Devrimci Yoldaşlık Örneği: Sinan Cemgil ve Arkadaşları

1
259

Müslüm Yalçın

Kızıl güllerin açıldığı, dağların, toprağın çiçek kesildiği yılın ve Mayıs’ın en güzel günleriydi. Toprak doğurgandı, toprak bereketliydi. Ölümün hiç kimsenin aklına gelmeyeceği, düşünülemeyeceği kadar topraktan yaşamın fışkırdığı bir zamandı.

Gün dönüyor, zaman dönüyordu. Toplum uyuduğu ağır uykusundan ağır ağır uyanıyor, canlanıyordu. Yığınlar, yaşam tarzından düşünme tarzına kocaman bir yeniliğin içindeydi. Köyden şehirlere göçlerin yaşandığı, varoşlarda pıtrak gibi gecekonduların çoğaldığı bir zamandı.

Uzun süren bir kış mevsiminden sonra, taptaze bir bahara uyanmış gibiydi toplum; yepyeni bir rüzgar esiyordu toplumun üstünde. Yığınlar o baharı yaşamanın canlılığı içindeydi.

Toplumda öğrenmeye, bilinçlenmeye dönük ciddi bir eğilim gelişiyordu. İnsanlar büyük bir merak ve ciddiyetle dünyayı tanımaya başlıyor, ülkenin sorunlarını sorgulamaya başlıyordu. Siyasete, edebiyata, mücadeleye giderek artan bir ilgi oluşuyordu. Üniversitelerde, fakültelerde esen rüzgar, gecekondu mahallelerine, köylere, iş yerlerine, hemen her yere aksediyordu.

Bu değişimlerde devrimci gençliğin rolü büyüktü. Değişimin, canlılığın motor gücü onlardı. Onlar yelkenlerini rüzgarla doldurmuşlar, denizin fethine çıkmışlardı. Geri dönüşsüzdü yola çıkışları. Asırların baskı, sömürü düzenini karşılarına almış sorguluyorlardı; ona, onun yasaklarına, onun kurallarına, her şeyine karşı çıkıyorlardı. Nasıl bir dünyada yaşadıklarını sorgulayarak yığınların, gençlerin, işçilerin o zamana kadar bilmedikleri yığınlarca gerçeğe ışık tutuyorlardı. “Böyle gelmiş, böyle gitmeyecekti.”

Böyle gelip böyle gitmeyecek demek, o askeri baskıcı rejime, otoriteye karşı çıkmak demekti.

O günler, onların adları sıkça radyo, televizyon haberlerinde geçiyor, onlardan sıkça bahsediliyordu.

Hemen söylemek gerekir ki, bilinçli, yetenekli, yürekleri halk ve ülke sevgisiyle dolu insanlardı onlar. İnançları o kadar yüksek, yürüdükleri yolun doğruluğundan o kadar emindiler. Baskısız, sömürüsüz, özgür, adaletli bir toplumsal geleceğin inşasının mücadelesini veriyorlardı. Halklarını, ülkelerini, topraklarını, özgürlüğü, adaleti seviyorlar, bunun entelektüel bilinciyle, maneviyatıyla doluydular. Sanattan müziğe, resimden edebiyata her alanda dopdolu insanlardı. Onlar gelecekteki toplumsal dönüşümün öncüleri, temsilcileriydi. Her biri birkaç dil biliyordu. Aralarındaki yoldaşlık ilişkileri kusursuzdu. Bunu zaten görmemek imkansızdır.

Menderes hükümetinden sonra, ABD ile yapılan ekonomik, siyasi, askeri anlaşmalarla ülkemiz ABD emperyalizmine bağımlı hale getirilmiştir. Marshall Planı, Truman Doktrini, adım adım bu bağımlılığa atılan ilmeklerin, düğümlerin adıdır. Ülkemizde Amerikan üsleri kurulmuş, askeri dinleme istasyonları, tesisler kurulmuştur. Ülkemiz ağır borçlanmanın altına sokulmuş ve bunun faturası da emekçi halka; işçilere, köylülere, memurlara yüklenmişti.

Aynı zamanda toplum üzerinde antidemokratik uygulamalar, baskılar artmıştı. Ülkemizdeki devrimci gençlik mücadelesinin yükselişi bu zamanlara denk gelir ve dünyada bir yükseliş dönemini yaşayan devrimci gençlik hareketleriyle eş zamanlıdır.

Ülkemizin emperyalizmin boyunduruğu altına sıkışmasına ilk tepki yüksekokul öğrencisi gençlikten gelmiş; özellikle Amerikan 6. Filo gemisine yönelik protesto eylemleriyle birden gündem olmuşlardır. Bu, ülkemizi emperyalizmin boyunduruğu altına sokan otoriteye bir başkaldırıdır.

Hemen burada belirtmek gerekir ki, Deniz Gezmiş ve arkadaşları; “Kahrolsun Amerikan emperyalizmi, Yankee go home” derken, aynı yerde bir grup İslami dalkavuk, yüzleri gemilere dönük namaz kılmakta, ibadet etmektedirler. Bu duruşlar, tavırlar çizgileri çok net bir şekilde ortaya koyar. Devrimciler, bir yandan onlara karşı mücadele edenler, canhıraş Amerikan askerleriyle boğuşurken, onları denize atmaya çalışırken; öte yandan, yüzü Amerikan 6. Filosuna dönük namaz kılan İslamcılar vardır; iki farklı, birbirine zıt duruşu, tavrı sergilemektedir. Bu bir gelenek, düşünce ve yaşam anlayışıdır; sonraki yıllarda da devam edecektir kuşkusuz.

Devrimci öğrenci gençlik, askeri, siyasi, ekonomik anlaşmalar ve ülkede kurulan Amerikan üsleri, tesisleri yoluyla bu yeni sömürgeciliğin ülkemizde hayat bulmasına sessiz kalmamıştır. Bundan sonra anti-emperyalist hareket durmayacaktır ve bu, toplumda anti-emperyalist bilincin gelişmesinde önemli rol oynamıştır.

Artık anti-emperyalist protestolarla, okul boykotlarıyla yetinmeyen devrimci gençlik hareketi daha köklü, radikal bir yönelime girmiştir.

Ülkemizde darbe yapılmış, bu süreçte devlet içinde derin devlet örgütlenmelerine, kontrgerilla örgütlenmelerine de gidilmiştir.

Devrimci gençliğin, işçi hareketlerinin öncü unsurları hedef alınmıştır. Taylan Özgür gibi öğrenci gençliğin içinde sevilen, mücadeleci, bilinçli öncü militan kadrolar bu süreçte vurulmuşlardır.

Deniz Gezmiş ve arkadaşları mücadelelerini daha radikal bir yolda sürdürürken yakalanmışlardır. Hükümet onları idam etmek istemektedir.

Sinan Cemgil ve arkadaşlarının planları bu sırada devreye girmiştir. Sinan Cemgil ve arkadaşları uzun süreli zor bir mücadelenin hazırlıkları içindeyken Denizlerin yakalanması ve idam edilecek olmaları onların planlarını değiştirmiş; derhal Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ı kaçırmanın planlarını yapmaya başlamışlardır.

Nurhak Dağı’nın eteklerinde Malatya Kürecik ABD Radar Üssü’nü basmaya karar vermişler, orada kaçıracakları askerler karşılığında Deniz’i, Yusuf Aslan’ı, Hüseyin İnan’ı isteyeceklerdir.

Bu planı hayata geçirmek için günlerce yol yürümüşler, köylülere, çevreye görünmemek için aç susuz zor bir yolculuk yapmışlardır. Üstelik o sıralarda da o dağlarda aranmaktadırlar.

Adıyaman ili Gölbaşı ilçesine bağlı İnekli köyü çevresinden çıkış yolu ararlarken bir çoban onları görmüştür. Çobanın alıkonulması da konuşulmuş ancak çok iyi niyetli olmaları yeteri kadar ihtiyatlı davranmalarını engellemiştir. Bırakılan çoban köye gider ve gördüklerini muhtara anlatır, muhtar jandarmaya bildirir ve zaten teyakkuzda olan askerler onları kısa sürede kuşatır. THKO önderlerinden Sinan Cemgil, Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan, çevreleri açık bir tepede, hiç de çatışmaya uygun olmayan bir alanda kurşunlanarak öldürülür. Mustafa Yalçıner’in yaralandığı çatışmada Hacı Tonak da sağ olarak yakalanır.

Bu ölümüne militan devrimci yoldaşlık anlayışı, halklara bağımsızlık ve özgürlük yolunda çok bariz bir örnektir. Sinanların 31 Mayıs 1971’de öldürülmeleri devrimcilere korku salmamıştır, akabinde 26 Mart 1972 yılında Mahir Çayan ve yoldaşları, THKO’lu yoldaşlarıyla birlikte aynı yoldaşlık bilinci ve fedakârlığı ile Denizleri kurtarmak için Ünye Radar Üssü’nde çalışan teknisyenleri kaçırmışlardır. Ne yazık ki (Denizleri kurtarmak) amaçlarına ulaşamadan, tarihi bir direnişle katledilmişlerdir.

Nurhak şehitleri; Sinan Cemgil, Kadir Manga, Alparslan Özdoğan ölümsüzdür!

Yaktıkları ateş hâlâ yanmaya devam ediyor!

Yaşasın Sosyalizm!

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.