Arda Akarsu
Bilirim,
hele bir düşmeyegör hasretin hâlisine,
hele bir de tam okka dört yüz dirhemse yürek,
yolu yok, Don Kişot’um benim, yolu yok,
yeldeğirmenleriyle dövüşülecek.
Nâzım Hikmet Ran
Ülkemiz, faşizm ve dinci-gerici bir ideoloji tarafından kapana kıstırılmış durumda. Bu durum bizleri geleceksizliğe doğru sürükledi. İşçiler, kadınlar, gençler; kısacası ezilen ve sömürülenler umutsuzca kurtuluş yolları ararken bireycilik tarafından örgütsüzleştirildi ve güçsüzleştirildi.
Yirminci yüzyılın sonlarına doğru yükselişe geçen neoliberalizm, sosyal kurtuluş ütopyalarını tahrip ederek bir distopya yarattı. Okulları ticarethaneye çeviren; işçileri örgütsüzleştiren; dereleri, ormanları kâr amacıyla mahveden bu sistem; haklarını almak için birleşemeyen ve gölgesinden korkan insanlar yaratmayı amaçlamaktadır.
Yaşadığımız her alan bireyci ideolojinin etkisi altında kaldı. İşyerlerinde işçilerin önemli kısmı, yerlerini korumak ve bir üst kademeye gelebilmek için rekabet içindeler. Eğitim alanında öğrenciler, arkadaşları kendilerinden daha yüksek not almasın diye dua eder oldu. İnsanlık çürüme batağına itilirken halkımız, yaşamını sürdürecek parayı bulabilmek için her türlü pisliğe bulaşabilecek bir duruma getirilmeye çalışılmaktadır.
Gramsci bizlere bu durumu “hegemonya” kavramıyla anlatıyor. Egemen sınıf; kültür, medya ve eğitim yoluyla kendi değerlerini, ahlak anlayışını ve dünya görüşünü tüm topluma empoze eder. Egemenlerin ezilenler üzerinde rıza yaratması veya toplumu şekillendirmesi bunun üzerine kuruludur. AKP iktidarı dinciliği ve liberalizmi körükleyen eğitim ve toplum sistemini; bireysel kurtuluş yolları arayan, itaatkâr bir toplum modeli yaratmak için kullandı. Bencil çıkarlar etrafında koşuşturan insanlar; kendi yurduna, insanına ve insanlığa karşı yabancılaşmayla karşı karşıyadır.
Bu düzen hiçbir zaman bizlerin kaderi olmadı. Türkiye halkı dayanışmacı ruhunu, dayatılan bireyci ve rekabetçi şartlandırmaya rağmen yitirmedi. Öyle ki 11 ilde yıkıma yol açan 6 Şubat 2023 depreminde halk, depremzedelerle dayanışma göstermek için yurt çapında seferber olmuştu. Bir sorun yaşandığında komşumuzun yardımına koşmayı, diğer yurttaşlarla dayanışma içinde olmayı görev biliriz. Geriye bakarsak, Kurtuluş Savaşı koşullarında gençlik mücadeleye katıldığından okullar mezun bile verememişti. “Kadın evinde oturur, dışarıda ne işi var?” denilen kadınlar savaşta fedakârca seferber olmuştu. O dönemki dayanışma örneğinin en önemli sebeplerinden biri yurtseverlik duygusuydu.
Yurtseverlik bizlere dayanışmayı, birlik ve beraberliği kazandıran bilinçti. Daha sonraları, 1968 hareketinin öncülerinden Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin ve nicelerinin ortaya çıkışında, sosyalizmle buluşmuş devrimci yurtseverlik yatıyordu.
Sömürü ve baskı karşısında umutsuzluğun ve dağınıklığın yaşandığı koşullarda öncü kadrolara ihtiyaç artar. Mücadele ihtiyacını kuvvetle hisseden öncü nitelikteki insanlar bir araya gelirler. Kadrolar; umutsuzluğu umuda, bireyciliği ve rekabeti dayanışmaya, teslimiyeti direnişe çevirmek için öne düşerler.
Yurdumuz emperyalistler tarafından işgal edildiğinde Kurtuluş Savaşı’nın başına geçenler burjuva devriminin kadrolarıydı. Kurtuluş Savaşı’nı işçi-köylü devrimine dönüştürmeye çalışan Mustafa Suphiler; gençliğin antiemperyalist mücadelesini yükselten Denizler, Mahirler ve İbrahimler devrimci kadrolardı. 1980 ve 1990 gibi dünyanın ve ülkemizin geçtiği çok yoğun baskı ve dağılma dönemlerinde mücadeleye devrimci kadrolar sahip çıktı. Bugün öğrenci ve işçi hareketini geliştirmeye, mahalle halkının kendi sorunlarına sahip çıkmasına yardım etmeye çalışan bilinçli, özverili ve inisiyatifli insanlar devrimci kadrolardır. Mücadeleyi geliştirmek için kitle çalışması içinde kadrolar yetiştirmek gerekiyor.
Devrimci Kadro
Yukarıda belirttiğimiz gibi kadrolar; umutsuzluğu umuda, bireyciliği ve rekabeti dayanışmaya, teslimiyeti direnişe çevirmekle görevli insanırlar. Devrimci mücadeleyi ve özgürleşme pratiğini hayatlarının merkezine koymak kadroların esas görevidir. Kadro olacak kişilerin toplumdaki bireycilikten ve rekabetçilikten arınması gerekir. Bireycilik ve rekabetçilik görünüşte özgürleştiricidir, gerçekte ise insanları birlikte davranamaz hale getirir. Devrimci örgütlere sızan bireycilik ve rekabetçilik; kadrolar arasında birbirine karşı egemenlik ve rekabet ilişkileri, aynı örgüt içinde dahi kutuplaşma ve bölünmeler yaratır.
Devrimci kadro için aile ilişkileri, duygusal ilişkiler ve evlilik en hassas alanlardan biridir. Bu ilişkiler mücadeleye engel olmaktan çıkarılmalı, mümkünse mücadeleye yardımcı hale getirilmelidir. İnsan aileden daha kolay bağımsızlaşabilir ancak duygusal ilişkiler ve evlilik ilişkileri daha hassastır. Kadrolar bu ilişkileri devrimcileştirmelidir.
Devrimci kadrolar çevrelerinde sevgi, saygı ve güven duyulan insanlar olmalıdır. Bu nitelikler kadroların sözlerine ve davranışlarına kuvvet kazandıracak, kadroların halk içindeki etkilerini artıracaktır. Sorunları görmemizi engelleyen, bunların çözümünün mümkün olamayacağı fikrini empoze eden bir sistem tarafından yönetiliyoruz. Kadroların birbirleriyle ve çevreleriyle kurduğu sevgi, saygı ve güven ilişkisi sayesinde bu durumu tersine çevirecek bir enerji oluşur. İnsanların saygısı ve güveniyle ortaya çıkacak etki, taraftar kazanmada ve kitle hareketini geliştirmede önemli rol oynayacaktır.
Devrimin koşullarını bugünden ortaya çıkarmak, kadrolar arasındaki yoldaşlık ilişkisine dayanıyor. Kurulan bu ilişkinin çevreye yayılması bu sistemin değişimine katkıda bulunacaktır. Birbirlerine karşı sevgi ve güven ilişkisi yürüten kadrolar, kapitalizmin yarattığı insana alternatif yeni bir insan yaratma konusunda bu ilişkilerle başarıya ulaşacaktır.
Günümüz koşullarında birçok genç, Batı özentisi hayallerle halkından ve ülkesinden uzaklaşmış, yurtseverlik duygusunu yitirmeye yüz tutmuş durumda. Bu yanlışı sosyalist hareketlerin gençlerinde dahi görür olduk.
Devrimcilerin oluşturduğu sevgi ilişkisi sadece yüzeysel bir sevgi olarak nitelendirilmemelidir; içerisinde tevazuyu da barındırır. Kadrolar kendilerini halktan soyutlamamalı, onlardan biri olmalıdır. Bu, onların halkın sorunlarını anlayıp kavramalarına yardımcı olacaktır.
Teorik birikim kadrolar için şüphesiz çok önemlidir. Lakin günümüzde sadece teorik olarak bir şeyler okuyan, bunu pratiğe dökmek için çaba sarf etmeyen bir dünya solcu genç var. Veya pratik işlerde yoğunlaşan ama teorik konuda eksik kalanlar da azımsanmayacak kadar fazla. Kadrolar teori ile pratiğin sentezlenmesiyle var olur; yani teorinin pratiğe dönüşmesinde, pratiğin de teoriyi geliştirmesinde… Hareketimizin çok önem verdiği eğitim grupları teorik ve pratik çalışmanın birliğine dayanmaktadır.
Bir devrimci harekette devrimci örgütçülük ve militanlık esas olmalıdır. Mahir Çayan’ın da bahsettiği gibi: “Biz Marksizmi entelektüel gevezelik ve dünya devrimci hareketinin trafik polisliğini yapmak için okuyup öğrenmiyoruz. Biz dünyayı değiştirmek için, dünyanın Türkiye’sinde devrim yapmak için Marksizmi öğreniyoruz.” Bu örgütçülük ve militanlık vasfı, Mahir’in de söylediği gibi ülkemizi ve dünyayı değiştirmeye hizmet etmelidir.
Taraftarlar mücadele içinde denenerek, çelikleşerek kadro olurlar. Bir insanın kadro olabilmesi için mücadelede denenmiş, sağlamlığını kanıtlamış olması gerekir. Çok sayıda insan devrimci hareketin saflarına katıldıktan sonra devrimci özelliklerini geliştirememekten dolayı bir süre sonra elenmektedir.
Kadroların kendi çalışma alanlarından örgüte rapor vermesi gerekir. Bu hem disiplinin hem harekete hem de birbirimize bağlılığımızın gereğidir. Şüphesiz ki bir devrimci harekette, başta önder kadrolar olmak üzere yoldaşlarına bağlılık esas olmalıdır. Devrimci kadrolar veya liderler mücadelede zorlukları göğüslemiş, bu zorluklarla sınanmış insanlardır. Harekete teoride ve pratikte yön verilmesi konusunda aktif rol oynarlar. Kadrolar bu doğrultuda hareket ederken sempatizanların da bu doğrultuda hareket etmesini sağlarlar.
Hareketimiz kendi gelişmesini hem toplumda hem de solda dayanışma geliştirmenin üzerinde kurmaktadır. Devrimci hareketimiz bize dayanışmacı bir geçmiş bırakmıştır. Tarihimizde çok etkili dayanışma örnekleri ve fedakâr insanlar mevcuttur. 68 atılımının liderlerinden Deniz Gezmiş’in idam edileceği zaman Mahir Çayan ve yoldaşları, bu idamı engellemek için gittikleri Kızıldere’de katledilmiştir. Kızıldere, sosyalist hareketimize bir dayanışma örneği olarak ışık tutmaktadır.
Hareketimiz yurtseverliğe büyük önem vermektedir. Biz antiemperyalist ve proleter yurtseverliği savunuyoruz. Bu yurtseverlik anlayışı, başta ülkemiz halkları olmak üzere tüm dünya halklarını kardeş görür.
Kadrolaşmada Eksikliklerimiz, Hedeflerimiz
Devrimci hareketimizde her siyaset, kendi örgüt ve mücadele anlayışına uygun kadrolar yetiştirmiştir. ODAK-Eğitim ve Dayanışma Hareketi de kadro anlayışında geleneksel sola alternatif bir hat çizmeyi amaçlıyor. Hareketimiz, yukarıda eleştirdiğimiz bireyciliğin yanında grupçuluğu da aşmayı hedeflemektedir.
Eğitim ve Dayanışma Hareketimiz; teorik çalışma ve pratik mücadeleyle edindiğimiz devrimci birikimin yardımıyla okullarımızda, işyerlerimizde, evlerimizde, yani kısacası hayatımızın her alanında yoksul, ezilen halkla diyaloğa girmemizin, sorunları onlarla birlikte saptayıp birlikte çözüm yolları aramamızın ve onlarla dayanışma içerisinde olmamizin önünü açıyor. Bu dayanışmanın temelinde bir yandan birlik ve beraberlik düşüncesi yatarken diğer yandan ise devrimci bir militanlık yer alıyor. Üniversiteye giden arkadaşlarımız yoksul mahallelerde ücretsiz ders kampanyası, çocuklarla etkinlikler ve satranç, gitar, tiyatro gibi kurslar yürüttü. Psikolog arkadaşımız mahalle halkına ücretsiz psikolojik danışmanlık sağladı. Çalıştığımız mahallelerde yürüttüğümüz bu faaliyetlerde asıl amacımız, mahalle halkı arasında kalıcı bir dayanışma örmek oldu. Bu dayanışma yoluyla bir yandan halk arasında birliği sağlarken diğer yandan da çevremizdeki sorunlara karşı mücadele edebilecek bir halk yaratmak istiyoruz.
Ne yazık ki İzmir ve İstanbul’da gerçekleştirmeye çalıştığımız bu çalışmalar arasında en uzun süre devam edeni psikolojik danışmanlık çalışması oldu. İstanbul’da ders yardımı kapsamındaki çalışmalarda, mahalledeki öğrenci gençlerin ilgisi azaldı. İzmir’de ise destek veren arkadaşlarımız bitkin düştü. Her şeye rağmen dayanışma örneği yaratma konusunda adımlar attık. Öğrenci arkadaşlarımız bir yandan okullarında ve öğrenci gençlik içinde çalışırken diğer yandan direnen işçilerin yanında oldu; direnişlerin başarıya ulaşması için fedakârca destek verdi. Önümüzdeki süreçte bu çalışmaları daha güçlü bir şekilde sürdürmek istiyoruz.
Kadro anlayışımızın temelinde bu dayanışmacı ve fedakâr ruh yatmaktadır. Çalışma yürüten arkadaşlarımız, hiçbir beklentiye girmeden, eksikler olsa dahi bu çalışmaları sürdürüyor. Öğrenciysek kendimizi sadece öğrencilerin, işçiysek sadece işçilerin sorunlarıyla sınırlamayıp tüm ezilenlerin mücadelesiyle dayanışmayı kendimize görev biliyoruz.
Devrimci bir kurumda eleştiri ve özeleştiri esastır. Her hafta hazırladığımız çalışma notlarında bu hususa dikkat çekerek, bulunduğumuz bölgedeki ve diğer bölgelerdeki çalışmalara yönelik eleştiriler sunarak ve özellikle kendi kendimizi eleştirerek çalışmaların daha ileri gitmesini amaçlıyoruz.
Sosyalist hareketin bölünmüşlüğü sorununa yukarıda değinmiştik. Yayınladığımız yazılarda ve pratikteki tutumumuzda, bu bölünmüşlüğe karşı sosyalist hareketin ortak bir koordinasyonu olması gerektiğini öne çıkarıyoruz. Diğer devrimci örgütlerle ortak eylemler gerçekleştirirken mücadele alanlarını ortaklaştırma konusunda çaba yürütmek istiyoruz. Sosyalist hareketin bir kısmı Kürt ulusal hareketiyle, bir kısmı ise Yeni Parti (eski CHP) ile bağımlılık ilişkileri kurmuş durumda. Bu bağımlılık, devrimci hareketin hem emperyalizme karşı mücadelesini hem de demokrasi mücadelesini zayıflatmaktadır.
Bizler sosyalist hareketin bağımsız çizgide koordinasyonunu savunurken antiemperyalist yurtseverliği öne çıkarmak istiyoruz. Bu yaklaşımın sosyalist hareketin birliğine yardımcı olacaktır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Denizlerle cisimleşen yurtseverliği ve Mahirlerin dayanışma örneğini pusula olarak görüyoruz. Bu yaklaşımla saflarımızda, soldaki örgütler ayrımını aşan, yani diğer örgütlerin insanlarını rakip ve hasım değil yoldaş gören bir anlayışı geliştirmek istiyoruz.
Hareketimiz devrimi bugünden başlayan bir süreç olarak görüyor. Bu anlamda “Devrim iki insan arasında olan yoldaşlık ilişkisi ile başlar” sözünü ileri taşımak istiyoruz. Yoldaşlık ilişkisini devrimin en temel birimi olarak görüyoruz. Kadrolar arasındaki bu ilişki; karşılıklı sevgiye, saygıye, sorumluluğa, birbirinin yardımıyla öğrenmeye olanak sağlayan alçak gönüllülüğe ve devrimci eleştiriselliğe dayanmalıdır. Bu ilişkiye “özgürleştirici diyalog” diyoruz. İnsanlar arasında güven geliştiren bu dayanışmacı ilişki anlayışını kitle çalışmasında da yaratarak toplumda yaymak istiyoruz.
Hareketimizin kadro anlayışının temellerinde; Marksist-Leninist çizgide örgütçü ve militan devrimcilik, özgürleştirici diyalog, dayanışma, antiemperyalist yurtseverlik ve sosyalist solun birliğine yarayacak bir koordinasyon anlayışı bulunuyor. Bu temelde, sayıca değil nitelikçe ön planda olan bir devrimciler örgütü kurmak için çalışıyoruz.
Dünya ve Türkiye, özellikle artan savaş tehlikesi yüzünden büyük zorluklarla karşı karşıya iken, halk kitleleri umutsuzluk ve dağınıklık içindeyken mücadelenin kurtarıcı potansiyelini gören öncü insanların bir araya gelmesi gerekiyor. Bireysel kurtuluş arayışı bir çıkar yol değildir. Sorunlarımızı çözmek için en zor ve uzak görünen kolektif mücadele olasılığı, aslında en pratik olanıdır. Tünelin ucundaki ışığı görecek, oraya doğru yürüyüşe öncülük edecek bilince ve iradeye sahip devrimcilere ihtiyacımız var.






















