Hamza Yalçın
Hezimetin Resmi
Trump, ara seçimlerde büyük bir hezimete uğradı. Rusya ile yaşanan savaş iki yıl önce Joe Biden’ın siyasi sonunu hazırlamış ve Trump’ın işbaşına gelmesine yol açmıştı; bu kez de İran ile girilen savaş Trump’ın sonunu getirdi. Trump yönetiminin İran’la savaşa milyarlarca dolar harcaması, buna rağmen askeri bir başarı elde edememesi ve savaşın tetiklediği enerji ile geçim maliyetlerindeki artışın halkın yaşam standardını vurması seçmende büyük tepki yarattı. Savaş karşıtı sol, ilerici ve genç seçmenler ve ayrıca Filistin yanlıları Trump’ın militarist ve aşırı İsrail yanlısı politikalarını cezalandırmak amacıyla bu kez Demokrat adaylara oy verdi.
3 Kasım 2026 ara seçimlerinde Demokrat Parti, hem Senato hem de Temsilciler Meclisi’nin kontrolünü Cumhuriyetçilerden geri aldı. Demokratlar 7 yeni koltuk kazanarak 100 sandalyeli mecliste 54 koltuğa ulaştı ve çoğunluk için gereken 51 eşiğini rahatlıkla aştı. Cumhuriyetçiler ise 7 koltuk kaybederek 44 sandalyede kaldı; kalan 2 koltuğun sayımı ise sürüyor. Toplam 435 sandalyeli Temsilciler Meclisi’nde de Demokratlar 258 sandalyeyi garanti altına alarak çoğunluk sınırı olan 218’i hayli geçti. 3 Kasım öncesinde her iki kurumda da önde olan Trump, başkanlık koltuğunda oturmaya devam etse de Kongre’de azınlığa düşerek ciddi şekilde zayıfladı. Şimdi içeride birbirleriyle kavga edip dursunlar!
Göçmen düşmanı söylemlerle şovenizmi kışkırtma stratejisi bu kez Trump’ın yardımına yetmedi, hatta aleyhine bir sonuç doğurdu. İsrail lobisi AİPAC’in rekor düzeyde harcama yapmasına rağmen, Filistin haklarını açıkça destekleyen 11 isim Kongre’de koltuk kazandı. Michigan eyaletinde Abdul El Sayed, ABD tarihinin ilk Müslüman senatörü olarak seçildi. El-Sayed, Gazze’deki saldırıları “soykırım” olarak nitelemesi ve İsrail’e koşulsuz askeri yardımlara karşı çıkmasıyla biliniyor. Gaza’da gönüllü doktorluk yapan Mısır kökenli cerrah Adam Hamawy, New Jersey’den seçilerek Temsilciler Meclisi’ne giren ilk Müslüman ve Arap-Amerikalı oldu. Trump’ın yabancı düşmanı politikalarından tedirgin olan Hispanikler seçimlere olağanüstü katılım sağladılar.
Seçmene barış vaat eden Trump, savaşlardan başını kaldıramadı. “Amerika’yı Yeniden Güçlü Yapmak” (MAGA) sloganıyla yola çıksa da kendi devletinden çok İsrail’e hizmet etti. Öyle ki bu hareketin Tucker Carlson ve Thomas Massie gibi tanınmış isimleri bile ABD’nin aşırı İsrail yanlısı politikalarına tepki göstererek Trump’tan koptu.
Önümüzdeki Süreçte Neler Olabilir?
Demokratların çoğunluğu ele geçirdiği yeni Kongre, Trump’ın hayata geçirmek istediği yeni gümrük vergilerini, zenginlere yönelik vergi kesintilerini, sosyal harcamaların kısılmasını ve askeri bütçenin artırılmasını eskisi gibi coşkuyla desteklemeyecektir. Bu yeni dengeler doğrultusunda NATO’nun dağılması yönündeki baskılar bir dönem zayıflayabilir. Yeni sistemin Danimarka veya Kanada gibi NATO üyelerinden toprak talebinde bulunması artık daha zor gündeme gelecek, bu taleplerin altındaki ihtiyaçlar daha süslü yollarla maskelenecektir. İsrail’e verilen aşırı desteğin ve Filistin halkına yönelik saldırıların biraz da olsa frenlenmesi istenecektir. İklim anlaşmaları, BM, Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi küresel kurumlara yönelik ABD saldırganlığının azalması beklenebilir. Trump, İran ve Küba’ya karşı saldırgan tutumunda eskisi kadar serbest olamayacaktır; ancak bu konu yine de tereddüt barındırmaktadır.
Diğer taraftan Avrupalı emperyalistler, Ukrayna savaşını kışkırtmak için Washington’dan daha coşkulu bir destek bulabilir. Bu durum, dünyada bir nükleer savaş felaketini daha da yakınlaştıracaktır. ABD emperyalizmi, Ukrayna savaşına desteğin bedelini yine Avrupa halklarına ve Avrupa burjuvazisine ödetmeye devam edecektir. Trump’ın elinin kolunun bağlanmasının Avrupa egemenlerine pek yarayacağını sanmıyoruz; Avrupa’nın gerileme süreci kesintisiz sürecektir. Türkiye’deki AKP iktidarının ABD emperyalizmiyle arasının bozulmasını bekleyenler büyük olasılıkla yine yanılacaktır. Öte yandan, Washington’ın Çin’e karşı beslediği düşmanlık politikasında herhangi bir değişim yaşanmasını beklemiyoruz.
Çin’in Karşısındaki Büyük gerileme
Joe Biden 2021 yılında iktidara geldiğinde “Amerika geri döndü” demişti, Trump ise iki yıl önce “Amerika’yı Yeniden Büyük Yap” sloganıyla geldi. Ancak ABD emperyalizmi her iki dönemde de gerilemesini durduramadı. Bu gerilemenin köklerini 1991 sonrası ABD ile Çin’i kıyaslayarak net bir şekilde görebiliriz. 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla ilan edilen tek kutuplu ABD hegemonyası, 2026 yılına gelindiğinde yerini Çin ile başabaş bir küresel güç mücadelesine bıraktı. Ekonomik alanda ABD nominal bakımdan birinci sırada olsa da Çin, Satın Alma Gücü Paritesine göre ABD’yi geride bıraktı ve kritik teknoloji alanlarında Washington’ın yaptırımlarına yerli çip ekosistemiyle karşılık veren bir konuma erişti. Askeri olarak da büyük bir modernizasyon geçiren Çin, gemi sayısı bakımından dünyanın en büyük donanmasına sahip konumuna geldi ve kendi yakın coğrafyasında kurduğu askeri üstünlükle ABD’nin kolay kolay baş edemeyeceği bir güce dönüştü.
Halkın refah düzeyi ve sosyal güvence yapıları açısından ise iki ülke bu otuz beş yıllık süreçte zıt yönlerde ilerledi. Çin, yaklaşık 800 milyon insanı mutlak yoksulluktan kurtararak dünyanın en büyük orta sınıfını inşa etti ve genel sağlık sigortasıyla nüfusunun neredeyse tamamını güvence altına aldı. Buna karşılık ABD, kişi başına düşen yüksek gelire rağmen orta sınıfın küçüldüğü, milyonlarca insanın yoksulluk sınırı altında kaldığı ve halkın yüksek sağlık borçları altında ezildiği bir süreçten geçmektedir. Bu zıt dönüşümün en somut göstergesi ise Çin’deki ortalama yaşam süresinin ABD’yi geride bırakması oldu.
Gelir adaletsizliği ve altyapı yatırımlarında da benzer bir kırılma gerçekleşiyor. Geçmişte altyapı bakımından geri durumdaki Çin, günümüzde dünyanın en gelişmiş hızlı tren ağlarına ve modern şehirlerine kavuştu, iç dengeleri korumak için “Ortak Refah” politikalarına yöneldi. Bir dönem ileri seviyede altyapıya sahip ABD ise kaynakları denizaşırı askeri müdahalelere, küresel savunma harcamalarına ve finansal kurtarma paketlerine harcarken, servetin çok küçük bir kesimde toplanmasıyla derin bir gelir uçurumu ve refah kaybıyla karşı karşıya kaldı.
Evet, ABD ve Avrupa emperyalizminin ve 500 yıllık Batı egemenliğinin gerilemesi devam ediyor. Onlar geriledikçe ne yazık ki savaş tehlikesi de eş zamanlı olarak artıyor. Şimdi biz anti-emperyalist barış, sosyal haklar, demokratik özgürlükler, yani “Başka Bir Dünya” için mücadele etmeyi sürdürürken, ABD emperyalistleri ara seçimlerle oluşan yeni Kongre’de varsın birbirlerini yesinler.
























