11 EYLÜL: GOLEM’LERİN SAVAŞI

0
40

Selçuk Şahin Polat

Burjuvazi, 200 yıl önce yarattığı tüm demokratik (anti feodal) değerleri çok kısa zamanda terk etmiş ve köleci-feodal sistemin araçlarıyla yol almaya başlamıştı. Bugün ise bir nükleer savaşı başlatacak bir noktaya gelmiş bulunuyor. İşte emperyalist dediğimiz bu gücün, yaratığı radikal İslamiyet’le birlikte bir Golem’e dönüştüğünü görüyoruz (1). İnsanlık büyük bir tehdit altında!

11 EYLÜL’DE ABD’NİN PARMAK İZİ

11 Eylül 2001 yılında, emperyalist sistemin ABD’de ki ekonomik, askeri ve siyasi merkezlerine uçakla yapılan saldırıları, sadece Radikal İslam ile açıklayamayız. Sonuçta 11 Eylül saldırılarının, genel olarak emperyalist sistemi, özel olarak da ABD’yi güçlendiren bir eylem olarak tarihe geçtiğini görüyoruz. Bunun için, ABD’nin parmak izini takip ederek, komplo teorilerin aksine, İslami terör ile olan ilişkisine bakmak gerekecek.

İlk temas

Hatırlayalım; 11 Eylül vahşetini organize eden El-Kaide adındaki İslami örgüt, CIA’nın, Afganistan’ı işgal eden Sovyetlere karşı eğittiği güçlerden oluşuyordu. Sovyetler, 1979 yılında Afganistan’ı işgal ederek kendi kukla iktidarını kurmuştu. Suudi Arabistan’da ki Bin Ladin ailesinden Usame, işgale karşı savaşan güçlere destek için Pakistan’a gelmişti. İşte Usame Bin Ladin, bu savaş sırasında palazlandı ve CIA’nin desteğiyle kendi örgütünü kurdu.

Ekonomik işbirliği

Fahrenheit 9/11, Michael Moore tarafından yazılan, yönetilen ve anlatılan, 2004 çıkışlı Amerika Birleşik Devletleri yapımı filmde, George W. Bush’un, Bin Ladin ailesinden alınan milyonlarca dolarlarla, Usame’nin abisiyle petrol şirketinde ortaklık, babasının da Bin Ladin’lerin olduğu uluslararası yatırım şirketinde danışmanlık yaptığını öğreniyoruz.

Derin ilişki

Elbette ki; ABD rejimini veya Bush gibi liderleri, Suudi Arabistan iktidarı ve ticaret adamlarıyla olan ilişkilerinden dolayı, 11 Eylül saldırılarıyla doğrudan ilişkilendirmeyeceğiz. Fakat emperyalist sistem ayakta durmak için, her alanda olduğu gibi askeri alanda da özel taktikleri uygulamaktadır. Bunlara genel olarak Özel Harp Taktikleri denmektedir. Bu özel askeri taktikler, NATO’ya bağlı tüm ülkelerde, zaten değişik adlarda örgütlenmiş bulunuyor. Bu taktiğe göre: her türlü cinayeti, katliamı ve suçu, özel görevliler gizlice
yerine getirmekte ve suçu, ilericilerin, devrimcilerin üzerine atmaktadırlar. Örneğin camiyi bombalayıp suçu Alevilere atarak yaşanan Maraş katliamı veya Hitler’in kendi meclisini bombalayıp suçu komünistlere atması vb. gibi! Bunların deşifre olmuş Özel Harp taktikleri olduğu artık biliniyor. Fakat bu taktiğin en gelişmiş ve özel olarak yürütülen bir sürümü daha var. Bir komplo Teorisi olarak düşünülen, dikkate alınmayan ve üzerinde yeterince durulmayan bu taktik; “Bilerek İzin Verme” olarak (LIHOP-Let It Happen On Purpose) bilinmektedir.

Bunun için, ülkemizde ki 15 Temmuz Darbesi girişimine dikkatle bakmamız yeterli. Erdoğan’ın “Allah’ın lütfu” dediği bu darbe girişimi, sanırım her şeyi açıklıyor. Peki, sonuçta ne oldu? Bu darbe bahane edilerek hukuk ve yasal haklar askıya alındı ve BOP için önemli mesafeler katledildi. Bu nedenle; 11 Eylül saldırısı için yapılan hazırlıkları, FBI ve CIA’nın önceden haber almadığını düşünüyorsak eğer, onları istihbarat açısından kartondan birer kaplan saymamız gerekiyor. Ki buna kargalar bile güler! Sonuçta 11 Eylül olayı, emperyalizmin (ABD ve İngiltere başta olmak üzere) gelişmesine hizmet etmiş ve daha kötüsü de BOP ve Yeşil Kuşak kuramı ile Ortadoğu halkların inanılmaz acılar çekmesine vesile olmuştur.

11 EYLÜL ÖNCESİ

ABD/CIA ve Müttefikleriyle El Kaide adı verilen İslami örgüt ilişkisinin, 1990 yılında ki ABD’nin Irak operasyona/Birinci Körfez savaşına kadar sorunsuz devam ettiğini görüyoruz. Birinci Körfez savaşı (1990-91), Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgaliyle başlamıştı (2). Kuveyt’in yardımına koşan ABD ve müttefikleri, askerlerini konuşlandırma ve üsleri kullanmak için komşu ülkelerden izin istiyordu. İşte İslami Golem, bu tarih itibariyle canlanmaya başladı! Çünkü Krallığın sadık adamı Usame Bin Ladin, yöneticilerinden ABD askerlerinin ülkeye yerleşmesine dini nedenlerle karşı çıkarak, “kutsal topraklarda Hristiyan askerlere yer vermek günahtır” diyordu. Suudi Krallık, ABD’ye her türlü izni verince de Usame Bin Ladin, iktidarla tüm bağını kopartıp ayrı örgütlenmeye başladı. CIA ile bağı da böylece kopmuş oldu! Ve dünyanın her yerinde ABD hedeflerine bu tarih sonrası saldırmaya başladı. 11 Eylül saldırı sonrası, ABD ve müttefikleri, yeni bir kuramla dünyayı yönetmeye başladılar.

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİNE DOĞRU

11 Eylül saldırısı sonrası, ABD ve müttefikleri, soğuk savaş dönemindeki neo-liberal yani “çevreleme” ve “caydırıcılık” odaklı stratejisinden vaz geçerek, bunun yerine neo-emperyal denen “ön alma” (preemption) ve “önleme” (prevention) stratejilerini benimsediler. 20 Eylül 2002 tarihinde ABD’de yayımlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi, “Bush doktrini” olarak bilinen yeni bir dış politikayı devreye soktu. Önce Afganistan, ardından da Irak’a karşı gerçekleştirilen operasyonlar bu stratejinin adımlarıydı. Bu strateji, ABD’nin küresel hegemonyasını pekiştirmek için askeri güç kullanımının önündeki tüm engelleri ortadan kaldırmayı amaçlıyordu. Ve daha da korkuncu, muhtemel (yani olup olmayacağı bile belli olmayan) tehlikelere göre de operasyonlar yapılacaktı.

İşte BOP adı verilen proje de 11 Eylül saldırısının bir ürünü olarak böylece ortaya çıkmış oldu. Bu proje, 2004 yılındaki G8 zirvesinde şu başlıkla açıklandı: Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Ortaklık Girişimi (THE BROADER MİDDLE EAST AND NORTH AFRİCA PARTNERSHİP INİTİATİVE). Sonuçta bu emperyalist strateji; Afganistan, Irak, Libya, Mısır, Suriye, Filistin ve birçok ülkede milyonlarca masum insanın kanının içilmesine ve ülkemizde RTE rejimin çeyrek asır iktidar sultasına neden olmuştu. Fakat bu proje İran’da tökezledi ve kırılma noktasına doğru da ilerliyor. BOP, sistemin yaşadığı krizinin de tetiklemesiyle giderek daha büyük tehlikelere dönüşecek gibi gözüküyor.

Golem’ler ne diyordu: Biri “ABD’yi Allah’ın gazabıyla cezalandırdık.” Diğeri de “ABD, gericilikle savaşıyor” Peki, 11 Eylül felaketinden sonra neler oldu? Alevi, Ermeni, Ezidi vb. masum insanlar ezilmeye ve öldürülmeye başlandı. Ülkelerin çoğu doğrudan ABD’nin kuklası haline getirildi! Ülkemiz muz gibi soyulmaya, insanları açlıkla boğuşmaya, hukuk guguk olmaya, ihanet, hırsızlık, arsızlık, hile, siyasi gasp, madde kullanımı, işkence, tutarsızlık, yalancılık gibi sosyal marazlıklar ve yozlaşmalar baş tacı yapılmaya başladı. Ülkemiz dâhil Orta doğudaki Kürt ulusunun temsilcileri, emperyalistlerin sadık dostu yapılıp Rojava devrimi, Şeriatçıların merkezi iktidarına bağlandı. 11 Eylül saldırısını yapan gericiler, Suriye’de ve Afganistan’da iktidara getirildiler ve bizde de gelmek üzereler! “ABD, gericilikle savaşıyor ve de Kürtlere özgürlük getiriyor” mu demiştiniz?

Dipnot:
(1) GOLEM: Yahudi folklorunda çamur ve kilden yapılan, sonunda canlanıp, her şeyi yok ederek bir canavara dönüşen figür. Aynı zamanda; Pygmalion etkisinin yani başkalarının sizden yüksek beklentisinin yarattığı olumlu gelişmenin tersi olan olumsuz beklentilerin yarattığı yıkım da Golem Etkisi olarak anılır.

(2) Özal iktidarı bu savaşta ABD’ye istediği her şeyi vermiş ve yardım bile etmişti.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.