Sokakta yitip giden gençler ve bir annenin feryadı: İçimdeki yangını nasıl söndüreyim?

0
37

Nadiye Karahan

Bir insanın bu dünyada var oluşunu kanıtlaması için daha ne yapması gerekir?

Sokak ortasında göz göre göre toprağa düşen gencecik bedenleri, uyuşturucu bataklığında kaybolan hayatları izlerken susmak mümkün mü?

Bir anne düşünün; evladının günden güne ölüme yürümesine tanıklık ediyor, yüreğindeki yangınla çalmadık kapı bırakmıyor ama her defasında soğuk ve duygusuz bir duvarla karşılaşıyor.

“Kendi gelmek istemiyorsa yapacak bir şeyimiz yok.”

Soruyorum size: Kalp krizi geçiren ya da bilinci kapalı olan bir hastaya doktor, “İyileşmek istiyor musun, yoksa ölmek mi?” diye sorar mı?

Sormaz!

Ameliyata alır, müdahale eder, hayatını kurtarır.

Peki, aklı ve iradesi zehirle tutsak alınmış bir gence neden “Kendi isteğinle geldin mi?” diye soruluyor?

Bu çocukların ölüme terk edilmesini görmezden gelmemizi kimse beklemesin!

Bugün toplumun en çok kanayan yarası, uyuşturucuyla mücadelede yaşanan sistemik tıkanıklıktır. Sokakta torbacı ağlarının pençesine düşen, zehir tüccarlarının kurbanı olan gençlerimiz birer birer yok olurken, aileler tek başlarına devasa bir çaresizlikle baş başa bırakılıyor.

İtiraz eden, sesini duyurmak isteyen, evladını ve ülkesinin geleceğini korumaya çalışan insanlar ise ne yazık ki tepkilerini dile getirdiklerinde yalnızlaştırılıyor veya bastırılmaya çalışılıyor.

Oysa bağımlılık bir tercih değil, iradeyi ciddi biçimde etkileyen ağır bir hastalıktır. Maddenin etkisi altındaki bir beyinden “sağlıklı bir rıza” beklemek, o insanı doğrudan ölüme terk etmektir.

“Gönüllülük esası” adı altında sorumluluğu üzerinden atan bu anlayış, evladını korumak için çırpınan annelerin yüreğindeki yangına benzin dökmektedir.

Bir annenin yürek yangınını dindirmenin, sokaklardaki sessiz kırımı durdurmanın yolu prosedürlerin arkasına saklanmaktan geçmiyor. Devletin ve sağlık sisteminin acilen atması gereken somut adımlar bellidir.

Hayati tehlikesi bulunan veya bağımlılığı nedeniyle kendisine ve çevresine zarar veren gençler için aile beyanı ve uzman raporuyla derhâl zorunlu tedavi mekanizmaları işletilmelidir.

Zehir tüccarlarına karşı en sert ve tavizsiz güvenlik tedbirleri alınmalı, mahallelerimizi ve gençlerimizi kuşatan bu tehdit kaynağında yok edilmelidir.

Sadece tıbbi temizlenme (detoks) yetmez. Tedavi sonrasında gençlerin sosyal hayata kazandırılacağı, korunaklı ve ücretsiz rehabilitasyon alanları Türkiye’nin her vilayetinde yaygınlaştırılmalıdır.

Evladını uyuşturucudan kaybetmiş bir annenin çığlığı, sadece kişisel bir yas değil; bütün bir toplumun adalet, güvenlik ve geleceğe sahip çıkma çığlığıdır.

İnsanlar seslerini çıkardığında, eleştirdiğinde ya da acılarını haykırdığında onları susturmak veya gözdağı vermek, çözümleri ertelemekten başka bir işe yaramaz.

Bu ülkenin vicdan sahibi insanları, anneleri ve babaları olarak evlatlarımızın göz göre göre kayıp gitmesine seyirci kalmayacağız.

Çaresizlik kader değildir. Hiçbir anne yüreğindeki yangınla baş başa bırakılmamalı, hiçbir genç de sokak ortasında sahipsizce ölüme terk edilmemelidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.