi Kürtler de bugün ağır bir saldırı tehdidiyle karşı karşıyadır. Bu saldırılar yalnızca Kürtlere değil, Türkiye halklarının tamamına yöneliktir. Türkiye ve Suriye halkları, ABD emperyalizmine ve İsrail yedeğindeki dinci gericiliğe teslim olmayacaktır.

Kürt halkı, Türkiye soluna ve Kürt ulusal hareketine sayısız kahraman kazandırmış direnişçi bir halktır. Kürt halkının tarihi, zulme karşı direniş tarihidir. Devrimci Kürt gençliği 12 Eylül döneminde Kürt ulusal hareketi saflarında önemli bir devrimci atılım gerçekleştirmiş, aynı zamanda Türkiye solunda da mücadeleyi yiğitçe sürdürmüştür. Bugün yaşanan ağır yenilgi, Batılı emperyalistlere yaslanma politikalarının bir ürünüdür.

Ezilen ulus hareketi, kararlı ve tutarlı bir anti-emperyalist çizgiye sahip olmadığı sürece emperyalizmin ve İsrail’in yedeğine düşmektedir. Bu politikalarda ısrar edilmesi hâlinde Kürt ulusal hareketi daha ağır sonuçlarla karşı karşıya kalacaktır. Kendi gelişmesini Suriye’de ve Türkiye’de emperyalizme ve Siyonizme hizmet eden bir çizgi üzerine kurmak en büyük yanlıştır. Tutarlı anti-emperyalist duruşu bugün Türkiye solu temsil etmektedir. Kürt halkının özgürlüğünden yana devrimcilerin gerçek yeri Türkiye devrimci hareketidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.