HAFTANIN ÖZETİ: ‘AİLEM GÜVENDE’ DEĞİL AĞIR TEHLİKEDE!

0
84

Odak Dergisi kolektifi olarak bu haftaki özetimize Türkiye’den gelişmelerle başlayıp emek ve mücadele haberlerini aktaracak; dünyadaki gelişmeleri ele alarak özetimizi sonlandıracağız. Önce Türkiye’den gelişmeleri aktaralım.

TÜRKİYE

Polisin “Ailem Güvende” ismini verdiği, ülke çapında çok sayıda LGBT birey ve hak savunucusunun gözaltına alındığı operasyon geride bıraktığımız haftanın önemli gündemleri arasındaydı. İstanbul, Ankara, İzmir, Aydın, Mersin başta olmak üzere toplamda 15 ili kapsayan operasyonda, 116 kişi gözaltına alındı, 82 kişi ise tutuklandı. LGBT bireyi ve hak savunucusu derneklerle dayanışma amacıyla İzmir, İstanbul ve Ankara’da gerçekleştirilen eylemlere ise polis saldırdı, çok sayıda kişi gözaltına alındı ve bir süre sonra serbest bırakıldı.

Operasyon isminde “aile” kavramının kullanılması doğal olarak eleştiriliyor. Bilindiği üzere bu kavramı dilinden düşürmeyen iktidarın, on yıllardır Türkiye’deki aile yapısına verdiği zarar gözler önünde. İşsizlik, yoksulluk, eğitim ve sağlıkta yaşanan gerilemeler “muhafazakar” olduğunu iddia eden iktidarın bu iddialarının aksine, topluma büyük zararlar verdi. Ensar Vakfı gibi gerici vakıf ve cemaatlerde yaşanan çocuk istismarları ve bu istismarların bizzat AKP’li Aile Bakanı tarafından “bir kereden bir şey olmaz” sözleriyle geçiştirilmesi, Aladağ yurt yangını gibi olaylarda katledilen küçücük bedenler, iş kazasına kurban giden çocuk işçiler ise cabası… Biz mevcut iktidarın “aile” dostu değil, aksine “aile”ye en çok zararı veren olduğunu biliyoruz. O, “aile” adı altında gericilik ve manipülasyon yapmaktadır. Biz ise mücadeleci ve dayanışmacı, demokratik aile yapısını savunuyoruz.

Diğer yandan AKP’nin bu operasyonu gerçekleştirirken ileri sürdüğü MASAK raporuna da dikkat edilmelidir. Raporda yer alan LGBT derneklerine aktarılan Avrupa ve ABD “fonları”, iktidara yakın medya kuruluşları tarafından paylaşıldı ve operasyon bu yolla meşru gösterilmeye çalışıldı. İktidar bir yandan “yerlilik ve millilik” iddiası ile toplumu manipüle etmektedir, diğer yandan ise emperyalistlerle ve siyonistlerle işbirliği halindedir, bunun elbette tartışılacak tarafı yoktur. Ancak emperyalistlerin ülkemizde ve dünyada “özgürlük”, “insan hakları”, “demokrasi” iddiası ile mücadele veren kişi ve kurumlara aktardığı fonlar da kuşkuyla karşılanmalıdır. Alınan bu fonlar, iktidarın faşist saldırılarını deyim yerindeyse meşrulaştırmaktadır bile. Emperyalist kuruluşların yıllardan beri dünyadaki muhalefeti nasıl etki altına aldığını hepimiz biliyoruz. Kimlik hareketleri üzerinde uzun yıllardır özel olarak çalışıyorlar. Emperyalizm, Türkiye ve dünyadaki sol hareketleri fonlar ile dizayn etmekte, toplumsal mücadeleyi manipüle etmektedir. Bunlara karşı hassas ve dikkatli olunmalıdır. Özgürlük ve eşitliği savunan hareketler anti-emperyalist ve işçi sınıfı dostu olmak zorundadır.

Türkiye’de akaryakıt fiyatlarına gelen zam ile motorinin litre fiyatı 100 lirayı aştı, benzin ise üç haneli rakamlara dayandı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek yaşanan bu son zamma dönük tepkileri yumuşatmak amacıyla, Avrupa’da mazot fiyatının TL bazında 150 liranın altında olmadığı beyanında bulundu. Haziran 2023’ten bu yana motorin fiyatlarındaki artış oranı yüzde 301 olarak hesaplanıyor. İran’a dönük saldırılar zaten dünya petrol piyasasındaki fiyatları yükseltmişti. Bilindiği gibi Türkiye’nin ham petrol ve petrol ürünleri ithalatında başlıca tedarikçileri ise Rusya, Irak ve Kazakistan’dır. Son zamanlarda ABD de ana tedarikçilerden biri haline geldi. Doğal gazda ise İran ve Azerbaycan önemli ticaret ortaklarıdır. Yaşanan artışa dünya petrol piyasasındaki fiyatların yüksekliğinin, Türkiye’nin ithalat maliyetindeki artışın; rafineri, dağıtım fiyatı ve pompa fiyatlarına yansıyan döviz kuru, ÖTV ve KDV gibi unsurların neden olduğu ifade ediliyor. Mazot ve benzinde yükseliş kısa zamanda iğneden ipliğe birçok ürünün zamlanmasına sebep olacaktır.

Tutuklu İBB Başkanı İmamoğlu’nun da yargılananlar arasında bulunduğu CHP’nin 38’inci Olağan Kurultayı’nda usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla yürütülen dava 21 Ekim’e ertelendi. Bu sırada İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi de CHP İstanbul 38. Olağan İl Kongresi’ne ilişkin davada verdiği “ihtiyati tedbir” kararını “durum ve koşulların değiştiği” nedeniyle kaldırdı. Böylece tedbir kararı ile birlikte görevlendirilen Gürsel Tekin ve beraberindeki heyetin “mahkemece belirlenmiş” görevi sona ermiş oldu ancak Tekin, kendisinin Kılıçdaroğlu tarafından “atanmış” olduğunu ifade etti ve İstanbul İl Başkanı görevine devam edeceğini aktardı. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABB Başkanı Mansur Yavaş arasında Beştepe’de gerçekleşen görüşme de önemli gelişmeler arasındaydı. Mansur Yavaş, bir süre önceye kadar Yeni Parti’ye yakın durmaması nedeniyle eleştirilmekteydi. Erdoğan ile yaptığı görüşmede ise, CHP’nin kuruluş yıldönümü olan 9 Eylül resepsiyonuna katılmayıp, görüşmeye gitmesi sebebiyle eleştirildi. Bilindiği üzere Mansur Yavaş, CHP-Yeni Parti saflaşmasında “tarafsız” tutumu ile dikkat çekmektedir. Yavaş, görüşmenin konusunun “Ankara” olduğunu belirtti. Bu kapsamda metro projeleri, fuar alanları ve farklı yatırımlar yapılacağı açıklandı ve “teknik ve hizmet odaklı görüşme” olduğu iddia edildi ancak Yavaş’ın görüşme ardından yaptığı açıklamada Erdoğan’a fazla teşekkürü de dikkat çekiciydi. Ayrıca Mansur Yavaş, halkların katili NATO’nun 7-8 Temmuz’da gerçekleşen Zirvesinin Ankara’da düzenlenmesi konusunda gösterdikleri irade nedeniyle de Erdoğan’a bir “teşekkür” sundu! Mansur Yavaş aslında MHP çizgisinde bir insandır. Onu, İmamoğlu’nu ve benzerlerini CHP’nin başına Kılıçdaroğlu getirdi.

Bu sırada Üsküdar Belediyesi’ne yapılan saldırı sonrasında belediye yönetimini deyim yerindeyse gasp eden AKP, bu süreçte CHP’den AKP’ye geçerek aktif rol oynayan Meclis Üyesi Tahsin Usta’yı da “Belediye Başkan Yardımcısı” yaparak ödüllendirdi. Bilindiği üzere ikinci kez düzenlenen seçim, CHP’li iki meclis üyesinin tutuklanması ve dört üyenin de AKP’ye geçmesinin ardından gerçekleştirilmişti. AKP’li aday 23, CHP ve Yeni Parti’nin ortak adayı ise 19 oy almıştı. İktidarın CHP/Yeni Parti’li belediyelere saldırısı kabul edilemez. Ancak bu saldırıların bu denli kolay gerçekleşiyor oluşunda CHP/Yeni Parti’nin zaafları da ayrıca düşünülmelidir. “Halkçı belediyecilik” anlayışı yerine rant ve yolsuzluk örneklerinin artışı, belediye işçilerinin koşulları ve sendikal örgütlenme konusunda onlara yaşatılan haksızlıklar ile işten atmalar ve dahası hem CHP/Yeni Parti tarafından hem de onlara taraftar olan ve oy verenlerce sorgulanmalıdır. Umarız okur, “Peki AKP belediyleler ne durumda?” sorusunu, gözü kapalı iktidarı aklayan AKP seçmenini andırır bir eleştirisizlik ile sormaz.

6 Şubat 2023 deprem felaketinde yıkılan binalarda yakınlarını yitiren aileler, kurdukları “Adalet Peşinde Aileleri Platformu” ile açılan davalarda yaşanan sorunları gündeme taşımaya devam ediyor. Aileler, yaşanan bu haksız ve hukuksuz süreçle ilgili Adalet Bakanlığı önünde 10 Eylül’den bu yana oturma eylemi gerçekleştiriyor. “Afet değil katliam, adalet istiyoruz” diyerek bakanlık önünde nöbet tutan aile yakınlarından Döne Kaya’nın nöbet boyunca elinde tuttuğu, Manolya Sitesi ve Ezgi apartmanı davası sanıklarının Cumhurbaşkanı Erdoğan ile fotoğrafları, polis ekiplerince “Cumhurbaşkanı’nın itibarının zedelendiği” gerekçesiyle zorla alındı. Yaşanan müdahale sonrasında Kaya, “Enkazda altı gün kalan ailemin karakteri zedelenmiyor, kişiliği zedelenmiyor, ölen 53 bin insanın itibarı zedelenmiyor, Manolya Sitesi’ndeki ölümlerden sorumlu olan sanıkla fotoğraf çektiren Cumhurbaşkanı’nın itibarı zedeleniyor” diye tepki gösterdi.

Tunceli’nin Hozat ilçesinde eski Sol Parti yöneticisi Hıdır Dilekçi, evinin önünde çetelerin saldırısına uğradı ve saldırı sonucunda Dilekçi’nin burnu kırıldı. Bu olay, geçmişte ve günümüzde devrimci hareketlerin yoğun bulunduğu semt ve bölgelerde artan uyuşturucu ve çeteleşme sorununu bir kez daha sorgulatmaktadır. İfade edilenlere göre Hıdır Dilekçi, uyuşturucu çeteleri tarafından saldırıya uğradı. Bir önceki hafta gençlerin uyuşturucu kullandığını gören Hıdır Dilekçi, onların ailelerine uyarıda bulunmuştu. Ardından ise bu olay gerçekleşti. Saldırıya uğrayan Dilekçi, yaşananların toplumsal, kültürel ve siyasal alanda derinleşen bozulmanın sonucu olduğunu ifade ederek, “Hiçbir genci çetelere ve uyuşturucu bataklığına teslim etmeyeceğiz” dedi. Biz, yoksul semtlerde, emekçi mahallelerde artan uyuşturucu ve çeteleşme sorununa karşı devrimcilerin aktif olmasını ve bu sorunlara önlem olacak alternatif kültür, eğitim ve dayanışma faaliyetleri geliştirmeleri gerektiğini düşünüyoruz. Yaşanan sorunun münferit bir olay olmadığı unutulmamalıdır.

DEM Parti İmralı Heyeti, 13 Eylül’de Öcalan ile bir görüşme daha gerçekleştirdi. Görüşme ardından Öcalan’ın mesajını aktaran heyet, Öcalan’ın sürecin hızlandırılması yönünde görüş bildirdiğini, aksi takdirde süreci engelleyecek provokasyonların geliştirileceğine dikkat çektiğini ve Rojava’da yaşanan son gelişmeleri de bu çerçevede değerlendirdiğini aktardı. Bu sırada heyet içerisinde yer alan Pervin Buldan, Öcalan için İmralı Adası içerisinde yeni bir konut inşa edildiğini ancak Öcalan’ın henüz oraya taşınmadığını, taşınması için “mekanda bir çalışma ekibine ihtiyaç duyduğunu” belirtti. Kamuoyunda “Öcalan’a villa” tartışmalarına ilişkin bu açıklamayı yapan Buldan, söz konusu yapının villa veya konforlu bir alan olarak tanımlanmasının art niyetli olduğunu ileri sürdü. Öte taraftan Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum ise Öcalan’ın “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırdıkları süreç kapsamında kurdukları “Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu”nda görev alacağını açıkladı. Yeni yapının da bu görev doğrultusunda Öcalan için inşa edildiğini ifade etti. Uçum ayrıca süreçte beklenen MGK kararının da Ekim ya da Kasım ayında çıkacağını ifade etti. Mehmet Uçum ayrıca 440 bini aşan cezaevleri hükümlü sayısı nedeniyle de “genel af” niteliği taşımayan bir infaz düzenlemesi üzerinde çalıştıklarını kaydetti.

2011’de Oda Tv davasından gözaltına alınıp Ergenekon ile ilişkilendirilerek tutuklanan MİT’çi Kaşif Kozinoğlu’nun cezaevinde “kalp hastalığı” sebebiyle rahatsızlanıp hastaneye kaldırıldıktan sonra ölümü ile ilgili “takipsizlik” verilen dava, 26 Ağustos’ta Silivri Sulh Ceza Hakimliği tarafından yeniden başlatılmıştı. Olayla ilgili önce Kurtlar Vadisi isimli dizinin senaristleri “bilgi sahibi” sıfatıyla ifadeye çağrıldı. Dizinin 10 Kasım 2011 tarihinde yayınlanan bölümünde “Kazım Kaşifoğlu” isimli karakter bir hücrede tutulmuş, baş rol karakteri Polat Alemdar tarafından teslim edildiği “Yaşar Ağa” isimli dizi karakteri tarafından darp edilmişti. Kozinoğlu bu bölümün televizyonda yayınlanmasından 2 gün sonra, 12 Kasım’da yaşamını yitirdi. Yaşanan olaydan sonra dizinin 8 Aralık 2011 tarihli bölümde ise “Kaşifoğlu” karakterinin spor yaptıktan sonra nabzının yüksek olduğunu belirttiği, ardından duş aldığı ve “Kara” isimli dizi karakteri tarafından koluna şırıngayla hava enjekte edilerek öldürüldüğü ekranlara yansımıştı. Savcılık bu nedenle aradaki bağı saptamak amacıyla senaristleri ifade çağırdı. Kozinoğlu soruşturması ile ilgili o dönem Silivri’deki 4 koğuş arkadaşı hakkında da gözaltı kararı verildi. Yapılan polis operasyonu ile 3 kişi gözaltına alınırken, Kıbrıs’ta olduğu bildirilen emekli Jandarma Albay Hasan Atilla Uğur da Kıbrıs’tan dönerken havalimanında gözaltına alındı. Uğur, savcıların kendisini ifadeye çağırmasını “son derece normal” karşıladığını belirtmiş ve İstanbul’a dönerek ifade vereceğini aktarmıştı.

Tunceli’nin Hozat ilçesinde bulunan 51. Komando Tugayı “TSK’nın organizasyonel ve operasyonel ihtiyaçları” gerekçe gösterilerek Aydın’ın Söke ilçesine taşındı. Resmi olarak yapılan açıklamalarda Yunanistan ile herhangi bir ilişki üzerinde durulmazken, iktidara yakın basın kaynakları bu intikalin “Yunanistan’da derin endişe yarattığı”nı iddia ediyor. Bilindiği üzere Söke, Yunanistan’a ait Samos (Sisam) Adası’nın karşısında bulunuyor. İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs arasında geliştirilen askeri ortak eylem planı ve İsrail’in Yunanistan’a kuracağı hava savunma sistemleri ile “Aşil Kalkanı”nın bu intikalin gerçekleştirilmesinde rolü olduğu görülüyor. Söke’de görev alacak hareketli 51. Komando Tugayı’nın Foça’daki 1. Amfibi Deniz Piyade Tugayı ve İzmir’deki özel kuvvet unsurlarıyla birlikte ele alındığında Ege’de askeri kapasite anlamında önemli bir rol oynayacağı ifade ediliyor.

EMEK GÜNDEMİ

İSİG Meclisi’nin verilerine göre bu yıl iş cinayetlerinde tespit edilebilen çocuk işçi ölümü sayısı 62’ye yükseldi. Ağustos ayında ise 15’i çocuk olmak üzere 226 kişi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti.

DİSK Araştırma Merkezi’nin paylaştığı bilgilere göre Türkiye’de her 100 çocuktan en az 15’i çalışma hayatının içinde yer alıyor. 15-17 yaş arasındaki çocukların çalışma oranı son beş yılda yüzde 70 arttı. MESEM’e kayıtlı öğrenci sayısı ise son 10 yılda yaklaşık 5,3 kat yükseldi. 2025-2026 döneminde 392 bin 887 çocuk MESEM programına kayıtlı görünüyor. Paylaşılan verilerin en can yakıcı taraflarından biri ise son 9 yılda en az 93 bin 517 çocuğun iş kazası geçirmiş olması. Aynı dönemde en az 646 çocuk çalışırken hayatını kaybetti.

Büro Emekçileri Sendikası’nın (BES) paylaştığı eylül ayı açlık ve yoksulluk sınırı verilerine göre, 4 kişilik bir ailenin yalnızca gıda harcaması için yapması gereken aylık harcama, yani açlık sınırı, 49 bin 655 TL’ye ulaştı. Yoksulluk sınırının ise 125 bin TL’ye dayandığı belirtiliyor. Açlık sınırı, asgari ücretin neredeyse iki katına yaklaştı.BES-AR’ın paylaştığı bilgilere göre büyük şehirlerde yaşayan insanlar, aldıkları ücretlerin yaklaşık yüzde 75-80’ini ev kirasına vermek zorunda kalıyor.

Smart Solar Aliağa işçileri kazandı. Smart Solar Aliağa Fabrikası’nda TES-İŞ’ten istifa ederek Enerji-Sen’e geçen 7 işçinin işten çıkarılmasıyla başlayan direniş kazanımla sonuçlandı. Enerji-Sen, işçilerle birlikte fabrika önünde 4 gün boyunca direniş gerçekleştirdi. Emek güçlerinin dayanışmasıyla şirketin İstanbul’daki Genel Merkezi önünde de eylem yapıldı. Kararlı direnişin ardından işçilerin mücadelesi kazanımla sonuçlandı.

Öte yandan Enerji-Sen’in Kazancı Holding’e bağlı Bursagaz’da işçi ve sendika düşmanlığına karşı sürdürdüğü direniş 100. Gündür sürüyor.Panelsan işçileri direniyor. Birleşik Metal-İş Sendikası’na üye işçilerin işten çıkarılması ve sendikal örgütlenmenin engellenmesine karşı Panelsan’da başlayan direniş 47 gündür kararlılıkla devam ediyor.

Nursemin Yıldız dayanışmaya çağırıyor. Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nde çalışırken EMO Genel Merkez yöneticileri tarafından işsiz bırakılan Nursemin Yıldız, 19 Eylül Cumartesi günü saat 14.00’te Ankara’daki EMO Genel Merkezi önünde basın açıklaması yapacağını duyurarak dayanışma çağrısı yaptı.

Belediye işçileri hakları için mücadeleyi sürdürüyor. İşten çıkarmaların ve hak gasplarının yoğun olarak yaşandığı belediye işkolunda işçiler, işleri ve hakları için direnmeye devam ediyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde taşeron olarak çalıştırılan modüler tuvalet işçileri, Van Büyükşehir Belediyesi işçileri, Karabağlar Belediyesi ve Samsun Atakum Belediyesi’nde çalışan işçiler hakları için mücadelelerini sürdürüyor.

Sosyal-İş Sendikası, market işçilerinin karşılaştığı ağır çalışma koşullarına ve hak gasplarına karşı dün A101 Genel Müdürlüğü önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

Yapı Yol-İş Sendikası; Adıyaman Gölbaşı TOKİ Şantiyesi’nde, Hatay Defne TOKİ Şantiyesi’nde, Mersin Mut TOKİ Şantiyesi’nde ve İstanbul Arnavutköy’de Emlak Konut GYO’ya bağlı şantiyede, üyelerinin alacakları ve yaşanan hak gaspları için bu hafta çeşitli eylemler gerçekleştirdi.

Gebze Sendikalar Birliği, Nakliyat-İş Sendikası öncülüğünde Hödlmayr Lojistik’te devam eden direnişi bu hafta ziyaret etti. Çayırova’da devam eden Hödlmayr direnişi 51. gününde.Nakliyat-İş Sendikası’nın TÜVTÜRK Araç Muayene İstasyonları’ndaki grevi de kararlılıkla sürüyor.

Kadıköy’de bulunan Melek Hotels çalışanları, uzun süredir ödenmeyen hakları için mücadele ediyordu. İşçiler, sendikaları Dev Turizm-İş’in yaptığı açıklamayla mücadeleyi kazandıklarını duyurdu. Dev Turizm-İş Sendikası, 1,5 yıldır ödenmeyen işçi haklarının örgütlü mücadele ve sınıf dayanışmasıyla kazanıldığını belirtti.

DÜNYA

Haftanın Özetine Ortadoğu’daki kritik gelişmelerle devam ediyoruz. Yemen’de Suudi Arabistan’ın 2015 yılında doğrudan askeri saldırıya dönüşen ve ülkeyi BAE, Kuveyt, Bahreyn, Katar, Mısır, Sudan, Fas ve Ürdün’ün doğrudan katıldığı, ABD’nin de geriden desteklediği yıllarca süren hava saldırıları, abluka ve ağır bir insani yıkımla karşı karşıya bırakan savaş yeni bir evreye giriyor. O saldırlar sonucunda 150 binden fazlası doğrudan 227 binden fazlası da saldırıların yol açtığı açlık ve hastalıklar nedeniyle olmak üzere 377 bini aşkın Yemenli yaşamını yitirmişti. ABD ve İsrail’in de yıllardır saldırdığı İran destekli Husiler (Ensarullah Hareketi), Hudeyde vilayetindeki kontrolünü pekiştirirken Taiz’in batısına doğru ilerleyerek Muha başta olmak üzere Kızıldeniz kıyısındaki bazı kentleri ve Babülmendep Boğazı’na ulaşan stratejik güzergâhları kontrol altına aldı. Yemen’in batı kıyısında büyüyen çatışmalar, küresel deniz ticaretinin kritik güzergâhlarından Babülmendep Boğazı’ndaki gemi trafiğini büyük ölçüde durma noktasına getirdi. Basında yer alan haberlere göre, normalde günlük ortalama 33 geminin geçtiği boğazda son 24 saatte yalnızca 4 ticari gemi geçiş yaptı. Petrol ve kimyasal tankerlerinin geçişi ise yüzde 91 azaldı. Babülmendep’teki gelişmeler, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimin de etkisiyle küresel enerji ve ticaret hatları üzerindeki baskıyı artırdı. Öte yandan Husiler Aramco’nun petrol tesislerini ve Yemen’e karşı hava saldırılında kullanılan askeri üsleri hedef aldı.

Bu gelişmeler yaşanırken Suudi Arabistan yönetimi 15 Eylül’de Mekke’nin Husiler tarafından hedef alındığı iddiasını öne sürdü. Husi yetkililer ise ortaya atılan saldırı iddialarını reddetti. Ortada doğrulanmış bir saldırı olmamasına rağmen, özellikle medya üzerinden yürütülen manipülasyon hızla büyüdü, emperyalist ABD’nin ve yerli işbirlikçilerinin Suudi Arabistan’a yönelik dayanışma mesajları peş peşe geldi.

Ortadoğu’daki gelişmeler kapsamında dikkat çeken bir diğer gelişme ise Almanya’da gerçekleştirilen gizli toplantı oldu. Geçtiğimiz hafta, CENTCOM Komutanı Brad Cooper’ın ev sahipliğinde düzenlenen toplantıda İsrail, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Kuveyt, Katar, Ürdün ve Mısır’dan üst düzey askeri yetkililerin bir araya geldiği bildirildi. Toplantının ana gündeminin ise İran’a karşı askeri iş birliği olduğu belirtildi. Toplantıyla ilgili dikkat çeken nokta ise CENTCOM’un toplantıyı doğrulamasına karşın, toplantıya katılan diğer ülkelerin kamuoyuna konuya ilişkin herhangi bir açıklama yapmamış olmasıdır. Yüz binlerce Yemenliyi katleden bu ortaklar Husilerin direnişini kıramadı. Suudi Arabistan şimdi ABD’ye yalvarır duruma düştü. ABD ise Yemen’e saldırmaya cesaret edemiyor ve İtan’a karşı yürüttüğü savaşta yetersiz kalıyor.

ABD emperyalizmin güdümündeki Avrupa ülkeleri savaş hazırlıkları eşliğinde seçimlere gitti. Geçen hafta Almanya’nın doğusunda bulunan Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerini faşist AfD partisi kazandı ve yeterli çoğunluğu elde edemediği için koalisyon kurarak eyalet yönetimini üstleneceği bekleniyor. Öte yandan İsveç’te 13 Eylül 2026 tarihinde gerçekleştirilen genel seçimlerde Magdalena Andersson liderliğindeki Sosyal Demokratlar, Sol Parti, Yeşiller ve Merkez Parti’den oluşan merkez-sol ittifakı, parlamentoda kıl payı bir sandalye üstünlüğü (176 sandalye) yakalayarak seçimi önde tamamladı. Başbakan Ulf Kristersson liderliğindeki Merkez sağ parti (Moderaterna), Hristiyan Demokratlar, Liberaller ve dışarıdan destek veren aşırı sağcı İsveç Demokratları’nın (SD) oluşturduğu sağ ittifak ise 173 sandalyede kaldı. İsveç’te görünüşte sol kazandı fakat İsveç sağ kulvarda gitmeye devam ediyor. İsveç aynı zamanda Rusya’ya karşı savaş kışkırtıcısı ülkelerden biridir.

ABD ve Kanada hatlarındaki kriz gümrük tarifeleri ve diplomatik misillemelerle derinleşiyor. ABD yönetiminin sınır güvenliği, fentanil adlı uyuşturucu kaçakçılığı ve ticaret dengesizliklerini gerekçe göstererek Kanada mallarına yüzde 50’ye varan ek gümrük vergileri uygulamaya koymasının ardından, Kanada yönetimi müzakereleri askıya alarak 20 milyar dolarlık ABD ürününe yanıt tarifeleri getirdi. ABD ile ipleri kopma noktasına gelen Kanada, ekonomik ve askeri bağımlılığını dengelemek amacıyla Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerini tarihin en üst seviyesine taşıyor. Ursula Von der Leyen, çarşamba günü Strazburg’da Avrupa Parlamentosu’nda Kanada Başbakanı Mark Carney’nin katıldığı oturumda, AB’nin Kanada ile ilişkilerini “mümkün olan en yüksek seviyeye” taşımak istediğini açıklamıştı. Von der Leyen, Carney ile birlikte çalışarak Kanada’nın AB’nin ilk “ortak üyesi” olması için girişimde bulunacaklarını söyledi.

CETA (Kapsamlı Ekonomik ve Ticari Anlaşma) kapsamında zaten güçlü bir serbest ticaret altyapısına sahip olan Kanada, AB’nin 150 milyar avroluk SAFE (Europe Security Action) savunma fonuna katılan ilk Avrupalı olmayan ülke oldu. İki tarafın kritik hammaddeler, teknoloji ve Transatlantik güvenliği alanındaki bu yakınlaşması, AB nezdinde Kanada’ya özel bir “Ortak Üye” (Associate Member) statüsü kazandırılması ise ABD yönetimini kızdırdı. ABD Başkanı Donald Trump, Brüksel’i açıkça tehdit ederek Kanada ile daha yakın bir ortaklığın “düşmanca” görülmesi halinde Avrupa’ya ağır gümrük vergileri getirebileceğini, hatta AB ile ticareti tamamen durdurabileceğini söyledi. ABD emperyalizmi güç kaybettikçe saldırganlaşıyor.

Halk arasında İngiltere denilen Birleşik Krallık, evdeki bulgurdan olmak üzere. İskoçya, Kuzey İrlanda ve Galler, Brexit sonrası dönemde birlikten ayrılarak AB’ye katılmayı tartışırken; Falkland Adaları dâhil 14 denizaşırı bölge de jeopolitik riskler nedeniyle elden gidebilir. Sömürgeleri nedeniyle bir zamanlar “Üzerinde Güneş Batmayan İmparatorluk” olarak anılan ve 1913’te dünya üretiminin %24’ünü kontrol eden krallık, küresel liderliğini II. Dünya Savaşı sonrasında (1944-1945) ABD’ye devretti. Bugün ise Birleşik Krallık; 4 ana ülke ve 14 denizaşırı adadan oluşan coğrafyası ve 3.5 trilyon dolarlık hacmiyle dünyanın en büyük 6. ekonomisi konumundadır (küresel payı %2-3). İskoçya, Galler ve İrlanda Birleşik Krallık GSMH’nın yüzde 15’ini karşılıyorlar. Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi bağımsız ülkeler sembolik olarak hâlâ İngiliz Kraliyet Tacı’na bağlı olsa da bu durum sadece formalitedir; zira bu bölgelerde ABD etkisi çok daha güçlüdür. İngiltere coğrafi olarak küçülse de sömürgeci tecrübesi ve diplomatik hafızasıyla Orta Doğu ve Doğu Avrupa’da hâlâ oyun kurucu rolündedir. Nitekim eski Başbakan Boris Johnson’ın Kiev ziyaretiyle Ukrayna’daki barış müzakerelerini engellediği uzun süre tartışıldı. Londra’nın son dönemde Batı Şeria politikaları nedeniyle İsrail ile arası bozuldu. Bu duruma misilleme olarak Netanyahu gibi İsrailli iktidar sahipleri Falkland Adaları’nın Arjantin’e verilmesini açıkça savunmaya başladı. Trump’ın da iki İrlanda’nın birleşmesini istediği biliniyor.

ABD emperyalizminin uyguladığı ağır ekonomik abluka Küba’da alarm veriyor. Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez, ABD yaptırımlarının ülkeyi adeta Gazze’ye çevirdiğini açıkladı. Ada tarihinde son 30 yılın en ağır ekonomik ve insani krizinin yaşandığı belirtilen açıklamaya göre, ABD’nin engellemeleri sonucunda Küba tarafından ödemeleri gerçekleştirilen 7 bin konteyner dolusu mal dünyanın çeşitli limanlarında bekletiliyor. Bu konteynerlerin büyük bölümünde gıda, ilaç ve tıbbi malzeme bulunuyor. Sağlık alanında dünyanın en ileri ülkeleri düzeyine ulaşmayı başarmış olan Küba’da, ABD ambargosu nedeniyle en temel ve hayati ilaçların tedarik seviyesi yüzde 30’a kadar düşmüş durumda. İlaç eksikliği ve elektrik kesintileri nedeniyle birçok hastanede 100 binden fazla ameliyat ertelendi. Hatta ameliyatların bir kısmı cep telefonu ışığı yardımıyla yapılabiliyor. Çocuklarda kanser tedavisi başarı oranları yüzde 85’ten yüzde 65’e gerilerken, bebek ölümleri iki katına yaklaştı. Akaryakıt ablukası nedeniyle tarımsal üretim de yüzde 60 oranında azaldı. Ülkede günde 20 saate varan elektrik kesintileri yaşanıyor; su pompaları çalışmadığından nüfusun dörtte birinden fazlası temiz suya erişemiyor. Halk, temel gıda maddelerine ulaşabilmek için saatlerce kuyruklarda bekliyor. Akaryakıt sıkıntısı nedeniyle başkent Havana’da biriken çöp yığınları ise salgın hastalık riskini artırıyor. Dayanılmaz hayat şartları yüzünden son birkaç yılda ülkeden 1 milyonu aşkın insan ayrılmak zorunda kaldı. Üstelik ABD, BM kuruluşlarının Küba’ya göndermek istediği insani yardımları ve güneş panellerini bile limanlarda rehin bırakmış durumda. Hatırlanacağı üzere Küba, petrol ihtiyacını Venezuela’dan satın alabiliyordu. Ancak Maduro’yu zorbalıkla deviren ABD emperyalizmi, Küba’nın bu olanağını da ortadan kaldırdı. Benzer şekilde ABD emperyalizmi, Suriye’deki iktidarı da ekonomik abluka yoluyla olağanüstü düzeyde güçten düşürmüş ve bugünkü yönetimin iş başına getirilmesini bu sayede kolaylaştırmıştı. Küba ile dayanışma bütün devrimcilerin görevidir.

Dünyada saldırganlıklar artarken barış yanlısı bir inisiyatif olan BRICS ülkeler topluluğu 18’inci liderler zirvesini 12-13 Eylül günleri arasında Yeni Delhi’de gerçekleştirdi. Çin’in ve Rusya’nın çok etkili olduğu BRICS topluluğunda İran ile BAE, Pakistan ile Hindistan birlikte toplanabildi.Bir çok karar alan topluluk İran’a saldırı konusunda tavır alamadı. Ortak para birimi de belirleyemedi. 2009 yılında Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin arasında BRIC olarak kurulan birliğe zamanla Güney Afrika, Mısır, Etiyopya, İran, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Endonezya da katıldı. oluşuyor. Belarus, Bolivya, Küba, Kazakistan, Malezya, Tayland, Uganda, Özbekistan da ortak statüsünde bulunuyor. BRIC tam üyeleri dünya nüfusunun yüzde 49’unu oluşturuyor. Ortak statüdeki ülkelerle birlikte bu oran yüzde 55’in üzerindedir. Dünya Satın Alma Gücü Paritesine (SGP) Göre: BRICS’in küresel ekonomideki ağırlığı ise%40 – %41 civarındadır. Batılı emperyalist ülkelerin payı ise yaklaşık %28’dir. Çin’in topluluk içindeki ekonomik ağırlığı %48,5’tir.

Sonuç

“Ailem Güvende” demagojisiyle bir avuç LGBT hakları savunucusuna saldırılırken, aileleri mahveden uyuşturucu ticareti için bütün yollar açık durumdadır. Çetelerin bu konuda polisten çekinmediği görülmektedir. Üstelik “Ailem Güvende” adı altında LGBT operasyonları yapan polis; ülkesine ve halkına sahip çıkan devrimci gençleri, ailelerini kandırıp korkutarak mücadeleden vazgeçirmeye çalışmaktadır. Devrimci gençler okulla, işle, ülke ve halk için mücadeleyi birleştirmeyi savunurken; iktidarın sisteminde yetişen gençler ya sırf kendi çıkarlarına odaklanmakta ya da çocuk işçi veya uyuşturucu bağımlısı ve kriminal zavallılar olarak heba olup gitmektedir.

ABD emperyalizmi gerilemeye devam ettikçe, Batılı emperyalistler arasındaki çelişkiler de keskinleşmektedir. ABD; İran ve Küba’ya yönelik saldırganlığın başını çekerken, Avrupalı emperyalistler de Rusya’ya karşı benzer bir tutum takınmaktadır. Çin gelişimini ve güçlenmesini sürdürürken, yönlendirici gücü olduğu BRICS de Batılı emperyalistleri dengelemeye aday, alternatif bir ekonomik güç olarak büyümektedir. Okurlar bu tabloda, Küba’nın içinde bulunduğu olağanüstü zorluklara, sosyalizm iddiasındaki Çin’in neden sessiz kaldığını veya nasıl bir cevap verdiğini sorgulayacaktır. Çin neden Küba’ya petrol sağlayamıyor; neden geçmişte Chavez’in, dün ise Maduro’nun Venezuela’sının yaptığını yapamıyor? Çin gibi güçlü bir ülke Küba’da, Venezuela’da, Filistin’de, Lübnan’da, Yemen’de ve İran’da yaşananlara artık “Dur!” dese dünya halkları bundan nasıl etkilenir?

Cevabı okura bırakıyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.