Özetimize dünyadan gelişmelerle başlıyoruz. ABD-İran arasındaki müzakere süreci, ABD’nin gerçekleştirdiği saldırılar tarafından akamete uğratılıyor. Salı günü Hürmüz Boğazı yakınlarında ABD ordusuna ait bir Apache tipi saldırı helikopterinin düşmesinin ardından ABD İran’ı suçladı. Helikopterde bulunan 2 pilotun kurtulduğu açıklandı. İran medyası Hürmüz Boğazı’nda böyle bir saldırı gerçekleştirmediklerini aktarsa da ABD Çarşamba günü Hürmüz’de İran petrolünün taşındığını ileri sürdüğü Palau bandıralı bir tankeri vurdu ve tankerde üç Hintli denizci öldürüldü. Ardından ise Hürmüz Boğazı yakınlarındaki İran bölgeleri vuruldu. İran ise bu saldırıları yanıtsız bırakmadı. Hürmüz Boğazı yeniden kapatıldı. Boğaz yakınlarındaki ABD gemileri füze ve İHA’lar ile vuruldu; Kuveyt, Bahreyn, Ürdün’de ABD üsleri aktarılanlara göre “ağır füze saldırılarının” hedefi oldu.
Trump küstah açıklamalarına devam ediyor. Bir yandan anlaşmanın “çok yakın” ve “onay aşamasında” olduğunu ileri sürüyor, öte yandan ise ülkesinin Basra Körfezi’nde bulunan Hark Adası’nı ve diğer petrol altyapı noktalarını ele geçireceğini ileri sürüyor. Bununla ilgili konuşan Trump, “Tıpkı Venezuela’da olduğu gibi petrol ve doğalgaz piyasalarının tam kontrolünü ele alacağız” dedi. İran yetkilileri hafta sonu anlaşma iddiasını “spekülasyon” olarak niteliyor. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, müzakerelerde ortaya çıkan metnin büyük ölçüde tamamlandığını ancak ABD’nin sürekli tutum değiştirdiğini ifade ediyor. İran’ın ABD’nin saldırılarına karşı direnişi deyim yerindeyse son yıllarda ABD ve İsrail lehinde ilerleyen Ortadoğu’nun seyrini değiştirdi, ezilenlere umut, direnişe örnek oldu.
Fransa ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) arasında imzalanan askeri işbirliği anlaşmasının yürürlüğe girmesi (Kuvvetler Statüsü Anlaşması – SOFA) ile Fransa’nın askeri varlığının Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’daki faaliyetler için Güney Kıbrıs’ta bulunmasına yönelik hukuki zemin oluşturulmuş oldu. Anlaşma sonucunda Fransa, bu bölgede askeri unsurlarını konuşlandırabilecek, üsleri ve askeri altyapıyı kullanabilecek, karşılıklı askeri teknoloji paylaşımı ve ortak tatbikatlar gerçekleştirilebilecek. KKTC yönetimi anlaşmayı yok hükmünde saydı, Milli Savunma Bakanlığı ise anlaşmayı “Doğu Akdeniz’de istikrarı bozmaya yönelik provokasyon” olarak değerlendirdi.
2017’de Merkel ve Macron tarafından temelleri atılan; Alman ve Fransız savunma kuruluşlarının ortak yeni nesil savaş uçağı üretimi hedeflediği projesi FCAS’ın iptal edildiği bildirildi. Aktarılanlara göre projenin iptaline neden olan ise tarafların görev paylaşımı, yetki ve liderlik konusunda uzlaşamamaları. Projenin iptali talebi Almanya Başbakanı Friedrich Merz’den gelmiş. Proje kapsamında “ortak savaş uçağı” çalışmasının rafa kaldırıldığı ancak savaş uçaklarının, İHA’ların, sensörler ve öteki silah platformlarının tek bir dijital ağda birleştirilmesini hedefleyen Combat Cloud konseptine dair çalışmaların devam edeceği belirtildi.
Bilindiği gibi Fransa AB ülkeleri arasında Almanya’dan sonra ikinci büyük ekonomidir. Silah ihracatında ise dünyada ABD’nin ardından ikinci gelmektedir. Bu ihracat kalemleri arasında Hindistan, Mısır ve Katar gibi ülkelere satılan Rafael uçakları ile savaş gemileri önemli yer tutuyor. İhracatının yüzde 70’ten fazlasını Asya, Okyanusya ve Ortadoğu’ya yapan Fransız tekelleri Rusya-Ukrayna savaşı ardından AB ülkelerine silah ihracatını yaklaşık üç kat artırdı. Almanya’nın Avrupa’nın en güçlü ordusu olma hedefini ortaya koyması ve silah sanayisine aşırı düzeyde yaptırımlar yapması Fransız tekellerini rahatsız etmektedir.
FCAS projesi kapsamında Fransa ve Almanya’nın “ortak savaş uçağı” fikri rafa kalktı ama hemen ardından Almanya’da 8 şirketten oluşan ortak bir konsorsiyum ile alternatif savaş uçağı projesi gündeme geldi. Alman savunma şirketi Hensold’un açıklamasına göre Airbus Defence and Space, Autoflug, Diehl Defence, Hensoldt, Liebherr, MBDA, MTU Aero Engines ve Rohde & Schwarz şirketleri FCAS projesinin iptalinin ardından bu konsorsiyumu oluşturdu. Alman Savunma Bakanı Boris Pistorius, FCAS’ın sona ermesinin ardından bu yeni çalışmanın önlerindeki seçeneklerden birisi olduğunu ifade ediyor. Pistorius’un aktardıklarına göre öteki seçenekler ise ABD’den ilave F-35 savaş uçakları satın almak veya şu an devam eden başka bir uluslararası projeye katılmak. Almanya ile Fransa arasında silah sanayisinde ortaya çıkan anlaşmazlık Avrupa Birliği’ni kuran bu iki emperyalist güç arasındaki tarihsel düşmanlığın yeniden gelişmesine katkıda bulunabilir.
Rusya cephelerde küçük küçük ilerlemeye devam ederken Ukrayna SİHA’larla Rusya içlerini giderek daha etkili vuruyor. Ukrayna’nın Batılı emperyalistlerin desteğiyle füze üretimine geçtiği de görülüyor. Rusya-Ukrayna savaşının büyük yükü AB ülkelerinin sırtında. 2024-27 arasını kapsayan ve toplamda 50 milyar Euro’luk bir hacimden oluşan Avrupa’nın “Ukrayna Fonu”nun 2,8 milyar Euro’luk kısmının da ödemesi yapıldı. AB sorumlusu Marta Kos, Ukrayna’nın belirledikleri “reformları hayata geçirme” konusunda kararlı olduğunu gördüklerini ve bu sebeple de mevcut ödemeyi gerçekleştirdiklerini ifade etti. Fondan bu zamana kadar Ukrayna’ya 29,5 milyar Euro’luk bir ödeme yapılmış halde. Almanya ise Ukrayna’nın “baş destekçisi” pozisyonunda. Almanya ve Avrupa’nın desteği olmadan “Ukrayna’nın Rusya’ya karşı savunmasının” başarılı olmayacağını aktaran Almanya Başbakanı Merz, bu desteğin süreceğini ve ayrıca NATO’nun doğu kanadının güçlendirileceğini ifade etti. Bu sırada AB, Rusya’ya karşı hazırladığı 21. yaptırım paketini gündeme aldı. Yaptırımlar arasında Rus petrollerine uygulanan tavan fiyat uygulamasının Ocak ayına kadar değiştirilmemesi, Rusya’nın yaptırımları aşmak için kullandığı iddia edilen “gölge filo” ismi verilen gemilere de baskıların artırılması ve Rus ordusunda görev yapmış askerlere AB giriş yasağının uygulanması gibi maddeler de yer alıyor.
Hatırlanacağı üzere Almanya ve AB ülkeleriyle Rusya’nın arasını ABD açtı. Yeni Trump yönetimi Avrupa’nın Ukrayna’da Rusya’yla savaşa sokulmasının sorumluluğunu Biden’a yıktı, ancak aslında Trump aynı politikayı başka biçimde yani tarafları birbirine karşı kışkırtarak sürdürüyor.
Ermenistan’da mevcut Başbakan Nikol Paşinyan’ın Sivil Sözleşme Partisi gerçekleşen seçimlerde oyların yüzde 49,81’ini alarak üçüncü defa tek başına iktidar oldu. 105 sandalyeli mecliste Paşinyan’ın partisi 61, Güçlü Ermenistan isimli parti 28, Ermenistan İttifakı 11, Müreffeh Ermenistan Partisi ise 5 koltuğa sahip olacak. Seçim sonuçlarını Halk Tv’den Mustafa Kemal Erdemol, “Ermenistan halkı Batı dedi. Paşinyan: Hayal vaadetmedi, kazandı” başlığı ile veriyor. Paşinyan’ın Azerbaycan devleti ile barış anlaşmasından yana tutumu ile Türkiye egemenleri ile ilişkilerin geliştirilmesi görüşü biliniyor. Muhalefetteki partiler ise çoğunlukla Azerbaycan ve Türkiye egemenleri ile ilişkilerin geliştirilmesi için Rusya devletinin garantörlüğünü savunuyor. Erdemol’a göre Ermenistan’daki seçimler “ajite” söylemler ile “gerçekler” arasındaki farkı seçim sonuçları ile gösteriyor. Paşinyan’ın zaferi, Trump’ın Zengezor Koridoru’nun da sorunsuz hayata geçirilmesi planına uyuyor. AKP iktidarı Suriye’de yaptığı gibi burada da ABD ile işbirliği yaparak İran ve Rusya’ya büyük zarar verdi.
The Cradle Türkiye ise seçim sonuçlarını, “Muhalefete ağır baskı altında genel seçime giden Ermenistan’da Paşinyan zafer ilan etti” şeklinde veriyor. Aktarılanlara göre seçimlerden hemen sonra Paşinyan’a muhalif siyasi partilerle işbirliğini nasıl yürüteceği soruldu ve Paşinyan muhalefeti “siyasi parti değil, suç odaklı oligarşik sistemin temsilcileri” olarak nitelendirdi ve muhalefet liderlerinin “cezai sorumlulukla yüzleşecekleri”ni ifade etti. Paşinyan AB ile yakınlaşmaya devam edeceklerini aktardı. Rusya Dışileri Sözcüsü Zaharova da Ermenistan’daki seçimlerin “muhalefet üzerinde benzeri görülmemiş bir baskı ve Batı’dan gelen müdahale” altında gerçekleştiğini ifade ediyor. Paşinyan’ın hapsedilmesini istediği eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan ise Ermenistan’ın Ukrayna’nın yıkımla sonuçlanan yoluna sürüklendiğini ifade ederek, “büyük güçler arasındaki çekişmelerde taraf olunmaması” uyarısında bulundu. Ermenistan’da seçimler öncesinde önemli muhalefet figürlerine yönelik soruşturmalar yaşanmış, bazı üst düzey muhalefet isimleri için “ev hapsi” ve “yurt dışı çıkış yasağı” gibi tedbirler getirilmiş, seçimden hemen bir gün önce ise ikinci büyük parti Güçlü Ermenistan’ın 6 adayı gözaltına alınmıştı. Bu partinin de lideri Samvel Karapetyan 18 Haziran 2025’te tutuklanmış, uzun tutukluluk nedeniyle 30 Aralık 2025’ten beri kefalet ve ev hapsi kararıyla serbest bırakılmıştı.
Dünya hafta boyunca eylemlere sahne olmaya devam etti. Bolivya’da Trump’ın yeni Monroe Doktrini’ne karşı güçlü bir meydan okuma yaşanıyor. ABD emperyalizmi yanlısı sağcı hükümete karşı işçi, köylü ve öğrenci kitlelerinin ayaklanma denebilecek gösterileri hafta boyunca devam etti. Göstericiler ülkenin yüze yakın noktasında barikat kurup La Paz dahil 5 büyük departmanı kontrol altına aldı. Ülkenin en büyük işçi konfederasyonu (COB) liderliğinin çekimser kalmasına rağmen; madenciler, öğretmenler, fabrika işçileri, ulaşım sendikaları ve El Alto şehrinin güçlü mahalle komiteleri (FEJUVE) eylemler yapıyor. Kitlesel grevler yapan işçiler ücret artışı, çalışma reformu ve hükümetin istifasını talep ediyor. Göstericiler hükümetin orduya ateş açma yetkisi vermesine karşılık olarak askeri birliklere el koyma tehdidinde bulundu. 11 Haziran’da Mexico City‘de başlayan 2026 FIFA Dünya Kupası’nın açılış maçı öncesinde stadyum çevresinde büyük protesto eylemleri yapıldı. Meksika Ulusal Özerk Üniversitesi (UNAM) öğrencileri ve eylemciler hükümet kaynaklarının şampiyona yerine sosyal harcamalara ayrılmasını talep etti ve gözaltında kaybedilmelere dikkat çekti. Polis barikatlarıyla durdurulmaya çalışan protestocular ile çevik kuvvet arasında çatışmalar yaşandı. Arnavutluk’ta Jared Kushner ile Ivanka Trump’ın ortak olduğu lüks otel projesine karşı yürütülen eylemler 12 günü aşkındır devam ediyor. Ülke genelinde ABD emperyalizmi karşıtı eylemlerde “Arnavutluk Satılık Değildir” mesajı verildi. Endonezya’da hükümetin sermaye yanlısı ekonomik politikalarına karşı sokaklara çıkıp gösteri yapan öğrenciler ve halk polisle çatıştı. İtalya’da demiryolu, yerel polis güçleri ve kültür sektör çalışanları daha iyi çalışma koşulları talebiyle genel greve giderken Portekiz’de de merkez sağ hükümetin yeni iş kanunu paketine karşı son 6 ayın ikinci büyük ulusal işçi grevi düzenlendi. Birleşik Krallık’ta asistan hekimlerin 15-19 Haziran tarihleri arasında ülke çapında greve gidecekleri açıklandı. Binlerce SNCF demiryolu işçisi çalışma koşullarının düzeltilmesi için taşeronlaşmaya karşı Paris’te yürüyüş yaptı. Berlin’de sağlık işçileri sağlık bütçesindeki kesintileri protesto etmek amacıyla sembolik olarak iş makineleriyle hastane yatakları parçaladı. 10 Haziran’da Uluslararası Havacılık ve Uzay Fuarı’nın (ILA) açılışında yapılan büyük eylemde silah tekelleri ve İsrail ile silah sanayisi işbirliği protesto edildi.
Türkiye
Türkiye’den gelişmelerle özetimize devam ediyoruz. Bilindiği üzere Kadıköy Rıhtım’da yapılması planlanan Cami ve yeraltı otoparkı projesi, Kadıköy halkının tepkisi ile karşılaşmakta, halk yaptığı eylemlerle iktidarın asıl hedefinin kenti gericileştirmek ve ranta açmak olduğunu açıklamaktaydı. Kamuoyunda “Cübbeli Ahmet” lakabıyla bilinen gerici, Erdoğan’ı ziyaret ederek bu Cami projesi ile ilgili de ona teşekkürlerini sundu. Belli ki Cübbeli Ahmet’in ve onun tarikatının bu projelerden nemalandığı şeyler var. Ülkemiz AKP iktidarı ile dinci-gericiliğe teslim edilmeye çalışılmakta; eğitimden sağlığa, din işlerine kadar birçok alan Menzil, İsmailağa, Cübbeli Ahmet gibi birçok gerici tarikata peşkeş çekilmektedir. Bunların ne halkla ne de ülkeyle ilgileri vardır. Bu gericilerin dini sömürünün, baskının, NATO’nun, ABD’nin dinidir. Dikkat edelim, ülkemizin dört bir yanı ABD ve NATO üsleriyle kuşatılırken; gençlerimiz uyuşturucu ve çeteleşme bataklığına sürüklenirken; işçilerimiz ve emekçilerimiz günden düne sömürülür, doğamız ve hayvanlarımız katledilir, doğal güzelliklerimiz, madenlerimiz ve yeraltı kaynaklarımız yabancı sermayelere peşkeş çekilirken; dinden, milliyetçilikten bahseden bu sahtekarların kılları kıpırdamamaktadır.
DEM Parti İmralı Heyeti Üyesi Mithat Sancar, 24 Mayıs’ta Öcalan ile gerçekleştirdikleri görüşme sonrasında geçtiğimiz günlerde Mezopotamya Ajansı’na verdiği beyanda, bir süredir durduğu ifade edilen “yeni çözüm süreci” ile ilgili “tren tekrar hareketlendi” ifadelerini kullandı. Sürecin daha da hızlandırılması gerektiğini ifade eden Sancar, Meclis tatile girmeden yasa çıkarmak gerektiğini ifade etti. Öcalan’ın yasal düzenlemenin geciktirilmemesine vurgu yaptığını ifade eden Sancar, sürecin bir çerçeve yasa ile kurumsallaştırılmasına ve Öcalan’ın rolünün ve konumunun tanımlanmasına vurgu yaptı. Sancar, CHP’deki Butlan krizi ile ilgili de konuştu ve kendilerinin bu meseleyi “cumhuriyetin demokratikleşmesi/hukuk eksikliği” çerçevesinde ele aldıklarını aktardı. CHP ile ittifaktan kopup AKP ile ittifaka geçen Kürt ulusal hareketi Butlan tartışmasını, CHP’nin de kendi kafalarındaki yasal değişikliklere itiraz etmeyeceği şekilde ele almaya çalışıyor.
TMSF, TELE 1’in satış ihalesini geri çektiğini duyurdu. Ancak TELE 1’in eski Ana Haber Sunucusu Murat Taylan, söz konusu kararın satış yönetmeliğinin 28. maddesi gereği olduğunu belirtti ve TMSF’nin yeni bir ihale açabileceğini ya da şirketin tasfiyesi kararı verebileceğini duyurdu. El konulan TELE 1 eski yayın çizgisi ile bilindiği üzere YouTube’da TELE 2 isimli kanalla devam etmektedir.
Türkiye’nin en büyük tekelci sermayedarlarından Koç Holding’in Onursal Başkanı Rahmi Koç’un İzmir’de Amerikan Hastanesi’nin açılışında anlattığı çirkin fıkra toplumda haklı bir nefretle karşılaştı. “Kürt kadınını aşağıladığı” açıkça görülen fıkra hakkında Adalet Bakanı Akın Gürlek soruşturma başlatıldığını duyurdu. Rahmi Koç’un fıkra diye anlattığı olayın bir hekimin anılarından alınma olduğu belirtiliyor. Rahmi Koç’un, hikayeyi aldığı kaynakta geçen muhafazakar kadını Kürt kadını yaptığı görülüyor. Bunun sebebi AKP’den korku ve Kürtleri aşağılama alışkanlığı olmalıdır. Rahmi Koç, söz konusu ifadeler nedeniyle özür mesajı yayınladı. Devlet Bahçeli de Koç’a sahip çıkan isimler arasında oldu ve soruşturma başlatılmasının yanlış olduğunu ileri sürdü. AKP ise Kürt halkına ve kadınlara aniden sahip çıkar tutumu ile fırsatı değerlendirdi.
AKP CHP’ye saldırılarına devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde “yolsuzluk” iddiası ile Buca Belediyesi’ne başlatılan operasyonda 54 kişi hakkında gözaltı kararı verilmiş, gözaltına alınan ve aralarında Buca Belediye Başkanı Görkem Duman’ın da bulunduğu 42 kişi tutuklanmıştı. Görkem Duman’ın görevden uzaklaştırıldığı açıklandı. Belediye Başkan Vekilliği için oylama ise bugün yapıldı. Belediye Başkan Vekilliği’ne CHP’nin adayı Hüseyin Benzer seçildi.
Ağrı’da anasınıfı öğretmeni olarak görev yapan Irmak Ayşe Koparan’ın evinde intihar ettiği belirtildi. Uzun bir süredir görev yeri değişikliği talebi kabul görmeyen Koparan’ın yaşadığı sıkıntıları anlattığı ses kayıtlarının sosyal medyada paylaşılmasının ardından görev yaptığı okulun müdürü görevden uzaklaştırıldı ve gözaltına alındı. Koparan’ın intiharı, eğitim çalışanlarının yaşadığı mobbing, idari baskılar, zorlayıcı görevlendirmeler ve ağır çalışma koşullarını bir kez daha gündeme getirdi.
CHP içerisindeki iktidar çekişmesi gündemdeki yerini korumaya devam ediyor. CHP’nin Mutlak Butlan kararı sonrasında başa getirilen Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Meclis’te grup toplantısı yapacağını ifade etmesi sonrasında 9 Haziran Salı günü hangi yönetimin Meclis’i kullanacağı ile ilgili tartışma yaşandı. Salı sabahı her iki kesimin de insanları Meclis önünde yerini aldı ve kısa süreli arbedeler yaşandı. Bir süre sonra Özgür Özel Meclis’te grup toplantısı gerçekleştirirken, Kılıçdaroğlu ise Genel Merkez’e çağrı yaptı ve orada grup toplantısını gerçekleştirdi.
Kılıçdaroğlu, grup toplantısı sonrasında “kurultay sürecinin de başlayacağı”nı ifade etmişti. Genel Merkez konuşmasında, “Ahlaklı bir kurultayı elbette yapacağız” dedi. Kendisini iktidarı eleştirmemekle, iktidarın adamı olmakla suçlayanlara karşı çıkan Kılıçdaroğlu, “Ya arkadaş, sen sarayı ne zaman eleştirdin ya? Beşli çetelerin üzerine ne zaman gittin sen? Bu milletin hakkını, hukukunu yiyen beşli çetelerden hesap sormazsam namerdim” dedi. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında “Osmanlı toprakları” atfı ise çok önemliydi. Kılıçdaroğlu, dünya dengelerinin değiştiğini, Türkiye’nin önemli bir coğrafya olduğunu, geçmişte Osmanlı toprakları olarak ifade edilen bölgelerde bugün de Türkiye’nin olması gerektiğini ifade etti ve, “Türk cumhuriyetlerinde de Türkiye olmalı, Osmanlı coğrafyasında da Türkiye olmalı, Akdeniz coğrafyasında da Türkiye olmalı” dedi. “Devlet aklı” olarak ifade edilen bu yaklaşımın, AKP iktidarı ile örtüştüğü hissediliyor. Uzun bir süredir neo-Osmanlıcı bir politika ile Ortadoğu ve farklı coğrafyalara nüfuz eden AKP’nin, Türkiye’yi nasıl bir karanlığa sürüklediği malum. Şimdi Kılıçdaroğlu, AKP, Doğu Perinçek ve Öcalan’ın belli noktalarda benzeştiği görülüyor.
Kendilerine yönelik operasyona karşı mücadele eden Özel-İmamoğlu liderliği ise Batı’ya, “sizin seçmeniz gereken biziz” mesajı vermeye çalışıyor. Hatırlayalım, kısa bir süre önce Newsweek’e yazan Özgür Özel, Türkiye’nin istikrarının CHP’nin iktidarından geçtiğini, bu istikrarın ise Batı ve NATO’nun geleceği açısından önem teşkil ettiğini ifade etmiş. CHP’nin bizim büyük çoğunluğunun anti-emperyalist olduğunu bildiğimiz tabanı, Özel’in belirttiğine göre emperyalist sistemin güvenli geleceği için demokrasi mücadelesi veriyormuş!
Emek haberleri
12 Haziran Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü ülkemizde çocukların çok ağır sorunlarla boğuştukları bir gün olarak anılıyor. On binlerce çocuk küçük bedenleriyle sermaye cehennemine kurban ediliyor. Açlığın, güvencesizliğin, denetimsizliğin ve iktidarın yarattığı yasal dayanakların gölgesinde sadece 2025 yılında 94 çocuk çalışırken hayatını kaybetti. İSİG verilerine göre son 13 yıl içinde iş cinayetlerinde hayatını kaybeden çocuk sayısı 836 kişiyi geçti.
Dilovası’nda 3’ü çocuk 7 kişinin yanarak can verdiği katliamdan sorumlu olanların adil şekilde cezalandırılması için, Dilovası İşçi Katliamı Aileleri Gebze Kent Meydanı’nda oturma eylemine başlayacaklar.
Milyonlarca emekçinin yaşadığı çaresizliği ortaya koyan açlık ve yoksulluk rakamları halkın yaşamının diplere doğru gittiğini gösteriyor. Çeşitli kurumların açıkladığı açlık sınırı rakamları asgari ücreti neredeyse 8 bin TL geçmiş durumda. Haziran ayında açlık sınırı 36 bin TL rakamlarına dayanırken yoksulluk sınırı ise 115 bin TL’ye ulaştı. Ara zam yapılması taleplerini umursamayan iktidar sefaleti derinleştirerek yıl sonuna kadar erimeye devam edecek olan ücretleri halkın canını daha beter yakacak sınırlara çekmeye çalışıyor. Emekli maaşlarında, asgari ücrette, kıdem tazminatı taban ücretinde ve açıkladıkları hileli enflasyon rakamlarında sermayeye adeta cennet bahşederken emekçilere cehennemi yaşatıyorlar.
Özşen Maden işçileri ve haklarını alamamış olan Doruk Maden işçileri bu hafta seslerini yükseltiler. Özşen Maden işçileri şirketin kapısına dayanarak hakları verilmediği takdirde maden patronuna huzur vermeyeceklerini açıkladılar. İşçiler pazartesi günü Ankara’ya yürümeyi planlıyor. Bağımsız Maden-İş Sendikası öncülüğünde iki defa Ankara’ya taşınan Doruk Maden işçilerinin mücadelesi kazanımla sonuçlanırken Türk Maden-İş Sendikası, üyelerinin hakları için mücadeleyi ortaklaştırmayınca Doruk Maden işçilerinin bir kısmı haklarını alamadı. Sendika yetkilileri işçilerin baskısı ve tepkisi sonucu Ankara’ya yürüyüş başlattı. İşçiler yürüyüş esnasında engellenerek polis şiddetine maruz kaldılar. Özşen Maden işçileri de bugün polis şiddeti ile karşı karşıya kaldılar.
Enerji-Sen öncülüğünde sendikal hakları için mücadele eden Bursagaz işçileri mücadelelerini sürdürüyor. Kazancı Holding’e bağlı firma Enerji-Sen’in kazandığı sendikal yetkiyi tanımayarak, sendikal mücadele yürüten işçileri işten atmıştı. İşçiler sendikaları ile birlikte Bursa’da haklı direnişlerini sürdürüyor.
Belediye işçileri birçok il ve ilçede hakları, alacakları ve gasp edilen işleri için mücadele etmeyi sürdürüyor. Bakırköy’de, Şişli’de, Beşiktaş’ta, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde, Van Büyükşehir Belediyesi’nde işçileri direnmeye devam ediyor.
Antakya’da Emlak Konut’a bağlı inşaat şantiyesinde taşeron şirketler Eryapı & İntek İnşaat ve May Mekanik çalışanı işçilerin alacaklarının gasp edilmesi üzerine Yapı Yol-İş Sendikası işçilerle birlikte eyleme başladılar.
Rönesans Holding’in projesini yürüttüğü Ankara Adalet Sarayı inşaatında Gül Pa İnşaat’ın Dev Yapı-İş Sendikası’na üye işçileri işten atmasıyla birlikte işçiler sendikalarıyla birlikte direniş başlattılar. İşçiler haklarını alana kadar direneceklerini belirtiyorlar.
İnşaat-İş Sendikası İstanbul, Bağcılar Fatih Mahallesi Kentsel Dönüşüm şantiyesinde çalışan üyelerinin haklarının gasp edilmesine karşı TOKİ Genel Merkezi önünde direnişe başlayacağını duyurunca firma yetkilileri görüşme yapmak zorunda kaldı. İnşaat-İş Sendikası görüşme sonrasında direnişe devam edip etmeyeceklerine karar verecekler.
Mülakat mağduru öğretmenler ve özel sektör öğretmenleri 14 Haziran Pazar günü Ankara’da buluşarak yıllardır dikkate alınmayan taleplerini dile getirerek seslerini duyurmaya çalışacaklar.
Tokat’ta Şık makas işçileri emek ve sendika düşmanlığına karşı direnişlerini sürdürüyor.
İzmir’de Temel Conta işçileri 550 gündür kararlılıkla direniyor.
Tüvtürk Araç Muayene İstasyonlarında sendika ve emek düşmanlığına karşı Nakliyat-İş Sendikası’nın kararlı mücadelesi devam ediyor.
İzmir’de Barta Tekstil işçileri hakları için mücadeleyi sürdürüyor.
Mücadele haberleri
Özetimize geride bıraktığımız haftadaki mücadele haberleri ile devam ediyoruz. Kocaeli Kadın Platformu geçtiğimiz hafta İzmit İnsan Halkları Parkı’nda kadın cinayetlerine ve cinayetlere yönelik cezasızlık politikasına karşı basın açıklaması gerçekleştirdi.
7-8 Temmuz’da gerçekleşecek NATO zirvesi Kocaeli Üniversitesi’nde düzenlenen forumla protesto edildi. Forumda öğrenciler emperyalist saldırganlığa ve kapitalist sömürüye değinirken, NATO’nun kuruluş sürecine ve işlevine de değindi.
NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Gençlik Birliği Ege Çarşı’da gerçekleşecek NATO zirvesine karşı bildiri dağıttı.
NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Gençlik Birliği’nin bir diğer eylemi ise ODTÜ’de gerçekleşti. Öğrenciler Komer’in arabasının yakıldığı alana giderek 7-8 Temmuz’da bütün halkı sokağa çağırdı.
NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik ise 7-8 Temmuz’da gerçekleşecek zirveye karşı etkinlikler düzenlemeye, bildiri dağıtımları ve afişlemeler yapmaya devam ediyor. Birlik bileşenlerinden ODAK ve Genç Direnişçi de hem bir yandan birliğin çalışmalarına dahil oluyor hem de kendi özgün çalışmalarını birlikle uyumlu bir şekilde sürdürüyor. Yurdumuzu, halkımızı ve geleceğimizi emperyalistlere karşı savunacağız. Bu ülke Türkiye’nin işbirlikçi egemenlerinin değil, emekçi halkımızındır.
Boğaziçi Üniversitesi’nde Turizm İşletmeciliği Bölümü’nün 2026-2027 yılında kontenjanlarını kapatması öğrenciler tarafından protesto edildi.
ODTÜ ÖTK sözcüsü Ertuğrul Karakaya ölüm yıldönümünde politik üniversite toplulukları ve ÖTK’lar tarafından anıldı.
Halkların Katili NATO terör örgütüne karşı bir diğer eylem ise Boğaziçi Üniversitesi’nde gerçekleşti. Öğrenciler “NATO’ya asker olmayacağız!” pankartı arkasında eylemlerini gerçekleştirirken 7-8 Temmuz’da Ankara’ya çağrı gerçekleştirdi.
NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik zirveye karşı bildiri dağıtımlarına devam etti. Kadıköy İskele Meydanı’nda ve Haramidere’de gerçekleşen dağıtımlara ODAK olarak bizler de katılım sağladık.
Kadıköy’de devrimci tutsakların serbest bırakılması talebiyle basın açıklaması gerçekleşti. “Sendikal mücadele haktır yargılanamaz” yazılı pankart arkasında gerçekleşen basın açıklamasında; tutuklu bulunan DİSK/LİMTER-İŞ Sendikası yöneticilerine ve devrimci tutsaklara özgürlük çağrısı yapıldı.
Cumartesi Anneleri “kayıplar bulunsun, failler yargılansın” talebiyle gerçekleştirdikleri eylemlerine bu hafta da Galatasaray Meydanı’nda devam etti. Eylemlerinin 1106. haftasında gözaltında kaybedilen Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay için adalet talep edildi.
Sonuç
Savaşlar ve mücadelelerle dolu bir haftayı daha geride bıraktık. İran’a karşı ABD’nin artan ancak çaresiz kalan saldırıları nükleer silah kullanılması söylemini gündeme getirdi. Ukrayna’daki savaşın giderek artan ölçüde Rusya içlerini hedef alması da Rusya’nın taktik nükleer silah kullanması ihtimalinin dile getirilmesine sebep oldu. Bilindiği gibi Avrupalı emperyalistler bu savaşa ABD emperyalizmi önderliğinde girdi. Şimdi Trump “Bu benim savaşım değil” diyerek kenara çekilmiş görünürken aslında biçim ve söylem farkıyla aynı politikayı yürütüyor. AKP iktidarı da Suriye’de, Kafkasya ve Orta Asya’daki çabalarıyla ABD emperyalizminin politikalarına kolaylık sağlamaktadır.
Emperyalist hayaller peşindeki AKP iktidarı Kafkasya ve Ortadoğu’da ABD emperyalizmiyle işbirliği içinde oynadığı tehlikeli oyunun kendisini hedef haline getirme riskinin farkındadır. Batılı emperyalistler kullanır ve atar. İmamoğlu-Özel liderliği emperyalizmim bu ihtiyacına cevap olmaya çalıştı. AKP bu nedenle ABD ve AB yanlısı İmamoğlu-Özel liderliğini tasfiye etmeye çalışıyor. Bütün çabalarına rağmen bir türlü Batılı emperyalistlerin desteğini alamamış olan Kılıçdaroğlu da yeni durumda çareyi Batılı emperyalistlerin CHP içindeki gözdeleri olan İmamoğlu ve Özel’a karşı Erdoğan’a daha yakın konum almakta gördü. Taraflar aralarındaki mücadeleden galip gelmek için taraftarlarını birbirine karşı şartlandırmaya çalışıyor. CHP içindeki iktidar mücadelesi bizim mücadelemiz değildir. Halkın umutlarının ve mücadelesinin AKP politikalarına ya da Batılı emperyalistlere yedeklenmemesi için halkın kendi alternatifinin oluşturulması yolunda çalışılmalıdır.





















