Haftanın Özeti: Sosyalist Solun Çerçeve Yasa’ya Bakışı, İktidarın Muhalefeti Tasfiye Operasyonları, Direnişler ve Dünyadan Gelişmeler

0
100

Bu haftaki özetimizde içeride iktidarın “Terörsüz Türkiye” adını verdiği süreçle ilgili tartışmalara, Türkiye’nin en büyük, en örgütlü ve en güçlü tarikatlarından biri olan Süleymancılara yapılan operasyona, AKP’nin 25’inci kuruluş yıldönümü törenlerine, dünyada ise Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan hattında kurulan Mekke İttifakı’na, İran ile ABD-İsrail savaşına ve Ukrayna’da Rusya-NATO savaşına yoğunlaşacağız. Özetimizde işçi eylemleri başta olmak üzere mücadele haberlerine ve başkaca gelişmelere de değineceğiz. Özetimizde seçtiğimiz haberlere devrimci mücadele açısından yorum yapıyor ve sonuç çıkarıyoruz.

Türkiye

İktidarın Terörsüz Türkiye adını verdiği süreçle ilgili “Çerçeve Yasa” olarak adlandırılan yasa teklifi önce Meclis Adalet Komisyonu’ndan, ardından ise Genel Kurul’dan geçerek yasalaştı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önüne geldi. DEM Parti İmralı Heyeti de Erdoğan ile bir görüşme gerçekleştirdi. Konu hakkında açıklama yapan Pervin Buldan, sürecin uzamaması taleplerini, MGK kararı beklenmeden AYM ve AİHM kararlarının uygulanması istemlerini, idari ve hukuki düzenleme ihtiyacını ve Meclis bünyesinde bir izleme kurulu oluşturulmasını istediklerini aktardı.

İktidar ile Kürt ulusal hareketi arasındaki bu sürecin Kürt sorununun halklarımız yararına çözülmesine yardımcı olması mümkün görmediğimizi süreç boyunca belirttik. Emperyalizmin Büyük Ortadoğu Projesi’ne uygun olarak gündeme getirilen bu adımlar AKP’nin başta kalması, Türkiye’nin dincileştirilmesi planlarına uygun olarak atılmaktadır. Sürecin ülkede milliyetçi kutuplaşmayı artırması dışarıda da emperyalizmin politikalarıyla işbirliği içinde yayılmacı maceralara açılması riski büyüktür.

Aşağıda Türkiye solunun süreci nasıl tartıştığına bakacağız.

Sosyalist hareketin DEM Parti bileşeni veya çevresindeki gruplarında belli bir temkin olmakla beraber açık bir itiraz olmadığı görülüyor. EHP, SODAP, SYKP, Devrimci Parti gibi yapıların bir kısmı teklifi eksik ama desteklenebilir görüyor. Bu gruplar “yetersizlikleri” ifade etmekle birlikte “süreçte seyirci kalmayacağız” tavrında. ESP’nin ise itirazlarının çok daha net olduğu görülüyor. Atılım tarafından yayımlanan yazıda, bu süreçte Kürt halkının ve ezilenlerin anlamlı bir kazanımının olmadığı, mevcut anlaşmanın 21. yüzyıldaki ulusal hareketlerin yaptıkları anlaşmalar arasındaki en geri anlaşma olduğu ifade ediliyor. DEM Parti bileşeni ESP’den Milletvekili Çiçek Otlu oylamaya katılmadı. Bu gruplar tarafından yapılan açıklamalarda ve yazılan yazılarda emperyalizm gerçekliği, Ortadoğu’da gelişen durum ve bu sürecin ABD-İsrail’in planları ile ilişkisi üzerine hiçbir söz dahi edilmemiş.

Halkevi tarafından yapılan açıklamada müzakere sürecinin takvimi ile Ortadoğu’daki emperyalist saldırı sürecinin uyumuna değinilmiş ancak yasaya karşı gelmedikleri, bu süreçte haklar mücadelesini yükseltecekleri üzerinde durulmuş. Sol Parti ise yasanın Kürt sorununun çözümüne ilişkin olmadığını, AKP’nin ömrünü uzatma hedefi taşıdığını söylüyor. Sürecin ABD ve İsrail’in kurgusu olduğu belirtilirken, “silahların susmasının” karşı gelinecek bir durum olmadığı da ekleniyor. HKP ise yasayı, “yeni Sevr sürecinin anahtarı” olarak görüyor ve bu sürece onay verenlerin ABD’nin BOP Planı’nın bir parçası olduğunu söylüyor. TKP ise “Hayır demek için fazlasıyla neden var” ifadesini kullanıyor. Sürece dair benzer birçok eleştiri olmasına rağmen Sol Haber’deki “Çerçeve Yasa Bize Ne Anlatıyor?” başlıklı yazıda yer alan “TKP dışında kimse bu konuya işaret etmiyor” ifadesi dikkat çekicidir. TKP’nin bu yaklaşımı mevcut solu gözden düşürerek öne çıkma şeklinde geleneksel bir sol rekabetçi tutumu yansıtmaktadır.

Kürt ulusal hareketi çevresi Türkiye soluna “sürece kayıtsız kalmama” çağrısı yapıyor. Sürece dair en ufak bir eleştiri ise “barışı istememe”, “ölümlere kayıtsızlık” şeklinde yoğun bir saldırıya maruz kalıyor. Hele ki bir de süreci ABD emperyalizmi ile ilişkilendiren bir eleştiri yaparsanız, “sosyal-şovenizm ile büyük Türk şovenizmini aynı hizada buluşturan” noktaya düşmüş oluyorsunuz.

İktidar siyasi alanda tasfiye çabalarına hız verdi. Yeni Parti’den Özgür Özel ve Veli Ağbaba, TİP milletvekili Sera Kadıgil, İyi Parti milletvekili Turan Çömez ve DEM Parti eşbaşkanları ile Ağrı milletvekili Sırrı Sakık dokunulmazlıklarının kaldırılması için Meclis’e dosyaları ulaşan milletvekilleri arasında bulunuyor. Meclis’teki AKP-MHP milletvekilleri sayısı bu milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına yetiyor.

İktidar, tasfiye operasyonlarının yönünü Süleymancılar tarikatına çevirdi. Yaklaşık 2 milyon üye ve sempatizanıyla Türkiye genelindeki kitlesellik (müridlik) sıralamasında Menzil’in ardından ikinci sırada yer alan; 3 bin öğrenci yurduna ve Kur’an kursuna sahip olan; sağlık, eğitim, gıda ve inşaat gibi birçok alanda holdingleşen, yüz milyar TL’yi yurt dışına çıkardığı iddia edilen Süleymancıların lideri Alihan Kuriş dahil olmak üzere 37 kişi 13 Ağustos’ta gözaltına alındı. Hem Türkiye’de hem de Almanya’da merkezi ve çok sıkı bir örgütlenme ağına sahip olan bu tarikata yönelik operasyon mali suçlar gerekçesiyle başlatıldı. Ancak asıl amacın, tarikat içindeki liderlik çekişmesine müdahale ederek yapıyı AKP egemenliğine bağlamak olduğu tahmin ediliyor. Nitekim tarikat liderleri, 2024 yerel seçimlerinde CHP’yi destekleyerek AKP’ye Üsküdar, Beykoz ve Şile belediyelerini kaybettirdiklerini ifade etmişti. Yasa dışı faaliyetlerde bu tarikattan hiç aşağı kalır yanı olmayan Menzil ve İhlas gruplarına ise dokunulmuyor. Çünkü onlar iktidar yanlısıdır ve devlet de AKP devletidir.

14 Ağustos 2001 tarihinde kurulan AKP’nin 25’inci kuruluş yıldönümü ülkemizde parti devletinin hüküm sürdüğü gerçeğini ortaya koydu. Kutlamalar çerçevesinde devlet imkanları parti propagandası için harekete geçirildi. Ankara başta olmak üzere çeşitli şehirlerde masraflı kitlesel mitingler planlandı. Kutlamalara resmi devlet kurumu Darphane de 25 bin adet hatıra madeni parası/madalyonu üreterek katıldı. “Devlet AKP devleti oldu” demek, muhalefetin adımlarını ona göre atması gerekiyor demektir.

Parti devleti uygulaması olarak dikkat çekici adımlardan biri de Harp Okulu komutanlığı ile gündeme geldi. 15 Temmuz bahanesiyle kendi askeri kadrosunu yetiştirmek isteyen siyasi iktidarın kurduğu Milli Savunma Üniversitesi Kara Harp Okulu’nun yeni dekanlığına 1 Kasım 2015’te Gümüşhane’den AKP milletvekili adayı olan Osman Köse uygun görüldü. Osman Köse’nin siyasi profili Çözüm Süreci’ni topa tutması ve Terörsüz Türkiye sürecini gönülden desteklemesi bakımından kendi içinde çelişkili bir tablo oluşturuyor.

İstanbul Belediye Başkanlığından alınıp 19 Aralık 2023’ten bu yana hapiste tutulan Ekrem İmamoğlu da 12 Ağustos Çarşamba günü CHP’den istifa ettiğini açıkladı. İmamoğlu 27 Mart 2025 tarihinde CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı olarak ilan edilmişti. İmamoğlu cumhurbaşkanlığı mücadelesini Yeni Parti’de sürdüreceğini açıkladı.

Mücadele Haberleri

Emekçinin gündemi

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı yaptığı sosyal yardımları bir başarı olarak sunarken iktidarın yarattığı derin yoksulluğu ve sefaleti de gözler önüne serdi. Bakanlığın paylaştığı bilgilere göre kömür yardımı alan ev sayısı 1 milyonun üzerine çıkarken, 1,8 milyonun ailenin elektrik ve 700 bin hanenin ise doğalgaz kullanımını sosyal yardımlar almadan kullanamaz hale geldiğini, aşırı yoksulluk kapsamında olan hane sayısının 11, 2 milyon haneye ulaştığı ve sağlık hakkından yararlanmak için GSS prim borcu bakanlık tarafından ödenen kişi sayısının ise 8 milyon 130 bin 283’e ulaştığı paylaşıldı.

Bağımsız Maden-İş Sendikası daha önce sözü verilen ancak ödenmeyen maden işçilerinin alacakları için yeniden Ankara’ya geldiklerinde yine gözaltına alındılar. Eti Gümüş ve Doruk Madencilik şirketinde çalışan yüzlerce işçinin birikmiş maaş alacağı, kıdem, ihbar tazminatları ve çeşitli alacakları bulunuyor. Maden işçileri muhataplarının çalıştıkları şirketin bağlı olduğu Yıldızlar SSS Holding değil Bakanlıkların ve devletin olduğunu belirtiyorlar. Maden işçileri dün üçüncü kez gözaltına alındılar. Ankara Valiliği ise birkaç gün önce jet hızıyla Ankara’da 15 gün boyunca eylem yasağı getirdiğini açıkladı. İşçiler sendikalarıyla birlikte direnmekte kararlılar.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde Ağaç A.Ş. şirketi bünyesinde çalışan işçilerin, güvenlik soruşturması bahanesiyle işten atılmasına karşı mücadelesi açlık greviyle devam ediyor. İşçiler kendilerine başka seçenek bırakılmadığı için açlık grevine başladılar ve kararlılıkla direneceklerini belirtiyorlar. Salı günü Saraçhane’de yaptıkları basın açıklamasına çok sayıda emek örgütü ve mücadeleci kurum katıldı ve işçilerin mücadelesini büyüteceğini vurguladı.

Birleşik Metal-İş Sendikası üyesi işçiler Çorlu Avrupa Serbest Bölgesi’ndeki BBCA Storex’te ve Ankara Polatlı OSB’de bulunan Panelsan Çatı Cephe Sistemleri adlı işyerinde sendika ve işçi düşmanlığına karşı direnişlerini sürdürüyor.

Çeşitli emek ve meslek örgütleri bu hafta açıklamalar yaparak aşırı sıcaklarda çalışan işçilerle ilgili düzenleme yapılması gerektiğini yeniden belirtti. Türkiye’nin birçok şehrinde Ağustos sıcağında çalışan işçiler ciddi sağlık ve güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya bırakılıyor.

Manisa’nın Alaşehir ilçesindeki Bencup Kelepir Gıda fabrikasında çalışan işçiler fabrikada örgütlü olan Öz Gıda-İş Sendikası ile birlikte işten atılmalara karşı direnişe başladılar.

Kocaeli’nin Çayırova ilçesinde Hödlmayr Lojistik işçilerinin grevi, Nakliyat-İş Sendikası öncülüğünde devam ediyor.

TÜVTÜRK Araç Muayene İstasyonu işçilerinin grevi de kararlılıkla sürüyor.

Enerji-Sen’in Bursagaz’da sendika ve emek düşmanlığına karşı direnişi devam ediyor.

Elektrik Mühendisleri Odası’nda grupçu eğilimlerin yarattığı yıkıcılığın sonucu olarak işsiz bırakılan Nursemin Yıldız’ın, İstanbul EMO önündeki işe dönme mücadelesi devam ediyor.

Yapı yol-İş Sendikası’nın Arnavutköy Sazlıbosna’da bulunan TOKİ’ye ait şantiyede BCM İnşaat bünyesinde çalışan işçilerin haklarının gaspedilmesine karşı direnişi devam ediyor.

Yine İBB’ye ait Kayışdağı Darülaceze Şantiyesi’nde Rast Madencilik & BTD Gıda İnşaat firması tarafından hakları gasp edilen işçiler için Yapı Yol-İş Sendikası’nın mücadelesi sürüyor.

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası ile Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu’nun birlikte verdiği mücadele sonrası mülakat zorbalığına uğrayan 1.611 öğretmen PİKTES adlı bir sistemde 3 ay çalıştıktan sonra MEB kadrosuna geçecek. Öğretmenler mülakat adaletsizliğine karşı yütüttükleri mücadelesinin kazanımla sonuçlandığını açıkladılar. Özel sektörde çalışan öğretmenlerin taban maaş talebi, süreli sözleşmelerin ortadan kaldırılması, yaz tatili döneminde maaş haklarının gasp edilmesi ve güvenceli çalışma gibi talepler konusunda ise bakanlığın henüz bir adım atmadığı ve mücadelesinin devam edeceğini paylaştılar.

Dünya Haberleri

Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Savunma İttifakı haftanın en çok tartışılan konularından biri oldu. Hükümete yakın basın bu anlaşmanın İsrail’e karşı yapıldığını öne sürse de, süratle hazırlanan bu ortaklık asıl olarak İran’ı ve Direniş Ekseni’ni kuşatmayı, baskılamayı ve hedef almayı amaçlıyor. Ünlü ekonomi gazetesi Financial Times, ittifakın temel amacının Aramco’yu bölgesel tehditlerden ve Husi saldırılarından korumak olduğunu öne sürdü. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da anlaşmanın, Suudi Arabistan’ın Türkiye’deki 2 milyar doları aşan mevcut yatırımlarının ve ticari bağlarının çok ötesinde finansal ortaklıklara kapı aralayacağını ifade etti. İranlı yetkililer anlaşma hakkında iyimser ve sakin açıklamalar yaparken, Meclis Güvenlik Komisyonu Üyesi İbrahim Rızai “Suudiler Türkiye ve Pakistan ile yapılan kağıt üzerindeki bir anlaşmanın kendilerine güvenlik getirmeyeceğini bilmelidir” şeklinde bir açıklama yaptı. Bilindiği gibi Suudi Arabistan, ABD saldırılarına yardımcı olduğu için hedef alınıyor.

İran yönetimi, ABD’nin savaşı sürdürme konusunda yaşadığı zorlukların arttığını gördükçe taleplerini yükseltiyor. İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai aracılığıyla Hürmüz Boğazı’nın açılması için ABD’nin saldırılarını durdurması, el konulan İran varlıklarının serbest bırakılması ve Lübnan ile Gazze dahil bölgedeki tüm çatışmaların sona erdirilmesi şartlarını ileri sürdü. Gazze ön koşulunun bu süreçte ilk kez öne sürüldüğü belirtiliyor.

Trump’ın yol açtığı skandallara bir yenisi daha eklendi. İran’ın askeri kapasitesini büyük ölçüde yok ettiklerini defalarca açıklayan Trump’ın, NATO toplantısı sonrasında Türkiye’den adeta bir kaçak gibi ayrılması, kendi sözlerini çürüten bir görüntü ortaya koydu. İsrail’in “İran sana suikast düzenleyecek” istihbaratı üzerine Trump’ın önce dönüş için hazırlanan uçağa binip orada fotoğraf verdiği, ardından gizlice bir yiyecek kamyonu yardımıyla uçak değiştirdiği ortaya çıktı. Olayı Washington Post gazetesi deşifre etti. Uçağa binen gazeteciler, Beyaz Saray çalışanları ve uçak personeli ise bu süreçte adeta yem olarak kullanıldı.

Suriye’de Şam Dördüncü Ceza Mahkemesi, devrik lider Beşar Esad’ı ve kardeşi Mahir Esad’ı gıyaplarında, kuzeni ve eski Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib’i ise yüzüne karşı idama mahkum etti. 11 Ağustos’ta sonuçlanan mahkeme yaklaşık dört aydır sürüyor ve propaganda amacıyla Suriye devlet televizyonundan da canlı yayınlanıyordu. Bu mahkeme kararı, eski rejimin müttefikleri olan Rusya ve İran devletlerini de yakından etkilemektedir. Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığı, 9 Ağustos anlaşmasıyla bağımsız bir güç olmaktan çıkıp “misafir eğitmen” konumuna gerilemişti; nitekim bu yeni mahkeme kararı diplomatik ilişkileri daha da germiştir. Şara hükümeti, Rusya ile bağları tümüyle koparmayı ve Batılı güçlere tamamen teslim olmayı çıkarlarına uygun görmüyor. Esad hakkındaki idam kararı, yeni Suriye yönetiminin en çok İran ile olan ilişkilerini sarsmaktadır. Şam rejimi, bu karar sayesinde Esad Suriye’sinin İran’a olan 17 milyar dolarlık borcunu gayrimeşru ilan etmek için güçlü bir hukuki gerekçe daha elde etmiştir.

Rusya hafta boyunca başkent Kiev’i ve liman kenti Odesa’yı sürekli vurdu. Bu saldırılar, Ukrayna’nın savaş dolayısıyla neredeyse tamamen tahıla bağımlı hale gelen deniz ticaretini ciddi şekilde baltalıyor. Rusya içlerini vuran yeni silahlarla birlikte, Ukrayna’da üretildiği belirtilen füzelerin menzilinin giderek arttığı görülüyor. Ancak ABD, özellikle Kazakistan petrolünün de taşındığı ve bu nedenle Astana yönetiminin hassasiyet gösterdiği Novorossiysk Limanı’nın vurulmamasını Ukrayna’dan talep etmişti. Hem Ukrayna hem de Rusya dünyanın en büyük tahıl ihracatçıları arasında yer aldığından, tırmanan bu deniz savaşı küresel bir tahıl krizini tetikleyecek boyuta ulaştı. Ukrayna, 11-12 Ağustos 2026 gecesi Rusya’nın en büyük Karadeniz deniz ticareti ve askeri üssü olan Novorossiysk Limanı’na 15 ayrı füze ve dron sistemiyle bir saldırı düzenledikten hemen sonra, Rusya’ya Karadeniz’de sivil gemilere ve liman altyapılarına yönelik saldırıların karşılıklı olarak durdurulmasını içeren bir moratoryum anlaşması teklif etti.

Ukrayna hükümeti, hava sahası Rus füzelerine karşı büyük ölçüde savunmasız kaldığı için ABD’den acilen yeni hava savunma sistemleri talep ediyor. Öte yandan, Trump ile Putin’in gerçekleştirdiği tarihi Alaska zirvesinin ardından, Ukrayna cephesindeki Batı desteğini ve askeri koordinasyonu daha ziyade İngiltere üstlenmiş durumdadır. Özellikle İskandinavya ve Baltık ülkeleri, Rusya’ya karşı askeri tedarik ve lojistik hatların planlanmasında İngiltere tarafından koordine edilmektedir.

Sonuç

İktidar, Kürt ulusal hareketini kendi safına çekerek burjuva muhalefetini etkisizleştirmeye devam ediyor. Kürt ulusal hareketinin bugünkü tutumu, tıpkı Çözüm Süreci günlerindeki yaklaşımlarını andırıyor. Türkiye solunun Kürt ulusal hareketi ekseninde siyaset yapan kesimleri, NATO zirvesi öncesindeki antiemperyalist söylemlerini de tamamen unutmuş görünmektedir. Bir kısım sol örgüt ise devrimci mücadeleyi büyütmekten ziyade, sosyalist sol içinde kendi konumunu ve rekabet gücünü tahkim etmeyi öncelikli görmektedir.

AKP’nin 25’inci kuruluş yıl dönümü gösterileri, devlet aygıtının bir “AKP devleti” haline geldiğini çok açık bir biçimde ortaya koyuyor. Burjuva muhalefetinin Batılı emperyalist odaklara bel bağlamış olması, antiemperyalist yurtsever güçlerin ve emek hareketinin desteğini önemsememesi, hatta onların yerine tarikatlarla işbirliği yapması AKP iktidarı tarafından kolayca saf dışı edilmesinin en temel sebebidir. Nitekim sadece burjuva partileri ve Gülen cemaati değil, Süleymancılar tarikatı da Batılı emperyalist güçlere yaslanmaktadır.

Tarih Türkiye solunu acil bir göreve çağırırken; sınıf hareketini esas alan, gerek Kürt ulusal hareketinden gerekse CHP’den bağımsız devrimci çizgiyi ortak bir koordinasyonla var edecek devrimci irade henüz olgunlaşmamıştır. Devrimciler, bu konudaki teorik uyarılarını ve pratik arayışlarını çok daha aktif bir şekilde sürdürmelidir. AKP iktidarı aslında içten içe derin bir çürüme yaşamakta; hatta iç ve dış koşullar nedeniyle çok ciddi krizlerden geçmektedir. Dolayısıyla asıl mesele, yarını bugünden inşa edecek devrimci bir sol odağın kararlılıkla filizlenmesidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.