Özetimize Türkiye’den başlıyoruz.
Türkiye
İktidarın Halk TV’yi susturması, özellikle İmamoğlu’nun savunmasını okumasına 4 gün kala gerçekleştiği için zamanlama açısından bilinçli bir hamle olarak değerlendiriliyor. Uzun süre CHP’nin, kayyım süreci sonrasında ise Yeni Parti’nin sözcülüğünü üstlenen kanalın kapatılması, muhalefet saflarında hareketliliğe neden oldu. Bu gelişme, geçmişte Halk TV ile kamuoyu önünde sert tartışmalar yaşayan Kılıçdaroğlu’na yönelik tepkileri yeniden artırdı. Karşılıklı suçlamalar döneminde Kılıçdaroğlu, kendisi aleyhine ve “24 saat yalan yayın yaptığını” iddia ettiği kanalın sahibi Cafer Mahiroğlu için “Bir kanalın sahibi yurt dışında olur mu?” demiş ve tepki toplamıştı. Bir zamanlar dost olan ancak sonradan hasımlığa dönüşen bu iki aktör arasındaki gerilim, muhalefetteki çatlakları derinleştiriyor. Sonuç olarak CHP ile Yeni Parti birbirine düştükçe, bu kutuplaşmadan en çok AKP yararlanıyor.
Kılıçdaroğlu Azerbaycan’daki türban yasağı konusunda da tepki çeken sözler etti. Azerbaycan’da Aliyev yönetimiyle AKP yönetimi arasında yaşanan sorunlar türban gerginliğine dönüşmüştü. Azerbaycan’a ağabeylik taslayan AKP iktidarı, Karabağ savaşında Azerbaycan’a yardım etmiş olmayı hatırlatırken, Azerbaycan egemenleri ise aldıkları yardımın bedelini son kuruşuna kadar ödediklerini belirtmişti. Ardından basında başörtü zulmü haberleri dolaşmaya başladı. Aliyev iktidarı İran, Türkiye ve Orta Asya ülkelerinden gelen dinci etkilere karşı türban yasağı başlatınca Kılıçdaroğlu onlara yasağın yanlış olduğu yolunda akıl verdi. Bakü ile Ankara ve İran arasındaki sürtüşmenin İsrail oyunu olduğu da iddia ediliyor.
Ülkemizde belediyelere kayyım atanması, Tele 1 ve Halk TV vb. muhalif kanalların susturulması gibi artan baskıların arka planına işaret eden bir kamuoyu araştırması yayımlandı. ASAL Araştırma’nın Ekim 2026 tarihli anketine göre yurttaşların açık ara en büyük sorunu ekonomi ve enflasyon oldu. Katılımcıların yüzde 46,6’sı ilk sıraya geçim sıkıntısını koyarken, bu temel sorunu hayat pahalılığı ve adalet arayışı izledi. Ortaya çıkan bu veriler, iktidarın toplumsal tabanda ne denli yıpranmış olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
İktidar, THKP-C/Acilciler ve Mukaveme Suriye örgütlerinin lideri Mihraç Ural’ın tutsak edilerek fotoğraflarının HTŞ Suriyesi bayrakları önünde basına servis edilmesini yoğun bir propagandaya dönüştürdü. Kamuoyuna Reyhanlı katliamının baş sorumlusu olması iddiası ile tanıtılan Mihraç Ural, 2013 yılında BBC’ye verdiği demeçte söz konusu katliamda İsrail parmağı olduğunu iddia etmişti. AKP yanlısı basın Ural’ın MİT ve Suriye İstihbaratının koordineli operasyonuyla Suriye sınırından kaçarken yakalandığını duyururken, Atak Dergisi ise onun Suriye’de değil, MİT tarafından Suriye’nin komşusu bir ülkeden kaçırıldıktan sonra HTŞ yönetimine teslim edildiğini ileri sürdü. Mihraç Ural’ın basına servis edilen fotoğrafında bir elinin ve bileğinin şiş olduğu, kolunda yara izleri bulunduğu ve yüzünde morluklar olduğu görülüyor.
Emek Gündemi
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi yayımladığı bilgilerde, hayvan çiftliğinde çalışırken elektrik çarpması sonucu hayatını kaybeden 16 yaşındaki çocuk işçi Mustafa El Abbas ile birlikte bu yıl çocuk işçi ölümlerinin en az 68 kişi olarak tespit edildiğini açıkladı.
İstanbul’da şiddetli yağışla birlikte motorların trafiğe çıkmasının yasaklanması, eğitime 2 gün ara verilmesi ve kamu kurumlarında ilan edilen izinler, yaşanan facianın büyümesini engellese de özel sektörde çalışan emekçiler risk altında çalışmaya devam etti. Özel sektörde 8 yaş ve altında çocuğu olan kadın işçiler, hamile olan kadın emekçiler ve engelli çalışanların büyük çoğunluğu yine işe gitmeye devam etti. Devlet kurumlarında yetkili olanlar İstanbul’daki afete karşı “çalışıyoruz” görüntüsü verse de halk yine bu facia karşısında da çaresizlikle karşı karşıya kaldı. Emekçiler ise riskli alanlarda çalışmaya devam etti. Yüz binlerce işçi, iş kazalarıyla ve ölüm riskiyle karşı karşıya kaldı. 3 kişi hayatını kaybederken 5 kişinin kayıp olduğu belirtiliyor. İstanbul Beykoz’da okul inşaatında çalışan bir inşaat emekçisi, su dolu kuyuyu boşaltmaya çalışırken hayatını kaybetti.
Enerji-Sen’in üyeleriyle birlikte Smart Solar fabrikasında başlattığı direniş 10 gündür devam ediyor. Direnen işçiler, işten atılanların işlerine geri dönmesini ve sendikal haklara saygı gösterilmesini istiyor.
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde modüler tuvalet temizliği işinde çalışan belediye emekçileri, söz verilen kadrolu çalışma hakkının yok sayılmasına karşı eylemlerini sürdürüyor. Şişli Belediyesi’nde kayyum tarafından işten atılan işçiler direnmeye devam ediyor.
Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nde çalışırken haksız şekilde işten çıkartılan Nursemin Yıldız işi için kararlılıkla direnmeye devam ediyor.
Sosyal-İş Sendikası, A101 çalışanlarının insanca yaşama hakları için bugün 8 farklı noktada eylemler gerçekleştirdi.
Sağlık Emekçileri Sendikası üyesi sağlık emekçileri, Sultan 2. Abdülhamid Han Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde “Sağlıklı, besleyici, hijyenik ve doyurucu yemek istiyoruz!” talepleriyle basın açıklaması gerçekleştirdi.
Yapı Yol-İş Sendikası, Diyarbakır Şehir Hastanesi’nde işçilerin haklarını gasp eden Gürbağ Grup ile anlaşma yapılmasına rağmen anlaşmaya uymayan firmanın emek düşmanı tutumuna karşı direnişini sürdürüyor. 5 aydır haksız şekilde hapsedilmiş olan Yapı Yol-İş Sendikası yöneticisi Ergül Çiçekler, dün görülen duruşmanın ardından tahliye oldu.
Birleşik Metal-İş Sendikası, işçileri işten atan ve sendikal örgütlenmeye karşı düşmanlık yapan Panelsan’da işçilerle birlikte direnişini sürdürüyor.
Nakliyat-İş Sendikası’nın TÜVTÜRK Araç Muayene İstasyonu direnişi ise 296 gündür kararlılıkla devam ediyor.
DİSK, 27 Ekim tarihine kadar 10 farklı noktada “Gelirde, vergide, ülkede adalet” söylemiyle çeşitli eylemler yapmayı sürdürüyor.
Dünya
Fransa, Avrupa ve Brezilya’da öğrenci ve işçi eylemleri hafta boyunca devam etti.
Avrupa ve Hindistan genelinde bütçe kesintilerine, kötü eğitim koşullarına ve anti-demokratik politikalara karşı öğrenci-işçi protestoları dalgası bu hafta da sürdü. Fransa’da kronik öğretmen açığı ve sınıfların kalabalığını protesto ile başlayan eylemler işçi sendikalarının da desteğiyle devam ederken bu kıvılcım Avrupa’ya yayıldı. Arnavutluk’ta bakanlık binaları ateşe verildi, Belçika’da harç zamlarına karşı ulaşımı durduran grevler ve İspanya’da barınma krizine karşı kitlesel eylemler devam etti. Eş zamanlı olarak Hindistan’da, hükümetin kendilerini “hamam böceğine” benzetmesi üzerine kurulan Z kuşağı hareketi (CJP), tıp sınavlarında soruların sızdırılması haberleri ardından Yüksek Seçim Kurulu Başkanı’nın şaibeli kararları nedeniyle istifasını isteyerek tarihi bir direniş başlatmıştı. Modi hükümeti eylemleri durdurmak için interneti kesip metro hatlarını kapatırken, aralarında hareket liderlerinin de olduğu binlerce aktivist sert polis müdahalesiyle gözaltına alındı.
Hafta sonunda ise özellikle Fransa’da eylemlerin farklı toplumsal hareketlerle birleşerek devasa bir boyuta ulaşması bekleniyor. Öğrenci sendikalarının çağrısıyla cumartesi günü öğrenciler, işçiler, çiftçiler ve sağlık çalışanları “Maliyet Krizi ve Eğitimde Yıkım” gündemiyle ortak kitlesel yürüyüşler gerçekleştirecek. Ayrıca havayolu çalışanlarının emeklilik hakları için başlatacağı grev dalgası nedeniyle ulaşımda ciddi aksamalar öngörülürken, Hindistan’da ise pazar gününe doğru gözaltılara karşı yeni dayanışma nöbetlerinin ve internet kesintilerini aşmak için yerel meydanlarda toplanma çağrılarının sürmesi bekleniyor. Bu eylemler hem dünyayı hem de Türkiye’yi etkiliyor.
Rusya ile Ukrayna arasında kızışmaya devam eden savaş, Rusya-Avrupa (NATO) arasındaki gerginliği artırdı. İtalya’da askeri güç gösterisine girişen NATO, her ne kadar savunma amaçlı olduğunu iddia etse de Moskova tarafından doğrudan bir tehdit olarak algılanan nükleer kartını masaya sürdü. Aralarında ABD, Türkiye, Almanya, Belçika, Hollanda, Romanya, Polonya, İsveç ve Finlandiya’nın da bulunduğu 17 ülkenin katıldığı Steadfast NATO “nükleer caydırıcılık” tatbikatı bu yıl İtalya’nın ev sahipliğinde yapılıyor. NATO’nun her yıl rutin olarak düzenlediği nükleer caydırıcılık tatbikatı Steadfast Noon 2026, 13 – 23 Ekim 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilmektedir. Türkiye bu tatbikatta ABD’nin nükleer silahlarının bulunduğu ülkelerden biridir. Aynı günlerde Trump yönetimi, küresel piyasaları dengede tutmak amacıyla Zelenski iktidarından Rusya’nın stratejik enerji tesislerini vurmamasını istedi. Ancak Ukrayna, Trump’ın dayattığı ‘enerji ateşkesine’ rağmen Rusya’nın kendi altyapısına yönelik yıkıcı saldırılarını sürdürdüğü gerekçesiyle Washington’ın bu talebini yerine getirmiyor. Ukrayna’nın ABD’ye karşı sergilediği bu direncin ve savaşı Rusya topraklarına yayma stratejisinin arkasında ise Kiev’i perde arkasından yönlendiren İngiltere’nin olduğu biliniyor.
Filistin’de İsrail saldırıları, Şubat 2026’da patlak veren İran savaşı ile bu savaşa bağlı olarak tırmanan Yemen Ensarullah (Husi) güçleri ve Suudi Arabistan koalisyonu arasındaki çatışmalar sürüyor. AKP iktidarının Türkiye’yi Suudi krallığı yanında savaşa sokma riski muhalefetin tepkileriyle karşılaştı. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman; Türkiye, Pakistan, İngiltere ve ABD iktidarlarının askeri-lojistik desteklerine rağmen, Husilerin stratejik enerji tesislerini ve havalimanlarını hedef alan yoğun İHA/füze taarruzları sebebiyle vizyon projelerini ve bölgesel güvenliğini kaybetme riskiyle karşı karşıya bulunuyor. Diğer yandan ABD ve İsrail’in yürüttüğü yıpratma savaşıyla karşı karşıya olan İran’da, nükleer tesisler ile askeri kadrolara düzenlenen suikastların gölgesinde ekonomik sorunlar ve halkın hoşnutsuzluğu had safhada seyrediyor. İran iktidarı kendisini savunmak için “şaşırtıcı ve yeni” silahlar kullanacağını ilan ederken; ABD Başkanı Donald Trump ise yeraltı nükleer tesislerini (özellikle Pickaxe Mountain/Kazma Dağ tesisini) vurmak için nükleer silahlara gerek olmadığını belirterek nükleer olmayan en güçlü konvansiyonel mühimmatı olan MOAB (Bombaların Anası) kartını masada tutmaya devam ediyor. Trump yönetimi için iç siyasette çok kritik bir kırılma noktası olan 3 Kasım 2026 tarihli Kongre ara seçimleri yaklaşıyor. Bu seçimlerde Temsilciler Meclisi’ndeki 435 sandalyenin tamamı yenilenecek, 100 sandalyeli Senato’nun ise 35 koltuğu için kritik bir oylama yapılacaktır
Trump’ın mitinginde kadına karşı şiddet ABD’yi sarstı. ABD’nin Ohio eyaletinde düzenlenen Trump mitinginde, üzerinde “Epstein Dosyalarını Yayımlayın” yazılı tişört bulunan bir kadın protestocu, Trump destekçileri tarafından saçından sürüklenerek yumruklandı. Kürsüden olaya müdahale etmek yerine kadını “şişman ve çirkin” diyerek hedef alan Donald Trump zorbalık eleştirilerinin odağı olurken; güvenlik güçleri darp edilen kadını yaka paça dışarı çıkarıp hastaneye sevk etti. Mahoning Bölge Şerifi, memurların darp anını görmediğini ve anlık şikayet olmadığını savunarak hiçbir saldırganı gözaltına almadı. Youngstown Belediye Başkanı tarafından “siyasi şiddet” olarak kınanan skandal, sosyal medyada kadının dik duruşunu gösteren sahte bir yapay zeka görselinin yayılmasıyla dezenformasyon krizine dönüştü. Hastanede tedavi altına alınan mağdur kadın, saçının koparıldığını belirterek saldırganlara karşı yasal darp davası açacağını duyurdu.
Sonuç
Geçtiğimiz hafta Cemil Tugay’ın AKP’ye geçmesiyle yapılan şovu bu hafta Mihraç Ural’ın kaçırılması yoluyla yapılan şov izledi. Bu gösterişler uzun vadede tam tersi etkiler yaratmaya açıktır. İktidarın Yemen’de Suudi Arabistan’ın yanında yer almasının muhalefetin tepkisiyle karşılanması olumludur. Türkiye’de ve dünyada artan hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı ile gençlerin eğitim ve gelecek kaygıları, Hindistan’dan Avrupa’ya kadar kitlesel eylemlere dönüşen tepkiler yaratıyor. Avrupa’daki bu tepkilerin savaşa karşı bir mücadeleye evrilmesi, sürece yeni bir boyut kazandıracaktır. Ancak bu yöndeki örgütlü çabalar henüz yeterince etkili olabilmiş değil. Eylemlerde öğrencilerin, işçilerin ve geniş halk kesimlerinin yan yana gelmesi, gelecekte büyüyecek kitle hareketlerine yol gösteriyor. Bu doğrultuda devrimciler; öğrenci gençlik, işçi sınıfı ve kent yoksulları içindeki çalışmalarına ağırlık vermelidir.
























