Haftanın Özeti: “Çerçeve Yasa” Meclis’te; Operasyonlar, Sınır Ölümleri ve Dünyada Yükselen İsyanlar 

0
70

İktidarın “Terörsüz Türkiye” adını verdiği sürecin yasal ayağı bu hafta somutlaştı: Aylardır tartışılan “Çerçeve Yasa” TBMM Başkanlığı’na sunuldu. Aynı günlerde iktidarın CHP ve Yeni Parti’ye bağlı belediyelere yönelik saldırıları da kesintisiz sürdü. Dünyada ise Avrupa’nın sınır rejimi yeni bir ölüm bilançosu üretirken, Hindistan’da gençler “Hamam Böcekleri” adıyla büyük bir isyan dalgası başlattı. Ukrayna’da savaş bütün hızıyla sürerken ABD ile İran arasında Hürmüz Boğazı’na dair müzakerelerde taraflar birbirinden farklı resimler çiziyor.

Türkiye 

Uzun zamandır kamuoyunda tartışılan ve “Çerçeve Yasa” olarak adlandırılan kanun teklifi 357 imza ile TBMM Başkanlığı’na sunuldu. Bugün (7 Ağustos Cuma) komisyonda görüşülen teklifin 9 Ağustos Pazar günü de Genel Kurul’da görüleceği ve ardından Meclis’ten geçeceği bildiriliyor.

DEM Parti milletvekillerinin 20’si, CHP’den 4 milletvekili teklifi imzaladı. Birkaç gün önce Öcalan ile görüşme gerçekleştirilmiş, teklife dair uzlaşmazlıklar böylece çözümlenmişti. Yeni Parti, İyi Parti ve Yeniden Refah Partisi milletvekillerinin tümünün teklife hayır oyu vermesi teklifin geçmesine engel olamadı.

Kamuoyu ile paylaşılan 12 maddelik kanun teklifi yalnızca PKK/KCK örgütünü kapsamakta, “kasten insan öldürme suçu” ile 1 Haziran 2005’ten önce işlenmiş ve müebbet ya da ağırlaştırılmış müebbet cezaları gerektiren suçlar kapsam dışı bırakılmaktadır. İfade edilenlere göre 15 yıl ve daha az ceza gerektiren suçlarda soruşturma, kovuşturma ve infaz süreçleri 5 yıl süreyle, 15 yıldan fazla hapis cezaları ile müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis gerektiren suçlarda ise 10 yıl süreyle ertelenecek. Erteleme süresinde başka bir “suç” işlenmediği takdirde cezalar infaz edilmiş sayılacak. Sürecin takibi ve koordinasyonu ise Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında oluşturulan bir komisyonla yapılacak. Erteleme bireysel başvurular yoluyla yapılacak. 6 aylık bir süre içinde yapılacak bireysel başvuruların başlayabilmesi ise öncelikle Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK)PKK/KCK’nın tamamıyla silah bıraktığını ve varlığına son verdiğini doğrulayan kararının Resmi Gazete’de yayımlanmış olması gerekiyor. 

İktidar Suriye’deki SDG’nin de tasfiyesini istiyor. Bu amaçla Colani iktidarı ile AKP iktidarı işbirliği yapıyor. Bu durumda PKK askeri güçlerine ise sadece PJAK olarak İran’a yönelik mevzilenme imkanı kalıyor. 

Ceza ertelemesi kapsamı dışında tutulan Öcalan, İmralı heyeti aracılığıyla ilettiği mesajda sürece “negatif” yaklaşmayı gerektiren bir durum olmadığını belirtip adımı “demokratik cumhuriyet” için tarihsel bir başlangıç olarak tarif etti. Ancak süreç boyunca muhalif basına ve Özel-İmamoğlu liderliğindeki ana muhalefet partisine yönelik yoğun saldırılar yasanın en önemli amacının iktidarı ayakta tutmak olduğunu gösteriyor.

İktidarın muhaliflere karşı yürüttüğü saldırılar ülkede ihbar furyasına yol açtı. CİMER (Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi) adlı bir kurum bu ihbarları koordine eden merkezlerden biridir. 2015 yılında kurulan CİMER’e, iddialara göre, günde 15 bin ihbar yapılıyor. Öyle ki önüne gelen, şahsi husumeti nedeniyle, çevresini cumhurbaşkanına hakaret iddiasıyla CİMER’e şikayet ediyor. Çoğu asılsız olan bu ihbarların toplumda ahlaksal çöküntüyü körüklediği açıktır. 

Menderes Belediye Başkanı CHP’li İlkay Çiçek’in sevgilisiyle sosyal medya üzerinden yaptığı yazışmalarda aldığı rüşvetleri anlattığı iddia edildi. Tutuklanan Çiçek’in eşi ise sosyal medya yazışmalarının yapay zeka ürünü komplo olduğunu savundu. Çiçek’in avukatı, müvekkilinin soruşturmadan 1,5 ay önce bu konuda savcılığa şikayet başvurusunda bulunduğunu belirtti. 

Muhalefete karşı yolsuzluk operasyonlarından iktidar yanlısı ünlü medya mensubu Cem Küçük de geçen hafta nasibini almıştı. Yandaş medya Beyaz TV’de program yapan ve yine iktidar yanlısı Tahir Sarıkaya da 3 Ağustos 2026’da aynı operasyon kapsamında gözaltına alındı. Sanıklar “Şantaj” ve “Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma” (Dezenformasyon Kanunu) kapsamında yargılanıyorlar. 

Cem Küçük ve Tahir Sarıkaya’nın yargılanması iktidar içindeki hesaplaşma olarak da yorumlanıyor. Bu tutuklamalar aynı zamanda muhalefete saldırılara kamuoyu önünde gerçeklik kazandırmaya hizmet ediyor. Bu da muhalif yerel yönetimlerin tehdit edilmesine yarıyor.

İktidar yanlısı Tahir Sarıkaya’nın muhalif bir sembol olarak bilinen Ahbap Derneği Başkanı Haluk Levent’ten oğluna burs adı altında 100 bin lira aldığı ortaya çıktı. Toplumda en güvenilir görülen Haluk Levent gibi insanların böyle çürük çıkmaları iktidar karşısında güvenecek güç arayan halkın çok kolay yanıltılabildiğini ortaya koyuyor. AKP’nin nasıl çürümüş olduğu malumdur. Çürüme ne yazık ki ana muhalefet partisinde yüksek seviyededir. Devrimcilerin dürüstlüğüne ülkemizin çok ihtiyacı var. 

Tutuklanarak görevden uzaklaştırılan ana muhalefet partili Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın yerine başkanvekili seçimi bu hafta olaylı geçti. Dört tura kalan seçimi CHP adayı Sibel Tan Çetinkaya kazandı ama süreç muhalefetin kendi içindeki çatlağı da görünür kıldı. Yeni Parti bu seçimde Sibel Tan Çetinkaya’yı destekledi. Üçüncü turda altı CHP’li meclis üyesinin AKP adayına oy verdiği ortaya çıktı, dördüncü tur öncesi verilen arada ise Yeni Parti Üsküdar İlçe Başkanı ile CHP’li bir meclis üyesi arasındaki sözlü tartışma fiziksel gerginliğe dönüştü. Aynı gün bir başka operasyon da Yeni Parti’nin Manisa İl Başkanı İlksen Özalper’e yapıldı; Özalper, görevden uzaklaştırılan Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın etkin pişmanlık kapsamında verdiği ifadeler üzerine genişletilen bir rüşvet ve çıkar amaçlı suç örgütü soruşturması çerçevesinde gözaltına alındı. Yeni Parti yönetimi, operasyonun hukuki değil, hükümet talimatlı bir siyasi hesaplaşmanın parçası olduğunu savundu. Tablo, iktidarın CHP kökenli belediyelere yönelik baskısının sürdüğünü, öte yandan CHP-Yeni Parti ayrışmasının düzen içi muhalefeti güçten düşürme eğilimi taşıdığını  gösteriyor.

Anti-emperyalist devrimciler de iktidarın baskısından nasibini alıyor. NATO Zirvesi öncesi gözaltına alınan ve ardından “güvenlik gerekçesi” ile tutuklanan hala onlarca anti-emperyalist devrimci bulunuyor. ODAK’ın da bileşenlerinden olduğu NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik, önce 31 Temmuz’da Kadıköy PTT önünde tutsaklara mektup gönderme eylemi, ardından da 2 Ağustos’ta Kadıköy Süreyya Operası önünde “NATO Tutsaklarına Özgürlük” eylemi gerçekleştirdi. İstanbul Halkevleri ise 5 Ağustos günü yine Kadıköy PTT önünden tutsak arkadaşlarına mektup gönderme etkinliği düzenlediklerini duyurdu. Devrimci Hareket/Devrimci Gençlik Dernekleri de 8 Ağustos’ta Taksim Tünel’de tutuklanan arkadaşları ile ilgili bir eylem yapacaklarının duyurusunu yaptı. Sosyalist hareketin “NATO’ya hayır”, dedikleri için tutuklanan insanlarla dayanışmada  yan yana gelememesi üzerine düşünülmelidir.

Özetimize emek haberleriyle devam ediyoruz. 

Emek gündemi 

TÜİK, Temmuz ayındaki enflasyonu yüzde 1.78 ve yıllık enflasyonu yüzde 31.75 olarak açıklarken, ENAG ise aylık enflasyonu yüzde 3.07, yıllık enflasyonu da yüzde 50.49 olarak açıkladı.

2026 yılının ilk 7 ayında asgari ücretli bir emekçinin alım gücü 26 bin TL erirken, en düşük emekli aylığındaki 7 aylık erime ise 20 bin TL’ye ulaştı. 

İBB’de Ağaç A.Ş. bünyesinde çalışırken kanunen hiçbir hükmü olmayan güvenlik soruşturmaları bahanesiyle işten çıkarılan işçiler günlerdir süren mücadelelerini gelecek hafta salı gününden itibaren açlık grevi yaparak sürdüreceklerini açıkladılar. Çalışma hakları gaspedilen işçiler dayanışmaya çağırıyor. 

Van Büyükşehir Belediyesi’nde kayyum tarafından işten atılan 223 işçi için başlatılan direniş 373 gündür devam ediyor. Kayyum yönetimi, işçilerin kazandığı işe iade kararlarını uygulamıyor, işçilerin çalışma hakkına dönük saldırılarını sürdürüyor. 

Çorlu Avrupa Serbest Bölgesi’nde bulunan BBCA Storex fabrikasında Birleşik Metal-İş Sendikası’na üye oldukları için 14 işçinin işten atılmasıyla başlayan direniş kararlılıkla devam ediyor. 

Birleşik Metal-İş Sendikası’nın Ankara’da bulunan Panelsan şirketinin işçi ve sendika düşmanlığına karşı işçilerle başlattığı direniş 5 gündür devam ediyor. Emek düşmanlığı yapan iş yeri patron işçilerin direnişini kırmak için işçilerin üzerine TIR sürdü ve direniş alanını şirket araçlarıyla kapatmaya çalıştı. 

Türk Tabipleri Birliği ve Birleşik Metal İşçileri Sendikası 4 Ağustos’ta düzenledikleri basın toplantısıyla sıcaklarda çalışmanın işçi sağlığı ve iş güvenliği üzerindeki etkilerine dikkat çekerek aşırı sıcaklarda çalışmaya karşı yasal düzenleme yapılması gerektiğini belirttiler. 

Nakliyat-İş Sendikası’nın TÜVTÜRK Araç Muayene İstasyonlarında başlattığı grev 227 gündür sürüyor. Nakliyat-İş Sendikası’nın Çayırova’da bulunan Hödlmayr Lojistik’te başlattığı grev ise 9 gündür devam ediyor.

Enerji-Sen’in, Aksa Holding’e bağlı Bursagaz’da sendika ve emek düşmanlığına karşı mücadelesi kararlılıkla sürüyor. 

Nursemin Yıldız’ın EMO’da çalışırken Elektrik Mühendisleri Odası Genel Merkez Yönetimi tarafından işten atılmasına karşı başlattığı işe dönme mücadelesi kararlılıkla devam ediyor. 

İstanbul Kadıköy’de bulunan Melek Hotels Moda isimli otelde çalışanlar yaklaşık 1,5 yıldır ücretlerini ve haklarını alamıyor. Otelin sahibi Mehmet Ulusoy emekçilerin 13 aylık birikmiş maaşlarını, tazminatlarını ve diğer işçilik alacaklarını ödemeyerek gasp etmeye çalışıyor. İşçiler dayanışma çağrısı yapıyor. Dev-Turizm-İş Sendikası 5 Ağustos’ta bir açıklama yaparak otel sahibinin çözüm için bir görüşme talebinde bulunduğunu belirtti.  

Yapı Yol- İş Sendikası İBB’ye bağlı  Kayışdağı Darülaceze Şantiyesinde  ana firma olan Rast Madencilik’e bağlı olarak çalışan üyelerinin gaspedilen hakları için bu hafta İBB önünde eylem yaptılar.  

Afyonkarahisar KYK Yurdu’nda çalışanların işten atılması, sürgün edilmesi ve sendikal faaliyetin engellenmesine karşı Otis Sendikası’nın mücadelesi sürüyor.

Ukrayna’nın Karadeniz’de Türk gemilerine saldırması sonucu temmuz ayından bu yana yaklaşık 40 denizci yaralanırken 2 denizci ise hayatını kaybetti. 

MEB, atanmayı bekleyen yüz binlerce  öğretmene ve okullarda on binlerce öğretmen açığı olmasına rağmen 100 bine yakın ücretli öğretmen alımı için duyuru yaptı. Ücretli öğretmenler çalıştığı ders saati kadar ücret alıyor, sigortası ders saatine göre yatırılıyor ve kamudaki öğretmenlerin sahip olduğu sosyal ve özlük haklarının büyük bölümünden yararlandırılmıyorlar. Ücretli öğretmenlerin aylık geliri ise 18 bin TL ile 32 bin TL arasında yer alıyor. 

Mersin Limanı’nda Özgüneş Lojistik’te çalışırken TÜMTİS’e üye oldukları gerekçesiyle 31 Aralık 2025 tarihinde işten çıkarılan 185 işçinin direnişi 218’nci gündür devam ediyor.

Limter-İş Sendikası’nın İstanbul Pendik’te bulunan Ursa Tersanesi’ndeki mücadelesi kazanımla sonuçlandı. 8 işçinin haklarını almak için başlayan direniş ilk günde kazanımla sonuçlandı.

Mücadele Haberleri

Özetimize geride bıraktığımız hafta yaşanan mücadele haberleri ile devam ediyoruz.

7-8 Temmuz’da gerçekleşen NATO zirvesi öncesinde anti-emperyalist devrimci güçlere yönelik saldırılar gerçekleşmişti. Saldırılar bu hafta İzmir, İstanbul ve Ankara’da devrimci tutsakların serbest bırakılması talebiyle düzenlenen eylemlerde protesto edildi. Bizler de İzmir ve İstanbul’da düzenlenen eylemlerde yerimizi aldık.

Ege Üniversitesi’ndeki protestoların ve eylemlerin rektörlük iznine bağlanmasının ardından Eğitim-Sen bu kararın geri çekilmesini talep etti.

İngiltere’nin Great Yarmouth kasabasında belediye işçileri, yüzde 3,3’lük zam teklifini reddederek işçilerin örgütlendiği UNITE Sendikası yüzde 20 taleple 5 günlük grev başlattı.

Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un yasallaşmasının ikinci yıl dönümünde İstanbul Kadıköy’de basın açıklaması gerçekleşti.

Bu hafta Cumartesi Anneleri de eylemlerine devam etti. Cumartesi Anneleri “kayıplar bulunsun, failler yargılansın” talebiyle gerçekleştirdikleri eylemlerinin 1114. haftasında tekrardan Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Bir araya gelen grup 34 yıl önce gözaltında kaybedilen Mehmet Ertak’ın akıbetini sordu.

Dünya 

Dünyada ise Avrupa’nın göçmen sınır rejimi yeni bir facia üretti. 30 Temmuz’dan bu yana Fas’tan İspanya’nın Kuzey Afrika’daki toprağı Sebte’ye (Ceuta) on binlerce kişi yüzerek ya da sınır engellerini aşarak geçmeye çalıştı; İspanya İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska, 4 Ağustos’taki AB İçişleri Bakanları toplantısında ölü sayısının en az 75’e yükseldiğini açıkladı, kent yetkilileri ise bir ara bu rakamı 88 olarak vermişti. Krizin arkasında Fas’taki yüksek genç işsizliği, düşük ücretler ve yasal göç yollarının neredeyse yok denecek kadar sınırlı olması bulunuyor; ama mesele yalnızca bundan ibaret değil. Sebte ve Melilla, sömürgecilik döneminden kalma bir egemenlik anlaşmazlığının öznesi olmakla birlikte aynı zamanda Avrupa Birliği’nin Afrika kıtasındaki en sert sınır hatlarını oluşturuyor yani buradaki ölümler, “düzensiz göç” söyleminin arkasına gizlenen, insanları güvenli ve yasal geçiş yollarından mahrum bırakan bir sistemin doğrudan sonucu. Kimi yorumcular krizin zamanlamasını, Filistin’i tanıyan ve İsrail’e silah ambargosu uygulayan İspanya hükümetine yönelik bir baskı aracı olarak da okuyor. Bu iddia doğrulanmış değil, ama göçmen bedenlerinin jeopolitik hesaplaşmalarda araçsallaştırılabildiği gerçeğini hatırlatması bakımından not düşülmeye değer.

Dünyanın bir diğer ucunda, Hindistan’da ise gençler eğitim sistemindeki yozlaşmaya ve geleceksizliğe karşı büyük bir isyan başlattı. Hindistan Yüksek Mahkemesi Başkanı Surya Kant’ın bir demecinde işsiz gençleri ve aktivistleri “toplumun parazitleri” ve “hamam böcekleri” olarak adlandırması, ülkede büyük bir öfke patlamasına yol açtı. Bu aşağılayıcı ifadelere tepki olarak sosyal medyada doğan ve kast, din, cinsiyet ayrımı gözetmeyen “Hamam Böceği Halk Partisi (CJP)”, birkaç ay içinde 22 milyon takipçiye ulaştı. Mayıs 2026’da Hindistan’ın tıp fakültelerine giriş sınavı olan NEET-UG’de soruların sızdırılması bardağı taşıran son damla oldu. Soruların sızdırılmasının yarattığı stres nedeniyle bazı öğrencilerin intihar ettiği basına yansırken, gençler Eğitim Bakanı Dharmendra Pradhan’ın istifası ve sınavlarda şeffaflık talebiyle 20 Temmuz’da Yeni Delhi’de sokağa çıktı. Parlamentoya yürümek isteyen protestoculara polisin müdahale etmesi sonucu 70 kişi gözaltına alındı, 118 polis de yaralandı. Aktivist Sonam Wangchuk’un gençlerle dayanışma için başladığı ve polis zoruyla hastaneye kaldırılmasına rağmen sürdürdüğü açlık grevi eylemi, bu taban hareketinin ülkedeki sınıf öfkesini nasıl bilediğini ortaya koyuyor. 

ABD, İran’a saldırılarında sonuç alacak görünmüyor. ABD ordusunun bu savaşa gönüllü olmadığı, ABD halkının ise yüzde 70’den fazlasının savaşa karşı olduğu bildiriliyor. Trump’ın “vuracağız, saldıracağız” açıklamalarının ise politik ortamdan etkilenen borsa hareketleri yoluyla sermaye haksız zenginleşme amacı taşıdığı iddia ediliyor. Dünya enerji ticaretinin yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’na dair müzakerelerde de taraflar farklı resimler çiziyor. İran tarafı Trump’ın tehditlerine meydan okuyarak Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerde ücret alma talebinde ısrar ediyor. 

Rusya Ukrayna’yı vurmaya devam etti. Ukrayna’nın hava savunma sistemi Barisk ölçüde imha edildiği için Kiev’e atılan balistik füzelerin hiçbiri düşürülemedi. Zelenski ABD ve Avrupa’nın bu yıl geçen yıldakinin ancak üçte biri kadar füze verdiğini belirtti.

Batılı ülkelerin Ukrayna’yı NATO’ya üye kabul etmeyeceği iddiası bu hafta yeninden gündeme geldi. Ukrayna’nın Londra Büyükelçisi (ve eski Genelkurmay Başkanı) Valeri Zalujni NATO’nun Ukrayna’yı üyeliğe kabul etmeyeceğini iddia etmiş ve batılı ülkelerin yıllardır bu konuda kendilerine “masal anlattığını” savunmuştu. Zalujni, Ukrayna’nın güvenliği için İngiltere’nin hamiliğini savunuyor ve Ukrayna’nın, İngiltere liderliğinde Kuzey Avrupa ülkelerini kapsayan özel bir savunma ve güvenlik sistemine katılmasını istiyor. Kuzey Avrupa ülkeleri coğrafi bakımdan İngiltere’ye yakındır ve Ukrayna’nın Rusya’ya karşı savaşını da en çok İngiltere desteklemektedir. Hatırlanacağı üzere Ukrayna’nın Rusya ile 29 Mart 2022’de İstanbul’da mutabakata varmıştı. Mutabakata göre Ukrayna NATO’ya girmeyerek tarafsız kalacaktı. Bunun üzerine Rusya da iyi niyet gösterisi yaparak Kiev’i kuşatmasını kaldırmıştı. Zamanın İngiltere başbakanı Boris Jansson 9 Nisan 2022’de Kiev’e gelerek anlaşmayı iptal ettirmişti.

Sonuç

İktidar ile Kürt ulusal hareketi arasındaki mutabakatın bir ürünü olan Çerçeve Yasa, AKP’nin inşa ettiği yeni devletin bir politikası niteliğindedir. Öcalan’ın yanı sıra onunla uyumlu şekilde PKK yöneticileri ve DEM Parti çevreleri, bu kanun teklifini nihai bir “çözüm” olarak görmeseler de “büyük bir adım” olarak nitelendiriyorlar. Solun bir kesimi de bu tablodan memnun görünüyor; tıpkı geçmişte Türkiye’nin “vesayet rejimine” karşı yürütülen “demokratikleşme” hamlelerine sevindikleri gibi. Ne yazık ki o dönemdeki “demokratikleşme dalgası”, bizi bugünkü baskı sistemiyle yüz yüze bıraktı.

Kürt halkının demokratik hak ve özgürlüklerinin tanınması yolunda atılacak adımları elbette doğru ve gerekli buluruz. Ancak çözüm iddiası taşıyan adımların, ülkedeki baskı ve terör ikliminin tırmanmasıyla eş zamanlı ilerlemesi derin bir kaygı kaynağıdır. Hatırlanacağı üzere, ilk çözüm süreci içeride Erdoğan’ın kayıtsız şartsız egemenliğiyle, dışarıda ise kanlı Arap Baharı ve Suriye’de Colani rejiminin önünün açılmasıyla sonuçlanmıştı. ABD’nin vaatlerine güvenerek Esad iktidarının devrilmesine zemin hazırlayan Kürt milliyetçileri, bu süreçte büyük kazanımlar elde etmeyi beklerken kendilerini HTŞ iktidarıyla karşı karşıya buldular. Birden bire düştükleri zor durumda ne ABD’den ne de Avrupa’dan bekledikleri desteği alabildiler. Bugün ise silahlı güçleri için tek meşru alan olarak ise, İran’a yönelik bir mevzilenme gösteriliyor. 

“Terörsüz Türkiye”, “Çözüm Süreci” ve “Barış” gibi söylemlerle yürütülen propagandaların arkasındaki gerçekliğe inmek büyük önem taşımaktadır. AKP iktidarı bu süreç vasıtasıyla esas olarak kendi ömrünü uzatmayı hedeflerken; Öcalan ve DEM Parti de esas olarak güçlerini koruyup geliştirmek istemektedir. Öcalan’ın, Türkiye egemenlerine Yavuz Sultan Selim – İdrisi Bitlisi ittifakını güncellemeyi teklif ederken, aslında onların yayılmacı emellerini kışkırtarak kendi milliyetçi amaçları doğrultusunda ilerlemeyi hedeflediği bilinmektedir. Türkiye egemenleri ise emperyalizmin bölge politikalarıyla eklemlenmeye büyük önem vermektedir.

Dolayısıyla bu sürecin, Batılı emperyalistlerin Orta Doğu, Kafkasya ve Orta Asya’daki jeopolitik hamleleriyle olan bağı mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. 

Mevcut gidişatın içeride yıkıcı bir Türk-Kürt kutuplaşmasıyla, dışarıda ise yeni bölgesel savaşlarla neticelenme riski güçlüdür. Riskler olanaklarla yan yana bulunmaktadır. Bugün ana muhalefet partisi kadrolarının hapisliği göze alarak direnmeye devam etmeleri ülkede değişen havayı gösteriyor. Devrimciler, bu tehlikeli sürecin barındırdığı riskleri göğüslemek ve aynı zamanda aynı sürecin yaratacağı yeni mücadele olanaklarını en iyi şekilde değerlendirmek göreviyle karşı karşıyadır. Türkiye solu, bunu başarabilmek için kendi bağımsız yolunu açmak zorundadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.