Kürt ulusal hareketinin önde gelen isimlerinden Sebahat Tuncel, T24’ten Cansu Çamlıbel ile uzun bir röportaj gerçekleştirdi. Tuncel’in röportajda ileri sürdüğü, “Kürtler taktik olarak emperyalistlerle ittifak kuruyor” cümlesi ile oldukça tartışıldı.
Eski HDP vekillerinden Sebahat Tuncel T24’ten Cansu Çamlıbel ile röportajında Rojava, Türkiye ve Kürtlerin durumuna ilişkin görüşleri ile bölgede yaşanan gelişmelere dair düşüncelerini ileri sürdü.
Tuncel Suriye’de Esad’ın devrilerek HTŞ’nin iktidara getirilmesi süreci ile ilgili, “Son süreçte de çözümsüzlük siyasetinin yaratılmasında İngiltere olumsuz rol oynadı bence. Mesela Ahmed El Şara birdenbire nereden çıkıverdi? Sakalını kesip takım elbise giydirince bir anda o kişi hemen demokrat ve özgürlükçü birisi olmuyor, zihniyeti devam ediyor. Onu emperyalistler Esad’a karşı, kabul edilebilir bir lider olarak karşımıza çıkarttılar. Öncesinden de belli ki eğitilmiş gelmiş” ifadelerini ileri sürdü.
“Emperyalistlerle girilen ittifak taktik”
Tuncel’in röportajında en çarpıcı kısım ise emperyalistlerle girilen ittifakın taktik olarak nitelendirildiği kısım oldu. Emperyalist devletlerle girilen ilişkinin “diplomasinin gereği” olduğunu ifade eden Tuncel şunları ifade etti:
“Rojava yönetimindeki Kürtler, ABD, İsrail, Rusya ve birçok ülkeyle ittifak ve ilişki kurarken bunların bir kısmını stratejik, bir kısmını da taktik ittifaklar olarak gördüler. Kürtler esas olarak halklarla stratejik ittifaklar kuruyor. Sosyalist güçlerle, ezilen emekçilerle stratejik ittifaklar kuruyor. Emperyalist güçlerle ittifakları ise daha taktik. Yani onlara çok güvendikleri için kurmuyorlar bu ilişkileri ya da ittifakları. Ama en nihayetinde Orta Doğu’da bu güçlerle ilişki içerisine girmeden yürümeniz zor. Diplomasinin gereğidir bu. Türkiye de bugün birçok ülkeyle ilişki ve diyalog içerisinde, olmak durumda. Ama burada Kürtler açısından en önemli şey bu ilişkilere tamamen güvenmek yerine çıkarların ortaklaştığı bir yerden siyaset yürütmek. Kürtler eskiden beri hem ABD’nin hem İsrail’in hem İngiltere’nin hem de Fransa’nın rolünü stratejik olarak ele almadılar. Bu ilişkiler zorunluydu. ABD de IŞİD’le mücadelenin bir parçası olarak SDG’ye ve Kürt siyasetine yaklaştı. Ama Kürtler orada başka bir hayat kurdular. Sadece IŞİD’e karşı mücadele ile yetinmediler, aynı zamanda demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü, sosyalist bir yaşam örmek istediler. Kendi geleceklerine kendileri karar vermek istediler. O savaş koşullarında öylesi bir hayat inşa ettiler.”
Barzani, Talabani ve Öcalan’ın içinde yer alacağı yeni bir statü arayışı
Kürtlerin birliği ve Rojava’daki son gelişmelere değinen Tuncel, “Barzani’nin Rojava yönetimine arka çıkması ve müzakere masasını kurması size sürpriz oldu mu?” sorusuna şu cevabı verdi:
“Rojava’daki Kürtlerin kazanımları ortadan kalkarsa sıranın Başûr’a, yani Irak Kürdistan’ına da geleceğini öngörerek bu tehdidi ortadan kaldırmak istediler. Rojava’daki kazanımlar Kürtler açısından çok hassas ve duygusal bir konu. Bu süreçte İran’dan Rojava’ya nerede olursa olsun Kürtlere yönelik bir saldırı bütün Kürtlere yönelik olarak algılandı. Bu kolektif bir iradedir. Hatırlayın, 2014’teki Kobani direnişi sırasında da böyle olmuştu. Bütün dünyadaki Kürtler ve Kürtlerin dostları ayağa kalkmıştır. Rojava belki en küçük parça Kürtler açısından ama kuvvetli bir duygu bağı var oranın herkeste. Bu son durumda da sokak Kürtlere “Birlik siyaseti yapın” dedi. Şimdi birlik zamanı. Sayın Talabani, Sayın Barzani, Sayın Öcalan’ın da içerisinde yer alacağı, yine Rojava yönetiminin de belki ortaklaşacağı Kürtlerin hak ve özgürlüklerini güvence altına alacak bir statü arayışıdır bu Orta Doğu’da.”
“Masanın devrilmesi ihtimali vardı”
Türkiye’de gelişen çözüm sürecine ilişkin konuşan Tuncel, oluşturulan masanın Rojava meselesinden dolayı devrilecek düzeye geldiğini belirterek, “Bence hâlâ diyalog devam ediyor. Yani kesilmemiş olması önemli. Ama Rojava’yla birlikte kritik bir aşamadan geçti bana göre. Masanın devrilmesi ihtimali vardı, Suriye’de Kürtlere yönelik saldırı durdurulamasaydı başka bir durum ortaya çıkardı. Bence o ihtimali vardı evet. Kritik bir aşamaydı gerçekten. Eğer o saldırı durdurulamasaydı, başka bir durum ortaya çıkardı” dedi.
Meclis’teki sürece ilişkin hareketlenmeye de değinen Tuncel, “Süreç ilerliyor ki Meclis’te de biraz hareketlenme oldu. Komisyon yasal konulardaki raporunu hazırlayacak. Ama bu işin en başından beri o konuştuğumuz çelişki var çünkü devlet demokratik çözümden bahsetmiyor. “Ey Kürtler size çok zulüm ettik, hak ve özgürlüklerinizi gasp ettik. Bundan sonra eşit yurttaşlık temelinde bir şey veriyoruz artık. İnkâr politikalarından vazgeçiyoruz” demiyor. Meseleye Orta Doğu siyasetinin 7 Ekim 2023’te girdiği yeni evre, yani ‘Üçüncü Paylaşım Savaşı’ üzerinden bakıyor. Ama bu süreç Kürtlerin hak ve özgürlük talepleri açısından da yeni bir durumu ortaya çıkarttı. Bu mücadele önemli” ifadelerini kullandı.
“Kürtler artık kendisine oy vermeli, birini iktidara taşımak zorunda değiliz”
Sebahat Tuncel, seçimlere ilişkin kendisine yöneltilen Kürt seçmenin tavrının ne olacağı sorusuna ise şu cevabı verdi:
“Bence hem AKP hem CHP’nin ya da genel kamuoyunun Kürtlerin oyuna böyle pragmatist yaklaşması sorunlu. Kürtlerin oyunu kime vereceği tartışması da çok sorunlu. Bence artık Kürtler kendine oy vermeli. Yani birini iktidara taşımak zorunda değiliz. Tabii bu benim kendi kişisel görüşüm. Kürtler artık kendi öz gücüne dayanarak stratejik ittifaklarıyla iktidarı hedeflemelidir. AKP de CHP de mevcut kapitalist düzen içerisinde bir çözüm öneriyor. İkisinin de programlarına bakın, aşağı yukarı aynıdır. Birisi biraz daha muhafazakâr sağ, birisi de sosyal demokrasi sosuyla benzer şeyler sunuyor topluma. Ben sosyalist bir programın, radikal demokratik bir programın Türkiye halklarını kurtaracağına inanıyorum. O yüzden de artık Kürtlerin kime oy verecekleri tartışmasından çıkmaları gerektiğini düşünüyorum. Önümüzdeki dönemde bence temel strateji bu olmalı. Biz birilerini taşımak zorunda değiliz.”


























