Çeviri: Afrika ülkelerinde Batılılaşma dışı geçiş dönemi kalkınmasında sosyalizmi kullanma ve uygulama çabaları

0
429

Yazar: Dr. Deng Yanting (*)
Çeviren: Cemal Kızıler

Çevirenin Notu: Afrika kıtasında başlıca iki sosyalist akım vardır; Marksist bilimsel sosyalizm ve Demokratik sosyalizm. Veya Afrika sosyalizminin temel olarak bu iki akımı daha fazla içerdiği söylenebilir. Tabii ki, bu kıtada başka sosyalist akımlar da vardır.

Giriş ve Özet

Sosyalist teori ve pratik ve aynı zamanda dünyada 22 sosyalist ülkenin bulunduğu 1991 öncesi ortam, Afrika’daki siyasi gelişme ve politik uygarlaşma sürecinde, geçmiş tarihte önemli bir rol oynamış ve Afrika’da ulusal kurtuluş, siyasi bağımsızlık ve ekonomik bağımsızlığın teşvik edilmesinde önemli katkılarda bulunmuştur. 

Soğuk Savaş sonrasında yaşanan gerilemelere ve aksaklıklara rağmen, sosyalizm Afrika’da o zamandan beri kaybolmamıştır. Neo-liberal kalkınma programları ile Afrika’nın kalkınma gerçekleri arasındaki çelişme ve kopukluk daha belirgin hale geldikçe, sosyalizmin değeri Afrika’da yeniden öne çıkmaktadır. Sol kanat siyasi güçlerin hızlı yükselişi ve birçok Afrika ülkesinin reformlarında sol-kanat yönetim programlarının artan payı, bugün Afrika’da sosyalizmin canlanması ve gelişmesi için gerekli zemini hazırlamıştır.

Bölüm I. Şu anda Afrika’daki partilerin sosyalizmi keşif çaba ve deneylerinin ana biçimleri

Afrikalı siyasi partilerin yönetim felsefesi veya sosyal aktivizmindeki değişim sürecine baktığımızda iki önemli olgu göze çarpıyor, birincisi sosyalizmin yeniden artan cazibesi, ikincisi hızlanan bir uluslararası entegrasyon sağlama görüşü (Kolektif kalkınma, Pan-Afrikanizm).

Bu iki görüş Afrika’nın siyasi ve ekonomik kalkınmasına, Afrika’nın sosyal dönüşümcü gelişimini teşvik etmekte, teorik rehberlik ve kurumsal keşif ivmesi sağlamaktadır. 

İktidarda olup sosyalizm deneyleri içinde olan partilerden bir bölüm

Birinci olarak, Afrika’daki çeşitli sol iktidar partileri sosyalizmin değerini zamana ve içinde bulunulan çağa göre yeniden keşfetme çabası içinde. Bir yandan, geçmişlerinde sosyalist keşifler olan Afrikalı iktidar partileri yavaş yavaş eski politikalarını yeniden canlandırdı veya yeniden başlatıyor. 

Magufuli liderliğindeki Tanzanya Devrimci Partisi, Lorenzo tarafından yönlendirilen MLPA (Angola Halk Kurtuluş Hareketi Partisi) ve Cumhurbaşkanı Filipe Nyusi tarafından liderliği yapılan Mozambik Kurtuluş Cephesi’nin (FRELİMO) reform programları; Nyerere, Neto ve Zamora gibi önceki sosyalizme büyük ilgi gösteren liderlerin sosyalizmi inşa etme konusundaki başarılarından farklı derecelerde yararlanmakta ve mevcut yönetim açmazlarını ve ikilemlerini hafifletmek için bir dereceye kadar etkili çözümler sunmaktadırlar.

Öte yandan, daha önce sosyalist yönetim keşif deneyimi olmayan iktidar partileri de yavaş yavaş sosyalist yönetim deneyimlerinden bir şeyler öğrenmeye başlamışlardır.

Güney Batı Afrika Halk Örgütü (SWAPO) Partisi, “Namibya özelliklerine sahip sosyalizm” inşası için görüşler ortaya koymuştur.

Güney Afrika’daki Mandela’nın ANC partisi, iktidar koalisyonu içinde büyük ölçüde Güney Afrika Komünist Partisi’nden (SACP) türetilen sol kanat bir koalisyon yönetim platformuna öncülük etmektedir. Gine-Bissau ve Cape Verde Bağımsızlık Partisi (PIGC), eski lider Cabral’ın ulusal birliği korumanın ve devlet darbelerinin sık sık meydana gelmesini önlemenin gerçekçi ve uygulanabilir bir yolu olan Marksizm yorumunun kazanımlarını teşvik etmektedir.

İktidar olmayan sol ve sosyalist partiler

İkinci olarak, Afrika’daki çeşitli iktidar dışı sol kanat partilerin siyasi aktivizmi giderek artmıştır. Bir yandan, eski iktidar dışı partiler ülkenin siyasi gelişiminde daha aktif bir rol oynamaya başlamıştır. 

Üçlü iktidar koalisyonunda yer alan Güney Afrika Komünist Partisi, kapsayıcı ekonomik reformların uygulanmasında Mandela’nın ANC Partisini etkin bir şekilde desteklemektedir.

Sudan Komünist Partisi, askeri hükümetin sivil halkın yönetimine geri dönmesi için yapılan çağrılara öncülük ederek önemli bir rol oynamıştır.

Cezayir’deki Demokrasi ve Sosyalizm Partisi, Kuzey Afrika’daki renk devrimlerine karşı halkı harekete geçirmede ve Cumhurbaşkanı Buteflika’nın ölümünün ardından yaşanan siyasi krizi yatıştırmada önemli bir rol oynamıştır.

Öte yandan birçok Afrika ülkesinde yeni komünist partiler de kurulmuştur.

Güney Sudan Komünist Partisi içeride iç savaşa son verilmesi, dışarıda ise Kuzey ve Güney Sudan arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi için çalışmıştır. 

Namibya Komünist Partisi işçi sınıfının çıkarlarının daha fazla savunulması ve ülkedeki sosyo-ekonomik reformun dayanağı olarak kamu sektörü ekonomisinin payının güçlendirilmesi çağrısında bulunmuştur.

Kenya Komünist Partisi üretim araçlarının özelleştirilmesine karşı çıkmakta ve ulusal reform ve 2022 genel seçimlerinin öne çıkan bir meselesi olan “Köprü Kurma Girişiminin” karşısında kırlarda toprak mülkiyeti reformu talebini öne çıkarmaktadır. 

Not: Kenya Komünist Partisi, Köprü Kurma Girişimi  projesini reddeden tüm İlerici Kenya halkının yanındadır. Bu girişim şimdiden Kenya halkına büyük zarar veriyor! Birleştirmek istiyor görünen ama sadece Kenya halkını bölen bir köprünün amacı nedir! Bu proje sadece bir dolandırıcılık projesi değil aynı zamanda ülkemizdeki yoksul kitlelere karşı bir komplodur. Başkan Uhuru Kenyatta, yardımcısı Bay Ruto ve kardeşi Bay Odinga’yı 2010 anayasasını uygulamaya çağırıyoruz.

Üçüncü olarak, Afrikalı sol partiler uluslararası görüş değişimi ve etkileşimlerini güçlendirmişlerdir. Uluslararası çok taraflı arenada Afrikalı sol partiler, Marksizm-Leninizm ve demokratik sosyalizm gibi farklı yol gösterici ideolojileri doğrultusunda sırasıyla Uluslararası Komünist ve İşçi Partileri Konferansı ve Sosyalist Enternasyonal (SI) üyesidirler.  

Son olarak Küba, Havana’da toplanan Uluslararası Komünist ve İşçi Partileri Konferansı’nın Afrikalı üyeleri, örgütün mülteci sorununu doğru bir şekilde çözme, Covid-19 ve diğer salgınlara karşı birlik ve dayanışma, ekolojik çevreyi koruma ve işçi sınıfının dünyanın küresel yönetişimine katkısını güçlendirme girişimleri çerçevesinde uluslararası işbirliğini aktif bir şekilde güçlendirmektedirler.

Sosyalist Enternasyonal (Demokratik Sosyalizm) üyeleri olan partiler, bu parti içindeki Afrika Komisyonu içinde aralarındaki etkileşim ve işbirliklerini güçlendirerek, özellikle salgın koşulları altındaki Afrika’da demokrasi ve güvenliğe odaklanarak, kalkınma gerçeklerinin önemli ölçüde tersine çevrilmesi, kapsayıcı kalkınmanın Afrika’da ancak ülkeler ve sınıflar arasındaki hak ve menfaat dağılımındaki ciddi dengesizliğin tersine çevrilmesi halinde gerçekten başarılabileceğini vurguluyorlar.

Çin ve diğer sosyalist ülkelerle ikili ilişkiler alanında, Çin’in yeni dönemde sosyalizmin reform ve gelişimine dayalı yönetişim konusundaki fikir ve deneyimleri, Afrikalı sol ve sosyalist siyasi partilere yararlanabilecekleri önemli referanslar sağlamıştır.

ÇKP Merkez Komitesi, 2012’deki 18. ÇKP Ulusal Kongresi’nden bu yana Güney Afrika ANC, Angola MPLA, Kongo Kurtuluş Hareketi Partisi (MLC) ve Tanzanya Devrimci Partisi’nin ulusal parti kongrelerine katılmak üzere üst düzey temsilciler göndermekle kalmamış, aynı zamanda Çin Komünist Partisi Çin-Afrika siyasi parti çalışmaları deneyimleri üzerine teorik seminerler düzenlemek gibi mekanizmalar aracılığıyla değişim ve ortak araştırma ve inceleme için Afrikalı siyasi partilerin üst düzey yetkililerini Çin’e davet etmiş ve böylece “Kuşak ve Yol”un Çin-Afrika ortak inşasına güçlü bir ivme kazandırmıştır.

Not: Kongo Kurtuluş Hareketi Partisi (MLC) Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde iktidar koalisyonu içindedir.

Afrikalı siyasi partiler, ÇKP’nin orta halli bir refah toplumu inşa etme, ekolojik ve çevresel yönetişim, salgın hastalıklarla mücadele ve insan haklarını koruma konusundaki başarılarını övmüş ve Çin’in Batı tarafından asılsız bir şekilde “damgalanmasını” reddetmektedirler. Küba ve Vietnam’ın da bu partilerle tarihten gelen olumlu ilişkileri vardır ve daha da gelişmektedir. 

Afrika’nın sosyalist değerlere yeniden odaklanması, ileriye doğru tarihsel gelişimin kaçınılmazlığı ve bir dizi faktörün bir araya gelmesinin sonucudur. Birinci olarak, Batı kapitalizminin çıkarları ile Afrika’daki toplumsal gelişme/kalkınma ihtiyaçlarının büyümesi arasındaki yapısal çelişki ve Afrika’nın bir Batı sömürgesi olarak doğmuş olması, daha önce kendilerini yöneten eski efendi hakim devletlerin kalkınma modelini mekanik olarak kopyalamayı zorlaştırmaktadır.

Siyasi düzeyde bakarsak, bugünkü Afrika’da birçok ülkede ulus-devlet hala inşa edilme sürecindedir, etnik kimlik sorunları çok fazla ve karmaşıktır. Bu koşullarda Batı tarzı çok partili seçim sistemi, artan siyasi parçalanma ve düzensizliğin ana nedeni haline gelmiştir.

Afrika’nın etkili bir ulusal kalkınma için istikrarlı bir siyasi temel oluşturabilmesi ve güçlü bir siyasi önderlik kurumları ve istikrarlı bir liderlik düzeni kurması gerekmektedir.

Ekonomik düzeyde bakarsak Afrika, sömürge döneminden miras kalan endüstriyel modelden henüz kopamamıştır ve Batı merkezli küresel iş bölümünün en altında yer almaktadır.

Bu nedenle, Afrika ülkelerinin zaten zayıf olan bu sanayi ve ekonomik durumlarını sadece pazar ekonomisi sistemi ve pazar düzenlemeleri yoluyla etkili bir şekilde güçlendirmeleri ve sadece ekonomiye kapsamlı devlet müdahalesi, ekonomik kalkınmada gecikmiş olan ve geriden gelen ülkelerin gelişme fırsatlarını yakalamaları için ekonomiye kapsamlı devlet müdahalesi önemlidir. 

Kültürel düzeyde bakarsak, Afrika yerli felsefesindeki kolektivizm, pan-Afrikanizm ve siyahilik gibi geleneksel Afrika değerleri, kolektif işbirliği ve kolektif kimlik teşvik edilmesi çok önemlidir. 

Batı tarafından teşvik edilen bireycilik, kolektivizmle yoğrulmuş Afrika sosyal psikolojisiyle çelişmekte ve başta geleneksel topluluklar olmak üzere genel halk tarafından reddedilmekte, bu kıtada Batı tarafından teşvik edilen bireycilik tüm toplumu etkili bir şekilde harekete geçiren yeni bir değer sistemi inşa etmeyi zorlaştırmaktadır.

İkinci olarak, siyasi alanda neo-liberal reformu savunan güçler, Afrika’yı ulusal bağımsızlığa ve siyasi özgürleşmeye götüren eski siyasi partilerin çoğunun demokrasinin “üçüncü dalgası” olarak adlandırılan süreçte alaşağı edilmesi ve baskı altına alınmasına yol açmıştır, bu neo-liberal reform güçleri siyasi evrim açısından Afrika ve Batılı güçler arasındaki çelişkileri yoğunlaştırmıştır.

Öte yandan, bölgede uygulanan seçim merkezli siyaset çok az sayıda insanın tekelinde ve egemenliğinde olan vülger bir oyun haline gelmiştir. Seçim merkezli siyaset halkın genelinin siyasi katılımını arttırmıyor, bu tür seçimler siyasi alana keyfi bir biçimde kendi yakın yandaşlarını yerleştirmek için kullanan Batılı güçler dışında siyasi gelişmeye yaramıyor. 

Ekonomik kalkınma açısından bakarsak, yapısal ekonomik uyum programlarının getirdiği özelleştirme reformları, çoğu Afrika ülkesinin on yıllar boyunca geliştirdiği ithal ikameci endüstrilerin meyvelerinin bir gecede Batılı şirketler tarafından kapılmasına yol açıyor. Güçlü Batılı sermayenin kıtaya girişi insanların geçimine yönelik projelere çok az ilgi gösteriyor ve bu sermaye, daha kazançlı olan hammadde çıkarma işine odaklanıyor. 

Lomé Anlaşması, Cotonou Anlaşması ve Afrika Büyüme ve Fırsat Programı esasen Afrika’yı Batılı güçlerin hammaddeler elde etmek için bir oyun alanı haline getirmeye devam etmektedir.

Bugüne kadar, kaynak ve hammadde ihracatı dışarıda bırakıldığında, Afrika’nın ekonomik kalkınma sonuçları yetersizdir ve ekonomik gelişmede Batı’ya bağımlılığı artmaya devam etmektedir.

Güvenlik açısından bakarsak, yeni Batılı büyük güçlerin müdahaleciliği Kuzey Afrika ve Afrika Boynuzu’ndaki siyasi düzeni ciddi şekilde bozmuştur, “itaatsiz” olduğunu iddia ettikleri hükümetleri istediği gibi yıkmış ya da bastırmış ve bunun sonucunda ortaya çıkan anarşik durum, uluslararası terörizmin ve uluslararası suç gruplarının Afrika’ya sızmasını nesnel olarak kolaylaştırarak Sahel, Afrika Boynuzu, Gine Körfezi ve Mozambik’in kuzeyine yönelik tehditleri arttırmıştır. Bu durum Sahel, Afrika Boynuzu, Gine Körfezi, Mozambik’in kuzeyi ve diğer bölgelerdeki güvenlik durumunu daha da kötüleştirmiştir.

Üçüncü olarak, kapitalist uluslararası sistemin düzensizliği Afrika’nın Batı’ya karşı olan güven krizini şiddetlendirmiştir. Covid-19 salgınına karşı mücadele Afrika için çok önemli bir önceliktir, ancak Batı, Afrika’nın “aşılama açığını” kapatmasına yardımcı olma konusunda geride kalmaktadır.

2021 yılı sonuna kadar Afrika nüfusunun yüzde 6’sından azı birinci aşısını olmuş olacak ki bu oran dünyadaki en düşük oran ve bunun başlıca nedenlerinden biri de Batı toplumlarında Afrika’ya desteği engelleyen yaygın aşı ırkçılığıdır. 

ABD ve İngiltere gibi Batılı güçler uluslararası piyasada aşı stoklarken, aynı zamanda Afrika’ya aşı bağışları ve Dünya Sağlık Örgütü’nün yürüttüğü Covid-19 Aşı Uygulama Programı çerçevesinde beceri eğitimi konusunda pasif davranarak çok sayıda sorunun büyümesine yol açıyor. 

Özünde Batı, aşıların çok taraflı veya ikili bir çerçevede sağlanmasını uluslararası kamu mallarının paylaşımı olarak değil, Afrika’daki jeopolitik çıkarlarını pekiştirmek ve sürdürmek için bir araç olarak görmektedir. 

İklim değişikliğiyle mücadele alanında da Afrika, “iklim adaletini” sağlama konusunda Batı’ya güvenmekte zorlanıyor. Afrika, küresel olumsuz sera gazı emisyonlarına en az katkıda bulunan bölge olmakla birlikte, iklim değişimi sorununun en acil olduğu bölge ve küresel iklim yönetişimi düzeni zincirinin en zayıf halkasıdır.

Cancun Anlaşmaları’nda vaat edilen iklimi iyileştirme finansman sözlerini uygulamakta başarısız olan Batılı ülkeler, bunun yerine karbon azaltma yükümlülüklerini Afrika da dâhil olmak üzere gelişmekte olan ülkelere kaydırmış ve bu ülkeleri sanayisizleşme tuzağına çekmeye çalışmaktadır. Bir yandan bunu yaparken öte yandan bu ülkelere karşı yeşil korumacılık sopasını kullanma fırsatını yakalamışlardır.

Bu da Afrika’nın ve kıta ülkelerinin iklim adaptasyonunu teşvik etmesi için birçok zorluk ortaya çıkarmaktadır.

Eğer sosyalizm Afrika’nın Batılılaşmadan arındırılmış kalkınma arayışına sistemik bir çözüm olacaksa, mevcut zorluklara kapsamlı bir şekilde bakmak ve uygun çözümler bulması gerekmektedir.

Öne çıkan sorunlar ve sol kanat partilerin durumları

  1. Mevcut Afrikalı sol kanat siyasi partiler hala birçok sınırlamaya sahiptir:

Birinci olarak, Marksizm-Leninizm’i yol gösterici ideoloji olarak kullanan siyasi partilerin sayısı nispeten düşüktür. Hiçbir Marksist-Leninist parti iktidar partisi değil ve büyük ölçekli sol partilerin çoğu demokratik sosyalizmi benimsiyor. Bu durumda ve bilimsel sosyalist bir siyasi ve teorik temelin yokluğunda, sosyalist nitelikli keşif çabalarının gerçekten sağlam bir sosyalist kalkınmaya dönüştürülüp dönüştürülemeyeceği belirsizlik göstermektedir. 

İkinci olarak, siyasi partilerin proleter nitelikleri zayıftır.

Cemaat/topluluk siyasetinin yaygınlaşması bağlamında, sol partilerin çözümü genellikle herkesi kapsayan bir parti inşa etmek, yani mümkün olduğunca çok siyasi kimliği içermektir. Ancak özünde bu herkesi kapsayan bir parti inşa etme yaklaşımı hala cemaat siyasetinin özel bir biçimidir ve sonuç olarak siyasi partilerin önderliği sorunu ve çekirdek seçmen tabanları sorunu belirsizliğini korumaktadır.

Üçüncü olarak, sol-kanat partiler için seçimlerde başarı bugünkü aşamada siyasette etkinliğin tek gerçekçi yolu olarak görünüyor. 

Sol partiler ve hatta komünist partiler, seçim başarılarını en üst düzeye çıkarmak için genellikle diğer türden olan siyasi partilerle ve hatta sağ partilerle işbirliği yapmak veya ittifaklar kurmak zorunda kalmakta, böylece bu durum onların yönetim programlarının ciddi ölçüde nötrleşmesine ve melezleşmesine neden olmakta, esasen bu şekilde sol kanat partiler sosyal demokrasinin kurucusu Bernsteinizm bataklığına kaymaktadırlar

2. Sosyalizmin Afrika’da kalkınmayı teşvik etmedeki rolünün daha fazla açıklığa kavuşturulması gerekmektedir:                                                               

Birincisi, bu partilerin sosyalizmin bir zamanlar Afrika’da gerçekleşen pratiğin gelişiminin sistematik bir özetini yapması gerekiyor.

1990’lardaki neo-liberal kuşatma Afrika ülkelerindeki ekonomik başarısızlıkta sadece dışsal bir nedendi, başarısızlıkta asıl içsel neden ise Afrika’daki birinci dalga sosyalist keşif çabalarının yaşadığı tıkanmaydı. 

Sosyalizm, tarihten basitçe ödünç almak ya da kopyalamak yerine, yalnızca deneyimlerin ve çıkarılan derslerin kapsamlı bir teorik özetini yaparak aynı hataları tekrarlamaktan kaçınabilir ve bu yolla gerçek avantajlarını gerçekten ortaya çıkarabilir.

İkincisi, sosyalizmin keşfi çabaları, hedefleri açısından daha da net açıklığa kavuşturulmalıdır.

Toplumsal inşaada sosyalist unsurları çoğaltma çabası, yönetişim çıkmazlarını aşmak için geçici bir önlem mi, yoksa tam teşekküllü bir sosyalist sistem kurmak için mi olduğu, ilgili Afrikalı sol partiler tarafından ciddi bir şekilde düşünülmeli ve karar verilmelidir.

Ancak ve ancak toplumsal inşaada sosyalist unsurları çoğaltma çabası konusunda net bir görüşe sahip olunduğu takdirde bu çaba kısa vadeli geçici bir uygulama olmaktan kaçınabilir ve bunun yerine düzenli gelişim ve istikrarlı ilerleme için sistematik bir yol haritası izleyebilir.

Üçüncüsü, Afrika’daki sosyalist akımların pan-Afrikanizm’in ortak kolektif gelişme ilkesi ile olan ilişkisini doğru bir şekilde ele alması gerekmektedir. Afrika ülkeleri şu anda kıtasal bir serbest ticaret alanına dayalı büyük bir birleşik iç pazar inşa etmekte ve entegre bir biçimde kıtasal kalkınmayı teşvik etmektedir, sosyalizm bu trend ile doğru bir biçimde ilişkilenmelidir…

Bununla birlikte, bugün sosyalizmin keşfi çabasının henüz tüm Afrika ülkelerinde fikir birliği haline gelmediği varsayımıyla hareket edersek, sadece bazı ülkelerin sosyalist nitelikteki reformları geçmişte ve bugün ilk uygulayanlar olduğunu söyleyebiliyoruz.  

Bu da bunu ilk deneyen ülkelerin diğer Afrika ülkelerine yanlış bakışlarını getirebilir, dolayısıyla devletler arası ilişkileri ve uluslararası işbirliğini olumsuz etkileyebilir.

Bu nedenle Afrika, ancak sosyalist keşif çabası, ortaklaşılan pan-Afrikanizm ilkesinin pratikte gelişimini etkin bir şekilde teşvik edebildiğinde nihayet kapsamlı ve tam bir sosyalist Rönesans yaşayabilecektir. 

(*) Dr. Deng Yanting: Uluslararası Araştırmalar Bölümü Şangay Fudan Kuşak-Yol ve Küresel Yönetişim Enstitüsü Araştırma görevlisi, aynı zamanda Çin Sosyal Bilimler Akademisi Batı Asya ve Afrika Çalışmaları Enstitüsü’nde çalışıyor. Çin web sitesi Global Times için de makaleler yazıyor. Son yazılarının birinde şu ifadeleri kullandı: “Çin ve Güney Afrika yüksek düzeyde siyasi güvene sahiptir. Güney Afrika Çin’in önerdiği Kuşak ve Yol’un Afrika’da uygulanmasında öncü olabilir.” 

(Makale, 2022-07-11’de Şanghay’da yayınlanan, Dünya Sosyalizm Araştırmaları No. 5’den alınmıştır.)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.