7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen 36’ncı NATO Zirvesi, dünya halkları aleyhine kararlar aldı. Batılı emperyalistler Türkiye’yi Rusya ve İran’a karşı kullanma çabasındalar. İktidar, Batılı emperyalistlerin militarizm ve savaş yanlısı politikalarını bir fırsat olarak görürken; Türkiye solu düzenlediği NATO karşıtı gösterilerle ülkemizin bağımsızlığını, halkımızı ve barışı savunma iradesini ortaya koydu. Bu haftaki özetimizde, zirve öncesi ve sırasında yaşanan gelişmelere yoğunlaşacağız.
NATO ülkelerinin liderleri AKP iktidarı tarafından büyük bir şatafatla ağırlanırken; NATO’yu protesto eden, ülkemizin bağımsızlığını ve halkın haklarını savunan anti-emperyalist güçler gözaltılar ve tutuklamalarla karşı karşıya kaldılar. Zirveye bir hafta kala başlayan ve TEMA Vakfı üyelerini bile kapsayan yoğun gözaltılar giderek arttı ve tutuklamalara dönüştü. Ankara adeta bir “yasaklar kenti” haline getirildi. Ankara, İzmir, İstanbul ve Eskişehir gibi birçok şehirde “milli güvenlik” gerekçesiyle eylemler yasaklandı. NATO’nun bölgedeki savaş politikalarını eleştiren aydınlar ve gazeteciler hedef alındı; muhalif gazetecilere akreditasyon bile verilmedi. Bütün bu olağanüstü hal koşullarına ve kuşatmaya rağmen devrimci güçler, NATO’nun iç yüzünü teşhir eden yoğun yayınlar yaptı ve ısrarla sokaklara, eylemlere çıktı. Yaka paça gözaltına alındılar; gözaltı sırasında uygulanan polis şiddeti televizyon kanallarında da gösterildi.
Emperyalizme karşı ülkemizin bağımsızlığını savunmak için sokağa çıkan muhaliflere baskı uygulanırken, İstanbul Boğazı Amerika’nın 250’nci kuruluş yıl dönümü (4 Temmuz 2026) bahanesiyle ABD bayrağının renkleriyle donatıldı. Oysa AKP lideri Tayyip Erdoğan, 2018 yılında elinde İnönü’nün fotoğrafını göstererek, “Elindeki bayrağa dikkat edin, Türk bayrağı değil; elindeki bayrak Amerika bayrağı” diyerek aşağılamıştı. Üstelik 1962 yılında çekilmiş olan o fotoğrafta İsmet İnönü, o sıradaki ABD Başkan Yardımcısı Lyndon B. Johnson’ın Ankara ziyareti esnasında iki bayrağı birden tutuyordu. Erdoğan, ABD severlikte Etimesgut’taki Ankara Havalimanı’nda bir binaya gelmiş geçmiş en lümpen ABD Başkanı olan Trump’ın adını verecek kadar ileri gitti.
Zirvede emperyalizmin dayatmaları gündemdeydi. Trump Ankara’da iken ABD emperyalistleri İran’a saldırdı. İran’a hakaret ve tehditler yağdıran Trump, ateşkesi bozduğunu açıkladı.
Zirvenin sonunda yapılan 6 maddelik açıklama ise beklendiği gibiydi. NATO’nun ünlü 5’inci maddesine vurgu yapılarak, başka ülkelere karşı birbirine arka çıkma iradesi kuvvetlendirilmiş göründü. Rusya’nın hem yakın hem de uzun vadeli bir ortak tehdit olarak görüldüğü ortaya konuldu. Rusya’nın tehdit ilan edilmesinin anlamı; Ukrayna savaşı yoluyla Rusya’nın gücünün kırılması ve Rusya’nın parçalanması yolundaki çabaların kararlılıkla sürdürülmek istenmesidir. Ukrayna savaşının mali yükü asıl olarak Avrupa emperyalistlerinin sırtına yıkıldı. Ukrayna’ya bu yıl 70 milyar dolar para ödenecek. Savaş nedeniyle Ukrayna’nın 25-28 milyona düşmüş olan nüfusunun 3 katından fazlasına sahip Türkiye’de bile iktidarın 2026 toplam “savunma” bütçesi 48 milyar dolardır. Ukrayna’da SİHA üretimine paralel olarak balistik füze de üretecekler. Rusya yakın zamanda Ukrayna’da bir uranyum zenginleştirme tesisini vurduğunu açıklamıştı. Avrupalı emperyalistler para ve silah verecek, Ukrayna rejimi de Ukrayna halkını ölmeye ve öldürmeye sürmeye devam edecek.
NATO toplantısının en önemli sonuçlarından biri, askeri harcamaların artırılması yolunda daha güçlü bir irade konulması oldu. Bu amaçla 50 milyar doların üzerinde yeni ve ortak bir askeri harcama yapılacağı açıklandı. Teknolojik dönüşüm ve yapay zeka alanında iş birliğinin artırılması, bu amaçla ortak bir “Transatlantik Savaş Bulutu” (Warfighting Cloud) altyapısı geliştirileceği ilan edildi. ABD emperyalistleri bu kararlarla NATO ülkelerinin silah sanayilerini kendi silah sanayisine bağlamayı amaçlıyor. NATO’nun patronu ABD’nin, üye ülkelere askeri harcamalarını milli gelirlerinin yüzde 2’sinin üzerine çıkararak yüzde 5’e ulaştırma yolundaki dayatması biliniyor. Başta AKP iktidarı olmak üzere üye ülkelerin birçoğu bu yönde gayretli görünüyor. Rusya’ya yönelik ekonomik yaptırımlar uygulama adına ucuz yakıttan mahrum bırakılarak ekonomisi ağır darbe alan Almanya, silah sanayisine yoğunlaşarak gelişme kararı almış görünüyor. NATO üyesi olmadığı halde zirveye katılan Japonya da NATO’nun Rusya ve Çin’e karşı saldırı planlarına uygun olarak silahlandırılıyor. Odak; dünya savaşı çıkarma potansiyeli olan Almanya ve Japonya’nın askerileştirilmesinin yol açacağı tehlikeye her fırsatta işaret ediyor. Gelişen savaş ekonomileriyle siyaset tüm dünyada birbirini etkileyecek; böylece hem askeri harcamalar hem de savaş tehlikesi artacaktır. Bilindiği gibi savaş kararını egemenler, yani ezenler alır; bedelini ödeyen ve cepheye giden ise ezilenler olur.
Bildiride İran aleyhine de açıklamalar yapıldı ve İran’a karşı ortak bir tutum izlenimi verildi. İran, ABD’nin saldırısına Körfez ülkelerindeki askeri üsleri hedef alarak yanıt verdi. Yalanları ve palavralarıyla ünlü Trump’ın açıklamalarının nasıl tutarsız olduğu bilinmektedir. Ne İran ne de Rusya geri adım atıyor. Batılı emperyalistlerin Ukrayna’da ve Körfez’deki savaşı kaybetmeye devam etmeleri halinde zirvede sağlanmış görünen birliğin devam etmesi zordur. İspanya şimdiden bayrak kaldırdı. Çekya ve Bulgaristan hükümetleri de Ukrayna savaşına gönüllü değildir. Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un zirve öncesinde eski sömürgesi Suriye’ye giderek özel görüşmeler yapması, NATO içindeki çatlakların sürdüğünü gösteriyor. Trump yönetimi ise NATO ortaklarını her an sürprizlerle karşı karşıya bırakabilir.
AKP iktidarından bölgede Rusya ve İran’a karşı stratejik bir rol oynaması bekleniyor. İstanbul Boğazı’nda İngilizler ve Fransızların komutasındaki Deniz Unsuru Birimi Komutanlığı Rusya’yı hedef alıyor. İngiliz emperyalistlerle bu konuda gizli bir anlaşma olduğundan da söz edilmektedir. Adana’da kurulmakta olan NATO Kolordu Karargahı da Orta Doğu, Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika’yı kapsıyor. Bu iki ünite; Karadeniz ülkesi Romanya’daki ve Baltık ülkesi Polonya’daki NATO karargahlarıyla eş güdüm içinde olacak.
AKP’ye yakınlığıyla bilinen gazeteci Abdülkadir Selvi, Hürriyet gazetesindeki köşesinde, iktidarın Rusya’dan 2,5 milyar dolar ödeyerek satın aldığı S-400 hava savunma sistemlerini bir Körfez ülkesine satma kararı aldığını öne sürdü. Hatırlanacağı üzere S-400’lerin mukavelesi 2017 yılında yapılmış, sistemler 2019 yılında teslim alınmıştı. Bu satış sayesinde iktidar, hem ABD’nin hakimiyetinde merkezîleşen silah sanayisine daha sıkı ayak uyduracak hem de Körfez ülkelerindeki ABD varlığının savunulmasına destek olacak.
ABD saldırısı sonucunda 28 Şubat’ta öldürülen Ali Hamaney’in cenazesi, yaklaşık 4 ay sonra toprağa verildi. Cenaze; 3 Temmuz’dan itibaren Tahran (İran), Kum (İran), Necef (Irak) ve Kerbela (Irak) şehirlerinde, 9 Temmuz’da iseMeşhed’de (İran) gezdirildi. Bu törenlerde Hamaney, Şiiliğin Humeyni ile birlikte en önemli liderlerinden biri ilan edildi.
Hamaney’in cenaze töreni, İran yönetimi içindeki görüş ayrılıklarını da açığa vurdu. Bazı Devrim Muhafızları yanlıları, törende Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Arakçı’yı, Batılı devletlerle anlaşmak istedikleri gerekçesiyle “hain” ilan ettiler.
NATO ülkeleri silahlanma ve savaş peşinde koşarken Avrupa’da işsizlik çığ gibi büyüyor. Bir süredir Çin arabalarıyla rekabette geri kalan Volkswagen otomotiv firması, önümüzdeki yıllarda Almanya’da 120 bin işçinin daha işinin tehlikede olduğunu açıkladı. Sadece Microsoft ve Intel gibi küresel sermaye şirketleri, yapay zeka yatırımlarına kaynak ayırabilmek amacıyla 2026’nın ilk yarısında 113 binden fazla teknoloji çalışanını işten çıkarmış durumdadır. Yapay zekanın üretime girmesi sonucu büro işçileri, muhasebe personeli ve orta kademe yöneticilerin işlerini kaybetme riski artarken iş saatleri düşürülmemektedir. Hatta emeklilik yaşı dahi uzatılmaktadır. İşçi sınıfının sermaye karşısında aktif bir güç olamaması, kapitalistlerin dünyayı kendilerine daha çok benzetmesine yol açıyor.
Avusturya’nın ikinci büyük şehri Graz’da 28 Haziran Pazar günü yapılan seçimlerde Avusturya Komünist Partisi adayı Elke Kahr’ın belediye başkanlığını ikinci kez ve üstelik oylarını yüzde 7 civarında artırarak kazanması tartışılıyor. Irkçılığın yükseldiği Avrupa’da sağlanan bu başarıda, belediyenin barınma sorununa öncelik vererek sosyal konut üretmesi ve konut piyasasını özel şirketlerin insafına bırakmaması çok önemli bir rol oynadı. Belediye yöneticileri ile halk arasındaki bürokratik engellerin ortadan kaldırılması sayesinde sorunlar, karşılıklı çabayla süratle saptanarak geciktirilmeden çözüme kavuşturuldu.
Yirmi yıldır yerel yönetimlerde görev alan Elke Kahr, bu anlamda bir sosyal hizmet uzmanı rolü üstlendi; her hafta halkla doğrudan görüşme toplantıları yaptı ve her fırsatta halkın arasında yer aldı. Kamu kaynaklarının sarf edilmesinde bakım hizmetleri, sağlık, sosyal yardım, yaşlılar ve eğitim gibi sosyal refah alanlarına öncelik verildi. Seçilmiş tüm yöneticilerin halka hesap vermesi zorunluluğu getirildi. Ayrıca belediye yöneticileri ve milletvekilleri arasında mütevazı bir yaşam sürdürme; maaşlarının ortalama bir işçi ücretini aşan kısmını (2 bin Avro) zor durumdaki vatandaşların faturalarını ve kiralarını ödemek için kurulan sosyal dayanışma fonuna bağışlama kültürü geliştirildi.
Kahr’ın göç ve entegrasyon politikalarında ise iş, eğitim ve sağlık gibi temel imkanlara erişimde eşitlik sağlanmasına ve dayanışmaya önem verildi. Paris Komünü örneğine uygun bu adımlar, bildiğimiz halkçı belediyeciliktir. Devrimciler, çalıştıkları bütün alanlarda yerel yönetimlerin bu doğrultuda adımlar atması için çaba sarf etmelidirler.
Mücadele Haberleri
Gayrettepe’de 29 kişinin yanarak can verdiği katliamın 15. duruşması bugün görüldü. Sorumluların çoğunun yargılanmadığı davanın sil baştan görülmek istenmesine karşı aileler tepki gösteriyor. Masquerade isimli kulüpte yakınları katledilen aileler, delillerin ortada olduğunu, Çalışma Bakanlığının, sorumlu belediyenin ve diğer sorumlu kişilerin neden yargılamaya dâhil edilmediğini soruyor.
Dilovası İşçi Katliamı Aileleri, nöbetlerinin 5. haftasında 12 Temmuz Pazar günü Gebze Kent Meydanı’nda olacaklarını duyurdu. Aileler, katliamda sorumluluğu olan kamu görevlilerinin yargılanmasını, Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını ve katliam davasının Kandıra Cezaevi Kampüsü’nden alınıp Gebze’de görülmesini istiyor.
Erzincan İliç’te Çalık Holding ortaklığındaki Anagold altın madeninde 9 işçinin tonlarca toprak altında kalarak katledilmesinin ardından görülen 8. duruşmada, yargı tarafından verilen kararla cezaevinde hiçbir tutuklu sanık bırakılmadı. 8 Temmuz’da görülen duruşmada katledilen işçilerden Uğur Yıldız’ın annesi, “Bizi ne hâle getirdiler, bu ülkede adalet yok. Hırsızlar, katiller sokakta. Benim evladım toprak altında. Bizim sesimiz duyulsun artık” diyerek isyan etti.
Birleşik Metal-İş, Nakliyat-İş ve mücadeleci sendikalarla birlikte birçok sendika, Türkiye’de yapılan NATO toplantısına karşı birçok fabrikada ve iş yerinde, çeşitli kent meydanlarında eylemler yaparak emperyalizmin savaş örgütüne karşı ses yükseltti. “Savaşa değil, emekçiye bütçe” sloganları emekçiler arasında sıklıkla yankılandı.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi işçileri, işlerine dönmek için belediyenin çeşitli birimlerinde eylem yaparak ve Saraçhane’de belediye binası önünde oturma eylemi yaparak direnmeye devam ediyor. Beşiktaş Belediyesinde ise Turan Çil ve işine iade edilmeyen Cem Devran Çiftçi 5 gündür açlık grevindeler. Beşiktaş Belediyesi işçileri bugün bir basın açıklaması gerçekleştirecekler.
Çeşitli araştırmalara göre asgari ücret, haziran ayı ile birlikte yaklaşık 5 bin TL eridi. En düşük emekli aylığı ise bu erime nedeniyle 16 bin TL’ye kadar geriledi. Ara zam taleplerine karşı işçilerin ve emeklilerin yaşadığı sefaleti umursamayan iktidar, 2027 yılı için yıl sonunda yeni asgari ücret ve emekli maaşı rakamı belirlediğinde ücretlerdeki erimenin etkisiyle milyonlarca asgari ücretli ve emekli neredeyse zam almamış olacak.
Fransız merkezli AFP Türkiye’de grevde olan ve Türkiye Gazeteciler Sendikası üyesi basın emekçileri, yaşanabilir ücret talepleri dikkate alınana kadar grevlerine devam edeceklerini belirtiyorlar. Gazeteciler 5 gündür grevdeler.
Öğretmenler, Millî Eğitim Komisyonunun toplanacağı gün olan 14 Temmuz Salı günü Ankara’da olacaklarını açıklayarak haklarını alana kadar mücadele edeceklerini belirttiler. Özel sektör öğretmenleri, NATO toplantısı öncesinde Ankara’da açlık grevine başlamışlardı ve birçoğu darbedilerek gözaltına alınmışlardı.
Enerji-Sen’in Bursagaz’da sendika ve emek düşmanlığına karşı direnişi 31 gündür kararlılıkla sürüyor.
Temel Conta işçileri 578 gündür hakları için grevdeler.
Nakliyat-İş Sendikasının TÜVTÜRK Araç Muayene İstasyonlarındaki grevi 201 gündür devam ediyor.
Sonuç
NATO Liderler Zirvesi’nin Türkiye’de yapılması, aynı zamanda sosyalist solun kendisine gelmesine yardımcı oldu. Kürt ulusal hareketi ve CHP’nin etkisindeki sosyalist sol gruplar dahi aylardır güçlerini anti-emperyalist çalışmalara yoğunlaştırdı. Erdoğan, ülkemizin ve halkların aleyhine çalışan NATO’nun zirvesine ev sahipliği yapmakla böbürlenirken; CHP ve HDP (DEM Parti), Türkiye solunun anti-emperyalist çalışmalarına ilgi göstermediler. Özgür Özel bir yandan tutuklamaları yarım ağızla eleştirirken, diğer yandan da Newsweek gazetesine yazdığı yazıda kendi liderliğindeki Türkiye’nin NATO açısından önemini vurguladı ve göze girme çabasıyla NATO’ya “bizi bir kenara atmayın” mesajı verdi. Ne Kılıçdaroğlu’nun, ne Öcalan’ın, ne Demirtaş’ın ne de İmamoğlu’nun ülkemize ve halklara düşman savaş örgütü NATO toplantısını eleştiren bir açıklamasına rastladık. NATO’ya bağlılıkla övünen Özgür Özel’in Trump’ı çocuk katliamıyla suçlamasını, Türkiye solunun eylemlerinin etkisine bağlıyoruz. Türkiye solu anti-emperyalist tutumuna dönme yolunda adımlar atmaya devam ettikçe, hem CHP’ye hem de Kürt ulusal hareketine daha bağımsız bir gözle bakacaktır. Türkiye solunun bağ kurması gereken bu güçlerin taraftarları Türkiye solunun etkisiyle değiştikçe emperyalistlere yaslanmayı marifet sayan bu siyasal güçler de söylemlerini değiştirecektir. Dünya silahlanma ve savaş yönündeki hızlanan gelişmeler anti-emperyalist bir barış hareketi ihtiyacını artırıyor.
Türkiye’nin bağımsızlığı ve halkımızın mutluluğu ancak NATO’nun bu savaş politikalarından kurtulmakla, halktan ve insanlıktan yana, tam bağımsız ve anti-emperyalist, bir dış politika yürütmekle mümkündür. Ülkemiz, emperyalistlerin ve siyonistlerin çıkarları için sahaya sürülen bir ülke olmamalıdır. Bizler, emperyalist savaşın değil; bağımsız Türkiye’nin tarafındayız.























