Haftanın özeti: Kendi sınıf ve grup çıkarlarının peşindeki burjuva partileri ve ezilenler

0
249

CHP’nin yeni yönetimi ile AKP arasında devam eden “yumuşama-normalleşme” sürecinin nereye varacağı tartışılıyor. Bu görüşmeler sayesinde CHP yönetimi Kılıçdaroğlu’nun karşılaştığı saldırılardan kurtulma olanağı bulurken AKP’nin de onları kullanmaya çalıştığı görülüyor. Ayrıca AKP’nin bu yolla CHP ile DEM Parti’nin aralarını açarak sonraki süreçte hem CHP’yi hem de DEM Parti’yi yedeklemek istediği de ileri sürülüyor. Kürt hareketine yakın çevreler, AKP’nin “yumuşama” sürecinde Kürt ulusal hareketine karşı tasarladığı askeri operasyonlara CHP’nin de destek vermesini sağlamaya çalıştıklarını ileri sürüyor.

CHP’nin sol kanadından bir kısım aydınlar Erdoğan’ın CHP’yi dinci bir yeni anayasa alet etmeye çalıştığını belirtirken DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Koçyiğit yeni Anayasa yapılması konusunda iktidarla iletişime açık olduklarını belirtti. AKP-MHP yanlısı bazı çevrelerden ise CHP’nin yeni taktiğinin AKP ile MHP’nin arasını bozmaya ve Batı yanlısı güçlere alan açtığı yönünde eleştiriler yapılıyor.

CHP liderleri sol muhalefeti kendine bağlamak amacıyla sol görünme çabasını ihmal etmiyorlar. Özgür Özel 6 Mayıs’ta Ankara’da Deniz Gezmiş’in anılmasına katıldı. Anmada yapılan konuşmada Denizlerin Filistin’e gidip İsrail’e karşı savaşmaları da gündeme getirildi. Batılı emperyalistlerin gözdesi Ekrem İmamoğlu’nun 4 Mayıs’ta Fransa’da Avrupa Sosyalist Partisi özel toplantısında yaptığı konuşmada Batılı devletlerin Gazze konusundaki tutumlarını eleştirdiği halde İsrail katliamına destek olagelmiş sözde sosyalistler tarafından ayakta alkış alması sosyal medyada propaganda edildi. Koyu ABD, AB yanlısı ve NATO’cu CHP liderlerinin Deniz Gezmiş’e ve Filistin halkına sahip çıkmaları kulağa “hoş gelmekle” birlikte inandırıcı görünmüyor. Onlar “aşağıdan” gelen hareketi kendilerine bağlamayı tercih ederler. 1 Mayıs’ta İstanbul’daki tutumları buna örnektir.

Burjuva basının parti liderleri arasındaki konuşma ve görüşmelerle halkı oralarken işçiler her gün iş cinayetlerine tek tek ve toplu şekilde katledilmeye devam ediyor. İSİG verilerine göre nisan ayında en az 163 emekçinin hayatı sömürü düzeninin kurbanı oldu. Zonguldak’ta kaçak maden ocaklarında son on yılda 44 işçi yaşamını kaybettiği ortaya çıktı. Soma gibi onlarca emekçinin katledildiği iş cinayetleri davasında sermaye düzeni korunurken, cinayetlerin üstü örtülmeye çalışılıyor.

Öte yandan ülkemizin çeşitli yerlerinde devam eden grev ve direnişler umut veriyor.
Mersen grevi, İFFCO direnişi devam ediyor. İnşaat işçileri örgütlü olduğu yerlerde sendikalarıyla birlikte haklarını arıyorlar.

Öğretmenler güvenli ve insanca çalışma koşulları için sokaklardan seslerini yükseltiyor. On binlerce öğretmen atanma kararı bekliyor. CHP öğretmenler safında gelişen hoşnutlukları üzerine 18 Mayıs’ta da İstanbul’da öğretmen mitingi yapmaya karar verdi. Emeklilerin muhalefeti üzerine 26 Mayıs’ta emekli mitingi düzenlenecek.

Motokuryeler, örgütlü tekstil işçileri hakları için mücadele ediyorlar.
Belediye işçileri işten atılmaya karşı iş güvencesi ve insanca yaşama taleplerini yükseltiyorlar.

Sendika düşmanlığına, işten atmalara ve patron zorbalığına karşı emekçiler çeşitli yerlerde direniyor ve haklarını arıyorlar.

Kayıp yakınları ve devrimci tutsaklarla dayanışma eylemleri bu hafta da sürdü.

1 Mayıs İstanbul gösterileri dolayısıyla devrimci örgütlere karşı yapılan gözaltı ve tutuklamalar devam etti. Bir kısım sosyalist örgüt tutuklamalara ve gözaltılara karşı birlikte basın açıklaması yaptı. Gözaltına alınan ve tutuklanan gençlerin direnişçi davranışları, mücadele açısından moral verici oldu.

Batılı ülkelerde Filistin’le dayanışma amaçlı öğrenci eylemleri sürerken bu ülkelerin demokratik geçinen yöneticilerinin eylemlere karşı düşmanca tutumları çok dikkat çekiyor. ABD’de Filistin’le dayanışma eylemlerinde gözaltına alınan öğrenci sayısı 2500’ü aştı. ABD, Almanya ve Fransa’da yoğunlaşan Filistin yanlısı öğrenci eylemleri ve polis baskısı Hollanda’ya da yansıdı. Polis Amsterdam Üniversitesi’nde kurulan Filistin’e destek kampına 6 Mayıs gecesi baskın düzenledi. Polis tarafından yapılan açıklamada, şiddet olaylarının yaşanması nedeniyle “düzeni yeniden sağlamak için” üniversiteye baskın düzenlendiği ve 125 kişinin gözaltına alındığı belirtildi. Polis eşliğinde kampüse giren iş makinesi, öğrencilerin oluşturduğu barikatları yıktı.

Berlin’de Nazizme karşı zaferin yıldönümünde (8 Mayıs) Rus ve Sovyet kimliğini hatırlatan Kızıl Bayrak ve semboller yasaklandı.

Uluslararası Adalet Mahkemesi’nin soykırım yapan İsrail Başbakanı Netanyahu hakkında tutuklama kararı çıkarması ABD tarafından engellenmeye devam etti. İsrail saldırıları ise hafta boyunca şiddetlenerek sürdü. Hamas’ın ateşkes teklifini kabul etmesi ardından İsrail, Refah’a asker harekat düzenledi. Hamas’a bağlı El Kassam tugayları saldırılara karşılık veriyor. İsrail saldırılarını Batı Şeria’da saptadığı Hamas liderlerine karşı da sürdürdü. Ayrıca İsrail yürüttüğü katliamın duyulmaması için Katar merkezli El Cezire televizyonunu ülkede yasakladı. İsrail polisi kanala baskın yaparak, kanalın eşyalarına ve olanaklarına el koydu ve yayına erişimi engellendi. Engellemenin savaşın sona ermesine kadar sürmesi bekleniyor. Bununla birlikte Filistin halkı direnmeye devam ediyor.

İsrail’in saldırganlığına karşı dünyada dayanışma eylemleri gelişiyor. İsrail’in yürüttüğü soykırıma rağmen İsveç’in Malmö şehrinde gerçekleşecek Eurovision şarkı yarışmasından çıkarılmaması tepki olarak 9 Mayıs Perşembe günü Malmö’de 30 binden fazla gösterici Filistin yanlısı yürüyüş yaptı ve o akşam Eurovision şarkı yarışmasına alternatif bir Eurovision düzenledi. İsrail istihbarat teşkilatı başkanı yarışma başlamadan önce İsveç’e gelip alınacak önlemleri yetkililerle görüşmüştü. Polis çok sıkı önlemler aldı. Danimarka’dan Malmö’ye destek polis güçleri geldi. Hatırlanacağı gibi Rusya Ukrayna’yı işgal ettiği gerekçesiyle Eurovision’dan çıkarılmakla kalmamış sayısız ekonomik yaptırıma maruz kalmıştı. Hatta Lahey Uluslararası Mahkemesi Putin hakkında tutuklama kararı çıkarmıştı.

Öğrencilerin Filistin ile dayanışma eylemleri etki yaratmaya devam ediyor. İspanya ve ABD’de öğrencilerle dayanışma içindeki bazı üniversiteler İsrail üniversiteleri ile ilişkilerini kesiyorlar. İspanya, İrlanda, Malta, Slovenya ve Norveç ise Filistin devletini tanımaya hazırlanıyor.

Ukrayna’daki savaş hafta boyunca yoğunlaşarak devam etti. İngiltere Dışişleri Bakanı David Cameron “Ukrayna’nın İngiliz silahlarıyla Rusya içlerine saldırması meşrudur”, şeklinde açıklama yapınca Rusya, “Kiev bize İngiltere silahlarıyla saldırırsa biz de Ukrayna ve başka yerlerdeki İngiliz askeri varlığına misilleme yaparız” karşılığı verdi. Bu konuda İngiliz Büyükelçisi Moskova’daki Dışişleri’ne çağrıldı ve nota verildi. Ayrıca Rusya, Fransa’nın Moskova Büyükelçisi de Macron’un “Ukrayna’ya asker gönderebiliriz” sözüyle ilgili Rusya Dışişleri Bakanlığı’na çağrıldı ve tıpkı İngiltere gibi Fransa’ya da nota verildi. Rusya bir süredir bütün NATO ülkelerinden daha fazla silah ve cephane üretiyor. Savaşta her gün bin civarında Ukraynalının ölme, yaralanma veya esir düşme yoluyla savaş dışı kaldığı bildiriliyor. Rusya’nın şimdi Ukrayna’nın ikinci büyük şehri Harkov’a karşı askeri harekat başlattığı iddia ediliyor. Bu iddianın ABD’den ek yardım kotarmak maksadıyla Zelenski tarafından uydurulduğunu bildirenler de var. Fakat Harkov’a askeri harekatın eli kulağında olduğu görülüyor. Batılı güçler bir yandan Ukrayna’yı savunmaktan söz ederken diğer yandan da Batılı tekeller Ukrayna’ya verdikleri borçlarını geri istemeye başladılar.

ABD’nin en büyük rakip gördüğü Çin Devlet Başkanı Şi Jinping Fransa’ya, Sırbistan’a ve Macaristan’a ziyaretlerde bulundu. Şi Jinping Sırbistan ziyaretinde “Yirmi beş yıl önce bugün, NATO Yugoslavya’daki Çin Büyükelçiliği’ni pervasızca bombaladı ve üç Çinli gazeteciyi öldürdü, bunu asla unutmayacağız” ifadelerini kullandı. AB ve NATO ülkeleri aralarındaki birliği korumakta zorlanıyor. Çin ise Fransa, Sırbistan ve Macaristan iktidarlarının ABD’den göreve bağımsız tutumlarını özendirmeye çalışıyor. Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılmasından sonra Avusturya da katılacak mı, diye düşünülürken; Avusturya yetkilileri NATO’ya katılmalarının söz konusu olmadığını ifade etti.

Batılı güçler de Rusya’nın komşuları olan Gürcistan’ı ve Ermenistan’ı kışkırtıyor. Gürcistan’da Batı emperyalizminden fonlanan sözde demokrasi güçleri yeni bir turuncu devrim yapmaya çalışıyor. Ermenistan Batılı emperyalist ülkelerin oyunlarına gelerek NATO ve AB ile yakınlaşma politikasına devam ediyor.

Özetleyecek olursak dünyada Batılı emperyalist güçlerin gerilemesi bu hafta da devam etti. Geride bırakmakta olduğumuz hafta, burjuva partileri arasındaki ilişkilerin yeniden kurulması çabasıyla geçti. Yeni anayasa için DEM Parti’nin AKP ile görüşmeye açık olduğunu açıklaması, AKP’nin Kürt hareketine karşı başlatacağı savaşı önleme maksatlı görülebilir. DEM Parti’nin dinciliğe yaklaşımı ile Türkiye solunun yaklaşımı arasında fark olması DEM Parti’nin Kürt coğrafyası temelinde bakmasıyla ilgilidir. DEM; Kürt kitleler arasındaki örgütlülüğü ve etkinliği sayesinde gerici eğitimin, dinci baskıların, tarikatların Kürt kitleler içindeki güçlerini önemli ölçüde dizginleyebilir. Türk solu aynı etkinliğe sahip olmadığı için dincilik Türk solu açısından daha önemli tehdit görülmektedir.

AKP girdiği zor durumdan kazanımlarla çıkmaya çalışıyor. CHP ezilenleri manipüle ederek güçlenmeye, iktidara gelmeye çalışırken; MHP ise özellikle devlet içindeki gücünü korumaya önem veriyor. DEM Parti de demokratik muhalefeti, Kürt ulusal hareketinin politikaları doğrultusunda yönlendiriyor.

Dünyada ise direnişler dikkat çekmeye devam ediyor. Batılı emperyalistler İsrail’in yanında saf tutarken, halk Filistin ile dayanışma gösteriyor. Özellikle Avrupa’da sol güçlerin liderliğinde gerçekleşen dayanışma eylemleri, sol muhalefeti güçlendirebilir.

Umutun kaynağı, emekçiler başta olmak üzere ezilenlerin mücadelesidir. Devrimci aydınlar ve örgütler bu mücadelenin çok önemli bir parçasıdır. Burjuva partileri birbirleriyle kapitalist sistemi ayakta tutmak ve kendi gruplarını iktidar yapmak maksadıyla sertleşiyor veya yumuşuyorlar. Ezilenlerin mücadelesini egemen sınıfların ya da çeşitli politik grupların egemenliğine kurban etmekten çıkarı bulunmayan tek güç ise Türkiye soludur. Türkiye solunun bu özelliğini hem teorisinde hem de pratiğinde ortaya koyabilmesi gerekiyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.