Öğrenci gençlikle söyleşi: “İnsan örgütsüz olmaktan korkmalıdır”

0
64

Odak Dergisi olarak toplumun çeşitli kesimleri ile yaptığımız görüşmelerde sorunlarımızı birlikte kavramak ve çözüm yollarına dair beraber düşünmek için çaba harcıyoruz. Kimi zaman sosyalist hareketin bileşenleriyle, kimi zaman işçilerle, emekçilerle, kadınlarla, gençlerle röportajlar yapıyoruz. Okulların açılması ile birlikte bu kez de bazı üniversite öğrencisi arkadaşlarımızla görüştük. Onlara ülkemizde bir öğrenci olmanın zorluklarını, sorunlarını, yaşadığımız düzeni ve bu düzene dair onların çözüm önerilerini sormak istedik.

Arkadaşlarımıza yönelttiğimiz sorular şunlar oldu: 

1.⁠ ⁠Kendinizi tanıtır mısınız?
2.⁠ ⁠⁠Türkiye bir öğrenci olmanın zorlukları nelerdir ve bu zorluklara neyin sebep olduğunu düşünüyorsun? Bu zorlukların üzerinden nasıl gelinebilir – tek başına bir sorunun üzerinden gelinebilir mi yoksa dayanışma, beraber hareket etmek mi gerekir? Eğer beraber hareket etmek, örgütlülük gerekli ise sence neden bunun için çabalanmıyor?
3.Sence bugün dünyada baskın olan ve küresel düzeni yöneten temel siyasi/ekonomik düşünce (ideoloji) nedir?
4.⁠ ⁠Senin için “sağcılık” ve “solculuk” kavramları bugün ne ifade ediyor?
5.⁠ ⁠Yaşadığımız toplumsal ve ekonomik sorunları hangi ideolojinin çözebileceğine inanıyorsun?

Gençlik günden güne geleceksizleştirilip, apolitikleştirilmeye çalışılırken onlara kanıksatılmaya çalışılan “kurtuluş” yolu ise haliyle bireycilik ve bencillik yüklü oluyor. Neo-liberal ideoloji insanları, özellikle de gençliği çok çeşitli yollarla manipüle etmeyi, böylece onları tek tek bireyler haline getirip örgütsüzleştirmeyi iyi beceriyor. Sorunlarımızın gerçek çözümü ise yan yana gelmekten, örgütlenmekten geçmektedir. Aşağıdaki cevaplar, bu ortak arayışımıza bir katkı sunacaktır. İyi okumalar dileriz…

Mert:

Mühendislik öğrencisiyim, toplumsal sorunlara duyarlı bir insanım. ODAK Dergisi okuruyum. Genç Direnişçi çalışmalarına katılıyorum.

Yaşadığımız zorlukları ifade edecek olursam, ilk akla gelen tabii ki öğrencilikteki ekonomik sorunlardır. Ekonomik güçlüklere barınma, beslenme gibi temel haklarımız dahi sayılabilir. Bu sebeplerden dolayı çoğu arkadaşım okulun yanında bir işte çalışmak zorunda kalıyor ve işten elde ettikleri gelirin neredeyse tamamı temel ihtiyaçlarına gidiyor. Başka bir sorun ise üniversitelerdeki siyasi baskılar. Öğrenciler olarak kendi düşüncelerimizi ifade etmek istediğimizde çeşitli siyasi saikli baskılarla karşılıyoruz. Bu, kampüsteki ifade özgürlüğü açısından bir problemdir. İnsan tek başına tabii ki bahsettiğim problemler karşısında bir kazanım elde edemez. Bu, tek başına onurlu bir duruşun ötesine geçmez. Bu sebeple çözüm yollarını düşünecek olursak, örgütlü mücadele şarttır, diyebiliriz.

Yaşadığımız düzen açık ve net bir biçimde kapitalizmdir. Bizler de bu düzenin yıkıcı etkileri altında yetiştik. Dayanışma gibi bir alternatifi bulana kadar bireyciliğe sürüklendik. Kapitalizmin insan üzerinde bıraktığı etkilerden kurtulmanın en iyi yolu ise dayanışmadır. Toplumsal ölçekte ise halkları emperyalizm etkilemektedir. Bu sebeple atacağımız her adımın anti- emperyalist perspektifte olmasına özen göstermeliyiz.

Sağcılık bende daha çok gericiliği ve şovenizmi çağrıştırıyor. Fakat şunu da anlayabiliyorum ki sağcı akımlardan etkilenen insanların belirli duyguları sömürülüyor. Yurtseverlik duygusunun kötüye kullanımıyla insanlar ülkü ocakları tarzında çetelere sempati duyuyorlar. İnsanların dini duygularını ise tarikatlar kötüye kullanıyor. Sağcılığı genel olarak böyle görüyorum. Solculuk denince ise aklıma daha çok dayanışma, birlik, beraberlik gibi kavramlar geliyor.

Tüm bu sorunların çözümü için sosyalist devrimi gerekli görüyorum. Yozlaşan ve hiçbir ilerici yönü kalmayan bu sistem tamamen yıkılıp yerine sosyalizmle beraber yeni yapılar getirilmelidir. Eski toplumun küllerinden yeni toplum inşaa edilmelidir.

İpek:

Kocaeli Üniversitesi’nde Radyo Televizyon ve Sinema 3.sınıf öğrencisiyim. Odak Dergisi okuruyum.

Sorunlarımızdan bahsedecek olursam: Öncelikli en büyük zorluğun şehir dışında okuyan birisi olarak barınma sorunu olduğunu düşünüyorum. KYK’lardaki imkanlar bir öğrenciyi oldukça zorluyor. Kalabalık odalar, bazen yenilmeyecek durumda olan yemekler, temizlik ve düzen gibi sıkıntılar. Bir öğrenci eve çıkmak istese bir yandan okula giderken bir yandan da çalışmak zorunda kalacak. Aslında sadece eve çıkmak için değil temel giderleri için de çalışmak zorunda kalan bir sürü öğrenci var. Bu zorlukların sebebinin ise sistemin ta kendisi olduğu açıktır. Öğrenciye bile değer vermeyen bir devletin başka neye değer vereceği sorusu belirsiz bende. Bu zorlukların üzerinden gelmek bireysel olarak mümkün değildir. Soruda ifade edildiği gibi dayanışma içerisinde örgütlü hareket edinilmelidir. İnsan bireysel olarak da bu konuda güç sahibi değildir. Aslında bu konuda bir çaba olduğunu görebiliyorum ama yeterli bir çaba değildir. Örgütlü hareket etmenin önemini gösterebilirsek, dayanışmanın yaşatacağını gösterebilirsek halkın da bu konuda daha duyarlı olacağını düşünüyorum.

Ülkemizdeki sistemin, baskın olan ve dünyayı yöneten sistemin kapitalizm olduğunu biliyoruz.

Üçüncü soruya cevap verecek olursam; sağcılık bence gericilik demektir, derdi halk olmayan bir ideolojidir. Solculuğun bendeki anlamı ise dayanışmacılık, kolektif bilince sahip olmak, halkla iç içe olmak ve kendinden önceye yanındakini koymaktır.

Çözüm önerileri hakkında ise şunları söyleyebilirim. Günümüze baktığımız zaman sömürgeci sistem olarak kapitalizmi görüyoruz. Ben, bu sistemin tersi olan sosyalizmin çözüm olacağı düşüncesindeyim. Emekçinin patron için değil de kendisi için çalıştığı, yani her şeyin halk için olduğu sistemin özgürlük getirecektir fikrindeyim.

Arda:

Merhaba ben Arda. 21 yaşındayım. Kocaeli Üniversitesi Gazetecilik 2. sınıf öğrencisiyim. Hafta içi Kocaeli’nde hafta sonu ise İstanbul’da bulunuyorum.

Bir öğrencinin yaşadığı sorunlar bence toplumdaki bir işçinin yaşadığı sorunlarla paralel bir şekilde ilerliyor. Bir işçinin nasıl barınma, beslenme, sosyalleşme gibi sorunları varsa öğrencinin de aynı sorunu var. KYK’da kalan öğrenciler barınma sorununu telafi eder durumda lakin mücadele eden öğrenciler KYK’larda diken üstünde tutuluyor. Beslenme sorunu ise ne yurt ne de okul yemekhaneleri temiz ve hijyenik. Üstüne okulda 2 öğün yemeğin fiyatı ve KYK yurt parası toplamda 4000 TL olan bursu aşar durumda. Yani bir öğrencinin sadece bursla geçinme imkanı ortada kalmıyor. Sosyalleşme sorunu ise bununla beraberinde geliyor. Şu an sosyalleşmek hem maddi hem de yapısal bir sorun. Sistem nasıl dayanışmamızı, beraberliğimizi, mahalle kültürümüzü ele geçirdiyse öğrenci gençliği de bu bireyci düşünceler etrafında kapana kıstırdı. Sınıf birincisi olmak için arkadaşının düşük not almasına sevinenler, yanındakinin başarısızlığından hoşnut olanlar sistemin dayatmalarının sonucu olarak var oldu. Bu durum öğrenci gençliğin çevresindeki sorunları görmesinin, sorunlara karşı duyarlı olmasının önünü kapatırken lümpen bir gençlik yarattı. Elbette ki öğrenci gençliğin bu denli bireyci ideolojiler etrafında kapana kısılması aşılamayacak bir sorun değil. 19 Mart, Zeren Ertaş, İkbal-Ayşenur ve daha nice eylemlerde gördük ki yan yana gelince insanlaşıyoruz. Bu hayatta bir anlamımız oluyor. Yaşadığımız sorunlar işçi, gençlik, kadın ve nice alanlarda birbirine bağlantılı ilerliyor. Bu sorunları aşacak güçlü bir dayanışma hareketine ihtiyaç duyuyoruz. Bazı sorunlar tekil çözülebilir KYK odasında rutubet olan bir öğrenci oda değiştirebilir ama asıl sorun bizlere o rutubetli odayı layık gören sistemi değiştirmektir. Bunu da işçilerin ve ezilenlerin birliği ile sağlayabiliriz. Örgütlü olmak bazılarının kulağına korku yaratacak bir durum gibi geliyor. Aksine insan örgütsüz olmaktan korkmalıdır. Örgütlü olmak yapılacak en onurlu iştir. Bu düzeni kabullenmemek, işçi sınıfının ve ezilenlerin yanında durmak, sosyalizm mücadelesini yükseltmek hepimizin görevi. İnsanlara yapabildiğim kadar mücadele aşılamaya çalışıyorum. Çoğu konuda eksiklik yaşasam da çaba gösteriyorum. Bu düzenden rahatsız olan herhangi bir insanında bu çabayı göstermesi gerekir.

Yaşadığımız sistemin burjuvazi lehine ve işçi sınıfının aleyhine olmasından kaynaklı kapitalizm olduğunu düşünüyorum.

Ulus devletin inşası ile türeyen milliyetçilik akımları halkı milli duygular etrafında halkı sömürürken bu halkın gerçek evlatlarını yani solcuları halka düşmanlaştırdı. Oysa ki halkını ve ülkesini en çok seven onlar için bedeller ödeyip mücadele edenler solculardır. Sağcılık denince egemenler tarafından sömürülen, yönlendirilen bir ideoloji aklıma gelirken solculuk denince halkının bağımsızlığı ve özgürlüğü için mücadele edenler geliyor. Ve son olarak çözüm yolu: Eşit, özgür bir dünyanın sosyalizmle geleceğine inanıyorum.

Damla:

Merhaba, ben Damla. Sosyoloji 3. Sınıf öğrencisiyim demeyi çok isterdim fakat okulu bazı sebeplerden dondurdum bu sene. Yine de sosyoloji okumanın güzelliğinden bahsedebilirim. Günümüz dünyasını ve belki de daha eskiyi, sosyoloji gözlüğünden izlemenin bazen acı verici bazense anlamlı olduğundan bahsedebilirim burada. “Siz bu bölümü bitirdiğinizde insan içine çıkmak istemeyeceksiniz” diyen bir hocama biraz hak verdiğim biraz da dünyayı görme hevesimin arttığı bir düzlemde okuyorum.

Okulu dondurma sebeplerimden bir tanesi de ailemden uzak şehirde okurken maddi ve manevi yıpranıyor oluşumdu. Bu yıpranma, tek başına ayakta kalıyor olmanın güzelliğinden gözüme net gözükmese de her zaman oradaydı.

Öğrenci için yetersiz ulaşım imkanları, okullara çok uzak KYK yurtları, okullardaki kampüs alanının yetersizliği ve ufacık kampüs alanlarında kendini ifade etmenin yasak oluşu gibi birtakım etkenler beni de çok etkiledi.

Bu zorluklara sebep olan tabii ki öğrencileri birer müşteri olarak gören okul idareleri, öğrenciden sadece düz bir çizgisi olmasını isteyen akademisyenler ve daha büyükleridir.

Bu zorlukların üzerinden nasıl gelinir tam olarak emin değilim. Maalesef statik olarak sorunu algılayabilsem de denenen pratiklerin ne kadar işe yarayacağı konusunda bir fikrim yok, bu konuda açığım. Fakat örgütlenmenin güzelliği, dayanışma içinde olan öğrencilerin kenetlenmiş kollarının güzelliği asla yadsınamaz. Sonucu olmasa bile “biz kol kola girdik, çabaladık” diyebilmek öğrenciyi diri tutar.

Bu sorunların üzerinden tek başına gelinmez. Ya hep beraber, ya hiçbirimiz sloganı da biraz bunu anlatmıyor mu? Ya da bazı atasözleri. Demek ki tek bilek kimseyi incitmez, bizlere çok bilek gerekir. Fakat düşündüğüm bir nokta bu dayanışma ağının mekanik yerine organik olması gerektiğidir. Öğrenci zaten maddi manevi zorluklarla mücadele gözlüğünden bakıyorken ona neden bizimle değilsin sorusu sorulamaz. Aynı tüm gününü işte geçiren bir insana “neden görmüyorsun?” denmeyeceği gibi. O halde örgütler tabii ki birlik olma fikriyle kurulmuş olsa bile bunu ifade ederken sert, saldırgan veyahut zorlayıcı/ısrarcı olmamalıdırlar. Çünkü bu ters teper. Keza bende bazı noktalarda öyle de olmuştu.

Dünyada baskın olan, küresel düzeni yöneten temel siyasi düşünce kapitalizmdir denebilir. Ekonomik olarak da baskın olan liberalizm diyebiliriz. Bunlar sürekli bir değişim içerisinde olsalar da özlerini kaybetmeden sömürünün bir parçası olarak varlıklarına devam ederler. Liberalizm de, özgürlükçü sıfatına oldukça güldürür çünkü kapitalizmin boyanıp cilalanmış bir halidir.

Sağcılık ve solculuk kavramları bugün bende hiçbir şey ifade etmiyor. Yani ediyor etmesine ama bu anlamları biraz sığ ve küflenmiş buluyorum. Tabii ki sağ ve sol ayrımı yadsınamaz. Fakat ikisinin de muhafazakar oluşu, burada muhafazakar derken “bir düşünceyi muhafaza etmek” anlamını kullanıyorum, biraz can sıkıyor. Sağın muhafazakarlığı zaten ortada, sol ise pratikleri konusunda bir muhafazakarlık yaşıyor ve bu pratiklerin günümüz dünyasında sürdürülebilir olduğunu düşünmüyorum. “Bunların yerine ne gelir?” sorusu yöneltilirse eğer, ki haklıdır, o zaman eğitim derim. Çünkü kapitalizmin ya da sağın en çok sattığı şey meta değil, zihin yapısıdır. Bu zihin yapısı yıkılmalıdır, saraylardan önce. Bu da, sarayı yıkmaktan daha zordur. Ve sol gördüğüm kadarıyla daha çok yıkmaya odaklanıyor. Ben ise, kurmanın güzelliğinin sola ne kadar yakışacağından bahsediyorum.

Yaşadığımız toplumsal ve ekonomik sıkıntıları bir ideolojinin çözeceğine inanmıyor, bu problemi insanların çözebileceğine inanıyorum. İdeolojinin başlı başına hiçbir şeyi düzeltme yetkisi yoktur. İdeolojiye mensup insanların ise vardır. O yüzden ideolojileri sevip okusam da insan ilişkilerine odaklanmak daha çok yaptığım bir şey. Yine de kalkıp buraya sağ ideolojiye sahip insanlar sorunları çözebilir, diyemem. Fakat solda ise kurtuluş, hangi kolunun bizi devrime ve sonrasında refaha götüreceğini bilemem. Ama şundan eminim, olası bir devrim ve refah geldiği zaman, bizi oraya getiren düşünceye tapılmadan ortadan kaldırılmalıdır. Çünkü artık o ideolojiye ihtiyaç yoktur. Ha kaldırılmazsa eğer, ideoloji kendi kendine sağlaşır ve tarih tekerrür eder.

Mehmet:

Ben Mehmet. Butlan öncesi dönemde ilçe siyasetinde aktif rol alıyordum. Şu anda üniversitedeyim.

Öğrenci olmak eminim sadece Türkiye’de zor değildir. Ancak bizde ayrıca zor olmasının başlıca sebepleri kültürün ve belli geleneklerin yeni çağa ayak uyduramaması, devletin hazinesinin işçi ve öğrencilere; hatta iki rolü aynı anda oynayanlara harcanmak yerine sermaye düzenine hizmet etmesi ve her şeyin sonunda farklı görüşten öğrencilerin birbiri ile kutuplaşan gruplar içinde olup birbirine yardım etmeyi reddetmesi. Bence bu sorunlar, birbirimize destek olduğumuz takdirde; örgütlendiğimiz senaryolarda daha rahat çözülebilir.

Bence şu an dünyayı yöneten düzen, yıkılmaya yakın olan sermaye düzenidir. Patriotizm, milliyetçilik ve sosyalizm akımları ayrı ayrı gençler arasında popülerleşirken herkes yavaş yavaş ortak görüşler etrafında toplanıp örgütlenmenin, farklı görüşleri olan insanlarla omuz omuza direnmenin mümkün olduğunu fark ediyor.

Bugün benim için “sağcılık” ve “solculuk” kavramlarından ziyade kişinin kendi görüşleri ve ortak amaçlar daha önemli. Genelde siyasetle ilgilendiğimi söylediğimde bana “Sağcı mısın solcu musun?”, “Hangi partilisin?” diye sorarlar. Ben ise genelde bunun artık eskisi kadar büyük bir önemi olmadığını vurgularım.

Benim gözümde yaşadığımız her sorun patriot sosyalizmle çözülebilir. Halkı ön plana alan, vatansever bir ideoloji benim gözümde ölümsüz ve su geçirmezdir. Kimseyi sağ-sol olarak ayırmayan, her görüşten insanı aynı bayrak altında toplayabilecek bir ideoloji olduğunu düşünüyorum.

Enes:

İsmim Enes, hobilerim spor yapmak ve kaykay. Sanatsal olarak yazı yazmayı ve kitap okumayı severim. Mesem öğrencisiyim. Kalıphanede çalışıyorum. Benim de herkes gibi geleceğe dair hayallerim var.

Bence öğrenci olmanın zorlukları arasında insanı kötü etkileyecek olumsuz çevrenin varlığını (zorbalık ve mobing vb.) ve sorumsuz ebeveynlerin sorumlu olduğunu düşünüyorum. Bu anne-babalar veya bakıcıları yüzünden çürümüş zihniyeti bozuk çocuklar yetiştiriliyor ve yarın öbür gün ne yapacakları da belli olmuyor. Bu zorlukların üzerinden gelebilmemiz için veli toplantıları olmalı ve çevreyi olumsuz etkileyen öğrencilerin önlemi alınmalıdır. Beraber hareket etmek, ortak kararlar almak önemlidir. Örgütsüzlüğün sebebi baştaki insanların bunun kendilerine zarar vereceği için önlemini almaya çalışmalıdır.

Yaşadığımı sistemin kapitalizm olduğunu düşünüyorum ve onun son dönemlerdeki neoliberal politikaları bu sistemin bu denli kötü oluşunda etkilidir. Serbest piyasa, özel mülkiyet, uluslararası ticaret ve sermayenin hareketliliği önemli bir yere sahiptir.

Ben sağcılık ve solculuğu tek başına insanları tanımlamak için yeterli görmüyorum. Genel olarak sağ düşünce özel mülkiyet, gelenek, düzen ve piyasa ekonomisine daha fazla önem verme eğilimindeyken; sol düşünce ekonomik eşitlik, sosyal haklar, emek ve devletin ekonomik hayattaki daha aktif rolü gibi konulara daha fazla önem verebiliyor.

Bence önemli olan belirli bir ideolojinin etiketini benimsemekten çok, işe yarayan ve toplumun farklı kesimlerine adil biçimde fayda sağlayabilecek politikaları sorgulamak.

Efe:

21 yaşında İzmir’de üniversite okuyan, çalışan ve siyasi faaliyet yapan bir gencim.

Türkiye’de öğrencilerin büyük bir kesimi çalışıyor, yurtlarda barınma sorunu çekiyor ve çeşitli ekonomik temelli sorunlar yaşıyor. Bunların üstesinden gelmek şüphesiz örgütlü bir hareketle mümkündür. Öğrenciler çoğunlukla aynı görüşleri paylaşsa ve sorunları görebilse de iktidarın kampüste genelge ve soruşturmalarla, sokakta ve kurumlarda farklı araçlarla ve nihayetinde kişiyi fişleyip geleceğine etki etme gücüyle gençliği caydırabiliyor. Gençliğe bir umutsuzluk hakim, karşısında söz söylememesi imkansız olaylara bile en küçük şaşırma ibaresi olmadan yaklaşıyor.

Yaşadığımız düzen, kapitalizmin en vahşi formu emperyalizmdir.

Sağcılık ve solculuk kavramlarına gelelim. Sol geniş anlamıyla “Kadının o saatte orada ne işi varmış, böyle olursa öldürülür tabi” dememek ya da “Patron da sonuçta ekmek kapısı açıyor” görüşünde olmamaya indirgenmiş durumda. Ülkemizde açıkça sağcıyım diyen ve bunu özümseyen geniş bir kesim olduğunu düşünmüyorum, kültürel kodlardan ötürü “sağcı” olmayı özümsemek hakaretmiş gibi geliyor. En faşist olanlar bile seküler/Atatürkçü olma iddiasıyla sağcı olmayı reddediyor gibi görünüyor.

Tüm bu sorunların çözümü bence de elbette sosyalizmdir.

Ömür:

Adım Ömür, 22 yaşındayım, üniversite öğrencisiyim. Türkiyede öğrenci olmanın en zor kısmının ekonomik zorluklar ve dayatmalardır. Bunun en büyük sorumlusunun da baskıcı iktidar olduğunu düşünüyorum. Tek başına bireyin mücadeleyi biryere kadar ilerletebileceğini, örgütlü mücadele ile bunu daha da arttırabileceğini düşünüyorum. Örgütlü mücadele için çabalanmamasından çok öğrencilerin baskı, tehdit ve bazı uygulamalarla bundan kasıtlı olarak uzaklaştırıldığını düşünüyorum. Yaşadığımız sistem kapitalizmdir. Ve bu düzende de benim için emek sömürüsüne karşı duranlar solcu, bunun tersini savunanlar da sağcıdır, diyebilirim. Ben de yaşadığımız tüm bu sorunların çözümünün, kurtuluşun sosyalizmde olacağını düşünüyorum.

Vasari:

Ben Vasari. 20 yaşında, Ege İletişim Fakültesi’nde Gazetecilik Bölümü’nde ikinci sınıf öğrencisiyim.

Türkiye’de öğrenci olmanın zorlukları başta ekonomik zorluklar olmak üzere; başarılarınızın ederini görememenin sebep olduğu gelecek kaygısı ve depresyon gibi olumsuz duygularla da mücadele etmek olarak özetlenebilir. Temel ihtiyaçlar arasında yer alan barınma problemini bile tek başınıza çözemeyeceğiniz bir yerde yalnız mücadele etmek söz konusu bile değil. Son zamanlarda, çevremdeki gençlerin en çok ekonomik yetersizlikler baş gösterdiğinde başvurduğunu gördüğümüz dayanışma sistemi ne yazık ki yetersizdir. Birbirine yakın sorun ve duygularla mücadele eden insanların, başta manevi olarak sonrasında ise hayati ihtiyaçlarını tamamlayacak şekilde birlikte hareket etmesi benim fikrimce dayanışmanın en uyarlanabilir halidir.

Besin piramidinin alt kısımları ne yazık ki daha kabarık ve daha geniş. Ve bu geniş tabakada kapitalizmin sivri okları her birimizin tepesinden inmekte.

Sağ’a baktığımda pragmatist sınıfların elinde kıskaçla ava çıktığını, bulduğu her zayıf canlıyı yemeye çalıştığını görüyorum. Kendini bildiği her şeyden üst gören insanların, karnı doyacak diye rengi, şekli, cinsi farklı olan her kimseyi/canlıyı ezebileceği; zorba ve dar bakışlı insan topluluğu. Sol kesimde her ne kadar istediğimiz kadar temiz olamasa da, daha kapsayıcı ve dayanışmayı önceleyen kısım. Renk ayırmadan, dil gözetmeden, cins fark etmeksizin el ele vermeyi amaçlayan ama bir o kadar da elini uzatmaya çekinen bir grup insan.

Hızlı değişimler yaşadığımız bu çağda revize edilmeden günümüze uzanmış herhangi bir ideolojinin şu anki toplumsal ve ekonomik sorunları çözebileceğine inanmıyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.