Dünya altüst olurken halkımız hazırlıksız durumda. Kürt ulusal hareketinin ve CHP’nin yörüngesinde kolay başarı arayışları iktidara yaradı. Halk ise bu yoldan hep hüsrana uğradı.
Haftalık özetimize dünyadan gelişmelerle başlayacağız.
Dünya
BM Genel Kurulu, ABD’nin Küba’ya uyguladığı ekonomik, ticari ve mali ablukanın kaldırılmasını talep eden karar tasarısını 28 Ekim Çarşamba günü 130 kabul, 17 ret ve 25 çekimser oyla kabul etti. Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez, ablukanın Küba halkının egemenliğine ve ekonomisine yönelik yasa dışı bir kuşatma olduğunu belirtirken, ABD’nin BM Büyükelçisi Mike Waltz ise yaptırımların Küba’da demokratikleşmeyi teşvik ettiğini savundu. Almanya ve İtalya gibi AB ülkeleri ilk kez çekimser kalırken; Ukrayna, Arjantin ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ABD ile birlikte ret oyu verdi. Karar, uluslararası toplumun ezici çoğunluğunun ABD yaptırımlarını gayrimeşru gördüğünü tescil etmesi bakımından sol-kamucu eksen için önemli bir kazanım olsa da, Trump yönetiminin müttefikleri üzerindeki yoğun baskısı nedeniyle kabul oylarının son 30 yılın en düşük seviyesine gerilemiş olması Washington’un yaptırım saldırısını sertleştirdiğini göstermektedir. Tavsiye niteliğindeki bu kararın nihai bağlayıcılığı bulunmuyor.
Brezilya’da 25 Ekim Pazar günü düzenlenen devlet başkanlığı seçimlerinde tarihi bir katılım oranıyla Lula da Silva 4. kez seçimi kazandı. Kampanya boyunca ABD emperyalizmine karşı ulusal egemenlik ve kamuculuk vurgusu yapan Lula, “Brezilya’yı ABD kolonize etmek istiyor; madenlerimizi ve nadir toprak elementlerimizi koruyacağız” tezini savunurken, küresel finans kapitalin temsilcilerinden Alex Soros ise yayımladığı tebrik mesajında Lula’yı bir anti-emperyalist değil, yalnızca otoriterliğe karşı lider olarak tanımladı. Liberal de olsa bu sol zafer, ABD’nin Latin Amerika’yı arka bahçesi gören Monroe Doktrini’ne ağır bir darbe indirerek BRICS bloğunu tahkim etmiş bulunmakla birlikte küresel sermayenin maden şirketleri üzerindeki finansal kuşatma riski geçerliliğini korumaktadır.
Sırbistan’da 25 Ekim Pazar günü yüksek katılım oranıyla gerçekleşen seçimlerin ardından 12 yıllık Aleksandar Vucic liderliği devrildi. NATO ile ortak askeri tatbikatlar yapıp Ukrayna’ya gizli silah sağlayan, diğer yandan Rusya ile ilişkileri sıcak tutan Vucic’in oligarşik yapısına karşı; birbiriyle taban tabana zıt Batı yanlısı liberaller ile bağımsızlık yanlısı yurtsever sol kesimler “Öğrenci Listesi” ittifakı adı altında birleşti. Seçim sonucunda yolsuzlukla özdeşleşen baskıcı iktidar tasfiye edilmiş oldu ancak muhalefet bloğunun ortak ve net bir politik programının olmaması, ülkeyi Batı destekli neoliberal politikalara daha açık hale getirme riski barındırmaktadır. Aynı gün yapılan Bulgaristan genel seçimleri ise tarihin en düşük katılım oranıyla tamamlanarak burjuva düzen siyasetinin kitleler nezdinde meşruiyetini yitirdiğini ve istikrarlı hükümet alternatiflerinin ortadan kalktığını tescilledi.
İsrail’de 27 Ekim Salı günü düzenlenen erken genel seçimler, 1999’dan bu yana en yüksek katılım oranıyla tamamlanarak sağ bloku kilitlerken İsrail vatandaşı Arap partilerini tarihi bir kilit güç haline getirdi. Donald Trump destekli Netanyahu ve Ben Gvir ikilisi, sağ seçmene “radikal solcular ve Araplar sandığa gidiyor” korkusu yayarak oy isterken, muhalefet lideri Siyonist Gadi Eisenkot ise Netanyahu’yu uzaklaştırmayı hedeflediğini ancak derhal Siyonist ilkeler temelinde bir hükümet kurulması gerektiğini açıkladı. Seçim neticesinde Netanyahu önderliğindeki aşırı sağ blok tahminen 53 sandalyede, Eisenkot muhalefeti ise 48 sandalyede kalarak hükümet kuracak 61 çoğunluğuna ulaşamadı. Mansur Abbas liderliğindeki İsrail vatandaşı Birleşik Arap Listesi ve Ortak Liste tahminen 19 sandalye kazanarak tarihi bir başarı elde etti. Apartheid rejiminin derin bir istikrarsızlığa sürüklendiği bu tabloda, yeni koalisyon pazarlıkları haftalarca sürecek ve bu süreçte Netanyahu geçici başbakan olarak koltuğunu ve saldırgan politikalarını koruyacaktır.
Özünde İran eksenine karşı kurulan ve 21 Ekim’de anlaşma metni TBMM Başkanlığı’na sunulan NATO uyumlu “Mekke İttifakı” (Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan), 28 Ekim Çarşamba günü Tahran’da üst düzey görüşmeler gerçekleştirdi. Pakistan Ordu Komutanı Asım Münir’in, Donald Trump’tan diplomasi onayı alarak Tahran’a gittiği ve ittifakın “garantör” olacağı bir bölgesel düzen önerdiği doğrulanırken, Suudi Arabistan ise resmi görüşme bildirisinde Türkiye adına katılan MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın ismine yer vermedi. Siyonist Netanyahu’nun İsrail televizyonunda (Kanal 7) Arap rejimlerinin kapalı kapılar ardında Filistin’i umursamadığını iddia etmesi, Suudi Veliaht Prensi Selman’ın Blinken’a yönelik “Filistin kişisel olarak umurumda değil” ifşaatıyla pratik olarak doğrulandı. Türkiye’de 29 Ekim Perşembe günü meclis komisyonuna gelen bu anlaşma, Türkiye’yi Suudi hanedanlığını korumak adına anti-Siyonist direniş sergileyen ve İsrail gemilerini Babülmendep’te batıran Yemen halkına (Husilere) karşı cepheye sürme riski (Yemen Tuzağı) taşımaktadır.
Türkiye
Ankara’da gerçekleştirilen Türk Devletleri Teşkilatı Toplantısı öncesinde, Azerbaycan’daki başörtüsü kısıtlamalarına yönelik eleştirileriyle gündeme gelen Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral, 26 Ekim Pazartesi günü ani bir kararla azledildi. Bu görevden almayla eş zamanlı olarak aralarında Saral’ın da bulunduğu Türkiye’den 31 kişiye Bakü tarafından ülkeye giriş yasağı getirilirken, eski başdanışman kendisine yöneltilen soru karşısında “Evet, öyle görünüyor” diyerek süreci doğruladı. Ankara’nın bu hamleyle diplomatik bir geri adım atmasına ve bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davetine rağmen, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev zirveye bizzat katılmaktan imtina etti. Aliyev’in Bakü’deki yerel bir ödül törenini öne sürerek Ankara’ya gelmemesi ve ülkesini sadece bakanlık düzeyinde temsil ettirmesi, iki başkent arasındaki gerilimin göründüğünden daha derin olduğunu tescilledi. Yaşanan bu tablo; İsrail, Bakü ve Ankara ekseninde yürüyen pragmatik iş birliği ve enerjiye dayalı sermaye ortaklığının, en ufak ideolojik ya da dini söylem çatlağında ne denli sarsılabileceğini açıkça belgelemektedir.
Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ve Pakistan’dan oluşan bölgesel dörtlü (R4) ile Fransa, Almanya, İtalya ve İngiltere’den oluşan Avrupa dörtlüsü (E4), 24-25 Ekim hafta sonunda İstanbul’da ilk ortak dışişleri bakanları toplantısını gerçekleştirdi. Orta Doğu ve Avrupa sorunlarını “ABD olmadan” masaya yatırma inisiyatifi olarak kayıtlara geçen ve ikincisinin Berlin’de yapılması kararlaştırılan bu zirvede, katılımcı devletler Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü ve Suudi Arabistan’ın güvenliğini savundu. Sol muhalefet ise zirvenin, saldırgan ABD-İsrail ekseni ile kendini savunan İran-Yemen hattını eşitleyen pasifist, içi boş bir soyut barışçılık niteliği taşıdığını; 1967 sınırlarında bağımsız bir Filistin Devleti kurulmadan bölgeye gerçek bir barışın gelemeyeceğini vurgulamaktadır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın toplantıda yaptığı konuşmadaki birlik mesajı çelişkilerin üstünü örtmektedir. Toplanan devletlere Türk devletleri denilmesi dahi sorunludur. Bu devletler Türk halklarını değil onları ezen ve sömüren egemenleri temsil ediyor. Kurdukları birlik sömürücülerin Türkleri ezmek amacıyla kurdukları birliktir. Azerbaycan, Kazakistan başta olmakla birlikte bu devletler İsrail’e çok yakındır.
25 Ekim Pazar günü tamamlanan İstanbul ve İzmir Barosu seçimlerini Türk ulusalcıları (Cumhuriyetçi gruplar) kazandı; İstanbul’da İbrahim Kaboğlu’nun liberal-anayasa söylemine karşı kazanan Ümit Kocasakal çizgisi, Anayasa’nın ilk dört maddesinin mutlak dokunulmazlığını savunarak burjuva devlet yapısının statükosunu koruma sözü vermiş oldu.
Gazeteciler maruz kaldıkları baskılara, sansüre ve son dönemdeki adli süreçlere dikkat çekmek amacıyla hafta sonunda 10 farklı ilde eş zamanlı yürüyüşler düzenledi. Meslek örgütlerinin öncülüğünde gerçekleştirilen yürüyüşlerde, son süreçte tutuklanan bazı gazetecilerin isimleri okunarak serbest bırakılma çağrıları yinelendi.
Fransa’da öğrenciler ağır baskılarla karşılaşırken “Türkiye’de demokrasi mi var?”, dedirtebilecek bir gelişme yaşandı: Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in İstanbul Kadıköy Anadolu Lisesi ziyareti öncesinde “Yusuf Tekin İstifa!” yazılı pankart astıkları gerekçesiyle “tehdit” suçlamasıyla tutuklanan Türkiye İşçi Partisi (TİP) üyesi üniversite öğrencileri Nehir Dizdar ve Nevin Tekin savcılığın resen talebiyle tahliye edildi. “Bizim geleceğimiz yoksa sana huzur yok!” İfadelerini de içeren pankart nedeniyle yaşanan bu tutuklama kararını protesto etmek amacıyla Beşiktaş’ta eylem yapan ve ardından ev baskınlarıyla gözaltına alınan 4 öğrenci de adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) raporları doğrultusunda yürütülen büyük fon vurgunu soruşturmasında bu hafta gözaltı ve tutuklama dalgası zirveye ulaştı ve tutuklu sayısı 118’e yükseldi. Soruşturma kapsamında 25 şüpheli, etkin pişmanlık mekanizmasından yararlanarak toplam 13 milyar TL nakit parayı devlet hesaplarına geri yatırırken, tasfiye edilen fonlardaki mağdurlara 1 milyon TL’ye kadar ara ödeme yapılmasını öngören 7596 sayılı kanun 27 Ekim Salı günü Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Hafta boyunca eski Başbakan Danışmanı ve milletvekili Ertan Aydın, Türkiye Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Gürol Sami Özer, Altınbaş Holding sahibi Nusret Altınbaş ve eski SPK Daire Başkanı Erman Çete tutuklanarak cezaevine gönderildi; Tera Yöneticisi Hakan Gövdere ve Ral Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Rıza Kandemir hakkında da tutuklama talep edildi.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş şimdi de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’u ziyaret etti. Yavaş, AKP’ye geçmiyor ama CHP ve Yeni Parti ile yakın olmadığının da net mesajlarını veriyor. Bir MHP’li olan Mansur Yavaş zaten CHP çizgisinin ANAP çizgisi olarak dönüştürülmesinin ürünüydü. Bu süreci Kılıçdaroğlu, Özgür Özel ve İmamoğlu birlikte yürüttüler.
İktidar Yeni Parti milletvekillerinden Mustafa Sarıgül’ün dokunulmazlığını kaldırmak istiyor. Sarıgül büyük yolsuzluklar yapmakla ve ahlaka aykırı ilişkiler içinde olmakla suçlanıyor. Sarıgül’e karşı yürütülen kampanyanın Veli Ağbaba ve Özgür Özel’in sokunulmazlığına uzanma olasılığı bulunuyor. Ne Sarıgül’ün ne Ağbaba’nın ne de benzer durumdakilerin dürüstlüklerine kefil olamayız. Ancak yandaş basında Sarıgül aleyhine yürütülen kampanyanın politik nitelikte olduğu açıktır. Bağımsız yargı olsaydı on yıllardır iktidarın yolsuzluklarını soruşturup yargılamaktan kafasını kaşıyacak zamanı bile bulamazdı. Diğer yandan ise ne Yeni Parti’nin ne de CHP’nin bu konudaki sicilleri temizdir. Kirli bir iktidara karşı muhalefetin temiz olması beklenir.
Emek Gündemi
İSİG Meclisi’nin son paylaştığı rapora göre 2026’nın ilk dokuz ayında en az 1.736 işçi, iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Bu cinayetlerin en az 66’sını çocuk işçiler oluşturuyor. Eylül ayında ise 8’i çocuk olmak üzere en az 226 işçi hayatını kaybetmişti. Tek tek yaşanan iş cinayetlerinin yanında, 26 Ekim tarihinde Antalya Kepez’de inşaat işçilerinin kaldığı konteynerlerin çıkan hortumda paramparça olması sonucu 4 işçi katledildi. Vali Hulusi Şahin olayı olağanüstü bir doğa olayı olarak tanımlarken, sol ve emek örgütleri ise fırtına uyarılarına rağmen işçileri güvencesiz ve sabitlemesiz konteynerlerde barındıran maliyet eksenli kapitalist düzeni suçladı.
Yine ayın gün Zonguldak’ta taşeron firma tarafından kuralsızca işletilen bir maden ocağında meydana gelen patlamada üç maden işçisi hayatını kaybetti.
29 Ekim Perşembe günü Mardin Kızıltepe’de asansör halatının kopması sonucu Rıdvan Gökçen ve Mazlum Akgül ağır yaralandı; Kastamonu Araç ilçesinde ise üzerine demir bloklar düşen inşaat işçisi Dursun Güçükçapraz şantiyede can verdi. Yine Kapadokya Nevşehir’de 29 Ekim Perşembe günü sağanak yağışların ardından Göreme Açık Hava Müzesi girişindeki bir peri bacasının denetimsizlik ve ihmal sonucu çökmesiyle tonlarca ağırlıktaki kayaların altında kalan 3 kişi hayatını kaybetti, 5 kişi yaralandı.
İstanbul Gayrettepe’de 29 işçinin çıkan yangında hayatını kaybettiği dava bugün görüldü. Dilovası’nda 2’si çocuk 7 işçinin yanarak katledildiği Dilovası Katliamı davası için aileler, 3 Kasım’da yapılacak duruşmaya katılım çağrısı yaptı.
İş güvenliği uzmanlarının bağlı olduğu meslek örgütleri bu hafta, iş cinayetlerinde sorumluluğun sadece iş güvenliği uzmanlarına yüklenmesine karşı çıkan bir açıklama yaptı. Patronların sorumluluklarının araştırılmasını ve mesleki bağımsızlıklarının güvence altına alınması talebini tekrarladılar. Birleşik Kamu-İş isimli sendikanın ekim ayı araştırmasına göre dört kişilik bir ailenin açlık sınırı yaklaşık 40 bin TL’ye, yoksulluk sınırı ise 127 bin TL’ye dayandı.
En düşük emekli aylığı 23 bin 552 TL ile açlık sınırının 16 bin 301 TL altında kaldı. Asgari ücret ise neredeyse 12 bin TL açlık sınırının altında kaldı. İktidar, “başımızın tacı” olarak ilan ettiği emekliler için zam çalışması yapacaklarını belirtince emekli örgütleri, yapılan açıklamayı 3-5 bin TL ile bir parmak bal çalmak olarak yorumladılar ve emeklilerin yaşadığı köklü sorunların çözülmesi talebini tekrarladılar. Emekliler yasal olarak sendika bile kuramıyor ve bir güç olarak iktidar tarafından muhatap olarak kabul edilmiyor. Sözü edilen zam konusunda ise henüz kesinleşmiş bir karar yok.
Basın ve meslek örgütleri çağrısıyla 24 Ekim’de 10 ayrı şehirde “Sansüre hayır, habere özgürlük” vurgusuyla ve tutuklanan basın emekçilerinin serbest bırakılması amacıyla kitlesel eylemler ve yürüyüşler düzenlendi.
Ankara Polatlı’da Birleşik Metal-İş Sendikası öncülüğünde direnen işçiler, işten çıkartılan arkadaşlarının işe iadesini ve toplu sözleşme hakkının tanınmasını için direnmeye devam ediyor. Nakliyat-İş Sendikası öncülüğünde TÜVTÜRK’de hakları için mücadele eden işçiler, sendikal haklarının tanınmasını ve işten çıkartılan işçilerin işe dönmesi için mücadeleyi sürdürüyor.
İzmir Aliağa’da Enerji-Sen öncülüğünde direnen Smart Solar işçileri, işten çıkartılan 85 arkadaşlarının işe iadesini ve sendikal haklarına saygı gösterilmesi için direnmeye devam ediyor. Ankara Sincan’da Birleşik Metal-İş Sendikası öncülüğünde direnen Ulusoy Bakır işçileri, işten çıkartılan arkadaşlarının işe alınmasını ve toplu sözleşme sürecinin başlatılmasını istiyor. İşçiler, talepler karşılanmazsa 12 Kasım’da greve çıkacağını duyurdu.
İstanbul Tuzla’da Birleşik Metal-İş Sendikası’nda örgütlendikleri için işten çıkartılan 5 Volvac işçisi, 26 Ekim’de fabrika önünde direnişe başladı. Kapıkule ve Hamzabeyli sınır kapılarında Schengen vizesinin 90/180 gün kuralına, uzun bekleme sürelerine ve ağır çalışma koşullarına karşı çıkan TIR şoförleri, güvenceli çalışma hakkı ve meslek kanunu çıkarılması talebiyle eylemlerini sürdürüyor. Uluslararası Şoförler Derneği ve KATAŞ-SEN ortak açıklama yaparak TIR şoförlerinin taleplerinin bir an önce karşılanması belirttiler. Silivri’deki şantiyede İnşaat-İş Sendikası öncülüğünde direnen Berluna Vista işçileri, ödenmeyen ücret ve alacaklarının gasp edilmesine karşı direnişe devam ediyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde modüler tuvalet temizliğinde çalışan işçiler, taşeronluğa karşı mücadele etmeyi sürdürüyor. Yapı Yol-İş Sendikası öncülüğünde mücadele eden Diyarbakır Şehir Hastanesi işçileri, ödenmeyen ücret ve alacakları için yeniden direnişe başladı.
Küresel emek piyasasında ise Hollanda hükümeti tarafından Yapay Zeka (AI) entegrasyonu ve verimlilik artışı bahanesiyle kamuda yaklaşık 25 bin memur kadrosunun kademeli olarak tasfiye edileceği açıklandı; eş zamanlı olarak Microsoft da yapay zeka yatırımlarına kaynak yaratmak amacıyla küresel ölçekte 60 bin çalışanına (iş gücünün yaklaşık %27’sine) zorunlu işten çıkarma yerine gönüllü işten ayrış/tazminat paketi (buyout) teklif ettiğini duyurdu. Bu durum, yeni teknolojilerin sermayenin canlı emek maliyetini düşürmek ve bütçeleri kısıtlamak için bir silah olarak kullanıldığını göstermesi açısından çok önemlidir.
Sonsöz
İktidar, CHP’nin yarattığı muhalefeti büyük ölçüde saf dışı etmiş durumda. CHP liderlerinin başarıya giden en kısa ve en güvenli yol olarak topluma dayattıkları hat, her seferinde yeni mağlubiyetlere çıkıyor. İktidar CHP’yi böldü. Kılıçdaroğlu liderliği, Mutlak Butlan olayından sonra artık sözde muhalefeti dahi bırakmış durumdayken Özgür Özel-İmamoğlu cenahı ise seçtikleri yol arkadaşlıklarının yolsuzlukları ve ihanetleriyle uğraşıyor. Baro seçimlerinde güç kaybeden Kürt ulusal hareketi, bu gidişle diğer demokratik kitle örgütlerinde de güç kaybedecek gibi görünüyor. Son süreçte Kürt ulusal hareketinin demokrasi mücadelesine öncülük etme iddiası çok ağır bir darbe aldı.
AKP, yaşadığı iç gerginlikler nedeniyle birdenbire çökmezse, dünyanın en çalkantılı dönemlerinden birini çok önemli sorunlar yaşamadan atlatacak gibi görünüyor. Halk ise olağanüstü düzeyde yoksullaşmış durumda. Üstelik Türkiye’nin ait olduğu coğrafyada ve yakın ilişkiler içinde bulunduğu Avrupa’da büyük olaylar yaşanıyor. Bu süreçten ancak umutlu, aktif ve uzun vadeli bir devrimci çalışmayla çıkabiliriz.




![FRANSA 2026: “ÖĞRENCİ OLAYLARI” DEĞİL, SINIF SAVAŞIMI [*]](https://odakdergisi2.com/wp-content/uploads/2026/10/fransa-ogrenci-isyani-toplumsallasiyor-800-bin-insan-cumartesi-sokaktaydi-218x150.jpg)














![FRANSA 2026: “ÖĞRENCİ OLAYLARI” DEĞİL, SINIF SAVAŞIMI [*]](https://odakdergisi2.com/wp-content/uploads/2026/10/fransa-ogrenci-isyani-toplumsallasiyor-800-bin-insan-cumartesi-sokaktaydi-100x70.jpg)



