Haftanın özetinde Türkiye’den ve dünyadan önemli gördüğümüz gelişmeleri analiz edeceğiz. Türkiye’den, fon şirketlerinin yüz binlerce insanı dolandırması ve bu şirketlerin AKP ile bağlantısıyla başlayacağız.
Türkiye tarihinde Çiftlik Bank ve Banker Kastelli’ye benzeyen, 500 binden fazla kişiyi mağdur eden 20 milyar dolarlık yeni bir fon vurgunu yaşandı. Sistem, borsaya giren bir şirketin hisselerinin kısa sürede 518 kata kadar çok hızlı artırılmasıyla işledi. Şirketi kuran 12 kişi hisselerini satıp çekilirken, bu kişilerden birinin AKP Gençlik Kolları kökenli olduğu ve milyarlarca dolar kazandığı belirtiliyor. Yatırımcılar, “AKP’lilerin şirketi, bir şey olmaz” algısıyla buraya yönlendirildi ve toplanan paralar yurt dışına kaçırıldı. Operasyonun ise paraların çıkarılmasına göz yumulur gibi 10 ay boyunca bekletildiği iddia ediliyor.
Böylece kısa yoldan para kazanmak isteyen yüzbinlerce insan dolandırılmış oldu.
Şikayet ve uyarılara rağmen, denetleyici kurumlar bu olağandışı değer artışına müdahale etmedi. MASAK Müdür Yardımcısı uyarı sonrasında gözaltına alınırken; Ekonomi Bakanı Mehmet Şimşek ve o dönem savcı olan Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’in sadece uyarıda bulunmakla yetinmesi soru işaretleri yarattı. Ayrıca Gürlek’in eşinin SPK’nın başında olması da dikkat çekiyor. AKP cenahındaki tartışmalar, bu olayın Erdoğan sonrası için Hakan Fidan ile Akın Gürlek arasında yaşanan bir liderlik kavgasının sonucu olarak ortaya çıktığını gösteriyor.
Türkiye’den bir diğer haber ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başkanlık yarışında en büyük rakibi olarak görülen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın CHP’den istifa etmesi. CHP’nin bölünmesinde bir süredir sessiz kalan Yavaş, bu hafta istifa ederek yoluna bağımsız devam edeceğini belirtti. Mansur Yavaş’tan sonra ona yakınlığı ile bilinen 8 belediye başkanı daha CHP’den istifa etti.
Mansur Yavaş MHP kökenli ve Kemal Kılıçdaroğlu onu CHP’den aday yaparak belediye başkanı olmasını sağlamıştı. Mansur Yavaş’ın CHP bölünmesinde bugüne kadar sessiz kalması, Erdoğan ile görüşmesine kadar sürdü. Bilindiği gibi Mansur Yavaş 9 Eylül’de CHP’nin kuruluş yıldönümüne katılmayıp Saray’a, Erdoğan’ın yanına gitti. Yavaş bu görüşmeden çok olumlu bahsederek Erdoğan’a teşekkür etti ve 23 Eylül’de de CHP’den istifasını açıkladı. Bu olay dünkü ve bugünkü CHP ile Yeni Parti’nin ne durumda olduğunu göstermektedir. CHP yönetiminin, kendi sağındaki güçlere müracaat ederek AKP’yi yenilgiye uğratma taktiği, AKP karşısında bozguna uğramasına yol açtı.
Cumhurbaşkanlığı seçimi demişken bu konu ile devam edelim. Bilindiği gibi Erdoğan’ın normal şartlarda 2028’de yapılacak seçimlerde Anayasa’ya ve YSK’ya göre tekrar aday olması mümkün değil. Gerçi kazandığı bu seçime de normalde girmemesi gerekiyordu ama bir yolunu buldular. Bu sefer ise aynı yöntem olmayacağı için farklı bir yol arıyorlar. Çözüm olarak ise Meclis’in erken seçim kararı alması mümkündür. Bunun için Erdoğan’ın 360 milletvekilinin oyuna ihtiyacı var. Cumhur İttifakı’nın ise 326 milletvekili var. Bir süredir CHP’li belediye başkanlarını transfer eden Erdoğan’ın şimdi de milletvekili transferlerine hız verdiği belirtiliyor, yakın zamanda bazı milletvekillerinin AKP’ye geçmesi bekleniyor. Çerçeve yasa ile DEM Parti’nin de desteğini alabilir ama onlara ihtiyaç duymadan sayıyı doldurmanın yollarını arıyor, tekrar aday olabilmek için.
Fethullah Gülen örgütü davasından tutuklu bulunan Enver Altaylı bu kez de Kaşif Kozinoğlu’nu öldürmeye azmettirmekten tutuklandı. Eylül 2026’da yeniden açılan şüpheli ölüm soruşturmasında, eski MİT Asya Bölgesi Başmüşaviri Kaşif Kozinoğlu’nun 2011 yılında Silivri Cezaevi’nde mahkemede ifade vermesine günler kala hayatını kaybetmesinin arkasında organize bir “FETÖ” suikastı olduğu iddianamesi güçlendi. Eski MİT mensubu olan, CIA ve Alman istihbaratından da para alan, casusluktan hüküm giyen Enver Altaylı’nın, Fethullah Gülen’e yazdığı mektuplarda Kozinoğlu’nun örgütün Orta Asya yapılanmasına verdiği zararları aktararak onun için “etkisiz hale getirilmesi gerekir” bilgisi verdiği belirtildi. Soruşturma, Kozinoğlu’nun şüpheli ölümünden hemen önce Kurtlar Vadisi Pusu dizisinde “Kazım Kaşifoğlu” adıyla bir karakterin diziye sokulması, vatan haini ilan edilmesi ve zehirli enjeksiyonla öldürülmesi sahneleri nedeniyle televizyon dünyasına da sıçradı. Savcılık, gerçeğe paralel ilerleyen bu sahneleri örgütün toplumsal algı yönetimi ve infaz şifresi olarak kabul ederken, dizinin senaryosuna dışarıdan müdahale ettiği saptanan Bayram Özbek “kasten öldürmeye azmettirme” suçundan tutuklandı, senaristler ile aralarında “Ömer Baba” karakterini canlandıran Emin Olcay’ın da bulunduğu çok sayıda oyuncunun ise “bilgi sahibi” sıfatıyla ifadelerine başvuruldu. Kozinoğlu dosyasının açılması da AKP içinde Erdoğan sonrası için iktidar mücadelesi bağlamında yorumlanmaktadır.
Emek Gündemi
Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın ağustos ayı bütçe verilerine göre, yıl boyunca emekçiler ve yurttaşlar için sosyal güvenlik programlarına 1 trilyon 78 milyar lira harcanırken, yabancı ve yerli sermayeye borç faizi olarak 1 trilyon 988 milyar lira ödeme yapıldı. Toplam bütçe harcamalarının yaklaşık yüzde 17’sine denk gelen bu tutar, ülke kaynaklarının önemli bir bölümünün sermayeye aktarıldığını gösteriyor. Sosyal güvenlik programlarına yapılan harcamaların toplam bütçe içindeki payı ise yüzde 8,8’de kaldı.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin verilerine göre, 2025 yılının eylül ayı ile 2026 yılının ağustos ayı arasında en az 95 çocuk iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Bu ölümlerin büyük bölümü ezilme-göçük, trafik-servis kazaları ve boğulma-zehirlenme nedeniyle gerçekleşti. Çocuk işçi ölümlerinin yüzde 39’u tarımda, yüzde 29’u inşaat-yolda, yüzde 11’i metal sektöründe, yüzde 7’si ticarette ve yüzde 5’i konaklama sektöründe meydana geldi.
Paylaşılan verilere göre çocuk işçi ölümlerindeki artış dikkat çekici boyutlara ulaşıyor. 2023-2024 yıllarının aynı döneminde en az 66 çocuk iş cinayetlerinde hayatını kaybederken, bu sayı 2024-2025 döneminde en az 72’ye yükseldi. İSİG Meclisi’nin son verilerine göre ise 2025-2026 döneminde en az 95 çocuk iş cinayetlerinde hayatını kaybetti.
Dilovası İşçi Katliamı Aileleri, 3’ü çocuk 7 işçinin yanarak hayatını kaybettiği davada, mahkeme heyetinin Dilovası Belediyesi’nde gerçekleştirdiği keşif sırasında açıklama yaptı. Aileler, 15 yaşındaki çocukların çalıştırılmasına dikkat çekerek belediyenin kaçak iş yerini neden denetlemediğini sordu ve tüm sorumluların yargılanmasını istedi. Açıklama sırasında belediye avukatının ailelere sözlü saldırıda bulundu. Katliamda hayatını kaybeden 15 yaşındaki Nisanur Taşdemir’in babası, belediye avukatının tutumuna tepki göstererek, “Eğer fakir olmak bu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde suçsa, tutuklayın bizi!” dedi.
Manisa Turgutlu’da yaşanan silahlı saldırının ardından çeşitli şehirlerde eylemler gerçekleştirildi. Eylemlerde, yeterli önlemleri almayan yetkililere tepki gösterildi. Bursa Eğitim-Sen şubeleri de Fomara Meydanı’nda basın açıklaması yaparak, “Yeni saldırıların önüne geçilmesi için gereken önlemler alınmalıdır.” uyarısında bulundu. 11 kişinin yaralandığı saldırı, 7 bakanlığın okul güvenliğini sağlayacakları iddiasıyla protokol imzalamasından 1 gün sonra gerçekleşmişti.
Enerji-Sen’in üye işçilerle birlikte sürdürdüğü Bursagaz direnişi 108. gününde devam ediyor. Aksa Holding’e bağlı Bursagaz’da Enerji-Sen’in aldığı yetkiyi tanımayan ve sendikal örgütlenme çalışması yürüten işçileri işten atan şirketin tutumuna karşı işçilerin mücadelesi sürüyor.
Ankara Polatlı OSB’de bulunan Panelsan Çatı Cephe Sistemleri’nde çalışan işçiler, sendikal haklarını yok sayan ve işçileri işten çıkaran şirkete karşı Birleşik Metal-İş Sendikası öncülüğünde 54 gündür direniyor.
Nakliyat-İş Sendikası’nın işçi ve sendika düşmanlığına karşı başlattığı TÜVTÜRK Araç Muayene İstasyonları grevi 276. gününde kararlılıkla devam ediyor. Çayırova’da bulunan Hödlmayr Lojistik’teki direniş ise 58. gününde.
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde modüler tuvalet bölümünde çalışan taşeron işçilerin güvenceli çalışma talebiyle başlattığı direniş 38. gününde kararlılıkla devam ediyor. İşçiler, “Verilen sözler tutulsun, güvenceli çalışmak istiyoruz.” diyerek haklı taleplerini dile getiriyor.
MMO İstanbul Şubesi’nde çalışırken haksız şekilde işten çıkarılan Nursemin Yıldız’ın işe dönme mücadelesi kararlılıkla devam ediyor. Öte yandan İzmir MMO’da çalışan 12 mühendisin işten çıkarılmasının ardından MMO İzmir Şubesi açıklama yaparak, mühendislerin işsiz bırakılmasına yaptıkları protokolün sona ermesini ve şube gelirlerinin azalmasını gerekçe gösterdi.
DeFacto Teknoloji’de 3 bilişim emekçisinin Kod 26 ile işten çıkarılması ve bir işçinin prim gününü doldurması nedeniyle işten ayrılması üzerine Bilişim Emekçileri Sendikası, işçilerin işe iade edilmesi talebiyle bu hafta DeFacto Genel Merkezi önünde eylem yaptı. Çeşitli emek örgütleri de işçilerin taleplerine sahip çıkarak eylemde yer aldı.
Turizm Emekçileri Sendikası, turizm sektöründe çalışan işçilerin hakları için bu hafta Bodrum Ladonia Hotels Del Mare’nin önünde ve Bodrum Hotels Mio Bianco Resort’ta eylemler gerçekleştirdi. 1,5-2 aydır ücretleri ödenmeyen işçiler, hakları için eylemlerine devam edeceklerini belirtiyorlar.
Yapı Yol-İş Sendikası, Küçükçekmece Safra Mahallesi EPP Projesi’nde ana firmalar Kaş İnşaat ve Paye Yapı, taşeron firma Efe Mekanik bünyesinde çalışan üyelerinin hakları için dün bir eylem gerçekleştirdi.
Dev Yapı-İş Sendikası, Gürelmak-Nurol-Makyol ortaklığının Ümraniye-Göztepe metro şantiyesinde, taşeron Arne Proje ve Gürpol bünyesinde çalışan işçilerin gasp edilen hakları için yürüttüğü mücadelenin kazanımla sonuçlandığını açıkladı.
Dünya
22-24 Eylül tarihleri arasında BM merkezinde yapılan toplantıda dünyadaki gelişmeler ele alınırken, görüşmelerin merkezini İsrail-Filistin ve Rusya-Ukrayna savaşı oluşturdu. Erdoğan kürsüde Filistin’in sesi olmaya devam edeceğini Sezai Karakoç’un “Onlar sanıyorlar ki” başlıklı şiiri desteğinde ifade etti. Erdoğan’ın bir yandan Filistin halkına parlak sözlerle destek olurken diğer yandan Filistin halkını pratikte destekleyen İran ve Yemen’e yönelik tutumlar içinde olması haklı eleştiriler almaktadır.
Soykırm sanığı Netanyahu BM’ye gelip konuşabilirken ABD, soykırıma maruz kalan Filistin’in en teslimiyetçi çizgideki lideri Mahmut Abbas’a bile vize vermedi. Netanyahu’nun konuşması sırasında BM solunundakilerin büyük kısmının protesto amacıyla dışarı çıkması bu olağanüstü vicdansızlığı hafifletmiyor.
ABD-İran savaşı, hafta içinde söz düellosu olarak sürdü. Trump, İran’ı yok etmekle tehdit ederken İran tarafı bu tehditler karşısında geri adım atmadı. Bu süreçte İran’da, küçük ölçekli de olsa bazı karışıklıkların çıktığı bildiriliyor.
Ukrayna ile Rusya arasında beşinci yılındaki savaş; ABD ve Avrupa’nın Ukrayna’ya yönelik silah, istihbarat ve danışman desteğiyle devam etti. Rusya, bu savaş koşullarında genel seçimleri düzenleyerek dünyaya gövde gösterisi yaptı. Seçimlere katılım 2021 yılına kıyasla artarak yaklaşık yüzde 52’den yüzde 60’a çıktı. İktidar partisi oy oranını yaklaşık yüzde 8 artışla yüzde 58’e yükseltti. Komünist Parti ise bir önceki seçime göre yaklaşık yüzde 5 oy kaybetti. Zelenski liderliğindeki Ukrayna ordusu, seçim günü Moskova başta olmak üzere Rusya topraklarını 1600 SİHA ile ateş altına aldı. Seçimler Putin’in devrilmesi ihtimalinin zayıfladığını gösteriyor.
Avrupa ülkelerinin hükümetleri savaşı desteklemeye devam ederken Almanya ve Fransa’da bu politikalara yönelik itirazlar faşist partilerin işine yarıyor. Bu ülkelerde anti-emperyalist barış hareketleri henüz yeterli gücü kazanabilmiş değil. Almanya’da geçtiğimiz hafta sonu Berlin’de yapılan eyalet seçimlerinde AfD oylarını artırdı. Seçimlerden birinci çıkan sol-liberal Sol Parti’nin (Die Linke) adayı Elif Eralp olurken, TİP üyesi Betül Havva Yılmaz da Die Linke listesinden Berlin Eyalet Parlamentosu’na girmeyi başaran isimlerden biri oldu. Bu seçim başarıları kuşkusuz önemlidir ancak, abartılması, sol harekete zarar verir.
Haftanın en önemli gelişmelerinden biri de ABD ile Danimarka’ya bağlı Grönland Özel Yönetimi arasında yapılan anlaşmayla Grönland’ın tamamen ABD kontrolüne bırakılması oldu. Bilindiği gibi Grönland; coğrafi konumu, enerji kaynakları ve madenleriyle ABD’nin Rusya ve Çin’e karşı yürüttüğü üstünlük mücadelesinde son derece stratejik bir noktada bulunuyor. Bu anlaşma, Danimarka ve AB ülkelerinin ABD’nin baskı ve şantajlarına karşı ne kadar çaresiz ve zayıf durumda olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
İran-ABD savaşı nedeniyle dünya ticaretinde kritik bir konumda yer alan Hürmüz Boğazı kapanırken, küresel piyasaları sarsan bir diğer gelişme Yemen’de yaşandı. Yemen’deki Husilerin, ABD ve Suudi Arabistan destekli hükümet güçlerine yönelik saldırıları sonucunda Kızıldeniz’in kapısı sayılan Babülmendep Boğazı’nın kontrolünü ele geçirmesi ve Suudi Arabistan’daki petrol boru hatlarını hedef alması akaryakıt fiyatlarının yükselmesine yol açtı. Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle zaten ciddi bir enerji krizi yaşayan Avrupa, bu gelişmelerin ardından tarihi bir fiyat dalgalanmasıyla karşı karşıya kaldı. Bu durumun sonucu olarak Fransa’da kitlesel eylemler baş gösterdi. Fransa’da 2018’de akaryakıt zamlarına karşı büyük protestolar düzenleyen Sarı Yelekliler yeniden harekete geçti ve sol partilerin de desteğiyle 17 Ekim’deki büyük bir eyleme hazırlanıyorlar.
Sonuç
Ukrayna’da Rusya ile NATO arasındaki savaşın yanı sıra Orta Doğu’da yürütülen emperyalist paylaşım savaşı sonucunda Hürmüz ve Babülmendep boğazlarının kapanması, küresel enerji ve gıda krizi tehlikesini tırmandırdı. Avrupa devletleri hızla silahlanırken bu süreç, dünya halklarının ekonomik sıkıntılarını artırmakta ve Avrupa’da faşist hareketlerin zemin kazanmasına yol açmaktadır. Savaşın dünya geneline yayılma riski her zamankinden daha yüksektir. Avrupalı kapitalistler, AB’nin gerilemesini durdurabilmek için savaş hazırlıkları yapmaktadır. Avrupa’da faşist partilerin güçlenmesinin en önemli nedenlerinden biri de Avrupalı sol partilerin ABD’nin küreselci politikalarının eksenine girmesidir.
Geçim koşullarının çok zorlaştığı bu süreçte Türkiye’de CHP, Yeni Parti ve Kürt milliyetçi hareketlerinin demokratik muhalefet adına umut bağlanacak bir alternatif sunamadıkları daha net anlaşılmıştır; nitekim her iki hareket de bugün AKP’nin çizdiği sınırlar içinde siyaset yapmaktadır. Bu koşullarda aydınların, gençliğin ve emekçilerin ülkeye sahip çıkması hayati önem taşımaktadır. Dolayısıyla anti-emperyalist, bağımsızlıkçı ve dayanışmacı, militan bir sol çizgi, bugün Türkiye’nin en büyük ihtiyacıdır.























