Ahmet Sarıcan
Batı tarafından “hasta adam” tabir edilen Osmanlı İmparatorluğu, birinci büyük savaştan sonra doğrudan işgaller ve muhtelif dayatmalarla karşı karşıya kaldı. Savaş ve öncesinde başkaldırılar ve kopmalarla yorgun düşmüş olan padişahlık, batının galipleri karşısında direnemeyip boyun eğdi. İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunanistan güçleri tarafından fiili işgal gerçekleşti.
Dünyanın çok yerinde toprak işgalleri kendi zıddını yaratmıştır. Burada da öyle oldu. Önce çeteler şeklinde başlayan karşı çıkış çok geçmeden, askeri erkan içinde baş gösterdi. Çanakkale ve Anafartalar savaşlarında başarılı komutan olarak kendini kabul ettirmiş olan itibarlı zabit Mustafa Kemal liderliğinde bir ekip oluştu. Anadolunun çeşitli yerlerinde halkın etkili kişileriyle toplantılar düzenleyerek emperyalist işgale karşı psiko-sosyal altyapı oluşturuldu. İngiliz işgalcilerinin etkisi altındaki hükümdarlık bu direniş çabalarını müesses nizama aykırı görüp yasakladı. Ancak bu durum Osmanlı zabitleri ve halk oluşumları üzerinde etkili olmadı, tersine işgalcilere karşı mücadeleye aynı zamanda saltanat karşıtı bir nitelik kattı.
Esasen Osmanlı’nın son zamanlarında saltanat ve hilafet karşıtı hareketler oldukça çoğalmıştı. Toplum ve aydınlar bir taraftan arayış içinde iken diğer taraftan bir mücadele devam ediyordu. 1876’da ilan edilen Birinci Meşrutiyet, 1908’de ilan edilen İkinci Meşrutiyet ve devamında İttihat Terakki hareketi bu değişim sürecinin, arayışların göstergeleridir. Ulusal kurtuluşun önderleri Mustafa Kemal ve arkadaşları bu burjuva demokratik çabaları ve aydınlanma hamlelerini uluslaşma sürecinde değerlendirmiş, daha işe başlarken Meclis-i Mebusan örneğinden hareketle Büyük Millet Meclisi’ni kurmuştur. Zafere kadar, yani Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun ilanına kadar yeni bir ülkenin kuruluşunu sevk ve idare eden meclis, kuruluştan sonra da konumunu güçlendirerek (darbeler vasıtasıyla aralar verilmiş olsa da) devam edegelmiştir. Ta ki 2017’de yapılan anayasa referandumuna kadar. Bu referandumdan sonra kabul edilen anayasa değişikliğiyle TBMM‘nin düzen içindeki rolü kısmen zayıflatılmıştır.
Hiç kuşkusuz, ulusal kurtuluş mücadelesi anti-emperyalist bir nitelik taşıyordu. Bu topraklar İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan askeri işgaline karşı verilen cephe savaşlarıyla kazanıldı. Açıktır ki 1917 Ekiminde gerçekleşen ilk Sovyet Devrimi, yeni Rusya ve lideri Lenin’in ulusal kurtuluş savaşına verdiği maddi, siyasi ve askeri malzeme desteği yeni Türkiye’de Cumhuriyetin kurulmasında belirleyici katkılar sunmuştur. Genç Sovyet Rusya’sının Türkiye’nin kuruluşuna olan desteğinin tarihsel bir anıtla taçlandırılması amacıyla 1928’de Taksim’de Cumhuriyet Anıtı yapılmıştır. Bu heykelin bir yüzünde Mustafa Kemal, İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak yer alırken diğer yüzünde Sovyet kahramanı Kızıl Ordu kurucularından komutan Mihail Frunze ile komünist parti yöneticilerinden mareşal Kliment Voroşilov yer almaktadır.
Savaştan çıkmış, aç ve yoksulluktan bitap düşmüş bir ülke. Sanayi ve teknolojik bir miras yok. Küçük manifaktür işletmeler (daha çok savaş malzemeleri üretimine yönelik. Top mermisi döken haddehaneler gibi) dışında yine donanmanın ihtiyacına cevap verecek Haliç Tersanesi ve bunun yanında Reji Şirketi (tütün işleme tesisleri) benzeri etkisiz ve çok sınırlı bir sanayi. Genellikle gayrimüslimlerin (Rum, Ermeni, Yahudi) elinde bir ticaret, ilkel koşullarda yapılan tarımsal üretim. Hakim üretim şekli Asya Tipi Üretim Tarzı denilen feodalitenin farklı bir versiyonu. Ülkenin doğusu derebeylik sisteminin biraz farklısı ağalık sistemi. Yani koşullar zor ve çetrefil. Ama hiçbir şey imkansız, çaresiz değil.
Genç Cumhuriyet önüne sanayileşme hedefini koyuyor. Önce ülke tarımını ve yer altı zenginliklerini değerlendiren, bunlarda dışa bağımlılığı yok eden bir sanayileşme hamlesi ile başlanmak isteniyor. İşte burada yine imdada Kuzey komşumuz SSCB yetişiyor. Sovyetlerinkine benzer beş yıllık planlar yapılıyor, Sovyetlerden alınan faizsiz kredi, mühendislik desteği ile planlı ekonomi başlatılıyor. Tabi bir farkla. Bunlar Sovyetlerdeki gibi toplumsal mülkiyet anlayışıyla değil, her ne kadar devlet kurumları olarak hayata geçmiş olsa da özel mülkiyet sistemini geliştirmenin bir yöntemi olarak uygulanıyor. İyi Fransızca bilen ve Fransız İhtilali’nden etkilenmiş olan Mustafa Kemal, Avrupa benzeri gelişmiş bir ülke hayalindedir. 1932’de hazırlıklarına başlanıp 1934-1938 yıllarında uygulanan 1. Beş Yıllık Plan gerçekten de başarılı oluyor. 1929’da patlak veren dünya kapitalist sisteminin buhranının olumsuz sonuçlarını yaşamadan, ülke imarına önemli katkılar sağlanıyor. Cumhuriyetle birlikte büyüyen burjuvazinin gözü hep batıdadır ama o gün bu gündür Türkiye’nin temel taşları denilebilecek, devlete ait sanayi kurumları (KİT’ler) Sovyetler tarafından kuruluyor. Sümerbank tesisleri, Etibank tesisleri, demir-çelik fabrikaları, alüminyum fabrikası, petrol rafinerileri gibi.
Modern ve sanayileşmiş bir toplum kurma doğrultusunda atılan adımlara bakınca bir burjuva devrimin izlerini görürüz. Daha sonra Atatürk ilkeleri olarak adlandırılan önermeler devlet eliyle kapitalizmin inşasıdır. Sanayinin ve dolayısıyla işçi sınıfının etkisinin çok sınırlı olduğu ülkede burjuva demokratik devrimin öncüleri askerler ve aydınlar olmuştur büyük ölçüde. Zamanın ileri hamlesidir. Üstelik Avrupa’daki gibi sınıfsal bir mücadelenin sonucu olmasa da kazanımların bazıları sanayi toplumlarının ilerisinde olmuştur. Örneğin İngiltere, Norveç, Hollanda, Belçika, Danimarka, İspanya vb. çok sayıda Avrupa ülkesinde feodalitenin armağanı monarşi korunurken Türkiye’de saltanat lağvedilmiştir. Fransa örneğine benzer laiklik kuralı getirilmiş, hilafet son bulmuş, birçok batılı ülkeden önce kadınlara seçme-seçilme hakkı kazandırılmıştır. İnkılapçılık (devrimcilik) ilkesi, esas itibariyle mütegallibenin tasfiyesi gerçekleşirken, beraberinde üst yapının da buna uygun şekilde oluşmasını sağlamayı, aydınlanmayı hedeflemiştir. Bütün bunlara rağmen batıda görülenlerin aksine ulusal sorunu çözememiştir. Belki önderliğin erken kaybı neticesinde bir sıkışma, belki feodal beylerin (ağaların) gücü faktörü veya başka nedenler.
Burjuvazinin devrimci barutu bir atımlıktır. Güçlenip erke sahip olduktan sonra bu özelliği hızla yok olur. Bizde de farklı olmamış. Palazlanmaya başladıktan hemen sonra kuruluş döneminin kazanımlarını birer birer yok etmeye başlamış. Önce uluslararası sermaye ile organize olmak için bağımsızlıktan vazgeçilmiş. En bariz örneği emperyalizmin hizmetinde Kore’ye asker gönderilmesi. Sonra da gerisi gelmiş. Günümüzde baktığımızda koca koca devlet kurumlarının yerli ve yabancı sermayeye nasıl peşkeş çekildiğini görüyoruz. Eğitimin, sağlığın, KİT’lerin ve bilaistisna bütün kamu müesseselerinin gerici güç odakları tarafından nasıl yağmalandığına veya işlevsizleştirildiğine tanıklık ediyoruz.
Hal böyle iken karşımıza çıkan soru, “ne yapmalı- nasıl yapmalı” sorusu oluyor. Gerici sermaye çevreleri bu güne kadarki süreçte halkın bilincine yansımış cumhuriyet düşüncesini tamamen yok edemeyeceklerinin farkında. Onun için de cumhuriyetin içini boşaltmaya çalışıyorlar ve bunu büyük ölçüde başardılar da. Seçimli bir sistem evet ama hükümsüzleştirilmiş bir seçim, kadın hakları ama izin verildiği kadar, meclis ama işlevsizleştirilmiş bir meclis, sendika var ama yetkisi yok, protesto hakkı var ama sert müdahale ve hapis de var vb. öyleyse cumhuriyet için yeniden mücadele. Fakat bu sefer sosyalist cumhuriyet için mücadele. Kapitalist-emperyalist sistem devrevi krizlerinden birini daha yoğun bir şekilde yaşıyor. Aşabilmesi de zor. Savaştan savaşa koşuyor, dünyayı yakıp yıkıyor ama her çabasından sonra daha da batağa saplanıyor. Gerek Türkiye’de gerekse dünyada koşullar son derece kırılgan. Üretici güçlerin geliştiği ve fakat emekçilerin payının sürekli küçüldüğü düzende sosyalizmden başka alternatif olamaz. Bu nedenle sosyalist cumhuriyet için safları sıklaştıralım yoldaşlar.




![FRANSA 2026: “ÖĞRENCİ OLAYLARI” DEĞİL, SINIF SAVAŞIMI [*]](https://odakdergisi2.com/wp-content/uploads/2026/10/fransa-ogrenci-isyani-toplumsallasiyor-800-bin-insan-cumartesi-sokaktaydi-218x150.jpg)













![FRANSA 2026: “ÖĞRENCİ OLAYLARI” DEĞİL, SINIF SAVAŞIMI [*]](https://odakdergisi2.com/wp-content/uploads/2026/10/fransa-ogrenci-isyani-toplumsallasiyor-800-bin-insan-cumartesi-sokaktaydi-100x70.jpg)




