NATO Zirvesi Yaklaşırken Burjuva Muhalefet ve Türkiye Solu 

0
30

7-8 Temmuz günlerinde, dünya halklarına yönelik en büyük tehdit örgütü NATO, Ankara’da toplanacak. Emperyalist saldırganlığın askeri aygıtı olan bu örgütü, kitlelere “demokrasi ve özgürlüklerin güvencesi” gibi sunmaya çalışan ciddi bir propaganda mekanizması devrededir. Bu yanılsama sadece Ukrayna’da faşist Zelenski yönetimi eliyle üretilmiyor; ne yazık ki Türkiye’deki muhalif ve demokratik güçlerin saflarında da NATO’cu propagandanın azımsanmayacak bir etki alanına sahip olduğunu görüyoruz.

Ülkemizde emperyalizme karşı tutum, demokrasi ve özgürlük mücadelesinin başarısı için belirleyici önemdedir. Bu sorumlulukla, demokratik muhalefet odaklarının NATO karşısındaki bugünkü ve geçmişteki konumlarını gözden geçireceğiz.

Burjuva Muhalefet NATO’cudur

Burada bir biçimde demokratik muhalefet içinde yer almış olan belli başlı güçlere bakacağız. Bu yüzden MHP’den bile daha NATO’cu olan Zafer Partisi ve İyi Parti’yi ele almayacağız. 

Kemal Kılıçdaroğlu’ndan Ekrem İmamoğlu’na ve Özgür Özel’e kadar CHP liderliğinin geleneksel olarak NATO yanlısı bir çizgi izlediğini biliyoruz. Bu durum kurumsal bir sürekliliktir; İnönü ve Ecevit dönemlerinde de partinin yönü Atlantik İttifakı (NATO) oldu. CHP’nin tarihi, anti-emperyalist Kuvayımilliye ruhundan ve bağımsızlıkçı karakterden adım adım uzaklaşılmasının da tarihidir. Batılı emperyalist güçler içeride AP, ANAP veya AKP gibi daha sağcı aktörleri doğrudan desteklemiş olsalar bile, CHP yönetimi yerleşik sistemin güvenini kazanabilmek adına sürekli Batı merkezlerinin gözüne girme ihtiyacı hissetmiştir.

Bunun güncel örnekleri hafızalarımızda tazedir. CHP’nin önemli aktörlerinden Ekrem İmamoğlu, Batı egemenlerinin merkezi sözcülerinden  Foreign Affairs dergisinde (11 Aralık 2025) yayınlanan yazısında net bir mesaj vermiştir. İmamoğlu o yazıda, mevcut iktidarın S-400 alımını ve İskandinav ülkelerinin NATO üyeliklerini geciktirmesini eleştirirken, “Biz NATO’ya Erdoğan’dan daha sadığız” ekseninde bir yaklaşım sergilemiştir. Benzer şekilde Kemal Kılıçdaroğlu da cumhurbaşkanı adayı olduğu dönemde, 9 Mayıs 2023’te Wall Street Journal’a verdiği demeçte seçimi kazanmaları halinde Türkiye’nin yönünü tamamen NATO ve Batı’ya çevireceğini, Rusya’ya karşı  yaptırımlara uyacaklarını belirtmişti. Son olarak Özgür Özel de ABD merkezli Newsweek dergisinde (1 Haziran 2026) çıkan makalesinde, partinin hedeflerini NATO ve Batılı emperyalist sistemle uyum içinde tarif etmiştir.

Mesele sadece ana muhalefetle sınırlı değildir. DEM Parti’nin yönlendirici gücü olan Kürt siyasal hareketi de pragmatik bir çizgi izlemektedir. İşgalci emperyalist güç ile Suriye sahasındaki işbirliği ve Münih Güvenlik Konferansı gibi zeminlerde emperyalist güçlerle aşırı samimi hallerinde görüldüğü üzere; hareket bir yandan milliyetçi çıkarları adına NATO ve bileşenleriyle bütünleşme zeminleri ararken, diğer yandan Türkiye ve Avrupa solunun desteğini konsolide edebilmek için söylem düzeyinde bir NATO karşıtlığı üretmeye çalışmaktadır.

Kürt hareketi, Sovyetler Birliği’nin var olduğu dönemde ideolojik dilini o dönemin yükselen militan sol çizgisine göre kurmuş ve Marksist bir dünya görüşünü benimsemişti. Ancak zamanla, Sovyetler Birliği’nin dağılması ve NATO’nun Doğu’ya doğru genişleyerek Rusya’yı kuşatması sürecini  demokrasinin zaferi olarak anlamlandırmaya başladılar. Geçmişte Sovyetler Birliği’nden beklenen stratejik destek, bu dönemden itibaren Batılı güçlerden beklenmeye başlandı. 

Muhalefetin bu tutumu AKP iktidarını emperyalist güçlere daha fazla tavizler vermeye zorlamaktadır.  

Demokratik Kitle Örgütleri ve Türkiye Solu

Sendikalara baktığımızda, Türk-İş ve Kamu-Sen gibi sendikalar üaçıkça sistem içi ve NATO yanlısıdırlar. DİSK ve KESK gibi konfederasyonlar ise geleneksel olarak NATO karşıtı bir pozisyona sahiptir. Ancak bugünkü DİSK’in, 1970’li yıllardaki anti-emperyalist çizgisini sürdürdüğünü söylemek imkansızdır. Diğer taraftan, İHD gibi insan hakları örgütlerinin ve Avrupa merkezli fon ilişkileriyle ayakta duran çeşitli demokratik derneklerin, fon sağlayan merkezlerin siyasi şemsiyesi olan NATO karşısında tutarlı ve köklü bir eleştiri geliştirmesi beklenemez.

Türkiye solu zamanla gerilemiş olsa bile köklü bir anti-emperyalist geleneğe sahiptir. Sosyalist hareket emperyalizme karşı en net ve kararlı duruşunu 1960’lı yıllarda ve 1970’lerin başında ortaya koydu. O dönemin devrimci gençlik ve işçi hareketleri, eylemleriyle güçlü bir bağımsızlık çizgisi ördüler. 12 Mart askeri müdahalesi, sol içindeki bölünmeleri kışkırtarak tam da bu birleşik anti-emperyalist hattı zayıflatmayı hedefledi. Faşist saldırılar yoluyla çıkarılan sağ-sol çatışması devrimci güçlere hedef saptırmak amaçlıydı. 1980 askeri darbesi ise soldaki anti-emperyalist bilincin tasfiye edilmesi yönünde çok daha sistematik önlemler aldı.

1990 sonrasında NATO’nun küresel bir genişleme hamlesine giriştiği yıllarda, anti-emperyalist duyarlılık tüm dünyada zayıfladı. Örneğin, 1999 yılında Yugoslavya’nın NATO tarafından yoğun şekilde bombalanması anti-emperyalist tepkileri sadece geçici olarak yükseltebildi. 2001 Afganistan ve 2003 Irak işgalleri anti-emperyalist tepkiyi yeniden yükseltse de, Kürt hareketinin Irak’taki işgal sürecini bir “bölgesel imkan” olarak okuması, Türkiye solunun geniş kesimlerinde emperyalizme karşı olan duyarlılığı zayıflatıcı bir rol oynadı.

Bu zayıflama Libya’nın parçalanması ve Suriye iç savaşı döneminde daha da belirginleşti. Yani emperyalizme karşı mücadele tam da emperyalizmin bölgeyi yakıp yıktığı dönemde gerileme yaşadı. Aynı kesitte, Fethullahçı hareketin kontrolündeki yayın organları ve solda liberal dönüşümü savunan mecralar, emperyalizm eleştirisini “şovenizm” veya “ulus-devletçilik” ilan ederek Türkiye solunun bilincini çarpıttılar. Bu yüzden sosyalist solun bir kesiminde, anti-emperyalist refleksleri güçsüz düşüren yapısal bir yabancılaşma gelişti.

Suriye’de ABD başta olmak üzere NATO güçleriyle yakın işbirliğine giren Kürt ulusal hareketi bundan, Baas iktidarının yıkılmasında kullanıldıktan sonra, çok büyük zarar görecekti. Emperyalizm IŞİD artığı HTŞ’yi tercih etti. Hem Suriye kaybetti hem Kürt hareketi hem de onun etkisindeki Türkiye solu.

Bugün gelinen aşamada, Kürt hareketinin Suriye sahasında ABD/NATO unsurlarıyla geliştirdiği açık işbirliği ve içeride gündeme getirdiği devletle bütünleşme stratejisi onun etki alanındaki sol örgütleri ciddi bir iç muhasebeye zorlamaktadır. Bununla birlikte Filistin’de yaşanan soykırım süreci, Hizbullah’ın ve İran’ın direnişi, Türkiye solunda anti-emperyalist duyarlılığı yeniden tetiklemektedir. Ancak örgütsüz durumdaki geniş halk kitlelerindeki duyarlılık henüz siyasi bir iradeye dönüşmüş değildir. Kürt hareketinin yörüngesindeki sol örgütlerin anti-emperyalist çıkışları ise ideolojik bir kopuşu gerçekleştiremedikleri için hala ikircikli ve sınırlıdır.

Tutarlı Demokrasi Mücadelesi Anti-emperyalist Temelde Yürütülebilir

Emperyalist sisteme hapsolmuş sosyal demokratlar  NATO’yu, demokrasiyi savunan bir güç olarak gösteriyor.  Halbuki NATO’nun vadettiği “liberal demokrasi”, Batılı emperyalist ülkelerde bile halkın egemenliğine değil, yalnızca sermaye gruplarının kendi temsilcilerini seçtirme özgürlüğüne dayanır. Bunun en tipik örneği, kitlelerin emperyalist tekellerin iki  partisi arasına sıkıştırıldığı ABD’dir. 

“Süper NATO” adı verilen Gladyo örgütü bu NATO demokrasinin tamamlayıcısı olmuştur. Bu örgütün de etkisiyle Avrupa ülkeleri, on yıllarca ABD stratejilerinin birer uygulayıcısı konumuna getirildi. Hatta son süreçte Rusya’dan ucuz ve istikrarlı enerji almak yerine, ABD’nin dayattığı pahalı enerji kaynaklarına mahkum edildiler. Sosyal bütçelerini kısmak, kaynaklarını ABD eksenli silah sanayisine aktarmak zorunda kaldılar. 

NATO, çevre ülkeler için ise kriz, darbe ve istikrarsızlık demektir. Bugün yüz binlerce insanını kaybeden Ukrayna, bu bloklaşma politikasının acı bir sonucudur ve NATO, attığı adımlarla yeni bir küresel savaş riskini kışkırtmaktadır.

Batılı sistemin fonladığı Demokrasi Algısı Endeksi 2026 gibi araştırmalar bile bu sözde demokrasinin dünya halklarının gözündeki prestijinin hızla azaldığını, emekçilerin gerçekten söz ve karar sahibi olacağı yeni bir düzen talep ettiğini gösteriyor. 

Ankara’da yapılacak olan NATO zirvesi, Türkiye solunun anti-emperyalist bilincini, köklerinden beslenerek, yeniden güncellemesi, kitlelerle buluşturması ve bağımsızlıkçı çizgiyi kararlılıkla savunması için önemli bir zemin sunmaktadır.

Haklarımız ve özgürlüklerimiz için mücadele; dünyada, bölgemizde ve ülkemizde barış için mücadele; halkların dayanışması için mücadele; emekçilerin, gençlerin, kadınların ve tüm ezilenlerin kurtuluş mücadelesi NATO’ya karşı mücadele ile birlikte yürütülmelidir. 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.