Haftanın Özeti: AKP’den Kurtulmanın Yolu

0
63

ODAK dergisi kolektifi olarak bu haftaki özetimizde; A Milli Kadın Voleybol Takımı’nın başarısına, Üsküdar seçimleri ile CHP’ye, İzmir’in kurtuluşunun önemi ve anlamına, dikkat çekecek; HTŞ iktidarının Suriye’de Türkçeyi çöpe atmasına, Almanya’da AfD’nin yükselişine, Rusya-NATO savaşına, Orta Doğu’daki olağanüstü gelişmelere ve Çin’de düzenlenen yapay zekâ yarışmasına değineceğiz. Son olarak da tüm bu yaşananlardan bir anlam çıkaracağız.

Türkiye’deki gelişmelerle başlıyoruz.

Türkiye

A Milli Kadın Voleybol Takımı, 6 Eylül Pazar günü İstanbul’da oynanan Trendyol 2026 CEV Avrupa Şampiyonası finalinde İtalya’yı 3-2 yenerek üst üste ikinci kez Avrupa şampiyonu oldu. Halkımızın gururla sahiplendiği bu başarı, bazı gerici çevrelerin oyuncuların formalarını ve yaşam tarzlarını sosyal medyada hedef almasıyla kültürel bir kutuplaşma odağı haline de geldi. Erdoğan ise çareyi takımı Beştepe’de kabul edip bu başarıyı devlet yatırımları ve “milli gurur” ekseninde kutlamakta buldu. Kadın voleybol takımının zaferi, laik muhalefet saflarında dinciliğe karşı laik yaşam anlayışının bir üstünlüğü olarak görülmektedir.

Burjuva muhalefet sefilleri oynamaya devam etti. Üsküdar Belediyesi Başkanvekilliği; yargı kararları ve meclis aritmetiğinin değiştirilmesiyle CHP’den AKP’ye geçti. Üsküdar Belediye Başkanı CHP’li Sinem Dedetaş’ın tutuklanıp görevden uzaklaştırılmasının ardından, 5 Ağustos’ta yapılan ilk seçimi CHP’li Sibel Tan Çetinkaya kazanmıştı. Ancak AKP’nin itirazı üzerine İstanbul 2. İdare Mahkemesi seçimin yürütmesini durdurdu. Bölge İdare Mahkemesi, CHP’nin bu karara yaptığı itirazı reddedince seçimin yenilenmesi kesinleşti. Bu süreçte 4 CHP’li meclis üyesinin istifa ederek AKP’ye geçmesi dengeleri tamamen değiştirdi. Yenilenen seçim için 5 Eylül’de toplanan mecliste çoğunluk sağlanamadığı için oylama 8 Eylül’e ertelendi.

8 Eylül 2026’da yapılan seçimin ilk 3 turunda sonuç çıkmadı; 4. turda ise AKP’nin adayı Dündar Ziya Gültekin, 42 meclis üyesinin 23’ünün oyunu alarak başkanvekili seçildi. CHP ve YENİ Parti’nin usulsüzlük yapılan 2 oya ilişkin yaptığı itiraz meclis başkanlığınca reddedildi. CHP adayı Sibel Tan Çetinkaya ise 19 oyda kaldı. CHP grubundan 2 üye tutuklu olduğu için oy kullanamazken, gizli oylamada 2 fire daha yaşandı. Oylamada CHP ile Yeni Parti birlikte hareket etmeyi başarsa da gizli oylamada 2 üye kendi ittifakına değil, AKP’ye oy verdi.

Yaşananlar, CHP ve Yeni Parti liderlerinin on yıllardır meydanlarda dillendirdiği “AKP’yi sandığa gömme” vaatlerine çarpıcı bir yanıt oldu. Kılıçdaroğlu ile İmamoğlu-Özgür Özel liderlikleri, CHP’yi ANAP’laştırma yoluyla Erdoğan’dan kısa yoldan kurtulma sözü verdiler. CHP’nin ANAP çizgisine çekilmesi süreci Ekrem İmamoğlu’nu öne çıkardı. Tartışmalı bir kurultayda Kılıçdaroğlu liderliği kaybetti; ardından CHP, çürük adaylara dayanan bir yerel seçimde Muhittin Böcek ve Cemil Tugay gibi isimlerle sözde başarılar kazandı. Ancak AKP, yargıyı bir aparat gibi kullanarak CHP’nin bu kof başarısını ağır yenilgiye dönüştürdü. Gelinen aşamada Kılıçdaroğlu, dün “oğlum” dediği İmamoğlu’nun bugün bir kriminal olduğunu ima etmektedir. Bununla da kalınmadı; taraflar kendi seçmenlerini birbirine karşı kışkırttı. 

Ne yazık ki sol basının bir kısmı da bu sürece alet oldu. AKP iktidarı, CHP’nin kendi içindeki bu bölünmeleri muhalefet cephesini istikrarsızlaştırmak için tepe tepe kullanmaktadır.

Bu hafta, 9 Eylül İzmir’in kurtuluşunun 104. yıl dönümüydü. İzmir’in kurtuluşu; halkların işgalcilere ve emperyalist güçlerin yurdumuz üzerindeki egemenlik girişimlerine karşı verdiği mücadelenin en önemli tarihsel dönüm noktalarından biridir. Bu tarihsel zafer Lozan’a giden diplomatik yolu açmış ve hemen ardından işgalci güçlerin hiçbir askeri direnç gösteremeden İstanbul ile Boğazlardan tamamen çekilmek zorunda kalmasıyla sonuçlanmıştır. Bu tarihi yalnızca resmi törenler ve şovenist söylemler üzerinden okumak yerine, halkın bağımsızlık ve özgürlük mücadelesi açısından ele almak gerekir. Ülkemizin ve bölgemizin hâlâ emperyalistlerin kirli çıkarları ve kuşatması altında bulunduğu bugünlerde, 9 Eylül’ün temsil ettiği anti-emperyalist mücadele mirası her zamankinden çok daha büyük bir önem kazanmaktadır.

Dünya

Özetimize dünyadan seçtiğimiz gelişmelerle devam ediyoruz.

Suriye’de Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile yeni rejimin entegrasyon süreci Türkiye’de de tartışılırken DEM Parti; Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) lideri Colani’nin  (Ahmet el Şara) danışmanlığına getirilen Mazlum Abdi’nin Türkiye’ye davet edilmesi çağrısında bulundu. Bu tartışmalar sürerken Suriye’de ani bir gelişme yaşandı: Ülkenin kuzeyindeki Azez, El Bab, Cerablus ve Çobanbey gibi bölgelerde 2016-2017 yıllarından beri uygulanan seçmeli Türkçe eğitimi modeli ani bir kararla müfredattan çıkarıldı. 6 Eylül’de ülke genelinde ortak “Şam Müfredatı”na geçilmesiyle birlikte Türkçe yerine Fransızca eğitimi getirildi.

Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı askerî harekâtlarıyla kontrol altına alınan bu bölgelerde, Türkiye iktidarının desteğiyle yürütülen eğitim programları kapsamında yaklaşık 390 bin Suriyeli öğrenci Türkçe eğitim alıyor ve okullarda 5 bin 555 Türkçe öğretmeni görev yapıyordu. Bu gelişme, bir kısım basında yeni Suriye iktidarının Türkiye’ye bir “ihaneti” olarak yansıtıldı. Kararın; 2024-2026 yılları arasında Türkiye’den dönen ve orada Türkçe eğitim almış olan 600 bin Suriyelinin çocuklarının okullara uyumunu da olumsuz etkileyeceği iddia ediliyor. HTŞ iktidarının aldığı bu karar, Türkiye egemenlerinin bölgedeki etkisini dengeleme çabası olarak okunabilir.

Almanya’nın Saksonya-Anhalt eyaletinde yapılan seçimlerde AfD (Almanya için Alternatif) açık ara farkla birinci parti oldu. Aşırı sağcı AfD’nin bu denli güç kazanması, Almanya’da yaşanan sosyo-ekonomik sürecin doğrudan bir ürünüdür. ABD emperyalizmi; Almanya’yı Rusya’dan kopararak ve Çin ile olan ilişkilerini zayıflatarak Alman ekonomisinin çok ciddi bir gerileme yaşamasına sebep oldu. Geleneksel merkez partiler ise bu sürecin uygulayıcısı ve destekçisi oldukları için büyük itibar kaybettiler. Bizdeki Türkofobinin Almanya’daki karşılığı olan “anti-Deutsch” (Alman karşıtlığı) akımının etkisindeki sosyal-emperyalist sol da bu çöküş sürecine çanak tuttu. Ekonomik kriz, ulusal aşağılanma, göç ve güvenlik tartışmaları üzerinden büyüyen aşırı sağ; emekçilerin gerçek sorunları görmesini engellemek için mevcut tüm faturayı göçmenlerin üzerine yıkmaktadır. Bu tehlikeli tırmanış, yalnızca Almanya açısından değil, tüm Avrupa’daki siyasal atmosfer açısından kritik bir önem taşımaktadır.

Ukrayna üzerinden yürütülen NATO-Rusya savaşı, dünyanın en sıcak çatışma alanı olmayı sürdürüyor. Son günlerde Ukrayna, Rusya’nın Arktik bölgesindeki doğal gaz tesislerine tarihin en derin dron saldırılarını düzenledi. Rusya ise Ukrayna’nın enerji şebekelerini felç eden devasa misilleme hava taarruzlarıyla karşılık verdi. Rus ordusu; Odessa gibi stratejik limanları bombalayıp sivil ticaret gemilerini doğrudan hedef alarak Ukrayna’nın denizle olan bağını tamamen koparmayı amaçlıyor. Karadeniz’de derinleşen bu güvenlik krizi tahıl koridorunu tamamen işlevsiz bırakırken, Türkiye’nin bölgesel turizm ve ticaret dengelerini de zorluyor.

Savaşın en ağır faturasını Ukrayna halkı öderken, savaşın uzaması, kontrolsüz bir silahlanmayı ve askerî harcamaların artmasını beraberinde getiriyor; bu maliyet ise yine halkların sırtına yükleniyor. Batı’nın kendisini uluslararası alanda izole etme çabalarına karşı Rusya Devlet Başkanı Putin, Küresel Güney ittifakını tahkim etmek üzere 18. BRICS Zirvesi için Hindistan’a kritik bir ziyaret gerçekleştirerek Başbakan Modi ile bir araya geldi. Bu hamleyle eş zamanlı olarak Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, savaşın sona ermesine yönelik ABD arabuluculuğunda görüşmelerin başlamasını umduklarını dile getirdi. Zelenski ise savaşın uzaması ihtimaline karşı Batılı ülkelerden acil enerji kaynağı desteği talep ediyor.

Avrupalı emperyalistler bu savaşın en hararetli kışkırtıcısı konumundalar. Türk savaş uçaklarının da devriye gezdiği Baltık Denizi, dünyanın en tehlikeli bölgelerinden biri haline geliyor. Deniz fiilen Rusya’ya kapatılmış durumda ve Kaliningrad bölgesi anakaradan büyük ölçüde tecrit edildi. Bu bölgede yaşanacak olası bir provokasyon, Türkiye’yi de doğrudan savaşın bir parçası haline getirme riski taşıyor.

Ukrayna’da “barışçı” görünmeye çalışan Trump, bir yandan İsrail’i koşulsuz desteklerken diğer yandan da çeşitli ülkeleri ABD topraklarına katma niyetini gizlemiyor. Trump, Truth Social hesabı üzerinden yapay zekâ ile üretilmiş genişletilmiş bir Amerika haritası paylaşarak NATO üyelerinden Kanada’yı, Danimarka’ya ait Grönland’ı, bağımsız bir devlet olan İzlanda’yı, Meksika’yı ve Karayip ülkelerini ABD sınırları içinde gösterdi. Bu olay, hem Batılı emperyalistler arasındaki gizli çelişkilere hem de dünyadaki zorbalığın ulaştığı fütursuz boyutlara işaret ediyor.

Gazze’deki soykırım tüm hızıyla sürerken, 6-7 Eylül’de Londra’da Tel Aviv Üniversitesi ortaklığıyla “Değişen Orta Doğu’da Yahudi-Kürt İlişkileri: Tarih, Kimlik ve Gelecekte İş Birliği” başlıklı bir konferans düzenlendi. The Jerusalem Post gazetesinin “iki diaspora arasında stratejik bir dayanışma adımı” olarak sunduğu ve İsrail Dışişleri Bakanı’nın özel mesaj gönderdiği bu etkinlik; Gazze savaşı ve İsrail’in bölgesel hamleleriyle birlikte düşünüldüğünde, “halkların dostluğundan” ziyade emperyalizmin kirli çıkarlarının uzlaşmasını temsil etmektedir. Bu çabalar KDP’ye yakın Kürt çevrelerinde karşılık bulurken; Öcalan liderliğindeki hareket bu hamlelere yakın durmamaya özen gösteriyor, Hüda-Par gibi İslamcı Kürt örgütler ise daha net bir karşı duruş sergiliyor. Kürt halkının demokratik ve meşru haklarının savunulması, bu tür emperyalist odakların stratejik ve tehlikeli hesaplarından tamamen bağımsız ele alınmalıdır.

Filistin ve Lübnan hattında ise askeri ve diplomatik gerilim doruk noktasına ulaştı. İsrail ordusu, Lübnan’ın güneyinde Hizbullah’a ait büyük bir yeraltı askerî üssünü imha ederken; sınır hattındaki karşılıklı saldırılar ve Batı Şeria’daki yasa dışı yerleşimci şiddeti tırmanarak devam etti. Bu gelişmeler karşısında ABD’den bağımsız hareket eden İngiltere, Fransa ve Kanada liderliğindeki 12 Avrupa ülkesi, işgal altındaki Batı Şeria’daki yasa dışı yerleşim yerlerinden mal ithalatını yasaklayan bir ekonomik ambargo paketi açıkladı ve İsrail’in faaliyetlerini resmi olarak “yasa dışı işgal ve etnik temizlik” olarak tanımladı. Avrupa’nın bu yaptırım ve silah lisanslarını askıya alma hamlesine misilleme olarak İsrail hükümeti, Kudüs’teki İngiliz Başkonsolosluğu’nu kapatacağını, bölgedeki İngiliz diplomatlar ile askerî yetkilileri 7 gün içinde sınır dışı edeceğini duyurarak Batı blokuyla tarihin en ciddi diplomatik çatışmasını başlattı. Egemenlerin dilindeki “iki devletli çözüm” aslında bir kukla devlet ile İsrail devletini kastetmektedir ancak İsrail’in buna bile tahammülü yoktur.

Orta Doğu’daki en kritik gelişmelerden biri de ABD ile İran arasındaki gerilimin yeniden tırmanmasıdır. ABD ve İran arasında Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı’nda tırmanan karşılıklı tanker ve üs savaşları, bölgedeki askerî dengeleri kökten sarsıyor. Bu gerilime paralel olarak Yemen’de Husiler, gerçekleştirdikleri stratejik bir önleyici saldırıyla Suudi Arabistan’ın askerî harekât planlarını felce uğrattı; Abha’daki Saudi Aramco petrol tesislerini ve askerî üslerini vurarak Riyad’ı tamamen savunmada kalmaya zorladı. Bu hamleyle birlikte Kızıldeniz kıyı şeridini ve stratejik Muha Limanı’nı ele geçiren Husiler, küresel deniz ticaretinin şah damarı olan Babülmendep Boğazı üzerinde hiç olmadığı kadar güçlü bir kontrol ve tehdit unsuru haline geldi.

Türkiye egemenleri Suudi Arabistan’a askerî teknoloji ve diplomatik destek sağlasa da İran ile doğrudan bir savaşa girmemek, deniz ticaretini korumak ve yıpratıcı bir vekalet savaşına çekilmemek amacıyla Husilerle doğrudan karşı karşıya gelmekten kaçınan bir politika yürütüyor. Diğer taraftan, Suudi Arabistan’ın tarihsel askerî ve nükleer koruyucusu rolünü üstlenen ve ekonomik olarak Riyad’a bağımlı olan Pakistan, “Mekke İttifakı devreye girer” uyarısıyla İran ve müttefiklerine gözdağı verdi. Bu uyarı, “kutsal toprakların” veya Suudi egemenliğinin doğrudan tehdit edilmesi durumunda, bölgedeki yeni savunma paktının fiili askerî müdahalede bulunabileceğine dair bir mesajı taşıyor. Çaresiz kalan Suudi Prensi ABD’den yardım istedi.

Özetimizi, birkaç hafta önce gerçekleşen çarpıcı bir yapay zekâ yarışması haberiyle tamamlıyoruz. 22-26 Ağustos tarihleri arasında Pekin’de düzenlenen 2. Dünya İnsansı Robot Oyunları’nda Çin, “TianGong Ultra” adlı robotunun 100 metreyi 8.64 saniyede koşarak Usain Bolt’un; yüksek atlamada ise 2.88 metreye ulaşarak Javier Sotomayor’un dünya rekorlarını altüst etmesiyle teknoloji dünyasına damga vurdu. Toplam 51 farklı kategoride ezici bir üstünlük kuran Çin, küresel robotik pazarındaki liderliğini kanıtladı. Bu teknolojik devrim; ağır sanayi ve beyaz yaka iş kollarında dengeleri tamamen değiştireceğini ve üretim süreçlerinde insana olan ihtiyacı azaltarak küresel kapitalist sömürü mekanizmalarını yeni bir boyuta taşıyacağını açıkça gösteriyor.

Özetimizi, birkaç hafta önce gerçekleşen çarpıcı bir yapay zekâ yarışması haberiyle tamamlıyoruz. 22-26 Ağustos 2026 tarihleri arasında Pekin’de düzenlenen 2. Dünya İnsansı Robot Oyunları’nda Çin, “TianGong Ultra” adlı robotunun 100 metreyi 8.64 saniyede koşarak Usain Bolt’un, yüksek atlamada ise 2.88 metreye ulaşarak Javier Sotomayor’un dünya rekorlarını altüst etmesiyle organizasyona damga vurdu. Toplam 51 farklı kategoride ezici bir üstünlük kuran Çin, küresel robotik pazarındaki liderliğini kanıtladı. Bu devrim; ağır sanayi ve beyaz yaka iş kollarında insan gücünü ikame ederek istihdam kaygısı yaratsa da tehlikeli işlerin makinelere devredilmesi, sağlıkta erken teşhis ve robot eğitmenliği gibi yüksek nitelikli yeni mesleklerin doğmasıyla insanlığın yaşam kalitesini artırmaktadır.

Sistem içinde reform isteyenler; zekânın ve otomasyonun getireceği bu küresel dönüşümün avantajlarını artırmak için şu talepleri ileri sürüyor:

Eğitim sisteminin dönüştürülmesi: Eğitim müfredatları, yapay zekâ okuryazarlığı ve veri analitiği odaklı olarak yeniden yapılandırılmalıdır.

Sosyal güvenlik şemsiyesi: İşini kaybeden çalışanlar için devlet destekli “yeniden yetenek kazandırma” programları ilan edilmeli ve robot vergileriyle finanse edilen sosyal güvence modelleri kurulmalıdır.

KOBİ’lerin desteklenmesi: Yapay zekâ tabanlı mühendislik modelleriyle üretim maliyetleri düşürülerek bu teknolojinin KOBİ’ler ve gelişmekte olan ülkeler için de erişilebilir kılınması, adil ve sürdürülebilir bir ekonomik büyümenin anahtarı olarak gösterilmektedir.

Biz devrimciler, bir yandan bu yapısal talepleri anlamlı bulurken diğer yandan da yapay zekânın kapitalistlerin tekelinden ve egemenliğinden alınarak başta emekçiler olmak üzere halkın denetimine verilmesini savunuyoruz.

Sonuç

Dünyanın farklı bölgelerinde savaşlar, ekonomik krizler ve siyasal gerilimler tırmanırken karşımıza ortak bir tablo çıkıyor: Emperyalist güçler ve kapitalist devletler, kendi bencil çıkarları doğrultusunda dünyayı düşman kamplara bölüyor ve bölgeleri yeniden paylaşmaya çalışıyor. Almanya’da aşırı sağın yükselişi, Ukrayna’da süren savaş, Orta Doğu’daki ABD-İran çatışması ve Kürt meselesi etrafındaki gelişmeler birbirinden kopuk olaylar değildir; bunların tümü, küresel pazar dalgalanmalarının, saldırganlıkların ve emperyalist çıkarların ortak birer yansımasıdır.

Türkiye’de ise baskılar, derinleşen ekonomik sorunlar ve demokratik haklar etrafındaki mücadele tüm hızıyla devam ediyor. Üsküdar Belediyesi’ndeki irade gaspından emekçilerin yaşadığı yapısal sorunlara kadar her gelişme, halkın örgütlü mücadelesinin hayati önemini gözler önüne seriyor. Bugün gelinen aşamada düzen içi muhalefetin ve Kürt ulusal hareketinin ne durumda olduğunu açıkça görüyoruz. AKP’den kurtulmanın yolunu Kürt ulusal hareketimin veya CHP’nin etrafında kümelenmekte gören anlayış tamamen iflas etmiştir. Umudun tek gerçek adresi Türkiye soludur; umudun adresi mücadeledir.

Savaşların ve krizlerin bedelini emekçilerin ödemediği, halkların kirli çıkarlar uğruna birbirine düşman edilmediği, özgür bir gelecek için mücadeleyi her alanda büyütmek gerekiyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.