Bu haftaki özetimizde; Türkiye’de fon vurgunundaki yeni gelişmeleri, hakem soruşturmasını, Cemil Tugay’ın AKP’ye geçişini ve muhalefet belediyelerine yönelik operasyonları ele alacağız.
Türkiye
Geçen hafta “asrın vurgunu” olarak ele aldığımız fon skandalında bu hafta yeni gelişmeler yaşandı. Rezaletleri ayyuka çıkan eski Aile Bakanı ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ile eşi İlyas Kaya nihayet şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrıldı. Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre’nin açıkladığına göre; Sayan Kaya 63 milyon 359 bin TL yatırarak 1 milyar 344 milyon TL, eşi İlyas Kaya ise 99 milyon 687 bin TL yatırarak 826 milyon TL çekmişti. Bu kazanç, soruşturmanın merkezindeki Tera fonuyla bağlantılı Özata hisselerinden elde edildi. Bahse konu fon, kritik askeri sanayi ile çok yakından ilişkilidir. Kaya çifti skandal patlayınca ana para dışındaki tutarı “gönüllülük esasına göre” TMSF’ye iade etti; AKP de ifadenin ardından Sayan Kaya’yı partiden ihraç etti. Beş ayda iki milyar lirayı aşan bu kazanç, 500 bini aşkın insanın dolandırıldığı bir sistemin içinden çıktı. Bilindiği üzere olayın patlak vermesinden sonra AKP, bu vurgunu münferit bir olay gibi göstermeye; sorumluluğu SPK ve MASAK’ın “ihmaline” yıkmaya çalışıyor. Kaya ve eşinin ifadeye çağrılması, sorunun çözümüymüş gibi halkın önüne sürülüyor. Oysa asıl sorun, Türkiye’nin içinde bulunduğu yozlaşma ve umutsuzluk girdabıdır. İktidar grubunun yolsuzlukları yeni rekorlar kırarken milyonlarca insan, yaşadığı ekonomik sorunlardan kurtulmak için çözümü borsada arıyor.
Türkiye’den bir diğer çürümüşlük haberi futbol dünyasından geldi. “Hakemler Dosyası” adıyla yürütülen soruşturmada, aralarında MHK Başkanı Ferhat Gündoğdu’nun da bulunduğu 5 kişi tutuklandı. Ardından Süper Lig hakemi Yasin Kol, şike ve teşvik suçlamasıyla tutuklandı. MASAK raporuna göre Kol’un 2012-2026 yılları arasında 84 milyon TL’yi aşan işlem hacmi ve 11 bankada 50 hesabı bulunuyor; ayrıca aynı maçlarda görev yaptığı 64 kişiyle para transferi eşleşmesi de tespit edildi. Dosyaya giren yazışmalarda, istenmeyen bir hakem için “gerekirse mobbing yapalım, istifa etsin” dendiği de görülüyor. Bu yapının başında ise iktidara yakınlığıyla bilinen ve Erdoğan’a bağlılığını “ölünceye kadar askeriyim” diyerek ilan eden İbrahim Hacıosmanoğlu bulunuyor. Yargıda, üniversitede ve bürokraside atamaların liyakate değil, sadakate göre yapıldığı günümüzde karşımıza çıkan bu tablo tesadüf değildir.
Mansur Yavaş’ın Erdoğan ile buluşmasından bir süre sonra CHP’den istifasının ardından, bu hafta da İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay AKP’ye katıldı. Tugay’ın rozetini Cumhurbaşkanı Erdoğan AKP grup toplantısında taktı. Tugay, 18 Haziran’da CHP’den istifa etmiş ve dört aydır bağımsız olarak görev yapıyordu. Tugay’ın AKP’ye geçişinden sonra İzmir’de protesto eylemleri gerçekleşti. Valilik vatandaşların eylemine izin vermezken, kitle polis tarafından ablukaya alındı. Hatta İzmir’in kurtuluşunun yıldönümünde İzmir şehir merkezi ablukaya alındı! Tugay’ın ardından Başkan Vekili Levent Yıldır ile Meclis İkinci Başkan Vekili Elvin Sönmez görevlerinden istifa etti. AKP iktidarı, muhalif belediye başkanlarına “ya bize katıl ya cezaevi” seçeneklerini gösteriyor. Üzücü olan, bu isimlerin bir kısmının iktidar karşısında diz çökmesidir. Bu teslimiyetin altında ise yolsuzluk dosyalarının bulunduğu biliniyor. Bir belediye başkanının, bulaştığı iddia edilen yolsuzluklar dolayısıyla kendi partisinden değil de AKP’den korkması üzerinde ise özel olarak düşünülmelidir.
Fon yolsuzluğuyla yurttaşları dolandırdığı ve ekonomiye 90 milyon dolar zarar verdiği bilinen isimler rahatça gezerken, sanatçı Berna Laçin bir sosyal medya mesajı nedeniyle gözaltına alındı. Mesajında Laçin, “İzmir daha önce de işgal edildi, korkma!” diye yazmıştı. Paylaşımın kısa sürede gündem olması üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, herhangi bir şikayet beklemeden resen soruşturma başlattı. Dosyada Laçin’e yöneltilen suç iddiası, Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesinde düzenlenen “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” oldu. Çıkarıldığı mahkeme, savcılığın tutuklama talebini reddederek Berna Laçin’i serbest bıraktı.
Siyasi transferlerle aynı günlerde muhalefet belediyelerine yönelik polis operasyonları da devam etti. Eyüpsultan Belediye Başkanı Mithat Bülent Özmen, Ataşehir Belediye Başkan Vekili Murat Güneş, Yenişehir Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer ve Mezitli Belediye Başkanı Ahmet Serkan Tuncer tutuklanarak görevden uzaklaştırıldı. Son 5 günde 6 belediyeye operasyon yapıldı, 147 kişi gözaltına alındı, 31 kişi tutuklandı.
8 Ekim 2026 Perşembe sabahı saat 05.40 sıralarında Maltepe ilçesi Cevizli Mahallesi’nde bulunan 7 katlı bir konut binasının kendiliğinden kısmen çökmesi, dikkatleri yeniden İstanbul’un deprem tehlikesine çekti. İstanbul’da 7.5 büyüklüğündeki olası bir depremde binaların yaklaşık %25’inin (her 4 binadan 1’inin) ağır veya orta hasar alarak çökme riski taşıdığı öngörülüyor. Ayrıca şu an itibarıyla şehir genelinde, deprem dahi olmadan statik ömrünü tamamladığı için kendiliğinden çökme riski taşıyan tam 1.238 bina bulunuyor.
Emek Gündemi
İSİG Meclisi eylül ayı verilerine göre 8’i çocuk, en az 226 işçinin iş cinayetlerinde hayatını kaybettiğini açıkladı. İş cinayetlerinin yaşandığı alanların başında inşaat/yol, 50 işçiyle (%22) yer alırken tarım/orman 45 (%20), taşımacılık 28 (%12), belediye genel işler 16 (%7), gemi/tersane ise 15 (%7) olarak belirtildi. 3’ü çocuk, 7 işçinin yanarak can verdiği Dilovası katliamı için aileler, “Adalet mücadelemiz devam ediyor” çağrısıyla bugün Kocaeli Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü önünde bir eylem gerçekleştirdiler.
Soma’da İmbat Madenciliğin işlettiği madende gerçekleşen işçi katliamı, toplu iş cinayetlerinin acı yüzünü hatırlatan bir katliam olarak bu hafta gündemde olmaya devam etti.
Limter-İş Sendikası, iş cinayetlerine dikkat çekmek için tersanede çalışırken hayatını kaybeden 20 yaşındaki genç işçi Yılmaz Çelikbilek’in iş cinayetinde hayatını kaybettiği Sefine Tersanesi önünde bu hafta eylem yaptı.
Açlık sınırı 38 bin TL’ye dayandı. Türk-İş Sendikasının verilerine göre eylül ayı açlık sınırı rakamı 37.801 TL olurken yoksulluk sınırı 123.130 TL’ye çıktı. Bekâr bir emekçinin geçim maliyeti ise 48.885 TL olarak açıklandı. 2021 yılında açlık sınırı ile asgari ücret arasındaki fark neredeyse birbirine eşitken bu fark, 2026 yılında açlık sınırının asgari ücretten 10 bin TL üstünde çıkmasına kadar vardı.
Geçtiğimiz hafta emekli bir polis memurunun Ankara’da yapılan emekli eylemi esnasında geçinemediğini ve çocuklarının işsiz olduğunu belirterek intihar etmesi, emekçilerin içinde olduğu durumu anlatan kara tablonun örneği olarak öne çıkan bir olay oldu. Bu olay, ülkemizde sefalet nedeniyle intihar vakalarının acı yüzünü yeniden hatırlattı.
Derinleşen sefalet, ekonomik temelli intihar vakalarını giderek arttırıyor. Paylaşılan veriler, 2025 yılında zamanının en yüksek seviyesine çıkan bu acı tablonun geçen yıl yüzde 5,36 olduğu, yani her 100 kişinin 5’inin intihara kalkıştığını gösteriyor. 2026 yılında ise bu tablonun nasıl olduğu henüz bilinmiyor.
DİSK’e bağlı 16 sendika ortak mücadele çağrısı yaparak toplumsal tepkiyi artırma amacıyla çeşitli önerilerde bulundular. Vergide ve gelirde adalet, yaşanabilir emekli maaşı, insanca asgari ücret, işçilerin örgütlenme özgürlüğü, kişi hak ve özgürlüklerine ve konut dokunulmazlığına yönelik saldırıların son bulması, muhalif kesimlere yönelik siyasi operasyonların durdurulması taleplerini öne çıkaran açıklamada iş yerlerinde eylemlerin artırılması, birkaç bölgeden Ankara’ya yürüyüşler düzenlenmesi, tüm toplumu kapsayacak büyük mitingler ve yürüyüşler düzenlenmesi gibi öneriler yer alıyor.
AKP’nin muhalif belediyeleri baskı ve çeşitli hilelerle gasp etmesinin ardından belediyelerde binlerce belediye emekçisi çalışma hayatına büyük tedirginlikle devam ediyor. Üsküdar’da 50’nin üzerinde işçiyi işten atan yeni AKP’li belediye yönetimi, diğer belediyelerde yaşanacak işçi kıyımının bir örneğini oluşturuyor. İstanbul’un ve Türkiye’nin çeşitli belediyelerinde çalışan işçiler benzer kaygıları giderek daha yoğun hissetmeye başladılar.
Şişli Belediyesi’nde çalışan 8 işçi, kayyum yönetimi tarafından “personel fazlalığı var” denilerek işten çıkartıldılar. 7’si kadın emekçi olan ve büro işi yapan belediye işçileri baskı yapılarak sokak süpürme gibi çeşitli işleri yapmaya zorlandı ve hakları gasp edilerek işten çıkartıldılar. İşçiler belediye önünde direnişe başladılar.
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde modüler tuvalet temizliği işinde çalışan belediye emekçileri, verilen sözlerin tutulması ve kadro haklarının tanınması için eylemlerine devam ediyor.
Dersim Belediyesi’nde kayyum tarafından işten atılan ve açtıkları davaları kazanan 13 işçi, mahkeme kararlarını tanımayan kayyum yönetimine karşı yeniden direnişe başlayacağını duyurdu.
Van Büyükşehir Belediyesi’nde yine kayyum tarafından işten atılan işçilerin mücadelesi devam ediyor.
Yapı Yol-İş Sendikası’nın Diyarbakır Şehir Hastanesi’nde üyelerinin haklarının gasp edilmesine karşı başlattığı mücadele büyüyerek devam ediyor. Diyarbakır Emek ve Demokrasi Güçleri, milletvekilleri, sendikalar ve çeşitli dayanışmacı güçler işçilerin yanında olduklarını belirterek gasp edilmiş olan haklarının derhâl verilmesi çağrısı yapıyor. İşçiler 10 gündür hakları için direniyor.
Yapı Yol-İş Sendikası üyesi işçiler, Arnavutköy TOKİ şantiyesinde bulunan taşeron firmaların haklarını gasp etmesine karşı eylem yaptılar. Antalya Kepez’de ise konut inşaatında çalışan işçilerin haklarının Sayın İnşaat ve taşeron firma Fabsan Yapı AŞ tarafından gasp edilmesine karşı basın açıklaması yapıldı.
Yine Yapı Yol-İş Sendikası üyesi işçiler, Antakya’da Emlak Konut GYO’ya bağlı şantiyede taşeron firma İstanbul Mekanik’te haklarının verilmemesi üzerine direnişe başladılar.
Enerji-Sen öncülüğünde Smart Solar’ın İzmir Aliağa’daki fabrikasında işten atılan 7 işçinin işe iade edilmesi, toplu sözleşmeden doğan ücret zamlarının ödenmesi ve işçilerin ödenmemiş olan diğer alacaklarının ödenmesi için direniş çadırı kuruldu. Fabrika önünde dün kalabalık bir eylem gerçekleştirildi. Enerji-Sen üyesi işçilerin Bursagaz’daki direnişi ise devam ediyor.
Birleşik Metal-İş Sendikası üyesi işçilerin Panelsan direnişi 68 gündür kararlılıkla devam ediyor.
Birleşik Metal-İş Sendikası’nın Ankara Sincan’daki Ulusoy Bakır Fabrikası’nda sendikal örgütlenmeye öncülük eden iki işçinin işten çıkartılmasına karşı mücadeleci güçlerin dayanışmasıyla dün fabrika önünde basın açıklaması yapıldı.
Nakliyat-İş Sendikası’nın TÜVTÜRK Araç Muayene İstasyonu grevi 290 gündür kararlılıkla devam ediyor.
DİSK, dün Kadıköy’de gelirde, vergide, ülkede adalet temalı bir basın açıklaması düzenledi.
Dünya
7 Ekim Aksa Tufanı eylemleri hem Türkiye’de hem de tüm dünyada kutlandı. 7 Ekim’in üçüncü yıldönümünde, Gazze’de yaşanan soykırımda can kaybı 74 bini aştı. Ekim 2025’te varılan ateşkese rağmen siyonist İsrail saldırılarına devam etti. Üç yılın sonunda Gazze’nin büyük bölümü İsrail ordusu tarafından kontrol edilirken, Gazze topraklarının yaklaşık %65’ine erişim kısıtlanmış durumda. Donald Trump’ın daha önce öne sürdüğü “barış planı” ise lafta kaldı. Zaten ABD’nin “barış”tan kastı, İsrail’in işgalini kalıcı hale getirmek ve Filistin’in yağmalanmasını sağlamaktan başka bir şey değildi.
Diğer yandan, Filistin’i savunmak adına bölgedeki güçlerle savaşan İran destekli Husilerle ilgili önemli bir gelişme yaşandı. Geçtiğimiz aylarda Türkiye, Pakistan, Katar ve Suudi Arabistan arasında Mekke Savunma İttifakı anlaşması yapılmıştı. Bu anlaşma kapsamında dört ülke, ortak savunma taahhütlerini derhal uygulamaya koyma kararı aldı. Reuters’ın haberine göre Türkiye, Husilere karşı Suudi Arabistan’a askeri destek sunacak. AKP iktidarı ayrıca Kızıldeniz’de Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyona katılmayı da kabul etti. Alınan bu karar için ABD, Türkiye’ye teşekkür etti. Geçen hafta BM kürsüsünde Filistin’in sesi olacağını söyleyen Erdoğan, bu hafta Filistin halkını pratikte destekleyen Yemen’deki Husilere karşı Suudi Arabistan öncülüğündeki güçlerin yanında duruyor. Türkiye’nin bölgedeki dengeler doğrultusunda Yemen denklemine çekilmesi, buradaki paylaşım savaşında AKP iktidarının hangi safta duracağını bir kez daha ortaya koydu. AKP iktidarı bu süreçte Suudi Arabistan’a lojistik ve askeri destek sağlıyor; ancak iktidarın Yemen’e doğrudan muharip asker göndermesi, bedelinin siyasi olarak çok pahalı olacağı bilindiğinden şimdilik düşük bir ihtimaldir.
İran-ABD gerilimi sürerken; Putin, İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ile yaptığı görüşmede, taraflar arasındaki tansiyonun azaltılmasına yönelik diplomatik girişimlerde Moskova’nın rol almaya hazır olduğunu söyledi. ABD ise İran’ın silah tedarikiyle bağlantılı olduğu belirtilen; bir kısmı Çin, Rusya, Pakistan ve hatta biri de Türkiye uzantılı olan 13 kişi ve kuruluşa yeni yaptırımlar uyguladı. Putin’in açıklaması, Rusya’nın bölgede ABD’ye karşı İran’ın yanında durduğunu, diğer yandan ise üstlendiği arabulucu rolüyle doğrudan ABD ile sıcak bir çatışmaya girmek istemediğini gösteriyor. Kuşatma altındaki İran, olası bir dış askeri müdahaleye ve hava saldırılarına karşı kadınlar dahil yüz binlerce insanı “Can Feda” (Janfada) programı adı altında hızlandırılmış askeri eğitimden geçiriyor.
Rusya-İran ilişkileri gündemdeki yerini korurken Avrupa, Rusya’ya karşı yeni bir yaptırım kararı aldı. AB ülkeleri, Rusya’ya uygulanan yaptırım listesine 1646 kişi ve kuruluşun daha eklenmesinde uzlaştı; bu adım, tek seferde yapılan en büyük ilavelerden biri oldu. Listede, eylül ayındaki Duma seçimlerinde Rus kontrolündeki Ukrayna bölgelerinden aday olan 77 milletvekili de bulunuyor. Rusya ise sahadaki askeri üstünlüğünü koruyor. Rus ordusu, Ukrayna genelinde enerji ve altyapı tesislerine yönelik önemli saldırılar düzenledi. Batılı güçlerin Rusya’yı çevrelemek amacıyla devam ettirdikleri bu savaşın faturasını ise hem Ukrayna halkı hem de Avrupa’da yaşayan emekçiler ödüyor.
Bu faturayı ödemek istemeyen Avrupa halkı ise eylemlere başladı. Geçen hafta Fransa’nın bir bölümünde başlayan öğrenci eylemleri bu hafta ülke geneline yayıldı. İçişleri Bakanlığı eylemlere 266 bin kişinin katıldığını açıklarken, öğrenci örgütleri bu sayının 450 bin olduğunu duyurdu. SNES-FSU, CGT, FO ve Sud gibi güçlü sendikalar da öğrencilere destek için grev çağrısı yaptı. Polisin eylemcilere uyguladığı sert müdahale sonucu bir öğrenci elini, bir diğer öğrenci ise gözünü kaybetti. “Demokratik Avrupa”, savaşa değil okullarına öğretmen ve kaynak isteyen gençlere polis şiddetiyle karşılık veriyor.
İspanya’da ise çok kritik bir gelişme yaşanıyor. Ülkedeki derin konut krizi, Sánchez iktidarını erken seçime götürdü. Sokaklardaki öfke, kirasını ödeyemeyen 87 yaşındaki bir kadının evinden tahliye edilmesinden kısa süre sonra hayatını kaybetmesiyle büyüdü. Başbakan Pedro Sánchez liderliğindeki azınlık hükümetinin tahliyeleri sınırlamayı amaçlayan konut kararnameleri parlamentodaki muhalefet tarafından reddedilmişti. Bu tıkanıklık üzerine hükümet meclisi feshetti ve 29 Kasım’da erken genel seçim kararı aldı. Fahiş kira artışları ve maaşların yetersiz kalması sebebiyle sendikalar da 11 Kasım’da 24 saatlik genel grev ilan etti. Ancak mevcut anketler, seçimleri sağ partilerin kazanacağına işaret ediyor.
Nüfusunun neredeyse yarısının 25 yaşın altında olduğu Hindistan’da da kitlesel gençlik eylemleri yaşanıyor. Ağırlıklı olarak “Hamam Böcekleri Halk Partisi” (CJP) adlı hareket tarafından organize edilen eylemler, Haziran-Temmuz 2026’daki tıp fakültesi giriş sınav sorularının sızdırılmasına duyulan öfkeyle başladı. Öğrenci intiharlarının artması üzerine aylarca süren kitlesel oturma eylemleri ve açlık grevleri yapıldı. Bu büyük protestolar sonucunda Temmuz 2026’da Eğitim Bakanı Dharmendra Pradhan istifa etmek zorunda kaldı. Hükümet, eylemleri bastırmak amacıyla binlerce “Hamam Böcekleri” hareketi üyesini gözaltına alsa da hareket, eylemlerini büyük merkezler başta olmak üzere yurt çapında yaymaya devam ediyor. İsmini, 15 Mayıs 2026 tarihinde Hindistan Yüksek Mahkemesi Başyargıcı Surya Kant’ın bir duruşma sırasında işsiz gençleri ve eylemcileri “hamam böcekleri” olarak nitelendirmesine meydan okuyarak alan örgüt, son olarak seçim sistemindeki hileleri ve silinen seçmen kütüklerini de gündemine aldı. Hindistan’daki bu gençlik hareketi, toplumsal dinamikleri açısından Türkiye’deki duruma oldukça benzer bir profil çiziyor.
Pakistan’da ise en büyük muhalefet partisinin hapisteki lideri İmran Han’ın serbest bırakılması için 4 Ekim’de büyük bir “Uzun Yürüyüş” başlatıldı. 74 yaşındaki İmran Han, 2023 yılından bu yana yolsuzluk suçlamalarıyla cezaevinde bulunuyor. Eylemciler, Han’ın yanı sıra diğer siyasi tutukluların da serbest bırakılmasını istiyor. İmran Han’ın hedef alınmasının asıl arkasında yatan nedenlerden biri, Pakistan’ın Ukrayna savaşı sürecinde Batı blokunun yanında konumlandırılmasına karşı çıkmış olmasıdır. Hükümet, eylemcilerin şehre girmesini önlemek amacıyla başkent İslamabad’ı adeta askeri bir abluka altına aldı.
Son olarak Brezilya’daki seçimlere değineceğiz. 4 Ekim’de yapılan devlet başkanlığı seçimlerinin ilk turunda, eski başkan Jair Bolsonaro’nun oğlu Flávio Bolsonaro %47,03 oy alırken, mevcut Başkan Lula da Silva ise %45,16’da kaldı. İkinci tur seçimi 25 Ekim’de yapılacak. Bolsonaro seçilirse, babasına ve 8 Ocak 2023’teki darbe girişimine katılanlara af getireceğini vadetti. ABD, “arka bahçesi” olarak gördüğü Brezilya’daki bu seçimlere uzun zamandır büyük siyasi yatırımlar yapmaktadır. Lula yönetimi ise izlediği aşırı uzlaşmacı çizgiyle Brezilya’daki sol tabanın zayıflamasına yol açtı. Sağ adayların öne geçmesinde, sol seçmenin bir kısmının pasif ve ilgisiz kalmasının büyük payı bulunuyor. Çoğu yorumcu Bolsonaro’nun kazanacağına kesin gözüyle bakarken, sol cephedeki bazı iyimserler ise ilk turda sandığa gitmeyen pasif seçmenlerin ikinci turda harekete geçmesini bekliyor.
Sonuç
Fon vurgununda yüz binlerce insanın birikimini kaybetmesi, yalnızca bir dolandırıcılık öyküsü olarak açıklanamaz. Geçim sıkıntısının derinleştiği, ücretlerin eridiği ve geleceğe dair güvencenin ortadan kalktığı ülkemizde halk, bu umutsuzluğun bir sonucu olarak borsayı bir çıkış yolu olarak görmeye başlamıştır. Çıkara dayanan bu mevcut düzenin ilişkileri içinde insanlar kurtuluşu ortak bir mücadelede değil, kısa yoldan zenginleşmede aramaktadır. Bu umutsuzluğu kırmanın yolu; sistemin dayattığı bireyci ve çıkarcı ilişkilere karşı dayanışmayı, paylaşmayı esas alan yeni insan ilişkileri yaratmaktan geçmektedir. Devrimciler, halkın somut sorunlarından hareket etmeye, bu sorunları halkla birlikte teşhis edip yine birlikte çözmeye özellikle önem vermelidir.
Maltepe’de yaşanan bina çöküşü ile yeniden gündeme gelen İstanbul’daki konutların mezara dönüşme riski, tüm halkın ortak sorunudur. Devrimciler, 6 Şubat 2023 depreminden ders çıkararak bu hayati konuda halkla birlikte davranmanın örgütsel yollarını geliştirmelidir.
Fransa’daki liseli gençlik eylemleri ve özellikle Hindistan’daki kitlesel gençlik hareketinin Türkiye’de de yaşanma potansiyeli kesinlikle gözardı edilmemelidir. Gençliğin devrimci ve muhalif dinamiklere Türkiye’de de son derece duyarlı olduğu tarihsel olarak defalarca görülmüştür. Türkiye’de gençlik hareketi; enerjik, akılcı ve birleşik çabalarla gelişebilir. Hindistan’daki baskıcı rejim dahi ülkedeki milyonların eylemini engelleyememektedir. Bu doğrultuda, “Önce AKP gitsin ki mücadelemiz o zaman gelişebilsin” şeklindeki yaklaşım hem pasifist hem de kitlelerin gerisinde kalan artçı bir yaklaşımdır. Mücadele bugünden, halkın ve gençliğin dinamik eğilimleri üzerinden örgütlenmelidir.
























