Odak Dergisi
Bu yazıda, tartışmaları süren ve sürmeye de devam edecek olan fon skandalı üzerinde duracağız. AKP’nin kendi içindeki güç mücadelelerinin bir sonucu olarak ortaya çıktığı belirtilen bu skandal, halkın nasıl soyulduğuna bir kez daha ışık tuttu. Söz konusu soygunun; toplumda derinleşen umutsuzluk ve karamsarlıkla birlikte artan intihar vakalarıyla, gençliği kuşatan uyuşturucu ve çeteleşme sarmalıyla çok yakın bir ilişkisi var. Bu karanlık tabloyu dağıtma yolundaki dayanışma çabamızı da yazımızın sonunda sizlerle paylaşacağız.
Skandal kapsamında; eski Aile Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya ve eşinin fona 160 milyon TL yatırıp, iktidar olanaklarını kullanmak suretiyle 2 milyar 170 milyon TL tahsil ettiği; fona para kaptıranların başında ise yine AKP’li seçmenlerin geldiği ortaya çıktı. Faizi haksız kazanç gördüğünü iddia eden sözde dindar anlayış, faizden çok daha kötü bir soygun düzeni kurdu. İktidara geldiğinde yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar ile mücadele edeceği vaadinde bulunan AKP; yolsuzluğu da yoksulluğu da daha da derinleştirdi. İktidarda olmanın verdiği güç ve yetkiyle, var olan tüm kaynakların sınırsızca yağmalanması artık normal bir hal aldı. Yaklaşık 90 milyar dolarlık bir yıkıma yol açtığı hesaplanan bu fon dolandırıcılığı, 100 milyar dolarlık yıkıma yol açan 6 Şubat 2023 büyük depremiyle karşılaştırılmaktadır.
Yıllarca çalıştığı halde geçim sıkıntısından kurtulamayan geniş kitleler; fon, hisse ve kripto para gibi araçlar üzerinden yüksek kazanç vaadiyle kısa yoldan zenginleşme hayaline çekilmekte, neticede eldeki son birikimlerinden de olmaktadır. Fon skandalının ucu Erdoğan’ın en yakın çalışma arkadaşlarına ve hatta yeğenine kadar uzandı. İktidarın en yetkili ismi fon vurgununda işin sonuna kadar gidileceğini söylese de geçmiş tecrübeler bu konuda halka hiç umut vermiyor. Bir avuç azınlık sömürü ve yağma yoluyla servetine servet katmaya devam ederken, “geçinemiyoruz” diyen emekliler en düşük emekli aylığının insanca bir yaşam düzeyine çıkarılmasını talep ediyor.
Bu fonlar ve kısa yoldan zenginleşme vaatleri, aslında örgütsüz ve çaresiz kitlelerin artan geçim sıkıntısına karşı çaresizce bir çıkış yolu arayışıdır. Ne var ki sistemin sunduğu bu sahte umutlar çöktüğünde, geride kalan yıkım toplumsal karamsarlığı daha da büyütüyor. Ekonomik sarmalın içinde birikimini kaybeden ya da daha en başından bu kumar döngüsüne katılacak tek bir kuruşu bile olmayan yoksul halk kesimleri ve gelecek güvencesini yitiren gençlik için çaresizlik, çok daha yıkıcı yollara kapı aralıyor. Bir yanda çaresiz yetişkinler intihara sürüklenirken, diğer yanda hiçbir geleceği kalmayan, sahipsiz bırakılmış gençler uyuşturucu ve çeteleşme ağının doğrudan hedefi haline geliyor.
Geçtiğimiz yıl 25 Eylül’de Ankara’da emeklilerin Anayasa Mahkemesi önünde yaptıkları hak arama eylemine katılan bir emekli polis memuru beylik tabancasıyla intihar etti. Türkiye’de intihar kaynaklı can kayıpları yıllık 4 bin 500 seviyesinin üzerine çıktı. İntihar vakalarındaki bu tırmanışa ilişkin olarak psikiyatristler; meselenin sadece bireysel psikiyatrik rahatsızlıklarla izah edilemeyeceğine, ekonomik krizden derin yalnızlığa kadar uzanan çok boyutlu faktörlerin belirleyici rol oynadığına işaret ediyor.
Ülke, uyuşturucu ve irili ufaklı sokak çetelerinin şiddetinden kıvranırken; devlet-siyaset-mafya üçgenindeki kirli ilişkiler yeniden ve yeniden kendini gösteriyor. İktidar ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, husumet içinde olan iki büyük suç örgütünün (Şahinler ve Sarallar grubu) liderleriyle parti merkezinde bir araya geldi. Görüşmeye ilişkin MHP’nin resmi sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda suç örgütü liderleri için “ülkemizin iki kıymetli ailesi” denildi. Bahçeli daha öncesinde de yine devlet ve siyaset ilişkileriyle tanınan Alaattin Çakıcı ve Kürşat Yılmaz gibi isimleri parti merkezinde ağırlamış ve onları birer “kahraman” olarak nitelendirmişti. MHP Genel Başkan Yardımcısı İsmail Özdemir ise Birleşik Arap Emirlikleri’nde bulunan Sedat Peker için “yakında vatanımıza kavuşacaktır” müjdesini verdi. Bu ve benzeri suç örgütü liderleri, siyasi parti liderleri ve popüler diziler/filmler yoluyla gençliğe birer rol model olarak gösteriliyor. Özellikle işsiz ve ümitsiz gençler, bu ve benzeri çeteler için sınırsız birer kadro kaynağı haline geliyor.
Yaygın kullanıcı yaşının 12’ye indiği Türkiye’deki uyuşturucu piyasası, tamamen bitkisel maddelerden sentetik ve kimyasal maddelere kaymış durumdadır. Kullanım hızı, ucuzluğu ve kolay erişilebilir olması nedeniyle en tehlikeli boyutlara ulaşan madde metamfetamindir. Satın alınması çok kolay olan bu madde, evlerde küçük mekanlarda dahi üretilebiliyor. Çok güçlü bir bağımlılık potansiyeline sahip olan ve doğrudan kalıcı psikozlara (akıl hastalığı/şizofreni benzeri durumlar) yol açan metamfetamin gençliği kırıp geçirmektedir. Sentetik hapların yanında Bonzai adlı sentetik madde de can almaya devam ediyor. Aileler evlatlarının uyuşturucuya başladığını genellikle ancak bir-iki yıl sonra fark edebilmekte ve her bağımlı, bir yıl içinde ortalama üç kişiyi daha bu ağa alıştırmaktadır.
İşte, “Ailem Güvende” kampanyası adı altında LGBT+ hakları savunucularını hedef haline getirerek yapay gündemler yaratan iktidara karşı; eylül ayındaki “Haftanın Özeti” yazımızda “Ailem Güvende Değil, Ağır Tehlikede!” derken tam olarak mahallelerimizi esir alan bu uyuşturucu ve çete gerçeklerini kastediyorduk.
Biliyoruz ki iktidarın görevi halkı sömürmek ve baskı altında tutmaktır. Burjuva muhalefet ise bugüne kadar “ilk seçimde iktidarı devirme” vaatleriyle ülkeye çeyrek asır kaybettirdi; iktidara gelseydiler bile halkın bu köklü sorunlarını çözme yolunda yapısal bir adım atamayacaklardı. İşte bu yüzden tek gerçek çözüm, devrimci mücadeleden ve dayanışmadan geçiyor.
Toplumdaki umutsuzluk, aynı zamanda bir mücadele azmine de dönüşme eğilimi barındırmaktadır. Örneğin burjuva partisi CHP’nin 28 Mayıs 2023 cumhurbaşkanlığı seçim yenilgisinin ardından, 4-5 Kasım’da Kılıçdaroğlu’nu genel başkanlıktan indirip “yenilendik” iddiasıyla, aslında neredeyse tamamen aynı kadrolarla halka gitmesi bile kitlelerde geçici bir umut yarattı. Bu umut dalgasıyla CHP, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde birinci parti konumuna yükseldi. Kısa zaman sonra bu “yenilenmenin” eskisinden de kötü bir gidişat olduğu ortaya çıksa bile CHP’ye inanan kitleler çağrıldıkları eylemlere gitmeye devam ettiler. Deniz Göktaş adlı muhalif komedyenin birdenbire milyonlarca izleyici kazanması da halkın kolektif mücadelede tutunacak bir dal arayışının dışa vurumudur. Bu durum, tam da devrimci mücadelenin gelişebileceği nesnel ortama işaret ediyor. Türkiye solu, sabırlı ve kararlı çabalarla umutsuzluğu kesinlikle umuda dönüştürebilir. Ne var ki umutsuzluk sola da derinlemesine yansımış durumda. Toplumsal çelişkiler alabildiğine keskinleşirken, hem iktidar hem de burjuva muhalefet alabildiğine itibarsızlaşırken; öğrenilmiş çaresizlik, yani yılgınlık içindeki devrimci güçler gençliğe, kadınlara ve işçilere giderek kalıcı çalışmalar yapma yolunda devrimci azmi ve kararlılığı ortaya koymakta çok yetersiz kalmaktalar. Umutsuzluğu umuda çevirmek için küçük küçük de olsa süreklilik sağlayacak şekilde örgütlü ve kararlı adımlar atmak gerekiyor.
Bu temelde, ülkemiz gençliğinin içine çekildiği uyuşturucu ve çeteleşme belasına karşı Eğitim ve Dayanışma Hareketi olarak yeni bir kampanya başlatıyoruz. Bu kampanyada öncelikli olarak, gençlerin uyuşturucu ve çeteleşme belasından uzak kalmalarını sağlayacak önleyici tedbirler üzerinde yoğunlaşmayı amaçlıyoruz. Uyuşturucu ve çeteleşme ile mücadeleyi; özellikle gençler ve anneler arasında bilinçlenme ve dayanışma temelinde ele almak istiyoruz. Bu doğrultuda gençlerin eğitim ve kültürel sorunlarına eğilmek, onlarla çeşitli kültürel etkinlikler düzenlemek, ders dayanışması ağları kurmak ve anneler arasında dayanışmayı büyütmek gibi sağlıklı ilişkilerin kurulacağı alan çalışmaları planlıyoruz. Bu meseleye karşı duyarlılığı olan tüm kesimlerin güçlerini birleştirmesi büyük bir önem taşıyor. Adaletsizliklere, yolsuzluklara, sömürüye, gençliği ve aileleri tehdit eden uyuşturucu ve çeteleşmeye karşı ancak eğitim ve dayanışmayla mücadele edebiliriz.
Halkımızın en büyük düşmanı umutsuzluktur. Devrimci güçlerin bilinci ve mücadele azmi ise halkımızın en büyük yardımcısı olacaktır. Bugün küçük görünen yerel mücadeleler gelişip birleştikçe, gerçek çözüm gücü olan halkın kendine güveni de yeniden tesis edilecektir.

























