Sporun Dünü ve Bugünü: Sovyetler Birliği’nin Küresel Spor Kültürüne Katkıları

0
127

Bora Bayrak

Bugün, çeşitli spor dallarını ya da müsabakaları düşünürken ülkemizde ve dünyada spor faaliyetlerine olan ilgi ve katılımın hızla artışının yanında çoğumuzun aklına ne yazık ki artık şikeler, bahisler ve kumarlar ile mafya ve kulüp ya da yönetici/sporcu ortaklıkları da gelmektedir. Sporun yaşadığı dönüşümü yakından inceler isek onun neye ve kime hizmet ettiğinin de “sınıfsal bakış açısı” ile bir biçimde ilgili olduğunu kolayca anlarız.

Bugün 19 Mayıs vesilesiyle spor üzerine yazacağız. 19 Mayıs ülkemizde, Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkış gününü gençlere armağan etmesi bakımından, “spor bayramı” olarak da anılır. Eskiden bu gün, büyük statlarda ve okullarda coşkuyla kutlanır, ülkemiz gençliği sistematik olarak spora özendirilmeye çalışılırdı. Zamanla, kapitalist sistemin hızla derinleşmesi ve iktidarın dönüşümü de bu günün ele alınışını farklı kıldı. Bugün ise 19 Mayıslar, tıpkı öteki bazı günler gibi artık, “geçiştirilecek bir gün” şeklinde ele alınmaktadır.

Ülkemizde sporun gelişimi ve geldiği durum, en başta ifade ettiğimizden farklı değildir. Endüstriyel spor yani sporun “kar sağlayacak” bir sektör olarak ele alınışı ve toplumsal yozlaşmanın derinleşmesi ile mafyaların, şikecilerin, yasa dışı bahisçilerin bu sektöre nasıl dadandığı herkesçe biliniyor. Bu olumsuzluklar, alternatifleri yeniden düşünmeyi gerektiriyor. Biz şimdi, 69 yıl boyunca varlığını sürdüren Sovyetler Birliği’nin spor konusunda insanlığa kattığı büyük mirastan örnekler vereceğiz. SSCB ve öteki sosyalist ülkelerin spora dair yaklaşımlarının incelenmesi, günümüzde yozlaştırılmış ve halka değil sermayeye hizmet eden yaklaşımla farkı açıkça ortaya koyacaktır.

Sovyetler Birliği her şeyden önce sporu “halk için” şeklinde ele almıştı. Bireysellik değil, kolektivite esastı. Farklı coğrafya ve uluslardan insanlar, sporla ortaklaştırılmaya çalışıldı. Geleneksel spor dalları desteklendi. Spor, “elitlerin uğraşı” olmaktan çıkarıldı. Sağlıklı ve güçlü bir toplum hedeflenmişti spor aracılığıyla. Sporun bu şekilde ele alınışı, SSCB’nin kısa zamanda büyük başarılar sağlamasına yol açtı. 1988’den beri nerdeyse 38 yıldır olimpiyat müsabakalarına katılmamış olmalarına rağmen hala en çok altın madalyayı kazanmış ülkeler arasında ikinci sırada yer almaları, Sovyet spor anlayışının ne kadar güçlü bir temel üzerine kurulduğunu bir kez daha göstermektedir.

Sovyetler, kendi coğrafyalarında yaşayan Rus, Çeçen, Dağıstanlı, Gürcü ve Azeri halklarının kültürel mirası olan güreşi kısa sürede sistematize etmiş ve bu branşta zamana meydan okuyan atletler yetiştirmiştir. Greko-Romen güreşin en büyük temsilcilerinden biri olan Aleksandr Karelin, 887 galibiyet ve yalnızca 2 mağlubiyetlik olağanüstü kariyeriyle spor tarihine adını altın harflerle yazdırmıştır. Karelin’in ilk yenilgisi 1987’de Igor Rostorotsky’ye karşı aldığı mağlubiyetken, ikinci yenilgisi ise 2000 Sidney Olimpiyatları finalinde Rulon Gardner’a karşı yaşadığı kayıptır.

Sovyet spor ekolünün başarıları yalnızca güreşle sınırlı kalmamıştır. Sovyetler Birliği’nin son döneminde doğan Elnur Məmmədli, Beijing Olimpiyatları’nda Japon ve Kore ekollerinin temsilcilerinden Chun-Ki Wang’a karşı öylesine etkileyici bir galibiyet elde etmiştir ki bu karşılaşmanın ardından judo kuralları köklü değişikliklere uğramış ve bugünkü hâline evrilmiştir. Bu durum, Sovyet ekolünün judoyu neredeyse anavatanı hâline getirecek düzeyde yeniden şekillendirdiğinin açık bir göstergesidir. Günümüzde dahi Doğu Avrupa’nın judo alanında en güçlü bölgelerden biri olarak görülmesi, bu mirasın devam ettiğini kanıtlamaktadır.

Bununla birlikte Sovyetlerin oluşturduğu dövüş sistemi olan Sambo, modern çağın karma dövüş sanatlarına önemli bir temel oluşturmuş ve 20. yüzyıldan günümüze kadar birçok önemli sporcunun ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Fyodor Yemelyanenko, İslam Mahaçev ve Hamzat Çimayev gibi atletlerin dünya çapında yükselmesi, Sovyet ekolünün dövüş sporları üzerindeki etkisinin ne kadar güçlü olduğunu göstermektedir.

Sovyetlerin spordaki başarıları yalnızca dövüş sporlarıyla da sınırlı değildir. Özellikle kadınlar artistik buz pateni alanında Rusya, Ukrayna-Rusya savaşı nedeniyle olimpiyatlardan men edilene kadar uzun yıllar boyunca madalyalar üzerinde belirgin bir üstünlük kurmuştur. Örneğin, 2026 Kış Olimpiyatları’nda Alysa Liu her ne kadar medyada büyük bir başarı figürü olarak lanse edilse de altın kazandığı yarışmada elde ettiği yaklaşık 227 puanlık skor, olimpik standartların altında kalmakta ve daha çok uluslararası seviyede değerlendirilebilecek bir performansı temsil etmektedir. Buna karşın 2022 yılında Kamila Valieva’nın Avrupa Şampiyonası’nda 272.71 puanla dünya rekoru kırması, Rus ekolünün bu branştaki seviyesini açıkça ortaya koymaktadır. Bu gibi örnekler kimi zaman trajik bir tabloyu andırsa da aynı zamanda insanlık tarihindeki en büyük spor başarılarının da somut göstergeleridir.

Jimnastik, buz hokeyi, halter, atletizm gibi bir çok dalda SSCB’nin başarıları dünyaya örnektir. Larisa Latynina, Olga Korbut, Vasily Alekseyev, Leonid Taranenko gibi isimler hala hafızalarda. Öte yandan Sovyetler satranç konusunda da öne çıkmıştı. 1948’den 1991’e kadarki süreçte dünya şampiyonlukları büyük ölçüde SSCB’nin elindeydi. Satranç devlet tarafından destekleniyor, öteki spor dalları gibi okullarda küçük yaşlardan itibaren çocuklar özendiriliyor ve bu dala büyük önem veriliyordu. Garry Kasparov ve onun efsanevi rakibi Anatoly Karpov’un yanında “Sovyet satranç okulunun babası” olarak anılan Mikhail Botvinnik ile Mikhail Tal, Tigran Petrosian ve Vasily Smyslov gibi isimler bu dalın önde gelenleri idi.

Elbette tüm bu başarı bir anlayışın ürünü idi. Bu örnekler göstermektedir ki atletlerin yetenekleri, imkanları ve çalışma disiplinleri kadar onları destekleyen sistemler, planlamalar ve metodolojik yaklaşımlar da en az bunlar kadar belirleyici öneme sahiptir. Örneğin, SSCB’de 23 Temmuz 1921’de kurulan “Uluslararası Kızıl Spor” isimli yapılanma, gençlerin bedensel ve ruhsal gelişimlerine büyük katkı sunmuştur. Bugün gençler içerisinde gelişen çeteleşmeler, uyuşturucu ve kötü madde kullanımları ile yozlaşma, onların geleceğinin karartılmasına yol açıyorken, dünyanın farklı bir anında ve farklı coğrafyalarında aynı gençlerin sistematik ve kitlesel bir biçimde bu başarıları elde etmiş olması, geçmiş deneyimlerimizden dersler çıkarmamız gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Sovyetler Birliği’nin ve sosyalizmin dünya spor camiasına ve topluma bıraktığı miras, geçmişten günümüze kadar etkisini sürdürmüştür. Günümüzde de hissettiğimiz, hatırladığımız ve örnek aldığımız bu etki, geleceğimize de katkı sunmayı sürdürecektir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.