Haftanın Özeti

0
1204

Bu hafta 17/25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonunun yıldönümü. 17 Aralık günü ülkecek şaşkınlıktan gözlerimiz faltaşı gibi açılarak sabaha kadar sıfırlanamayan paraları, para sayma makinelerini, ayakkabı kutularını izledik. Hiçbir şey 17/25 Aralık’tan öncesi gibi olamazdı, olmadı da. Eğer o gün karşı koyabilseydik; bugün, yüklendiği zaman bir kilometrelik tır konvoyu oluşturan 128 milyar doların yok edilişine ve daha nicelerinin yok edilişine alışmak zorunda kalmayacaktık.

Haftanın olaylarına sağlıkçılarla başlayalım.

2 yıldır salgınla mücadele ederken yaşadıkları zorluklar yetmiyormuş gibi, bir de iktidar ile boğuşmak zorunda kalan sağlık emekçilerinin dertleri de, mücadeleleri de artarak devam ediyor. Geçen hafta iş bırakan, ayrıca Fahrettin Koca hakkında suç duyurusunda bulunan sağlık çalışanları, bu hafta da Türk Tabipleri Birliği’nin g(ö)revdeyiz sloganıyla bir günlük iş bırakma eylemi yaptı. Bakan Koca’nın ağzı kulaklarında Meclise sunduğu, Erdoğan tarafından basın önünde aşağılanmasına konu olan iyileştirme ücreti teklifi – önerilen rakamın enflasyon verileri üzerinde olduğu gerekçesiyle-  sessiz sedasız geri çekilmişti. Türk Tabipleri Birliği; hem çekilen teklifin yasalaşması hem de iyileştirmenin sadece doktorları değil tüm sağlık çalışanlarını kapsaması talebiyle çarşamba günü, bir günlük g(ö)revdeyiz grevi yaptı.

Türk Tabipleri Birliği, bu hafta da bir açıklama yaparak; neredeyse 81 ilin tamamında bazı ameliyatların yapılamadığı bilgisini paylaştı. Bu açıklamayla tıbbi malzeme yetersizliği yüzünden beyin ve sinir cerrahi ile ortopedi ameliyatlarını yapılamadığını öğrendik. Ayrıca pandemi sürecinde Bakanlığın uygulamaları ve sağlıkta yıkım politikaları nedeniyle istifa eden doktor sayısı 10 bine dayandı. Bu durum hastanelerde randevu krizine yol açtı. Artık, hekimin bir hastaya bakma süresi 5 dakika ile sınırlı. Birçok servisten maalesef randevu alınamamakta.

Sağlıktan devam edersek, Omicron varyantı hızla yayılmaya devam ediyor. Birçok ülke pandemi önlemlerini yeniden sıkılaştırmaya başladı. DSÖ varyantın yayılma hızının çok yüksek olduğunu duyurdu. Biontech’in kurucuları Özlem Türeci ve Uğur Şahin’den ise “endişeliyiz” açıklaması geldi. Türkiye’de ise halkın pandemiyi düşünecek durumu pek kalmadı. Öncelikli sorun kışın nasıl atlatılacağı ve bu kaos ortamının nereye evrileceği. Bakan Koca, 2.doz üzerinden 3 ay geçenlerin 3.doz aşıları yaptırabileceğini açıkladı.

İşsizlik had safhada. Kilometrelerce uzayan ucuz ekmek kuyruklarını görmenin, çaresizlikten dolayı yaşanan intiharları duymanın kahrediciliğini yaşıyoruz.
Ekonomik durumu görece iyi olanlar erzak depolamaya başladı. Daha önce yağ için getirilen kotaya, bu hafta un, şeker ve tuvalet kağıdı eklendi.

Tüm bunların sorumlusu olan iktidar geçen ay zincir marketleri günah keçisi yapmıştı. Bu haftanın günah keçisi ise stokçular. Gıda fiyatlarındaki artışın sorumlusu olarak stokçuları hedef alan Erdoğan “stokçular bedelini ağır ödeyecekler” dedi. Bu bedel ödetme işinde patates ve soğan üreticilerine verdiği zarar ise halen akıllarda. İktidar yarattığı günah keçileriyle bir taşla iki kuş vuruyor. Hem hedef saptırıyor hem de ulusal muhalif mafyamız Sedat Peker’den öğrendiğimiz tabirle esnafın malına, itiraz edenin ise tepesine çöküyor.

Bu haftanın tepesine çökülen gruplarından birisi de öğrenciler oldu. Farklı şehirlerden Ankara’ya “Barınamıyoruz!” eylemleri için gelen öğrenciler şehir dışında durdurularak tekme tokat darp edildi ve 30’a yakın öğrenci gözaltına alındı. Bir kısım öğrenciye ise Ulus’ta basın açıklaması yaparken polis saldırdı. Bazı öğrenciler de orada gözaltına alındı.

Adalet İçin Hukukçular İnsan Hakları Komisyonu’nun 10 Aralık için hazırladığı rapora göre; son 6 yılda ifade ve düşünce suçları kapsamında 211.523 kişi yargılandı. Hakaret davalarında 35 kat, dava sayısında ise 30 kat artış yaşandı.

Sürekli tepesinde boza pişirilen alanlardan birisi de alkol. Gelir kalemlerini çalışanlardan alınan vergiye ve ÖTV’ye bağlamış olan iktidar önemli bir gelir kalemi olarak alkolü seçerek, burada da bir taşla birkaç kuş vurmayı alışkanlık haline getirdi. AKP iktidarı hem fiili olarak dindar devlette içki içmek haram algısını yayıyor hem korkunç zamlarla dolaylı vergileri yandaş olmayanların sırtına yığıyor hem de alkol tüketenlere gözdağı veriyor. Yılbaşı yaklaşırken salı günü yurdun çeşitli yerlerinde 9 kişinin sahte alkol nedeniyle öldüğü haberlere yansıdı. Çarşamba günü de 81 ilde yapılan kaçak içki operasyonlarını okuduk. Yılbaşına kadar birkaç operasyon haberi daha gelecektir.

Artık açlığın, sefaletin resmileştirilmesinden başkaca işe yaramayan asgari ücret görüşmelerinde pazartesi  karar çıkması bekleniyordu. Doların pazartesi günü beklenmeyen yükselişinden olsa gerek pazartesi yapılması beklenen asgari ücret  toplantısı yapılmadı. Pandemi sürecinde karlılığını %90’lara kadar artıran utanmaz TİSK’in önerdiği rakam 3900 TL oldu. Geniş bir kesim ise, Erdoğan’ın beklentinin üzerinde rakam vererek, yükselen tepkinin gazını alacağı görüşünü öne sürerken, Erdoğan Perşembe günü asgari ücreti net 4250 TL yaptıklarını, işverenin ödemesi gereken gelir vergisi ve damga vergisini kaldırdıklarını söyledi. Dolar üzerinden bakarsak geçen yıl asgari ücret 383 dolardı. Yeni asgari ücret ise 274 dolar. Yani asgari ücret 109 dolar düşmüş durumda.

Çok yaşamsal etkileri olan gündem arasında, gerçekte çok yaşamsal ama bizim ülkemizde artık sıradanlaşan olaylar da hız kesmiyor. Erzurum’da Diyanete bağlı bir Kuran kursunda yaşları 10-11 arasında değişen 7 çocuk istismara uğradı. Sapıklar cennetine dönen ülkede Ülkü Ocakları’nın eski başkanlarından Alpay Çömez 16 yaşındaki erkek çocuğunu istismardan tutuklandı. Her gün birkaç sapkınlık haberi okuduğumuz ülkemizde, askerlerin cinsel hayatını düzenleyen yönetmelikte ise değişiklik yapılarak asker adaylarının cinsel yaşantıları ve tercihleriyle ilgili kısıtlamaların kapsamı genişletildi. Artık evli olmayan asker adayları karşı cinsle aynı evi paylaşamayacak. Yine bu hafta AKP kanadında ikinci bir “pudra şekeri” vakası daha yaşandı. Daha önce AKP Genel Başkan Yardımcısının kokain çekerken görüntüleri basına yansımıştı. Şimdi de AKP Yozgat Merkez İlçe Başkanı Kürşat Kılıç’ın uyuşturucudan sızmış halde video görüntüleri ortalığa saçıldı.

Türkiye’nin son haftalarda olduğu gibi bu hafta da en önemli gündemi kuşkusuz dövizdeki kontrolsüz yükseliş oldu. Haftaya 14.16 TL ile başlayan dolar, Perşembe günü Merkez Bankası’nın faizi bir puan daha indirmesiyle 15.65’e çıktı. Artık dolar kuruş kuruş değil, lira lira yükseliyor, zamlar da dolu oldu yağıyor. Büyük marketler sadece değişen fiyatları güncellemek için görevli personel istihdam ediyor. Ülke savruluyor, ekonomistler felaket senaryoları sıralıyor. Birçok uluslararası finans kuruluşu Türkiye’nin mali durumunun öngörülemez olduğunu açıkladı. Gelinen noktada Afganistan dahil Türk lirası tüm para birimleri karşısında değer kaybediyor.

Erdoğan’ın farz faiz politikaları, ilk başlarda ekonomi bilmezlik olarak yorumlanırken, daha sonraları tüm politikaların bilinçli bir tercih olduğu; ülkeyi ucuz emek cehennemine çevirmeyi amaçladığı ortaya konuldu. (Demokrasi Okulu’nun bu haftaki konusu da buydu). Bu hafta ise tartışmalara OHAL koşulları mı yaratılmaya çalışılıyor acaba sorusu eklendi. Erdoğan’ın ekonomik koşulların kötü olmasını bahane edip seçimlere OHAL koşullarında gitmeyi amaçlaması da pek mantık dışı durmuyor.

Yıllardır AKP’nin ülkeyi bitirme politikalarının sonucu olarak artık lağım patlama noktasına geldi. Kamu kaynaklarının satılışı, içlerinin boşaltılışı, üretimin değil ithalatın teşvik edilmesi, tarım alanlarının, ormanların talan edilerek rant kapısına çevrilmesi, toprak dahil tüm kaynakların satılması, ülkenin dünyanın en büyük mülteci kampına dönüştürülmesi, reform adı altında sağlığın eğitimin özelleştirilmesi; yargının, ordunun, kolluğun yandaşlaştırılması ve daha birçok şey ülkeyi bugünkü duruma getirdi. Bunlar sessiz sedasız veya birden bire yapılmadı. Bunlar bağıra bağıra açıktan açığa yapıldı. Bugün gelinen noktada birçok insan, geminin fırtınaya yakalandığını, bir kayaya çarpacağını öngörüyor. Erdoğan doğrudan söylemese de kendi rejimlerinin kurulması amacına 2023 yılında ulaşmayı planladığını ima etti. Menzile ulaşmak için her seferinde iktidarda kalmanın yollarını buldu. Bu yolları bulmada ülke kaynaklarının zenginliği, muhalefetin derin uykusu, uyanıkların ise oldukça zayıf oluşu, sosyalistlerin parçalı yapısı kolaylaştırıcı etken oldu. Bugün kaynaklar bitti, ülke tepetaklak oldu. Muhalefet ise yavaş yavaş kafasını kaldırıp neler oluyor demeye başladı. Milyonlarca işsizin olduğunu, çalışanların yarıdan fazlasının asgari ücretle çalıştığını, asgari ücretin açlık sınırının oldukça altında olduğunu biliyoruz. Görece iyi bir gelir sahibi olduğu düşünülen insanlar da dahil, gelir seviyesinin yoksulluk sınırının altına düştüğü ülkemizde her gün bir önceki günden daha kötüsüne uyanıyoruz. Artık mücadele AKP’nin yıkım politikasına karşı halkın var olma politikası haline dönüştü.

Halkın tepki gösterme isteğinin yoğun olduğu günler yaşıyoruz. Ancak düzen partileriyle bu mücadele azmini hayata geçirmek mümkün değil. Yıllardır tek icraatları Erdoğan’ı halka şikayet etmek olan partiler; şimdi de sanki demokratik bir ülkede yaşıyormuşuz da günü geldiğinde seçim yapılacakmış gibi seçime şartlanmış durumda. Kendilerinde seçim yapmıyorum tezine karşı alternatif bir öneri yok. Halkın mücadelesini destekleyecek ve solun güçlerini birleştirmesini sağlayacak devrimci çalışmalar bekleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.