CHP’yi Zenginler, Sağcılar ve Emperyalistler Sattı

0
159

Odak Dergisi

AKP’nin CHP’ye yönelik saldırıları, sonunda partinin “mutlak butlan” adı verilen garip bir mahkeme kararıyla Özgür Özel’den alınıp Kılıçdaroğlu’na verilmesi noktasına kadar vardı. Bu tabloya sağcı politikalarla gelindi. CHP; emekçi hareketinden, anti-emperyalist ve laik güçlerden değil, kendi sağından, tekelci sermayeden ve Batılı emperyalistlerden destek almaya çalıştı. Ancak bunların hiçbiri CHP’nin yanında durmadı.

Türkiye’de düzen siyaseti derin bir kriz içinde. AKP iktidarı devletin tüm olanaklarını kullanarak muhalefeti baskı altına alırken, CHP ise yıllardır sürdürdüğü sağcı siyasetin sonucunda uçurumun kenarına sürüklenmiş durumda. Belediye başkanlarının şantaj ve baskıyla transfer edilmesi, yargı operasyonları, medya üzerindeki baskılar ve şimdi de CHP yönetiminin mahkeme kararıyla gayrimeşru ilan edilmesi, ülkedeki siyasal krizin boyutunu ortaya koyuyor. Aynı zamanda bu tablo, gerçek çıkış yolunun nerede aranması gerektiğini de gösteriyor. AKP karşısında direnebilmenin yolu, yoksul halkla ve emperyalizme karşı yurtsever güçlerle birleşmekten geçiyor.

AKP iktidarı, CHP’li belediyelere yönelik baskılarını artırarak sürdürdü. CHP ise tüm çabalarına rağmen bu saldırılar karşısında etkili bir siyasal hat oluşturamadı. Yolsuzluk iddiaları, kadın siyasetçileri hedef alan itibarsızlaştırma kampanyalarıyla birleştirildi. CHP’li yerel yöneticilere istifa edip AKP’ye geçmeleri yönünde baskı yapıldı. Partiyi çürümüş siyasetçilerle dolduran CHP yönetimi ise düzenlediği mitinglere rağmen bu saldırıları göğüslemekte zorlandı.

CHP’den seçilen Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal’ın AKP’ye geçmesiyle birlikte, CHP’den ayrılarak AKP’ye katılan belediye başkanı sayısı 18’e yükseldi. Erdoğan da Orta Asya dönüşünde uçakta yaptığı açıklamada AKP’ye yeni katılımlar olacağını söyledi.

Burcu Köksal gibi CHP içindeki etkili isimlerden birinin AKP’ye geçişi, hem iktidarın yargı baskısının hem de CHP’nin çürümüş politikacılara dayanmasının sonucudur. Bu süreci, otel odasında uygunsuz görüntüler nedeniyle partiden ihraç edilen Uşak eski Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın itirafları ve şantajları izledi. İtirafçı olan Yalım, CHP’li kadın siyasetçiler hakkında çirkin iddialar ortaya attı.

Öte yandan CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun, gazeteci Merdan Yanardağ ve diğer sanıklarla birlikte “casusluk” suçlamasıyla yargılandığı davada mahkeme, tutukluluk hâllerinin devamına karar verdi. Mahkemenin CHP’ye yakın yayın yapan TELE1 üzerindeki tedbir kararını kaldırmaması nedeniyle kanalın haziran ayında satışa çıkarılacağı netleşti. Merdan Yanardağ kamuoyuna destek çağrısı yaptı. TELE1’e yönelik baskı, muhalif medyaya ve ifade özgürlüğüne yönelik saldırının açık bir örneğidir.

Bugün yaşananlar, yıllardır düzen muhalefetine bağlanan umutların neden sonuçsuz kaldığını açık biçimde gösteriyor. CHP yönetimi uzun süredir çözümü emekçi halkın örgütlü gücünde değil; Batılı emperyalist merkezlerde, sermaye çevrelerinde ve sağ partilerle kurulan seçim ittifaklarında arıyor. Ancak ABD, Avrupa ve işbirlikçi sermaye çevreleri açısından belirleyici olan kendi çıkarlarıdır. Bu nedenle her kritik dönemde tercihlerini AKP’den yana kullanıyorlar.

Kılıçdaroğlu döneminde sağ partilerle kurulan ittifak siyaseti CHP’yi güçlendirmedi; tersine daha da sağa çekti. DEVA, Gelecek ve Demokrat Parti gibi oluşumlara verilen tavizler CHP tabanında büyük hayal kırıklığı yarattı. CHP seçmeninin oyları sayesinde milletvekili olan Ali Babacan’ın, “ülkeyi CHP’ye teslim etmeyeceklerini” söylemesi bile bu ittifakların niteliğini gösterdi. 

Emekçilerin sorunlarına çözüm üretmek yerine düzen içi pazarlıklar öne çıktı. CHP belediyeleri işçi kıyımı ve yolsuzluk konusunda AKP belediyeleriyle yarışır hâle geldi. Sonuç olarak CHP, işçi sınıfından ve halktan daha da uzaklaştı.

İmamoğlu döneminde de benzer beklentiler yeniden üretildi. Sermaye çevreleriyle, büyük holdinglerle ve Batılı merkezlerle kurulacak ilişkilerin AKP’yi gerileteceği düşünüldü. Bazı sol çevreler de belediye olanakları üzerinden CHP çizgisine yedeklenmeye çalışıldı. Ancak AKP, elindeki yargı ve devlet gücünü kullanarak İmamoğlu’na yönelik operasyonlarını sürdürdü. CHP ise buna rağmen esas olarak ezilen halktan değil egemen güçlerden destek almaya çalışıyor. 

Oysa Türkiye’de gerçek değişim, sağcı güçlerle yapılan seçim hesaplarıyla değil; emekçi halkın bağımsız örgütlülüğüyle mümkündür. İşçilerin, gençlerin, kadınların ve yoksulların mücadeleleri büyümeden; sendikal hareket güçlenmeden; mahallelerde, fabrikalarda ve okullarda birleşik bir halk muhalefeti kurulmadan baskı düzeni geriletilemez.

ABD ve Avrupa emperyalistleri, isteseler bile AKP’ye karşı CHP’ye gerçek bir destek veremez. Gerileyen Batılı emperyalist güçler artık birlikte hareket etmek yerine birbirleriyle rekabet ediyor. Sermaye çevreleri ise AKP iktidarının sunduğu sömürü düzeninden memnun.

AKP karşısındaki gerçek alternatif, sermaye düzeninin farklı kanatları değil; emekçilerin, gençliğin ve halk güçlerinin bağımsız siyasal mücadelesidir. CHP’nin işçileri, emekçileri ve gençliği geri plana iten mevcut çizgisiyle AKP karşısında gerçek bir alternatif hâline gelmesi giderek daha da zorlaşıyor.

Etkili bir muhalefet gücü yaratmanın yolu, işçi sınıfının, gençliğin ve halkın birleşik mücadelesinden geçiyor. Türkiye’nin geleceği ne emperyalist merkezlerin desteğinde ne de sermaye çevreleriyle kurulan ilişkilerde yatıyor. Çıkış yolu; direnen işçilerin, üniversitelerde mücadele eden gençlerin, yoksulluğa karşı öfke duyan emekçilerin ve mücadeleci sosyalist hareketin büyümesindedir. CHP baskılara karşı güçlü bir direniş hattı oluşturmak istiyorsa yönünü sermaye çevrelerine, sağcı ve çürümüş siyasetçilere ve emperyalist güçlere değil; emekçi muhalefetine ve yurtsever anti-emperyalist güçlere çevirmek zorundadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.