Mücadelede Nefes Nefese 50 Yıl- ”Mesele ülkemize, halkımıza ve Türkiye soluna bağlılık meselesidir”

0
55

Hayatımızı ve geleceğimizi tümüyle belirleyecek büyük bir değişime adım atmışsak, dünyaya yeniden gelmiş gibi oluruz. İnsan, devrimci mücadeleye bütün benliği ve varlığıyla, yaşamı boyunca bir daha kopmayacak şekilde katılmışsa, bu bir yeniden doğuştur. Hamza Yalçın 1975 yılında bütün varlığıyla katıldığı mücadeleye, 50 yıldır aynı kararlılıkla devam ediyor. Yoldaşımızın mücadeleye adanmışlığının ellinci yılını kutluyoruz.

Odak Dergisi: İnsanları sosyalizme götüren sayısız yol vardır. Herkes, yaşamın çelişkilerine kendi özgün yanıtlarıyla devrimcileşir. Mücadeleye askerî öğrenciyken katılan biri olarak, nasıl devrimci olduğunuzu 1991 yılında mahkeme önünde anlattınız. “Bir Harbiyelinin Marksist Olma Öyküsü” Genç bir Harbiyeliyken karşılaştığınız devrimci fikirlerin; yurtseverliğin, emekçilere ve ezilenlere sevgi ve bağlılığın, özgürlük arayışının birleştiği bir politik bilince dönüştüğünü savunmanızda yazdınız. Mücadeleye katılmanızı anlatır mısınız? 

Hamza Yalçın: 1975 yılında Kara Harp Okulu ikinci sınıf öğrencisiyken devrimci fikirlerle tanıştım. Savunmamda da ifade ettiğmi gibi, sosyalizm; Türkiye’nin emperyalizme bağımlı olmasına, askerî okuldaki ABD hayranlığına, yoksulları ve ezilenleri aşağılayan havaya, öğrencilere empoze edilen grupçu kültüre karşı bir itiraz, bir mücadele ve yaşam alternatifi sunmuştu.

Harp Okulu’nda o yıllarda önemli bir Marksist bilinçlenme ve devrimci örgütlenme yaşandı. Mensubu olduğum Kara Harp Okulu’nun 1974-78 dönemi öğrencileri, bazı çevrelerde “Kızıl Tabur” olarak anılacaktı. Bu dönem öğrencilerinin bilinçlenme düzeyine Erol Mütercimler birçok kez işaret etti. Yalçın Küçük de 78 devresinden söz eden yazarlar arasındaydı. Mücadelenin önde gelen isimlerinden Ömer Yazgan, 1983 yılında üç arkadaşımızla birlikte idam edildi. Faşist askerî cunta ve sonraki rejimler, Harp Okulu’ndaki ve ordudaki devrimci örgütlenmeden beni baş sorumlu gördüler. Söz konusu davanın 1 Numaralı sanığı olarak arandım, işkence gördüm, yargılandım ve hakkında delil yetersizliğinden iki kez beraat kararı verilmesine rağmen, karar 1987 yılında bozuldu. Sorgularda ve mahkemede, aleyhime işkenceyle alınmış tüm ifadeleri reddettim; ancak yine de 1998 yılında müebbet hapse mahkûm edildim. Suçlamaları işkence altında da reddetmiştim. On yıllar sonra bir ceza da Direniş Hareketi davasından verildi. İlk ceza, NATO’cu generallerin egemen olduğu 28 Şubat döneminde; ikincisi ise AKP iktidarı döneminde verilmiştir.

Hızlı bir başlangıç yaparak katıldığım mücadeleyi 50 yıldır aynı kararlılıkla sürdürüyorum. Bu süreçte ailem ve yakın çevrem ağır bedeller ödedi. Kardeşim ve mücadele arkadaşım Cemalettin Yalçın, 1979’da yaralı halde götürüldüğü Haydarpaşa Askerî Hastanesi’nde sağlık durumu düzelmiş olduğu halde hayatını kaybetti. Resmi raporda, ameliyat öncesi narkoz verilirken öldüğü yazılıydı; ancak ailem, sağlığına kavuşmuş olan oğullarının işkenceyle öldürüldüğünü biliyordu. Ailemin anlatımlarına göre, hastaneden bir hekim işkence sonucu ölümü doğruladı. davamıza bakan askeri savcı, benimle görüşmesinde işkence sonucu ölümü doğruladı. Yazılarımda ve  savunmamda bu ölümün işkence sonucu olduğunu belirttim. Cemalettin Yalçın’dan sonra da yakın arkadaşlarımızı mücadelede kaybettik.

Hapisten Kaçış, Ülkede ve Sürgünde Mücadele

Odak Dergisi: 12 Eylül darbesinden altı ay önce hapisten kaçmış biri olarak Sıkıyönetim rejimi tarafından sokaklarda ve belirli merkezlerde asılı fotoğraflarda “arananlar” listesindeydiniz. O zor koşullara ilişkin neler söyleyebilirsiniz?

Hamza Yalçın: 1980 Mart’ından 1984 yılının galiba yaz ortasına kadar, yani askerî cunta yönetimi döneminde, “vur” emriyle arandığm Türkiye’de kaldım. Cuntaya karşı direnişe hazırlanırken 1981 yılında ağır darbeler aldık ve önemli kayıplar yaşadık. Yoğun operasyonlar döneminde hareketin dağılmamasını sağlamak için arkadaşlarımla birlikte var gücümle çalıştım.

Türkiye’de kalmak ve direnmek her zaman ilk tercihimiz oldu. Sosyalist hareketin birliği yolunda olanaklar aramak amacıyla, 1984 yılı yazında birkaç arkadaşla birlikte yurtdışına çıktık. 1985 yılında İsveç’e geçtikten bir süre sonra orada Mihri Belli ile buluştuk. Bu buluşmanın ardından, yeni bir devrimci örgüt kurulması için gizlice Türkiye’ye döndüm ve mensubu olduğum devrimci hareketin kuruluşuna katıldım.

Odak Dergisi’nin yayın hayatına başladığı 1990 yılında, yine Türkiye’deyken yakalandık. Gördüğümüz işkenceleri protesto ederek polise ifade vermeyi reddettik. Polisteki bu devrimci direniş, sosyalist mücadele içinde örnek gösterildi ve çeşitli dergilerde yayımlandı.

1992 yılında, hemen tahliyem öncesinde, İsveç’teki eşim ve çocuğum da Türkiye’ye taşındı ve tahliye sonrası birlikte yaşamaya devam ettik. Siyasi polis tarafından ölümle tehdit edildiğim, yargısız infazların yaşandığı 90’lı yıllarda, arkadaşlarımla birlikte militan mücadeleyi sürdürdük. 1998 yılında ömür boyu hapis cezasına çarptırılınca, bir süre sonra arkadaşlarımın isteğiyle yasa dışı yollardan tekrar yurt dışına çıktım ve İsveç’e geçtim.

2017 yazında Barselona’da, hakkımda AKP iktidarının talebiyle çıkarılmış olan Interpol emri gerekçe gösterilerek gözaltına alındım. Gözaltına alınmamız dünya basınında geniş yer buldu. Uluslararası gazeteci ve yazar örgütleri, sendikalar, milletvekilleri serbest bırakılmam için çağrılar yaptı. Bu haksız tutuklamaya karşı Katalonyalı avukatlar ve ünlü İspanyol hukukçu Baltazar Garzón, gönüllü avukatlığımızı üstlendiler. Yaklaşık iki ay Barselona’da hapiste kaldı . Yoğun uluslararası kamuoyu desteği sayesinde serbest bırakıldık ve Türkiye’ye iade edilmemiz reddedildi.

AKP iktidarı, İsveç’in NATO’ya katılma sürecinde, adımı İsveç hükümetinden teslim alınmasını istediği isimler listesine koydu. Bu konuda İsveç, Norveç, Finlandiya ve ABD basınına verdiğimiz söyleşilerde ve çeşitli etkinliklerde yaptığım konuşmalarda, İsveç’in NATO’ya girme kararını eleştirdim.

Mücadele Anlayışı ve Düşünceleri

Odak Dergisi: Evet, sürgünde geçen yıllar, mücadelenizi sınırların ötesine taşıdı. Konferanslar verdiniz, söyleşiler yaptınız; yazmaya ve pratik çalışmalara devam etmiş biri olarak mücadele anlayışı ve düşüncelerinizi nasıl özetleyebilirsiniz?

Hamza Yalçın: Okul, iş ve aile hayatıyla devrimci mücadelenin birbiriyle uyumlu yürütülmesini savunuyoruz. Tahsilimizi mücadeleye uygun seçtik. Harp Okulu’ndayken, Türkiye devrimi açısından önemli gördüğümüz “kontrgerilla”yı öğrenmek için jandarmalık; Marksizmi incelemek umuduyla da ekonomi bölümünü seçmiştim. İsveç’te sosyal psikoloji ve pedagoji dallarında öğrenim görmeyi ise mücadeleye daha iyi hizmet etmek niyetiyle tercih ettim. Özel yaşamımızı ve ilişkilerimizi mücadeleye göre şekillendirdik. Ne var ki, bu tutumumu çocuklarımla ilişkime zarar vermeden sürdürmeyi başaramadım. Birçok devrimci gibi ben de mücadelenin yarattığı zorlukları, sıkıntıları “acıyı bal eylemek” tutumuyla karşıladım. Ayrıcalıktan uzak durduk. Mahkeme savunmasında belirtildiği gibi, genç bir subayken bu düşünceyle ordu evine gitmedik ve ordu pazarından alışveriş etmedik.

Zorunlu olarak gittiğimiz Avrupa’da kendimize iyi bir yaşam kurma çabasına hiç girmedik. Daima mücadele eden arkadaşlarımızın bir parçası olma bilinciyle yaşadık. Yetmiş yaşına yaklaşmış olmama rağmen mülk ve kariyer peşinde koşmaktan uzak durdum. Kesinleşmiş cezalar nedeniyle uzun yıllardır Türkiye’ye dönemiyoruz ancak hep Türkiye devrimci hareketine hizmet etmeye uygun ve her an Türkiye’ye gidecekmiş gibi bir hayat sürüyoruz.

İsveç’e geldiğimizde, bir yandan Türkiye’ye yönelik çalışırken, diğer yandan İsveççe öğrenmeye, İsveç toplumunu ve sosyalist hareketini tanımaya çalıştık. Yaklaşık altı ay sonra, o zamanki adıyla KPML(r) olan Komünist Parti’ye katıldık. 1990 yılında Türkiye’de yakalandığımda, KPML(r) bizimle aktif dayanışma içinde oldu.

1990 sonrası tekrar İsveç’e döndükten sonra, Türkiye’deki hareketle Avrupa’daki örgüt arasında tercih yapmam istendiğinde, Türkiye’deki hareketi seçtim. Bu yüzden Komünist Parti’den ayrılmak zorunda kaldım; ancak yakın bağımızı hep sürdürdük. İsveç’te proleter devrimci yurtseverlikle enternasyonalizmi çok iyi birleştiren bir partidir.  İsveç’teki durumu ve gelişmeleri genellikle Odak Dergisi ve sonraları Düzgün TV aracılığıyla Türk okurlara aktarmaya özen gösterdik.

Türkiye’deki ve Avrupa’daki çalışmalara İsveç’ten katılırken, ileri yaşımıza rağmen birkaç üniversitede pedagoji ve sosyal psikoloji ağırlıklı bir yükseköğrenim daha tamamladık. Öğrenciliğim süresince yazdığım akademik metinlerde  göçmenlerin dil öğrenme sorununu, ikinci kuşak göçmenlerin kimlik sorununu yüksek öğrenimde grup çalışmasınıgöçmen ya da düşük tahsilli ailelerden yüksek okul öğrencilerinin öğrenim sorununu ele aldım. 

Lider olarak gördüler ve harekete yönelik saldırıların baş hedefi olduk. 12 Eylül dönemindeki operasyonlar ve yargılamalar üzerimizde yoğunlaştı. Ne yazık ki saldırılar sadece egemen güçlerle sınırlı kalmadı. Klasik bir lider gibi davranmamaya önem verdik. Bir militan olarak kalmaya özen gösterdik ve mücadele uğruna risk almaktan çekinmedik. Bir kez ağır yaralandım ancak dönemin birçok devrimcisi gibi, aldığımız yüksek risklere rağmen bugüne kadar yaşamayı başarmış olmamız biraz da şans eseridir. Türkiye’de, birçok aktif devrimcinin yaptığı gibi, çeşitli şehirlerde eş zamanlı çalıştım. Aynı tutumu Avrupa’da da sürdürdük. Yaşamımızı, devrimci çalışmanın ihtiyaçlarına en iyi şekilde yanıt verecek biçimde örgütledik.

Devrimci teori ile pratiğin birliğini savunduk. Alınan kararların uygulanma süreçlerine var gücümle odaklandım. Yalnız kalsam bile bu çabalarından vazgeçmedim. Mücadeleyi kendime değil, kendimi mücadeleye uygun olarak örgütledim.

Sosyalist Hareketin Yakın Geçmişi ve Bugünü adıyla yayınlanmış ilk çalışmamızda (Ç Can, 1986), 1980 öncesi Türkiye solunu “sosyal-reformizm” ve “halkçılık” kavramlarıyla analiz ettik ve mücadelede işçi hareketinin esas alınması gerektiğini savunduk. Sonraki çalışmalarımızda, mücadele araçlarıyla nihai amaç arasında uyum olması gerektiği üzerinde durduk. Sosyalist solda devrimci yenilenme, birlik ve sosyalist hareketin bağımsızlığı; düşünce ve çalışmalarımıza yön veren temel ilkelerdir. Türkiye solunda, farklı devrimci örgütlerin ve görüşlerin dayanışma içindeki koordinasyonunu, devrimci mücadele açısından stratejik önemde görüyoruz.

Devrimci eğitimin, solda birlik ve yenilenme mücadelesinde temel önemde olduğunu düşünüyoruz. İçinde yer aldığımız Eğitim ve Dayanışma Hareketi bu amaçla çalışmaktadır.

Türkiye solunun 1970’li yılların ikinci yarısından ve özellikle 1980 sonrası uzaklaştığı anti-emperyalist yurtseverlik geleneğine dönmesi gerektiğini savunuyoruz. Sosyalist Solda Türkofobi adlı çalışmamız bu konudaki metinlerden biridir.

Kürt ulusal hareketine karşı 1990 öncesi ve sonrası tavrımızda önemli bir farklılık var. Kürt ulusal hareketini 1990 öncesinde ve hatta 1990’lı yılların sonlarına kadar Türkiye devrimci hareketinin en yakın bağlaşığı gördük. Kürt hareketinin 1990 sonrası Batılı ülkeler ve Türkiye egemenlerine bakışını değerlendirerek artık onunla stratejik değil, ancak taktik ittifak yapılabileceğini savunmaktayız. Sovyetler Birliği’nin yıkılmasına yakın zamanlara kadar Marksizm-Leninizm bayrağını kimseye bırakmayan Kürt ulusal hareketinin 1990 sonrası süreçten itibaren Batılı emperyalistlere yanaşma çabası bizde üzüntü yarattı. Bu hareketin milliyetçi eğilimlerinin farkındaydık ancak bu kadarını beklemiyorduk. 

Odak Dergisi: Yurt dışında yaşamak zor mu? 

Hamza Yalçın: İsveç çok sevdiğim bir ülke. Coğrafyasını, halkının dürüstlüğünü seviyor, taktir ediyorum. İsveç solunu da tanıdık, yoldaş olduk. Bununla birlikte biz Türkiye devrimcisiyiz. Buralara mecburen geldik. Türkiye devrimci hareketinden kopmamak için direniyoruz. İsveç’te Sol Parti’de milletvekili olmuş bir arkadaş ısrarla Türkiye solu merkezli çalışmamıza şaşırıyordu. Hatta bir gün “Türkiye’de isim yaptın, belki bundandır” dedi. Oysa ki İsveç medyasında daha çok tanındım. Mesele ülkemize, halkımıza ve Türkiye soluna bağlılık meselesidir. Bu uğurda her şeyimizi ortaya koymaya hazır olmamız gerekiyor. Örgütlülük daima önceliğimiz oldu. 12 Eylül döneminde yakalansaydım her şeyin biteceğine inanıyordum. Türkiye’ye giderken eğer yakalansaydım her şeyin biteceğine inanıyordum. Bir şeyler yapabilmek için risk almak gerekiyordu. Örgütlü çalışmamızın dağılması, şahsen ölmekten daha çok endişe verdi.

Odak Dergisi: Geriye baktığınızda ne düşünüyorsunuz?  

Hamza Yalçın: Mücadeleyle tanışmak çok büyük bir olanaktır. Evlatlarımızın, sevdiklerimizin, yakınlarımızın mücadeleye katılmasını, devrimci olmasını isteriz. Bu konuda bana yol gösterenlere, bizimle omuz omuza yürüyenlere derin sevgi duyuyorum. 50 yıl önce sosyalizm yoluna adım attık, bu zamana kadar yılmadan mücadele ettik. Mücadeleye bağlılık ve direnişçilik bakımlarından devrimci olmayı başardığımdan kuşku duymuyorum. Bunlar olmadan devrimci hareket olmaz. Ancak devrimci örgütlenmeyi ve mücadeleyi geliştirmeye bunlar yetmiyor. İlerisine gitmek içi mücadele etmeliyiz. Sosyalizm mücadelesi daha fazlasını istiyor. 

Ayrıca şahsen önemli hatalarım oldu. Bunları aşma yolunda her zamankinden daha iddialı çalışıyorum. Yeni arkadaşların aynı hatalara düşmemesi ve daha iyi mücadele etmesi için çalışıyoruz. Devrimci mücadele  bir yaşam biçimidir. Devrimcileşme mücadelesi ölene kadar devam eder.

Odak Dergisi: Hamza Yalçın arkadaşa teşekkür ediyor, sözü sosyalist hareketin öğretmenlerinden Sevim Belli’nin, Hamza Yalçın hakkında yazdığı şu ifadelerle (Odak Dergisi,Mayıs 2010) bitiriyoruz:

“Hamza’nın yolu, genç yaşından başlayarak tüm yaşamını, aklını, yüreğini insanlığın alınterinin yüceltilmesi, emeğin en yüce değer saygınlığına ulaştırılması yolundaki mücadeleye adamış olanların ve bu yolda her cinsten zorlu kahırlara göğüs gerenlerin yoludur. Hamza birçok başkaları gibi bağlılığını lafta bırakmadı, emeğe ve yüce değerlere layık olabilmek için pek çok kişinin katlanamadığı zorlu bir yaşama atıldı, yıllar boyu kaytarmadı da. Kariyer yapmanın peşinde koşmadı. 

Kendisi halkların, en başta da kendi ülkesi halkının hizmetine koşmanın, en çetin yollarının arayıcısı olmayı seçti. Bu yolda örgütlülüğün önemini erkenden kavradı. Çevresini aydınlatmaya çalıştı. Bu amaçla kendisini yetiştirme olanaklarını ısrarla zorladı. 

Yurt dışında da siyasi mülteciliğin rehavetine kapılmadı; üniversite bitirdi, yüksek lisans yaptı. Yaşamını anlamlı kılan her alana merakla yaklaştı. Bunların rahmetini aramadı, zahmetini seçti”.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.