Her zaman, Friedrich Engels’in, proletaryanın büyük savaşçısının ve öğretmeninin anısını analım!
V.İ. Lenin
Marksizmin kurucularından olan Friedrich Engels’i ölümünün 131’inci yılında saygıyla anıyoruz. O, Marx ile ilişkisinde kendisini “İkinci Keman” olarak tanımlamış olsa da onsuz bir Marx düşünülemezdi. “İkinci Keman” olmak onun için adeta bir görevdi; işçi sınıfının kurtuluşu uğruna, büyük bir görev. O, proletaryanın yılmaz savaşçısı ve yoldaşlığın cisim bulmuş haliydi…
Friedrich Engels, 28 Kasım 1820’de Almanya’nın Bremen kentinde varlıklı bir tekstil fabrikatörünün oğlu olarak dünyaya geldi. Babası, daha çok tutucu ve otoriter bir kişiliğe sahipti. Engels ise babasının aksine genç yaşta tutuculuktan uzak, insan merkezli ve özgürlükçü düşüncelere ilgi duymaya başladı. Bu ilgisi daha lise yıllarındayken babasıyla fikirlerinin ters düşmesine sebep oldu. Ticaret eğitimi için gönderildiği Bremen’de edebiyatla ilgilendi, “Genç Almanlar” çevresinden etkilendi ve bu dönemki yazılarını Friedrich Oswald mahlasıyla yayımladı. 1841 yılında askerlik görevi için gittiği Berlin’de üniversitedeki derslere devam ediyor, Genç Hegelciler ya da Sol Hegelciler olarak adlandırılan grupla tanışıyor, Marx’ın yönettiği Renanya Gazetesi’ne yazılar gönderiyordu.
Engels’in Marx ile ilk yüz yüze karşılaşması 1842 Ekim’ine denk gelir. İngiltere’nin Manchester kentinde bulunan ve babasının ortağı olduğu Ermen & Engels tekstil şirketinde çalışmak için Almanya’dan ayrılan Engels yolculuğu sırasında Köln’e uğrar, burada yeni yayın hayatına başlayan Renanya Gazetesi’ni ziyaret eder ve ilk defa Marx ile görüşür. Bu görüşmede Marx’ın Engels ile oldukça mesafeli olduğu belirtilir çünkü Engels’i kendisinin henüz mesafelenmeye başladığı Genç Hegelciler çevresiyle bağlantılı olarak bilir. Görüşmenin ardından Engels Manchester’e geçer ve yaklaşık iki yıl boyunca İngiliz sanayisini, işçi sınıfını ve ekonomi-politiğini inceler. Bu sıradaki gözlemleri ve notları aynı zamanda İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu isimli eserinin de temelini oluşturacaktır. İngiltere’de gördüğü yoksulluk, hastalık, açlık, kötü çalışma koşulları ve iş kazaları onun düşünce gelişiminde önemli bir dönüm noktası olmuştur.
Lenin, Engels için yazdığı biyografik makalesinde onu şöyle tanımlar: “Engels’ten önce de, birçok kimse, proletaryanın acılarını yazmış ve ona yardımın gerekli olduğunu belirtmiştir. Proletaryanın yalnızca acı çeken bir sınıf olmadığını; aslında proletaryayı dayanılmaz bir biçimde ileri iten ve nihai kurtuluşu için savaşmaya zorlayan şeyin içinde bulunduğu utanç verici ekonomik durum olduğunu söyleyen ilk kişi Engels’tir. Ve savaşan proletarya kendine yardım edecektir. İşçi sınıfının politik hareketi, kaçınılmaz olarak, işçileri tek kurtuluşlarının sosyalizmde olduğunu kavramaya götürecektir. Öte yandan sosyalizm, ancak, işçi sınıfının siyasal savaşımının amacı olduğu zaman, bir güç olacaktır.” (1895 Sonbaharı, Lenin, Rabotnik Dergisi)
Engels’in Marx ile gerçek anlamda dostluğu ise Ağustos 1844’te, Paris’te yaklaşık on gün süren görüşmeleri sırasına denk gelir. Bu görüşmenin ardından, aralarında hayat boyu sürecek güçlü bir düşünsel ve siyasi ortaklık başlar. O, kendisinin de ifade ettiği gibi bu ilişkide “İkinci Keman” olarak kalmayı yeğlemiştir. Buradaki “birincilik” ya da “ikincilik” ifadesi ise burjuva toplum anlayışının aksine, güçlü bir yoldaşlık bağını ifade eder. Bu kategori, onun 15 Ekim 1884’te Johann Philipp Becker’e, Marx’ın ölümünden yaklaşık bir buçuk yıl sonra yazdığı mektupta şöyle geçer:
“Hayatım boyunca bana en uygun olanı yaptım; yani ikinci kemanı çaldım ve bunu da oldukça iyi yaptığımı düşünüyorum. Marx gibi böylesine büyük bir birinci kemancıya sahip olmaktan mutluydum. Fakat şimdi teorik konularda onun yerini almam ve birinci kemanı çalmam bekleniyor; bu durumda hatalar yapılması kaçınılmazdır.”
“İkinci Keman” olarak anılsa da Marx’a göre o “General”dir. Engels bu lakabını, askeri konulardaki analiz kuvvetinden alır. Ayrıca o, 1848 Devrimleri sürecinde, Baden-Pfalz Ayaklanması’na da doğrudan katılır ve Prusya Ordusu’na karşı savaşır. Engels burada August Willich komutasındaki devrimci gönüllü birliklerin üyesidir ve aynı zamanda Willich’in de yardımcısı görevindedir. Prusya birliklerinin ilerleyişine karşı düzenlenen Baden Seferi sırasında barikat savaşlarında bizzat yer alır Engels. Devrimin bastırılması nedeniyle Engels o sırada İsviçre’ye geçmiştir. İşte o generallik buradan gelir.
Engels, Marx ile birlikte bilimsel sosyalizmin gelişmesine büyük katkı sağlamıştır ve 1848 yılında Komünist Manifesto’yu kaleme almışlardır. Lenin, Marx ve Engels’in işçi sınıfına hizmetlerini, şöyle ifade etmektedir: “Onlar, işçi sınıfına kendini bilmeyi, kendi bilincine ulaşmayı öğrettiler ve boş hayallerin yerine bilimi koydular”. Engels, Marx gibi teori ve pratiği birleştiren bir devrimcidir, bu ikisini bir bütün olarak görür. Ona göre teori, toplumdan ve insanların gerçek mücadelelerinden kopuk bilgi alanı olarak görülmemelidir. Marksist teori, işçi sınıfının yaşadığı deneyimlerin, mücadelelerin ve tarihsel koşulların bilimsel olarak açıklanmasıdır. Yaşamı boyunca Avrupa’daki işçi örgütleriyle ilişkiler kurar, devrimci hareketlere katılır ve işçi sınıfının mücadelesinin güçlenmesi için çalışır. Ömrünün sonuna kadar işçi sınıfı ve sınıfın örgütlü mücadelesiyle iç içe yaşamıştır.
Engels’in önemli mücadele alanlarından biri de burjuva milliyetçilikti. Marx ve Engels Komünist Manifesto’da “işçi sınıfının vatanı yoktur” ifadesini kullanırken bir soyutlama yapıyorlardı. İfade ettikleri gerçek bir vatansızlık, aidiyetsizlik değildi, yurtseverlik onlar için önemli bir olgu idi. Onların itiraz ettikleri burjuva milliyetçilik, sınıfı bölen, ezilenleri ayrıştıran sahte bir olgudur. Bu duygularla Rus Çarlığı’na karşı bağımsızlık mücadelesi veren Polonyalıları, İngiltere egemenliğine karşı mücadele eden İrlandalıları, Amerikan İç Savaşı sırasında köleliğin kaldırılmasını savunan Kuzey (Birlik) hükümetini desteklemişlerdir.
Engels’e göre milliyetçilik, farklı ülkelerde benzer sömürü koşullarında yaşayan işçileri birbirinden uzaklaştıran ve sınıfsal dayanışmayı zayıflatan bir anlayıştı. İşçilerin çıkarlarının ulusal sınırlarla değil, ortak yaşam ve çalışma koşullarıyla belirlendiğini savundu. Bu nedenle enternasyonel işçi dayanışmasını destekledi ve tüm ülkelerin emekçilerinin ortak mücadelesine önem verdi. Bugün şovenizm olarak da tanımlanabilecek olan sahte milliyetçilik akımı, yalnızca Engels’in yaşadığı dönemde değil hala günümüz dünyasında işçi sınıfını örgütlü mücadeleden uzak tutan bir fikir akımıdır. Sosyalistler bu sahte milliyetçiliğe karşı “yurtseverlik” anlayışını savunur.
Engels’e göre kapitalist sistem içinde emekçilerin karşılaştığı sömürü, farklı ülkelerde benzer biçimlerde ortaya çıkıyor ve bu nedenle çözüm de uluslararası bir dayanışmayı gerektiriyordu. Ancak milliyetçi söylemler, zaman zaman işçilerin kendi sınıfsal çıkarları yerine ulusal farklılıklara odaklanmasına neden olabilmektedir. Bu durum, işçilerin ortak talepler etrafında birleşmesini zorlaştırarak örgütlü mücadeleyi zayıflatabilir. Engels’in enternasyonalizm anlayışı ise, emekçilerin birbirlerini rakip olarak değil, benzer sorunlarla karşılaşan ortak bir toplumsal güç olarak görmelerini amaçlıyordu. Engels’in bu anlayışı, ölümünden 131 yıl sonra hala güncelliğini korumaktadır. Bu nedenle Engels, Marksizmin kurucularından biri ve modern sosyalist düşüncenin en etkili isimlerinden biri olarak kabul edilir.
Engels, işçi sınıfının karşı karşıya kaldığı sömürünün bireysel değil, kapitalist üretim ilişkilerinden kaynaklanan toplumsal bir sorun olduğunu ortaya koymuş; kurtuluşun ise örgütlü ve kolektif mücadeleden geçtiğini savunmuştur. Onun enternasyonalizm anlayışı, işçi sınıfının bölünmelere değil ortak çıkarlara dayanan bir mücadele yürütmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Farklılıkların ötesinde birleşen bir işçi birliğinin, kapitalizmin getirdiği zorluklara karşı en anlamlı yanıt olduğunu ortaya koymuştur. Onun bıraktığı miras, giderek derinleşen adaletsizlikler karşısında bireysel çabaların yetersizliğini; ancak ortak bir sınıf bilinci ve enternasyonalist bir dayanışmayla kalıcı bir dönüşümün sağlanabileceğini açıkça hatırlatır. Lenin’in ifade ettiği gibi, “İşte bunun içindir ki, Engels’in adı ve yaşamı her işçi tarafından bilinmelidir.”
Engels bize örgütlülüğü, kesintisiz ve kararlı bir mücadeleyi ve derin yoldaşlık ilişkisini tarifler.
























