Dinci gericilik toplumu enfekte ediyor

0
247

Nuray Ertaş

Bir toplumda dini yapılanmaların durumu yönetici erkin ekonomik ve siyasi hedefleriyle doğrudan ilişkilidir. Bu hedeflere bağlı olarak dini yapılanmalar (tarikat ve cemaatler) birçok toplumda dönem dönem etkili olmuştur. Bizim toplumumuzda da 1200’lü yıllarda ortaya çıkmış, o zamandan bugüne kadar devlet otoritesinin tavrına bağlı olarak kimi zaman zayıflamış, kimi zaman gücünü artırarak devam etmiş ve bugünlere gelinmiştir.

Yöntem ve başarısı tartışmalı olsa da çağdaş, bilimsel temellere dayalı bir eğitim ve toplum yaşamını hedefleyen Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu kadrosu tarikat ve cemaatleri toplum yaşamının dışına itmeyi hedeflemiş; bunu gerçekleştirebilmek adına bir takım radikal önlemler almıştır. Bir yandan CHP’nin alınan önlemleri zamanla gözardı ederek dinci örgütlere verdiği tavizler, diğer yandan alınan önlemlerin merkezden uzak alanlarda pek hayata geçirilememiş olması tarikatların buralarda illegal örgütlenmeye devam etmesini kolaylaştırmış, merkezi hükümetin politikaları “din düşmanlığı” olarak halkın zihnine pompalanmıştır. Halen önemli bir propaganda malzemesi olarak kullanılmaya devam etmektedir.

1970’lerden itibaren hızlanan dinci örgütlenmenin önü özellikle 1980’den sonra daha da açılmıştır. Halen tarikat ve cemaat kurulması yasal olarak serbest değil. Ancak fiili olarak çalışmalarına doğrudan devlet destekli şekilde devam ettikleri, ticari kuruluşlar olarak holdingleştikleri gibi hem vakıf ve dernekler yoluyla hem de illegal yollarla halkın içinde örgütlenerek toplumsal yaşamın bir parçası haline gelmiş, aynı zamanda silahlanmış, hatta sokaklarda şeriat taleplerini daha cesur dillendirmekten, sürekli dini fetvalar vermekten çekinmez hale gelmişlerdir. Ekonomide doğrudan ya da dolaylı olarak tarikatlar ya da tarikat bağlantılı kişler oldukça etkindir.

Dinci örgütler insanları sadece dinle aldatmakla kalmıyorlar, dini bir çok alanda toplumun karşısına çıkarıyorlar. Din, çok etkili sömürü ve beyin yıkama aracıdır. Ama sadece bu değil, daha fazlasıdır. Aynı zamanda;

  • Gelir kapısıdır
  • Eğitim olanağıdır
  • Barınma sorununun çözümüdür
  • İş bulma kurumudur
  • Beslenme sorununun çözümüdür vs. Tarikat ve cemaatler bütün bunları örgütlenmenin aracı olarak kullanmaktadırlar.

Tarikat masum bir ifadeyle “tanrıya ulaşmak için gidilen yol” demektir. Tarikatın başındaki kişi peygamber soyundan geldiğini iddia ederek müritlerini Allah veya peygamber arasında aracı olduğuna inandırır. Tarikat dışında kalanlar kurtarılmaları gereken zavallı, aşağılık insanlardır. Monarşik yapılar olup yönetim silsile yoluyla geçer. Kendilerine özgü kurallar silsilesi oluşturmuşlardır. Üstelik bazıları yabancı istihbarat örgütleriyle ilişkilerini gizleme gereği de duymaz.

Cemaat aynı amaç etrafında toplanan insan grubu olup, dini cemaatler de dinsel hedefler için örgütlenmiş yapılardır. Bizler için cemaat ve tarikatlar arasındaki farkları ayırt etmek pek kolay değil. Esasen bunun çok önemi de yok. Çoğu zaman birbirine karışmış durumdalar zaten.

Her örgüt amaçlarını gerçekleştirmek için büyüme, giderek yönetimi ele geçirme gereksinimi duyar, bunun için çeşitli yollara başvurur.

Örnekleyelim: Yönetimi ele geçirmenin yolunun devlete sızmak olduğunu düşünen Saidi Nursi öğrenime el atmıştır. Onun düşüncesini en başarılı şekilde uygulayan Fettullah Gülen Cemaati önce “Işık evleri”nde sonrasında açtığı okul ve dersanelerde yetiştirdiği kişileri kamuda kritik noktalara yerleştirerek genişlemiş, genişledikçe daha geniş olanaklara kavuşmuştur. F. Gülen hedefe ulaşmak için her yolun kullanılması gerektiğini savunmuş, bunu fetva olarak taraftarlarına ulaştırmış ve de uygulatmıştır. Yani nihai hedefe ulaşmak için her yol mübahtır. 1995 yılına geldiğimizde Cemaati destekleyen, kaynak aktaran iş insanlarının haddi hesabı yoktu. Hastaneler, yurtlar ve kullandıkları örgüt evleri dışında ülke içinde 250 dersaneleri, dışarıda ise 50 civarında ortaöğretim kurumuna sahiptiler. Ülkenin en “itibarlı” eğitim kurumları bu cemaate aitti.

Bugün Türkiye nüfusunun yüzde 4,5 civarında bir kesiminin bir tarikata dahil olduğu söylenmektedir. 4,5 rakamı çok küçük görünebilir ancak öyle algılanmamalı. Yüzde 4,5 tarikat mensubu yüzde 4,5 militan demektir. Örneğin imamların önemli bir kısmı tarikatlarla ilişkilidir. Ayrıca ulaştıkları kişi oranı çok çok daha fazladır. Çünkü kamunun, toplumun gereksinimlerini karşılamadaki isteksizliği; kaynakları topluma adil paylaştırmak yerine tarikatlar aracılığıyla belirli kesimlere aktarmayı tercih etmesi bu yapılara geniş alanlar açmış toplumun geniş kesimlerine ulaşmalarını sağlamıştır. Ayrıca işe alımlarda cemaatlerin referansları oldukça kolaylaştırıcı olmaktadır. Fakat bunca olanağa, bunca geniş kitlelere ulaşabilmelerine rağmen yüzde 4.5 gibi bir oranda kalmaları düşünce ve eylem tarzlarının, ulaştıkları toplum tarafından çok da kabul görmediklerini göstermektedir.

Dini örgütlerin ülkemizde gelir kapısı, eğitim olanağı, barınma sorununun çözümü, iş bulma kurumu, beslenme sorununun çözümü gibi fonksiyonları olduğunu söyledik.

Resmi rakamlara göre kayıtlı çalışanların yarısına yakını asgari üçretle çalışmakta, emekliler de dahil olmak üzere çalışmayan kesimlerin durumu ise çok daha alt seviyelerde. İktidarın da desteğiyle birçok tarikat ve cemaat yoksullara günlük yemek, iaşe dağıtımı yapmakta, bazıları ayni veya nakdi yardım yapmaktadır. Bu hizmetlerden yararlananlar yüz binlerle ifade edilmektedir. Bu yardımlar ya devlet bütçesinden ya da iş insanlarından ya da yine halkın bağışlarından karşılanmaktadır. Halkın dayanışma duygusu bu şekilde sömürülürken aldıkları yardımın karşılığında insanlardan örgütün amaçlarına uygun hizmet beklenmektedir.

Çocuklarına bir gelecek hazırlamak isteyen insanlar cemaat yurtlarından başka seçenek bulamamakta, bir kısım anne baba cemaatlere güven duyarken, ezici çoğunluk ise çaresizlikten, bir kısmı da bilgisizlikten çocuklarını tarikat yurtlarına vermekte veya okullarına göndermektedir. Dini yapılardan referansı olmayanların işe giremediği koşullarda yaşıyoruz, kimisi de çocuğunun gelecekte işsiz kalmasının önüne geçebilmek için bu yapıları tercih etmekte. Tarikatların kucağına itilen bu çocuklar zorunlu dini etkinliklere katılmakta yoğun dini propagandaya maruz kalmaktalar. Sadece bu da değil, cemaat yurtlarında çok kirli işler de dönmekte. Bugün dinci yurtların sayısı devlet yurtlarının sayısından daha fazladır. Devlet yurt yaparak çocukları tarikat batağından çekmek yerine tarikat yurtlarına öğrenci başına ücret ödemektedir. Bu yapılara yurtlar eliyle de büyük paralar kazandırılmaktadır. Özel okullarda da durum aynı. Anaokullarının beşte birinden fazlası dinci yapılar tarafından işletilmektedir. Aileler 4-5 yaşındaki sabilerinin düşürüldüğü bataklığın büyük ölçüde farkında değil. Özel öğretim kurumlarının önemli bir kısmı da yine dinci yapılara ait olup devlet bütçesinden yüklü miktarda hem parasal destekler aktarılmakta hem de vergi muafiyeti sağlanmaktadır.

Gelinen noktada tarikat ve cemaatler toplumun normal hatta saygın bileşenleriymiş gibi lanse edilmekte. Örümcek beyinli, ruh hastası zevatlar “kanaat önderi” sıfatıyla toplumsal yaşama yönelik fetvalar vermekte. Toplum bu çağdışı fetvalarla dizayn edilmeye çalışılmakta. Bu fetvalar en çok kadınları, çocukarı ve farklı yönelimleri olan bireyleri tehdit etmekte. İktidarın din referanslı politikları toplumu ciddi ideolojik dönüşümlere zorlamaktadır. Uzunca bir süredir “seküler kesim” diye tanımlanan toplum kesimi kendisini güvende hissetmiyor, giyim kuşamının, ramazanda içtiği suyun, yediği yemeğin, söylediği sözün, hatta yürüyüş şeklinin, cinsiyetinin dinci yamyamların hedefi olması kaygısını taşıyordu. Bu kaygı artık seküler kesimleri aşarak dindar kesimleri de bunaltmaya başladı. Güçlenmenin ve devlet desteğinin verdiği özgüven tarikatların insanların yaşam tarzına daha cesur burnunu sokmasına yol açıyor. Taleplerin sınır tanımazlığı dindar kesimi de oldukça rahatsız ediyor. Özellikle gençler yaşam tarzlarına müdahaleden oldukça rahatsızlar. Dinci çevreler sık sık gençlerin hızla ateizme yöneldiğinden şikayet ediyor.

Karşı cephenin örgütlü olmaması, dinci saldırganlığı daha da cesaretlendiriyor. Laiklik, demokrasi gibi beylik cümleleri pek sık kullanan burjuva siyasetçiler dinci kesimle ters düşmemek için gık diyemedikleri gibi dincilere şirin görünmek için atmadıkları takla kalmıyor. Oysa oldukça bunalmış olan kesim bu saldırganlığa “dur” diyecek yapıları görmek istiyor.

Her alanda çaresizlikten bunalmış ve çıkış yolu arayan çok geniş bir toplum kesimi var. Devrimci örgütlenme için en uygun zaman. “Demokrasi güçleri şöyle mücadele ediyor, sosyalistler gerici saldırıları böyle püskürtüyor, dincilere geçit vermiyor…” gibi beylik laflar söylemek isterdim. Henüz söyleyemiyorum. Dinci gericilik toplumu enfekte ediyor, biz çaresizce seyrediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.