EKİM DEVRİMİ VE KAPİTALİZM: UMUT İLE UMUTSUZLUK

0
24

Hamza Yalçın

109 yıl önce bugün iktidara gelen ve 1991 sonrası dünyayı karanlığa bırakarak çöken Ekim Devrimi tartışılıyor. Bu yazıda devrim ile kapitalizm karşılaştırılacak.

Ekim Devrimi’nin İnsanlığa ve Ezilen Halklara Kazandırdıkları

Ekim Devrimi başta devrimci Rusya’da olmak üzere dünyanın emekçilerine ve ezilen insanlığa sosyal haklar, büyük bir umut ve mücadele azmi kazandırdı. Devrim Rusya’da temel insani ihtiyaçları ticari meta olmaktan çıkardı. Hizmetleri devlet güvencesinde evrensel birer hak haline getirdi. Dünyada ilk kez sekiz saatlik iş günü yasalaştı. Ücretli yıllık izin hakkı tanındı. Kadın-erkek eşitliği anayasal güvenceye kavuştu. Cehalete karşı kitlesel savaş açıldı. Eğitim ilkokuldan üniversiteye kadar tamamen ücretsiz oldu. İlk merkezi ve evrensel genel sağlık sistemi kuruldu. Kitlesel salgınların önüne bu planlı sistemle geçildi. Konut, altyapı ve ulaşım kamu yararı gözetilerek sunuldu. Sanat ve eğlence kültür saraylarıyla halkın tamamına ulaştırıldı. Güvencesiz kitleler haklarla donatıldı.

Devrim, bağımlı ve sömürülen ülkelerin kurtuluş mücadelelerine büyük güç kattı. Bu destek sayesinde klasik sömürgecilik sistemi çöktü. Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı, Ekim Devrimi’nin yardımlarıyla zafere ulaştı. Siyasi bağımsızlığı kazanan Kemalistler, Sovyetlerin yardımıyla milli sanayiyi kurdu. Türkiye’nin en temel altyapısı bu dayanışmayla inşa edildi. Çin halkı Ekim Devrimi’nden güç alarak birleşti, mücadele etti ve kendi devrimini gerçekleştirdi. Küba Devrimi, Sovyetler Birliği ile ittifak sayesinde ambargolara direndi, ayakta kaldı ve onlarca yıl dünyaya umut yaydı. Avrupa burjuvazisi de devrim korkusu ve işçileri devrimci mücadeleden uzak tutmak çabasıyla emekçilerin sosyal haklarını ve demokratik özgürlüklerini tanımak zorunda kaldı.

Karşı-Devrim ve Güvencesiz Dünya

1991 yılındaki çöküş, Rusya’da sosyal koruma kalkanını paramparça etti. Planlı ekonominin sonlandırılması vahşi bir piyasa düzeni getirdi. Şok terapi dönemiyle ömür boyu istihdam garantisi yok oldu. Kitlesel işsizlik ve güvencesizlik zirveye çıktı. Hiperenflasyon halkın tüm birikimlerini bir gecede eritti. Sağlık ve eğitim sistemleri bütçesiz kaldı. Nitelikli hizmetler hızla ticarileşti. Rüşvet ve kayıt dışı ödemeler sistemin gerçeği oldu. Kamu konutları hızla özelleştirildi. Faturalar fahiş düzeylere ulaştı. Altyapı bakımsızlıktan çürüdü. Evsizlik krizi kitlesel bir fenomene dönüştü. MacDonald’s gibi Batılı tüketim ürünleri pazara girdi. Ancak bunlara erişim dahi dar bir oligark zümresiyle sınırlı kaldı. Emeğin metalaşmasına karşı kurulan sistem piyasaya teslim edildi.

Reel sosyalizmin tasfiyesi dünyayı barbarlık alanına çevirdi. Rekabet, hegemonya ve savaşlar küresel güvensizliği kronikleştirdi. NATO sınırlarını fütursuzca genişletti. Emperyalistler Irak, Libya ve Suriye’yi yakıp yıktı. Milyonlarca insan katledildi. Ukrayna’da yüz binlerce insan kurban edildi. Gazze’de soykırım boyutunda katliamlar gerçekleştirildi. Bu saldırganlık IŞİD gibi dinci terör yapılarına yol açtı. Kapitalist sistemin yarattığı çevre ve iklim krizi hızlandı. Örneğin büyük şirketlerin kâr hırsı ülkemizde ormanları ve dereleri yok ediyor. Sokaklar milyarlarca dolarlık uyuşturucu pazarının savaş alanıdır. Mafya grupları lojistik rotaları kontrol ediyor. Sentetik uyuşturucular genç nesilleri fiziksel ve ruhsal yıkıma sürüklüyor. Toplumsal çürüme bir sermaye birikim modeline dönüşmüştür.

Sosyalizmin sağlayacağı olanaklar ile kapitalizmin en güçlü olduğu ülkelerdeki gidişi karşılaştırmak umut ile umutsuzluğa bir bakış olanağı sağlıyor. Bu amaçla sosyalizmi amaçlayan Çin ile ABD-AB sistemine bakacağız.

Çin Sistemi ile ABD-AB Sisteminin Karşılaştırılması

İki sistem bugün ekonomik ve sosyal gelişme bakımlarından zıt yönlerdedir. ABD ve Avrupa emperyalizmi derin bir gerileme yaşıyor. Batı egemenliği 500 yıl sonra çözülmektedir. ABD’de kişi başına yüksek gelire rağmen orta sınıf küçülüyor. Milyonlarca insan yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Halk yüksek sağlık borçları altında eziliyor. Altyapı yatırımları ihmal ediliyor. Kaynaklar denizaşırı askeri müdahalelere ve finansal paketlere harcanıyor. Buna karşılık Çin sistemi mutlak yoksulluğu yenmeyi başardı. Yaklaşık 800 milyon insanı sefaletten kurtardı. Genel sağlık sigortasıyla nüfusun tamamını güvenceye aldı. Çin’deki ortalama yaşam süresi ABD’yi geride bıraktı. Dünyanın en gelişmiş hızlı tren ağlarını ve modern şehirlerini kurdu. İç barışı korumak için “Ortak Refah” politikalarına yöneldi.

Uluslararası barışa açıklık konusunda da belirgin farklar mevcuttur. ABD ve AB sistemi saldırgan, militarist ve işgalci bir karakter taşır. NATO aracılığıyla küresel kamplaşmayı ve savaşı kışkırtırlar. Çin ise Şanghay İşbirliği Örgütü ve BRICS ile ABD hegemonyasını dengeliyor. Dünya halklarının baş düşmanı karşısında bir dengeleyici güçtür. Gelişmekte olan ülkelerle ilişkilerinde karşılıklı ekonomik kazancı gözetir. IMF ve Dünya Bankası’nın dayatmacı sömürge pratiklerine başvurmaz.

Buradan Çin sisteminin bir sosyalist model olduğunu iddia edemeyiz. Örneğin Çin’de işçi sınıfının iktidarda olduğu söylenemez. Halkın büyük çoğunluğunu gözeten dayanışmacı iktisadi yapısı aynı zamanda sermaye sömürüsü ve artı-değer üretimine dayanır. Dış ilişkileri devrimleri destekleyen proletarya enternasyonalizminden çok, ideal bir meta değişimi adaletini yansıtır. Kapitalizmi sınıf mücadelesiyle değil, ekonomik rekabetle aşmayı hedefler. Devrimci hareketleri değil devletlerle ticari ve siyasi bağları öne koyar. Bu çok önemli kusurlarına rağmen Çin bir umut ve esin yaratmayı başarmıştır. Daha tutarlı br sosyalizm, Ekim Devrimi’nde olduğu gibi, çok daha büyük etkiler yaratacaktır. 

Kapitalist Sistemin Riskleri ve Sosyalizmin Olanakları

Mevcut rekabetçi ve savaşçı sistem insanlığı imha riskleri taşıyor. Küresel savunma sanayii harcamaları yıllık 2,4 trilyon doları aşmıştır. Kaynaklar yoksulluğu bitirmek yerine imha araçlarına aktarılmaktadır. Bu bütçenin yalnızca %10’u dünyadaki açlığı tamamen bitirmeye yeterlidir. NATO ülkelerinin silahlanma önceliği sosyal harcamaları baltalıyor. Eğitim, sağlık ve yeşil enerji yatırımlarından sürekli kesintiler yapılıyor. Ticaret savaşları ve teknolojik ambargolar bilgi paylaşımını engelliyor. Çip ve ileri teknoloji kısıtlamaları küresel kalkınmanın hızını kesiyor. En büyük risk ise yapay zekâ destekli otonom silah yarışıdır. Hedef seçme yetkisinin algoritmalara devredilmesi savaşları daha tehlikeli hale getiriyor. Yazılım hataları kazara nükleer veya konvansiyonel dünya savaşı tehdidini büyütüyor. Kapitalist rekabet insanlığın üretim kapasitesini felakete araç ediyor.

Emekçileri ve insanlığı esas alan dayanışmacı bir sistem ise olağanüstü olanaklar barındırıyor. İnsanlığın artmış olan gelişme seviyesi sosyalist devrimin nesnel koşullarını güçlendirmiştir. Üretimin merkezileşmesi merkezi planlama olanaklarını artırıyor. Kolektif emeğin ürünü olan otomasyon ve robot teknolojisi çok gelişmiştir. Dayanışmacı bir düzende günlük fiili çalışma saatleri dünya çapında 4 saate düşürülebilir. Teknoloji insanları köleleştirmek yerine özgürleştirme imkânına dönüşür. Sağlık, eğitim, konut yardımları ve ulaşım gibi temel sosyal sorunlar kolayca çözülür. İnternet ve anında çeviri teknolojileri halkların küresel kaynaşmasını sağlar. İleri tıp, iklim modellemeleri ve tarımsal optimizasyon insanlığın ortak kamu malı olur. Çevre, gıda ve ilaç sorunları kâr hırsı olmadan, dünya çapında planlı önlemlerle ortadan kaldırılır. Gelişmiş üretim kapasitesi yapay sınırlar olmadan tüm insanlığın ortak refahına hizmet eder.

Devrimci Bilinç ve İrade

Yazıda Ekim Devrimi’nin nasıl yıkıldığına girmedik. Elbette kendi eksiklikleri ve hataları nedeniyle yıkıldı. Bu eksiklikleri tartıştık ve tartışmaya devam edeceğiz. Ekim Devrimi içine düştüğü bürokratik bozulma nedeniyle devrimci niteliklerinden adım adım uzaklaştı. Bundan ders çıkarmamız gerekiyor. Devrimin çöküşünün tüm dünyada bir yılgınlık ve umutsuzluk yaratmış olması çok acil bir sorundur. Toplumda ve solda karşı devrimle birlikte gelişen bireycilik, sola yakın emekçileri ve gençliği kararlı bir devrimci mücadeleden uzak tutan çok etkili bir engel yarattı. Bugün önümüzdeki en önemli sorun, soldaki devrimci bilinç, umut ve irade sorunudur.

1991 sonrası dünyanın gidişi, sosyalizm yolunda yeni devrimci atılımların ne kadar gerekli olduğuna işaret ediyor. Ekim Devrimi kendiliğinden gerçekleşmedi. Eğer devrimci irade olmasaydı 1917 yılında Rusya’da yakalanan tarihsel olanak sosyalist devrime dönüşemezdi. Çin, Vietnam ve Küba devrimleri de bu bilinçli iradenin ürünüdür. Kitlelerin güçlü düşüncelerle karşılaştığında nasıl inançla savaşabildiğini her şeyden önce coğrafyamızda yani Filistin’de, Lübnan’da, Yemen’de ve İran’da zulüm karşısındaki mücadelelerde görüyoruz. İnsanların genel mücadele azmi değil, sosyalist solun mücadele azmi zayıfladı. Mücadeleyi yeniden geliştirebilmemiz için bürokratlaşan, liberalleşen, umutsuzluğa düşen soldan kesinlikle farklılaşmalıyız. Ekim Devrimi ve onu izleyen tarihsel dönüşümler, bize devrimci yenilenme yolunda ışık tutuyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.