Haftanın Özeti: Çürüyen Yolsuzluk-Mafya Düzeni ve Yükselen Mücadele

0
60

Haftalık özetimizde Türkiye’de çeteleşme, Antalya iklim zirvesi, emek gündemi, ABD seçimleri ve Irak’taki Kürt güçler arasındaki gerginlik özel yer tutacak.

Türkiye 

Devlet destekli suç örgütü liderlerinden Alaattin Çakıcı, 5 Kasım 2026’da MHP lideri Devlet Bahçeli’yi parti genel merkezinde ziyaret ederek ona taziye dileklerini iletti. Burjuva partileri ve çeteler arasındaki aleni bağları gösteren bu görüşme, dikkatleri MHP’nin polis teşkilatındaki kadrolaşmasına ve mafyayı sokakta bir denge unsuru olarak kullanmasına çekti. Nitekim bu görüşmeden önce, Eylül 2026’da MHP lideri Devlet Bahçeli, aralarında kanlı bir husumet bulunan Sarallar ve Şahinler çetelerini genel merkezdeki makam odasında bizzat barıştırmıştı. MHP medyası da bu çeteleri topluma “saygın aileler” olarak tanıtmıştı. Bu hamlelerin hemen ardından Türkiye, milyarlarca liralık büyük borsa fon vurgunu skandalı ile sarsıldı ve eski Borsa İstanbul Genel Müdürü Korkmaz Enes Ergun, Kasım 2026 başında rüşvet ve suç örgütü üyeliği suçlamasıyla tutuklandı. 1990’lı yılların ünlü Susurluk Skandalı ile karşılaştırılan bu soygundan sonra Çakıcılar, Sarallar ve Pekerlerin içinde yüzdüğü derin toplumsal çürüme daha da görünür hale geldi. Bu çürüme zinciri, MHP Genel Başkan Yardımcısı İsmail Özdemir’in yurt dışında yaşayan Sedat Peker için “Yakında vatanımıza kavuşacaktır” açıklaması ve Peker’in dönüş hazırlığı haberleriyle yepyeni bir boyuta ulaştı.

Burjuva basında Sedat Peker’in dönüş senaryoları üzerine haberler çıkarken, sokaklar ise milyarlarca dolarlık uyuşturucu pazarının savaş alanına dönmüş durumda. Çakıcı ve Sarallar gibi geleneksel mafya grupları uluslararası lojistik rotaları kontrol ediyor. Sokaklarda ise Daltonlar, Redkitler ve Casperlar gibi yeni nesil motorize çeteler pazar payı kapmak için kan akıtıyor. Bu çeteler, toplumdaki ahlaksal çöküşü fırsat biliyor. Sosyal medya platformlarında lüks yaşam sergileyerek gençleri kendilerine çekiyorlar. Bağımlı hale getirdikleri çocukları uyuşturucu parası karşılığında taşeron tetikçi ve kurye olarak suç makinelerine dönüştürüyorlar. Sentetik uyuşturucuların sokaklarda hızla yayılmasıyla maddeye erişim yaşı kaygı verici düzeyde düştü. Genç nesiller hem fiziksel hem de ruhsal olarak kalıcı bir yıkıma sürükleniyor. Sonuç olarak Türkiye, bir yanda borsa vurgunları ve Peker’in dönüşüyle çalkalanırken, diğer yanda gençliğini uyuşturucu baronlarına kurban veriyor.

3 Kasım, iki karanlık olayın yıldönümüydü. Susurluk kazasının üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen, devlet-mafya-siyaset ilişkilerini açığa çıkaran o karanlık tablo hiçbir zaman tam olarak aydınlatılmadı. Derin devletin gölgesi bugün de üzerimizde. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın son fon vurgununu “ekonomik Susurluk” olarak nitelendirmesi, bu çürümüşlüğün sermaye birikim modeline dönüştüğüne işaret ediyor. Aynı gün AKP’nin 2002’de iktidara geldiği seçimlerin de yıl dönümüydü. Bugün 24. yılına giren AKP iktidarı, geride işçilerin ayak altında gittiği aşırı derecede yoksullaşan bir halk, dereleri ve ormanları emperyalist şirketlerinin siyanürlü maden aramalarıyla zehirlenen, AKP öncesi dönemden kat kat daha fazla borçlandırılmış bir ülke ve doğrudan iktidarın emrinde bir yargı düzeni bıraktı.

Ocak ayında asgari ücret, işçi ücretleri, memur ve emekli maaşları yeniden belirlenecek. Hükümetin emekçileri yoksullaştırmasına yardım eden TÜİK’in 3 Kasım’da açıkladığı verilere göre ekim ayı enflasyonu aylık yüzde 2,58; yıllık ise yüzde 29,77. ENAG’ın yıllık yüzde 45,12’lik hesaplaması ise gerçekliğin resmi rakamlardan çok daha vahim olduğunu ortaya koyuyor. Bu 15 puanlık uçurum sadece bir istatistik kavgası değil resmi veriler üzerinden belirlenen ücret, emekli aylığı ve memur zamları nedeniyle doğrudan işçinin ve emekçinin cebinden çalınan bir değerdir. 2026 yılı genelinde asgari ücretli işçiler yüzde 27, kamu görevlileri (memur) toplamda yüzde 34,6; SSK ve Bağ-Kur emeklileri ise kümülatif olarak yüzde 32,1 oranında zam aldı.

Mekke Ortak Savunma Antlaşması 5 Kasım gecesi TBMM’de 279 kabul ve 119 ret oyuyla onaylandı. AKP ve MHP’nin yanı sıra CHP’nin de evet oyu vermesi Cumhur İttifakı’nın genişleme yolunda olduğu kanısı uyandırdı. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan devletleri arasında imzalanan antlaşma, taraflardan birine yapılacak saldırıyı hepsine yapılmış sayarak emperyalist kamplaşmayı derinleştiriyor ve taraflar ilk on yıl antlaşmadan çekilemiyor. Savunma sanayi ortaklığı ve teknoloji paylaşımı adı altında öngörülen şey, silah tekellerinin kârlarını katlayacağı bir pazarın yaratılmasıdır. Temel kaygı, Türkiye’nin Yemen’e karşı yapılan saldırı gibi gerici ve emperyalist savaşlara otomatik olarak sürüklenmesidir. Bu tür ittifaklardan kazançlı çıkanlar silah tekelleri olurken, faturası cepheye sürülecek yoksul ailelerin evlatlarına kesilecektir. Oylama öncesinde Ankara ve İstanbul’da Odak’ın da dahil olduğu emek ve demokrasi güçleri bu savaş antlaşmasına karşı meydanlardaydı. 

Antalya Expo Center’da 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında düzenlenecek COP31 İklim Zirvesi öncesinde küresel ve yerel gerilimler artıyor. Paris Antlaşması’nın 10. yılında yapılan zirve, ABD ve Avrupa arasındaki derin çatlakların gölgesinde başlıyor. Washington, Trump yönetiminin aldığı karar doğrultusunda bu yıl Paris Anlaşması’ndan ikinci kez resmen çekilerek zirveye heyet göndermiyor. Avrupa Birliği ise karbon nötr hedefleri ve ticari yaptırımlarla yeşil dönüşümü dayatmaya devam ediyor. Çin ve Rusya Paris Antlaşması hedeflerine bağlılıklarını tekrar ederken iklim sorununun Batılı emperyalistler tarafından kendilerine karşı sömürülmesini eleştirmektedirler. Zirvenin kulislerinde ve finansman ayaklarında ise Soros’un Açık Toplum Vakıfları gibi uluslararası yapılar, liberal iklim projelerine ve adil dönüşüm fonlarına finansman sağlıyor.

Zirveye Avustralya ile işbirliği içinde ev sahipliği yapan AKP hükümeti ise zirveyi propaganda atağına çevirmektedir. İktidar bir yandan iklim dostu görünümü verirken diğer ayndan madencilik faaliyetleri, yeni kömür yatırımları ve tarım arazilerinin asfaltlanması gibi kararlarla çevre tahribatını sürdürüyor. Toplantı öncesinde emek örgütlerine ve sendikacılara yönelik düzenlenen ev baskınları, resmi politikalara karşı yapılacak protestoları engellemeye çalışıyor. Zirve alanının karşısındaki 150 dönümlük tarım arazisinin otopark için asfaltlanması ise kapitalist “yeşil aklama” yani sözde yeşilden aslında ise kârdan yana politikalarının örneğidir. Bu duruma karşı çıkan Türkiye solu ve radikal ekoloji hareketleri, emperyalist fonlara ve kapitalist “yeşil aklama” politikalarına alternatif bir hat oluşturuyor. Öte yandan COP31 Zirvesi’ne alternatif olarak bir kısım sol hareket ve doğa hakları savunucusu STK, 14-18 Kasım tarihlerinde yine Antalya’da “Hakların İklim Zirvesi”ni gerçekleştirmeye hazırlanıyor. Buna karşılık “Hakların İklim Zirvesi”, içerisinde barındırdığı bir takım fonlanan STK’lar nedeniyle anti-emperyalist bir perspektiften eleştiriler de almaktadır.

İktidarla Kürt milliyetçi hareketi arasındaki süreç iktidarın inisiyatifinde oyalanarak devam ediyor. 31 Ekim-1 Kasım’da düzenlenen “Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor” konferansı programında yer alan AKP’den Özlem Zengin ismi (Zengin, son anda programa katılmayacağını açıklamıştır), 24 ilden gelen Barış Anneleri’nin Meclis’te MHP gibi partilerle görüşmesi ve İmralı’da Öcalan’ın koşullarının düzenlenmesi gibi adımlar yaşanıyor. Bir kısım şovenist “Apo’ya villa hazırlanıyor!” haberleriyle halkı kışkırtırken DEM Parti İmralı Heyeti’nden Pervin Buldan, bunun bir statü değişikliği olmadığını, Öcalan’ın “Barış ve Siyasallaşma Koordinatörü” olarak çalışma talebinin karşılanmadığını vurguluyor.   

1 Kasım itibarıyla sosyal medyada e-Devlet üzerinden yaş doğrulaması zorunlu hale getirildi. 15 yaşından küçüklerin hesap açamayacağı, mevcut hesapların ise 31 Mart 2027’ye kadar doğrulanmaması halinde kapatılacağı açıklandı. Hükümet bu düzenlemeyi “çocukları koruma” ve “dolandırıcılıkla mücadele” gerekçesiyle savunsa da kimlik bilgilerinin platformlarla paylaşılmayacağı iddiası güven vermiyor. Milyonlarca hesabın devletin kimlik sistemine bağlanması, anonim kalarak iktidarı eleştirme imkânını fiilen ortadan kaldırıyor. İfade özgürlüğünün zaten kuşatma altında olduğu bir ülkede bu adım, dijital bir gözetim ve denetim mekanizması kurma girişimidir.  

Emek Gündemi

3 Kasım’da görülen Dilovası Katliamı davasında asıl patron olarak bilinen baş sorumlulardan Ali Osman Ulusoy tahliye edildi. Aileler mahkemenin bu kararına isyan etti. Katliamda yanarak hayatını kaybeden 2’si çocuk olan 7 işçinin aileleri, Dilovası Belediye Başkanı’nın tahliye edilen Ali Osman Ulusoy’un talebiyle kendilerine para teklif ettiğini belirtti. Katliamda sorumluluğu olanların ceza almaması için organize bir çaba harcanıyor. Aileler, katliamın 1. yıl dönümünde 8 Kasım günü Dilovası Meydanı’nda bir anma gerçekleştirecekler.

Gayrettepe’de 29 işçinin yaşamını kaybettiği katliamın 16. duruşması 30 Ekim’de görüldü. Duruşmada sanık yakınları ailelere laf atınca gerginlik yaşandı. Çevik kuvvet polisleri salona girdi. Katliamda hayatını kaybeden ailelerin yakınları, bu vahşetin ihmal olarak değil, olası kast olarak görülerek yargılamanın buna göre yapılmasını istiyor.

Yaşanan tüm katliamlarda olduğu gibi Dilovası ve Gayrettepe katliamında da sorumluluğu olan kamu yöneticileri yargılanmıyor, gücü olanlar ise korunuyor.

İskenderun’dan Karadeniz Ereğli’ye yük taşırken bir tanker ile çarpışıp batan Tuğberk İmamoğlu gemisinin çalışanlarından 2 Eylül’den bu yana haber alınamamasına karşı aileler Silivri’de oturma eylemlerine devam ediyor. Gemide bulunan 10 kişilik mürettebatın tamamı yaşanan bu kazada kayboldu. 2 kişinin cansız bedenine ulaşılmıştı. Aileler yakınlarının naaşlarını istiyor.

İmbat Madencilik işçileri ücretleri, sözleşme hakları ve insanca çalışma koşulları için direnişe devam ediyor. Soma’da Bağımsız Maden-İş öncülüğünde mücadele eden işçilerin 4 Kasım’da yürüyüşe başlaması üzerine önleri jandarma tarafından kesilmişti. İşçiler direnişlerini TKİ önünde sürdürüyorlar.

Smart Solar işçilerinin Enerji-Sen öncülüğünde başlattığı direniş bir ayı geride bıraktı. İzmir Aliağa’da sendikal örgütlenme nedeniyle 85 işçi işten atılarak işçilerin sendika seçme haklarına karşı düşmanlık geliştirilmişti. İşçiler sendikaları öncülüğünde ve dayanışmayla direnişlerini sürdürüyor.

Berluna Vista işçilerinin İnşaat-İş Sendikası öncülüğünde başlattığı direniş devam ediyor. Alacakları ve hakları gasp edilen işçiler, Aydoğanlar Şirketler Grubu’nun patronu Refik Aydoğan‘ın villasının önünde direnişi sürdürüyor.

A101 işçileri, Sosyal-İş öncülüğünde 3 Kasım’da 15 noktada eylem yaparak düşük ücretlere ve ağır çalışma koşullarına karşı ses yükselttiler. İşçiler oturarak çalışma hakkı, ücretsiz su ve insanca yemek koşulları talep ediyor.

Liman işçileri 30 Ekim’de savaşlar için sivil limanlardan silah, asker ve askerî mühimmat taşınmasına karşı grevler, iş bırakma ve gösteriler düzenledi. Türkiye’de aynı gün Haydarpaşa’da Limter-İş Sendikası çağrısıyla bir eylem gerçekleştirildi ve emperyalist savaşlara, Filistin’de yapılan soykırıma karşı açıklamalar yapıldı.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde modüler tuvalet temizliği işinde çalışan belediye işçilerinin taşeronluğa karşı kadrolu çalışma mücadelesi kararlılıkla devam ediyor. İşçiler eylem yapmayı sürdürüyor.

Genel-İş Sendikası içinde işçi iradesini yok sayan, işveren sendikasına dönüşen tutumlara karşı işçilerin tabandaki tepkisi yapılan şube seçimlerinde etkisini hissettiriyor. Beşiktaş Belediyesi ve Sarıyer Belediyesi’nde örgütlü olan Genel-İş Avrupa 1 No’lu Şube yönetimi seçimlerini işçilerin hazırladığı liste kazandı. Aynı çabayı Ataşehir Belediyesi çalışanları da geliştirmeye çalışıyor.

Birleşik Metal-İş Sendikası’nın işçi ve sendika düşmanlığına karşı Volvac’ta emekçilerle birlikte sürdürdüğü direniş 12 gündür devam ediyor.

Sendikal haklarına sahip çıkan ve işten atılan işçilerin geri alınması için mücadele eden Panelsan işçilerinin direnişi, Birleşik Metal-İş Sendikası öncülüğünde 96 gündür kararlılıkla sürüyor.

Nakliyat-İş Sendikası öncülüğünde TÜVTÜRK Araç Muayene İstasyonları’nda başlatılan grev 316 gündür kararlılıkla devam ediyor.

Emek örgütleri, sendikalar ve mücadeleci güçler 29 Kasım’da Kartal’da gerçekleştirilecek miting için İstanbul Valiliği’ne başvuru yaparak hazırlıklara başladı.

Dünya 

ABD’de 3 Kasım’da yapılan ara seçimlerde Demokratlar, resmi olmayan sonuçlara göre hem Senato hem de Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu Cumhuriyetçilerden aldı. İsrail lobilerinin yoğun harcamalarına rağmen Filistin haklarını savunan isimler tarihi başarılar kazandı; Michigan’dan Abdul El Sayed ABD tarihinin ilk Müslüman senatörü olarak Kongre’ye girdi. Trump, kayıpların en önemli nedeni olarak İran’a karşı sürdürülen savaşı kabul etmek zorunda kaldı. Bu sonuç, Amerikan halkının uzayan savaşa ve emperyalist politikalara duyduğu öfkenin sandığa yansımasıdır.Demokrat Parti de en az Cumhuriyetçiler kadar büyük sermayenin, tekellerin partisidir. Bu seçim sonucu şimdilik sadece Trump’ın yasama organı üzerindeki hareket alanını daraltır. İki parti de sistemin devamlılığı için çalışır. 

Bu siyasi çöküşün ardından Beyaz Saray ve Cumhuriyetçi saflarda günah keçisi arayışı tırmanırken, İran planının mimarı olan Savunma Bakanı Pete Hegseth listenin ilk sırasına yerleşti. Hegseth, Trump’ı yanıltmak ve savaşı yasa dışı sürdürmekle suçlanırken, bizzat Cumhuriyetçi Thomas Massie öncülüğünde kendisine karşı bir azil süreci hazırlanıyor. Başkan Yardımcısı JD Vance ve yakın çevre ise İsrail Başbakanı Netanyahu’nun ABD’yi mali bir bataklığa sürüklediğini açıkça savunuyor. Ocak ayından itibaren kontrolü ele alacak olan Demokrat Kongre, bütçe tasarılarını bloke ederek Trump’ın askeri harcamalarını ve küresel operasyon kabiliyetini tamamen sınırlamaya hazırlanıyor.

Trump’ın Fox News’e yaptığı açıklamada İsrail’e verilen yıllık 4 milyar dolarlık yardımın yıl sonunda durdurulacağını söylemesi, ABD iç siyasetindeki sıkışmışlığın ve kamuoyu baskısının sonucudur. 

Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Bafıl Talabani, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) hükümetinden çekildiklerini 5 Kasım 2026’da resmen açıkladı. Talabani bu kararı, rakip Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) parlamentoyu tek taraflı toplama hamlesine tepki olarak video mesajla duyurdu. Temmuz 2019’dan bu yana Başbakan Yardımcılığı ve 6 bakanlıkta ortak oldukları kabineyi başarısızlıkla suçlayan Talabani, Erbil’in tek taraflı adım atması halinde Süleymaniye’de alternatif bir hükümet kuracaklarını söyledi ve “Siz bölge başkanı, başbakan ve bakan atarsanız, aynısını biz de Süleymaniye’de yapacağız” diyerek paralel makamlar oluşturma tehdidinde bulundu.

Bu tarihi restleşme, bölgeyi fiilen iki başlı bir idari yönetime sürükledi. Krizi tırmandıran temel unsur, 100 sandalyeli parlamentoda KYB ve Yeni Nesil Hareketi’nin boykot kararına rağmen, KYB’den saf değiştiren 3 milletvekilinin de dahil olduğu toplam 6 vekilin oturuma katılmasıyla 52 kişilik çoğunluğun sağlanması oldu. Bu oturumda KDP’li Vala Ferid’in meclis başkanı seçilmesi, KYB’nin ipleri tamamen koparmasına yol açtı. KDP kanadı ise KYB’yi tamamen dışarıda bırakmak istemediklerini ve KYB olmadan bir hükümet kurma niyetinde olmadıklarını belirterek oturumun yasal bir süreç olduğunu savundu. Talabani, askeri tırmanış endişelerine karşı Süleymaniye halkına kesinlikle kan dökülmesine izin vermeyeceklerinin sözünü verdi.

Bu durum, ABD, İngiltere ve Almanya öncülüğündeki Batılı güçlerin 1998 Washington Anlaşması’ndan bu yana iki partiyi bir arada tutmak için yürüttüğü diplomatik arabuluculuk mirasını doğrudan sarstı. Ayrıca Batı’nın milyonlarca dolarlık askeri maaş fonları ve eğitimlerle desteklediği “Ortak Peşmerge Ordusu” entegrasyon reformunu da pratikte tamamen çökme noktasına getirdi.

Oluşan yeni durum PKK’yi, Türkiye, Irak, İran yönetimlerini ve Batılı güçleri etkilemektedir. ABD ve Batılı güçler, anayasal statünün bozulmasından, Peşmerge’nin yeniden bölünmesinden endişe ederek taraflara acil diyalog çağrısı yapmaktadır. Bölgesel sahada ise AKP iktidarı Barzani’ye, İran devleti ise Talabani’ye yakındır. Bölünme Bağdat iktidarının işine yaramaktadır. PKK, KDP’nin askeri baskısından uzak kalabileceği de facto bir koruma alanına kavuşurken; İsrail ise kriz nedeniyle İran’ın bölgedeki ağırlığının artmasını önlemek isteyecektir.

Polonya’da hükümet ile Cumhurbaşkanlığı arasındaki yargı kavgası Anayasa Mahkemesi’ne sıçradı. Mahkeme başkanının görevden alınması ve polisin binaya girmesi üzerine eski iktidar partisi PiS durumu “darbe” olarak nitelendirirken, Başbakan Tusk “hukukun üstünlüğünü yeniden tesis ettiklerini” savunuyor. Bugün yaşanan şey, liberal burjuvazi ile sağcı muhafazakâr burjuvazi arasında yargı organının kontrolü için verilen bir iktidar mücadelesidir. Bu çatışmada Polonya işçi sınıfının, emekçilerin çıkarları iki tarafın da gündeminde değildir. 

İspanya ile Çin arasındaki yakınlaşma sürüyor. Başbakan Sánchez’in Pekin ziyaretlerinin arkasında, İspanya’nın İran saldırıları için ABD’ye üslerini açmaması ve Trump’ın İspanya’yı ticaretle tehdit etmesi yatıyor. İspanya, ise Çin ile ticaret açığını kapatma peşinde. İspanyol tarım ürünlerinin Çin pazarına girişi gibi anlaşmalar imzalandı ve İspanya kendini Avrupa ile Çin arasında köprü olarak konumlandırıyor. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 1-4 Kasım’daki Güney Kore ziyaretinde de gündem yine nükleer enerji, savunma sanayii ve ticaret açığıydı. Yani iktidarın dış politikada öne çıkardığı başlık yine silah ve enerji tekellerinin yatırımları oldu. Halkların barış ve refahı değil, tekellerin kârı esas alınıyor. 

Sonuç

Din istismarı ile 24 yıl önce iktidara getirilenler ülkemizi, emekçilerin haklarının ayaklar altına alındığı, derelerin ve ormanların insafsızca imha edildiği bir yolsuzluk, mafya ve uyuşturucu cehennemine dönüştürdüler. Halkımıza karşı sorumluluğumuza sahip çıkma yolunda devrimcilerin çeşitli mahalli bölgelerde uyuşturucuya ve çeteleşmeye karşı yürüttükleri kampanya, bu adaletsiz iktidara karşı en önemli yurtseverlik görevlerinden biridir.

ABD halkı, 3 Kasım seçimlerinde sandıkta Trump’ı ve İsrail yanlısı saldırgan politikalarını cezalandırdı. Trump, İsrail’in dayatmalarına boyun eğerek İran’a saldırdı; ancak İran ve Lübnan bu emperyalist saldırıya karşı güçlü bir direnç gösterdi. İran ve müttefiklerinin aktif bir dayanışma içinde omuz verdiği Filistin halkı, toprağını ve onurunu savunmaktan vazgeçmedi. Dünya halkları da Filistin halkını savundu. ABD ara seçimlerinde Filistin yanlısı adayların elde ettiği tarihi başarı, işte bu kararlı direnişin doğrudan bir meyvesidir.

Ancak Trump’ın ara seçimlerde kaybetmesi, ne yazık ki nihai zaferin kazanıldığı anlamına gelmiyor. Emperyalist güçler saldırılarına, burjuva devletler ise dünyayı felakete sürükleyen silahlanma yarışına devam edecek. Zafere giden yol hâlâ uzun ve engebeli; fakat bu süreç, ne ABD’nin ne de İsrail’in yenilmez olmadığını tüm çıplaklığıyla meydana çıkardı. AKP iktidarı da onlar gibi yenilmez değildir; o da yenilecek. Başarıya ulaşmanın yolu; mücadeleyi kararlılıkla devam ettirmekten geçiyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.