12 Eylül’ün Aşılması ve Devrimci Yenilenme

0
121

Odak Dergisi

Aradan tam 46 yıl geçmiş olmasına rağmen 12 Eylül askeri darbesi etkilerini güçlü bir şekilde korumaya devam ediyor. Bugün karşı karşıya olduğumuz baskıcı iktidar, teslimiyetçi muhalefet düzeni ve toplumsal çürüme, esas olarak 12 Eylül açık faşizminin ve onu takip eden neo-liberal sürecin ürünleridir. Cunta, halkın örgütlülüğüne ve direnme iradesine ağır zarar verirken; burjuva bireyciliğini ve liberal yaşam tarzını sola ve topluma empoze etmeyi başardı. Bugünkü dinciliğin önünü de en çok 12 Eylül darbesi açtı.

Bu tasfiye sürecinden işçi sınıfı, öğrenci gençlik, aydınlar ve kadın hareketi ağır yaralar aldı. En büyük tahribat ise sosyalist solun kurucu harcı olan anti-emperyalist yurtseverlik bilincine yapıldı. Sol içerisinde sistemli bir şekilde geliştirilen Türkofobi (Türk alerjisi), devrimcileri kendi köklerinden ve Türk halk gerçekliğinden kopardı. Özgürlükçülük adına bireyci-liberal, enternasyonalizm adına ise kozmopolit bir Batı hayranı gençlik kuşağı şekillendirildi. Batı merkezli fonlarla beslenen kadın ve LGBT örgütleri, sola eğilimli kitlelerin enerjisini düzene bağlayarak liberalizme güç kaynağı yapıldı. Yurtseverliğin tasfiye edildiği bu boşlukta ise NATO güdümlü dincilik ve sahte milliyetçilik halkın geniş kesimlerini esir aldı.

Oysa 1960’lı yıllardaki muazzam devrimci yükseliş, sosyalizmin yurtseverlikle kurduğu güçlü bağın eseriydi. Sol bu mevziyi terk edince CHP tamamen emperyalizmin yörüngesine oturdu. Kürt ulusal hareketi 1990 sonrasında yüzünü mazlum halkların enternasyonalist dayanışmasına değil, emperyalist güçlerin icazetine döndü. Anti-emperyalizm ve yurtseverlik bayrağı, MHP ve türevleri gibi NATO imalatı şer odaklarının elinde kirletildi. Gelinen aşamada, düne kadar sosyalist solu Kemalizm ve MHP ile eşitleyen Kürt ulusal hareketi, bugün yeni statükonun çatısı altında ve emperyalizmin ortak zemininde MHP ile buluştu.

12 Eylül faşizmi, solun örgüt yapısını ve grupçuluk zaafını da acımasızca deşifre etti. Darbe öncesinde yüz binleri kucakladığı iddia edilen “büyük örgütler”, askeri müdahale karşısında bir anda bozguna uğradı. Çünkü sosyalist hareket, her koşulda direnecek güçlü yapılar kurmak yerine, birbirine hava atan gösteriş örgütlerini tercih etmişti. Sol içi rekabet devrimci hukuku ayaklar altına aldı; gruplar kendi varlıklarını ve başarılarını, diğer devrimci örgütlerin tasfiyesinde ve başarısızlığında aradı. Bu grupçu aymazlık, hepimizi ortak ve ağır bir yenilgiye sürükledi.

Bugünkü gidişat hem dünya ölçeğinde hem de ülkemizde büyük tehlikeler barındırıyor; ancak bu tehlikeler aynı zamanda büyük mücadele olanaklarını da bağrında taşıyor. Emperyalizm ve Siyonizm hançerini bölgemize ve ülkemize dayamış durumdadır. Buna karşın Lübnan, Yemen, İran ve Filistin halklarının kahramanca direnişi halkımıza ilham veriyor. Ülkemizde ise mahallelerimizin çetelerin, mafyanın ve lümpenleşmenin esiri haline getirilmiş olması çok büyük bir endişe kaynağıdır. Bu kuşatmayı yaracak en sağlıklı ve dinamik toplumsal kesim işçi sınıfı, gençlik ve kadın hareketidir. Geleceğin devrimci potansiyeli bu dinamiklerin omuzlarında yükselecektir.

Çözüm; liberal rüzgârlara savrulmadan ya da geçmişin ezberlerine hapsolmadan, her şeyden önce disiplinli, merkezi ve Leninist öncü örgüt anlayışını pratikleştirmekten geçiyor. Burjuva bireyciliğinin ve etiket devrimciliğinin aşılması; saflarımızda devrimci militanlık, adanmışlık ve fedakarlık ruhunun yeniden hakim kılınması gerekiyor. Sol, yüzünü kendi halkına dönmeli ve anti-emperyalist proleter yurtseverlik bayrağını yükseltmelidir. Devrimciler olarak; sol grupların birbirini sabote etmeye programlandığı rekabet kültürünü aşmanın; tüm çalışma alanlarında rekabetin yerine devrimci dayanışma ve kolektif aklı geçirmenin yollarını yaratmalıyız.

Türkiye solu olarak geçmişin devrimci özüne, 12 Eylül öncesi ve sonrası kuşakların devrimci samimiyetine sıkı sıkıya bağlı kalan, ancak geçmişin zaaflarını, bölünme kültürünü ve grup şovenizmini kararlılıkla aşan yeni tarzda bir sol ve dinamik bir devrimci yenilenmeyi inşa etmek göreviyle karşı karşıyayız. Bu tarihsel sorumluluğu, geleceği bugünden kurma anlayışıyla, omuz omuza vererek hep birlikte yaratabiliriz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.