Bu haftaki özetimize dünyadaki gelişmelerle başlıyoruz.
İran’a karşı başlattığı savaştan yenik düşen ABD emperyalizmi barış antlaşması yapmakta zorlanıyor. 20-21 Haziran tarihlerinde taraflar arasında imzalanan 14 maddelik mutabakatın uygulama süreci başlarken, görüş ayrılıkları ve tartışmalar da sürüyor.
Mutabakata rağmen Trump yönetimi zaman zaman anlaşma metninde yer almayan yeni talepler ve açıklamalar gündeme getirirken, Tahran yönetimi ise bu açıklamaların gerçeği yansıtmadığını savunuyor. Trump yönetimi bir yandan barış ve istikrardan söz ederken, diğer yandan “gerektiği zaman bombalarımızı tekrar İran’a göndeririz” diyerek İran’a yönelik tehditkâr söylemlerini sürdürüyor.
Taraflar arasındaki temel anlaşmazlık konuları, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokları ve Hürmüz Boğazı’nın statüsü üzerinde yoğunlaşıyor. Özellikle Hürmüz Boğazı konusunda gerilim devam ediyor. İran yönetimi, kendi belirlediği deniz koridorları ve geçiş düzenlemeleri çerçevesinde ücretlendirme hakkını savunurken, ABD emperyalistleri ise uluslararası deniz ticaret yollarında herhangi bir geçiş ücretini kabul etmeyeceğini ifade ediyor. Washington yönetimi bu konuda bölgedeki müttefiklerini de devreye sokmuş durumda. Başta Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman işbirlikçileri olmak üzere bazı Körfez ülkeleri üzerinde diplomatik baskı kurularak boğazdaki geçişlerin mevcut uluslararası uygulamalar çerçevesinde sürdürülmesi için girişimlerde bulunulduğu belirtiliyor.
Mutabakatın bölgesel güvenliğe ilişkin maddeleri kapsamında İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarını durdurması gerekiyordu. Ancak İsrail, saldırılarını çeşitli biçimlerde devam ettiriyor. İsrail yönetimi güvenlik politikaları adını verdiği saldırganlığının herhangi bir uluslararası mutabakatla sınırlandırılamayacağını vurgulayarak bağımsız hareket etme kararlılığını dile getiriyor.
ABD emperyalizmini İrana saldırtmayı başardıkları halde Büyük İsrail hedefleri doğrultusunda istedikleri ilerlemeyi sağlayamayan Siyonistler ABD’den bağımsız bir askeri ve teknolojik güce ulaşmaları gerektiğini düşünüyorlar. Siyonizmin Büyük İsrail hedefi İran’da büyük darbe almış olmakla birlikte İsrail’in yayılmacı hedeflerinden vazgeçmesi beklenemez.
ABD-İran mutabakatı kısa vadede bölgesel çatışma riskini azaltmış görünse de taraflar arasındaki anlaşmazlık devam ediyor. ABD İran’ı bir direniş odağı olmaktan çıkarıp onu kendi desteğine dönüştürmek istiyor. İran petrolünün dolar üzerinden satılmasını, İran’ın Rusya ve Çin’den uzaklaşarak ABD liderliğindeki sisteme bağlanmasını istiyor. Hürmüz Boğazı’nın statüsü, İran’ın nükleer faaliyetleri ve İsrail-Lübnan hattındaki gelişmeler, önümüzdeki haftalarda tartışma konuları olarak öne çıkıyor.
Ukrayna’daki savaş Rusya’ya yayılırken dünya açısından giderek daha tehlikeli bir hale geliyor. Rusya ile Ukrayna arasında Şubat 2022’de başlayan savaş dördüncü yılına girerken, çatışmalar yalnızca cephe hattında değil; ekonomik, teknolojik ve diplomatik alanlarda da ileri boyutlar kazanmış durumda.
Fransa’da gerçekleştirilen G7 Zirvesi’nde Ukrayna’ya verilen siyasi, ekonomik ve askeri desteğin sürdürülmesi yönünde kararlar alınırken, Batılı ülkeler Rusya üzerindeki baskıyı artırma konusunda ortak tutum sergiledi. Ukrayna toprakları artık NATO’nun eğitim, uzun menzilli İHA ve çeşitli insansız silah sistemlerinin üretim merkezlerinden birine dönüşmüş durumda.
Ukrayna yönetimi, savaşın yalnızca cephe hattında değil, Rusya’nın ekonomik ve lojistik altyapısına yönelik operasyonlarla da sürdürülmesi gerektiğini savunuyor. Bu kapsamda Rusya’nın enerji tesisleri, petrol rafinerileri ve yakıt depolarına yönelik insansız hava aracı saldırıları artırılmış durumda. Bu saldırılar sonrasında enerji alanında sorunlar baş göstermeye başladı ve Rusya bazı petrol ürünlerinde ithalata yönelmek zorunda kaldı.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise G7 sonrasında, Rusya’yı savaşı sona erdirmeye zorlamak amacıyla yeni bir operasyon planı üzerinde anlaşmaya varıldığını belirtti.
Türkiye egemenlerinin Zelenski yönetimine verdiği destek Rusya devleti tarafından uzun zamandır biliniyor olmasına rağmen, Moskova bugüne kadar Ankara ile ilişkilerini bozmamaya özen gösterdi. Ancak son dönemde yaşanan gelişmeler iki ülke yönetimleri arasındaki bazı hassasiyetlerin yeniden gündeme gelmesine neden oldu.
NATO toplantısı öncesinde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Moskova ziyareti dikkat çekti. Fidan’ın yalnızca mevkidaşıyla değil, Rusya’nın üst düzey güvenlik ve istihbarat çevreleriyle de görüşmeler gerçekleştirmesi çeşitli yorumlara neden oldu. Görüşmelerde Türkiye egemenlerinin savaş sürecinde giderek daha aktif bir tutum aldığı yönündeki Rus rahatsızlığının dile getirildiği ifade ediliyor.
Venezuela’daki deprem büyük üzüntü yarattı. Ülke 39 saniye arayla 7,5 ve 7,2 büyüklüğündeki çifte depremle sarsılırken ender görülen bu olay sonucunda şehirler yıkıldı ve binlerce insan hayatını kaybetti. meydana gelen depremle Ender görülen ve çifte deprem olarak tanımlanan bu olay sonrasında şehirler yerle bir olurken, binlerce insanın hayatını kaybettiği belirtiliyor.
Uzun yıllardır ABD yaptırımları ve ekonomik ambargolar ve saldırılar nedeniyle büyük acılar yaşayan Venezuela, bu kez de meydana gelen depremle yeni bir felaketle karşı karşıya kaldı.
Özetimize Türkiye gündemi ile devam edelim.
AKP iktidarı NATO’nun yeni stratejileriyle uyumlu olarak Türkiye’yi bölgede daha aktif bir konuma itiyor ve bu süreçte NATO’nun yeni küresel tehdit algılarına paralel olarak görevler üstleniyor. 22 yıl aradan sonra yeniden Türkiye’de (Ankara’da) yapılacak zirve için devletin tüm imkânlarının seferber edilmesi ve muhalefetin NATO’culuk sınırları içinde kalan göstermelik itirazları, Türkiye’nin sonu belirsiz büyük risklerin içine sokulduğu bir süreci işaret etmektedir.
NATO Liderler Zirvesi’ne haftalar kaldı. 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da yapılacak olan toplantıya katılan emperyalistleri “memnun etmek” için devletin mkânlarını seferber eden AKP iktidarı, aşırı bir gayretle çalışıyor. Ankara’da Esenboğa Havalimanı güzergâhında bulunan protokol yolunda asfalt yenileme çalışmaları ve peyzaj düzenlemeleri gibi bir “hizmet seferberliği” başlatılırken, delegasyonun kullanacağı protokol yolundaki binaların dış cepheleri belediye ekipleri tarafından ücretsiz olarak boyanıyor.
Şu ana kadar yapılan harcamaların 11 milyar lirayı geçtiği belirtiliyor. Ülkede geçim sıkıntısı ve yoksulluk artarken, ülkenin kaynaklarının emperyalizme sunulması iktidarın kimler için çalıştığını bir kez daha gösterdi. NATO Zirvesi’ne karşı mücadele edenler gözaltına alınıp tutuklanıyor. Macron’un “sabah koşusu” aksamasın diye parklar halka kapatılıyor. Şimdi de iktidarın, NATO delegasyonlarının geçiş güzergâhında bulunan gecekonduların önünü bariyerlerle kapattığı görüldü.
Ankara Valiliği, 28 Haziran saat 00.00’dan 10 Temmuz saat 23.59’a kadar 13 gün boyunca toplantı, gösteri yürüyüşü, basın açıklaması, protesto, stant açma, çadır kurma ve benzeri eylem ile etkinlikler yasaklandı. Ankara Valiliği bu kapsamda, sosyalist güçlere yönelik saldırılara da başladı. Ankara’da yapılan operasyonlarda 209 kişi gözaltına alınırken, müvekkillerini savunmaya çalışan avukatlara da polis saldırısı yaşandı.
Adeta ülkemizin NATO’ya katılım sürecinin yaşandığı 1940’lı yılların sonu ve 1950’li yılların başındaki günlere dönüldü. 5 Nisan 1946 tarihinde ABD emperyalizminin USS Missouri savaş gemisinin İstanbul’a geleceği günlerde; Karaköy’den Beşiktaş’a kadar geminin görülebileceği güzergâhtaki evler boyandı, taksi ve tramvaylar dezenfekte edildi, hatta birçok eğlence mekânı ve lokanta adını “Missouri” olarak değiştirdi. Kız Kulesi’nin gövdesine devasa boyutlarda “Welcome” yazısı nakşedildi. Dolmabahçe Camii minareleri arasına İngilizce “Welcome Missouri” (Hoş Geldin Missouri) yazılı mahya asıldı. Tekel İdaresi, “Missouri” markasıyla özel bir sigara serisi piyasaya sürdü; PTT ise ziyaretin anısına özel hatıra pulları bastırdı. Onursuz yöneticiler gayretlerini daha da ileri götürdüler: Karaköy’deki (özellikle Abanoz Sokağı ve Yüksek Kaldırım’daki) genelevlerin duvarlarını beyaza boyatıp, “Amerikan askerleri zarar görmesin” diyerek orada çalışan kadınları zorunlu doktor muayenesinden geçirerek dezenfekte ettiler. Bu onursuzlukları, emperyalizmin hizmetinde Kore’ye asker gönderilmesi izleyecekti. O savaşta 900’ü aşkın TSK askeri öldü, 2000’i aşkın asker yaralandı, 250’ye yakın asker esir düştü ve 163 asker de kayboldu.
İşte iktidarı ve muhalefetiyle NATO’cu partiler o gelenekten geliyor!
Özetimize CHP’de yaşananlarla devam edelim.
Mutlak Butlan kararıyla CHP’nin başına tekrar geçen Kılıçdaroğlu, parti içinde yeni sistemini kurmaya başladı. Kılıçdaroğlu Özgür Özel ve İmamoğlu ekibini partiden uzaklaştırmaya başlayarak olası bir kongrede kendi taraftarlarının çoğunluğu sağlamasını amaçlıyor.
Diğer yandan AKP yargısı ve İçişleri Bakanlığı da CHP’li belediyelere yönelik operasyonlarına devam ediyor. Tutuklamalar ve görevden uzaklaştırmalar sürüyor.
Tutuklanma ya da görevden alınma korkusu yaşayan bazı belediye başkanları ise soluğu AKP’de almaya devam ediyor. Son zamanlarda Ankara’daki belediye başkanlarının birer birer AKP’ye katılmaya devam etmesi dikkat çekiyor. Bu belediye başkanlarının böyle AKP’ye katılması CHP’nin seçiminin sonucudur. Belediye başkanlığı adaylığının büyük paralar ödenerek gerçekleştiği belirtiliyor. O denli büyük paraları yatırılanlar, seçildiklerinde daha fazlasını kazanmayı amaçlıyor, yani yolsuzluk yapmak amacıyla işbaşına geliyorlar. Ayrıca soldan daha çok uzaklaşıp sağa daha fazla yakınlaşan CHP kendi sağındaki partilerden insan almaya çok önem veriyor. İnançsız ve çıkarcı insanların tehdidin görünce Erdoğan’ın elini öpmesinde şaşılacak bir şey bulunmuyor.
İmamoğlu-Özel yönetiminin CHP’den ayrılarak yeni parti kuracakları haberleri bu hafta yoğunlaştı. İmamoğlu’nun bu partinin CHP’den daha sağcı olmasını istediği iddia ediliyor.
Özetimize Emek alanından haberler ile devam ediyoruz;
Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’nun (ITUC) 2026 Küresel Haklar Endeksi’nde Türkiye bir kez daha işçiler için en kötü 10 ülke arasında gösterildi. Raporda sendikal örgütlenme, grev hakkı ve toplu pazarlık konularındaki sorunlara dikkat çekildi.
Öğretmenler, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın çağrısıyla Ankara’da açlık grevini sürdürüyor.
Direnişin merkezinde, özel okul öğretmenlerinin yıllardır biriken güvencesizlik, düşük ücret ve belirsiz sözleşme koşulları yer alırken, öğretmenler taleplerinin karşılanmaması halinde eylemi sonlandırmayacaklarını vurguluyor. Açlık grevini sürdüren özel okul öğretmenlerinden bir grup Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan ile görüşmek üzere otobüsle bakanlığa gitti.
Işıkhan ile görüşemeyen öğretmenler daha sonra oturma eylemi başlattı. Polisin eyleme son verilmesi talebine olumsuz yanıt verilmesi üzerine “dağılın” uyarısı yapıldı.
Polis, dağılmayan gruba müdahale ederek 9 öğretmeni gözaltına aldı.
Gebzede faliyet gösteren Protecter&Gamble işçileri 46 gündür grevde.
P&G fabriasında işçiler, sefalet zammı dayatmasında ve hak gasplarına karşı üretimden gelen güçleriyle direniyor.
Antep’te Sireci Tekstil’de 25 işçi içtikleri sudan zehirlenerek hastahaneye kaldırıldı. İçme suyu filtrelerinim simsiyah olduğu fabrikada denetim gelmeden hepsnin değiştirildiği ve rapor alan işçilere baskı yapıldığı dile getiriliyor.
İş kazaları, toplu işçi kıyımları, sendika düzmanlığı ve hijyen sorunu sadece bu fabrikaya çzgü değildir, çalışma rejimi haline gelmiştir.
Özetimize geride bıraktığımız hafta yaşanan mücadele haberleriyle devam ediyoruz.
7-8 Temmuz’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi öncesinde Ankara’da düzenlenen ev baskınlarında 200’den fazla anti/emperyalist gözaltına alındı. Gözaltılar, İstanbul Kadıköy’de saat 19.00’da düzenlenen eylemle protesto edildi. Bir araya gelen grup, gözaltıları eleştirirken NATO karşıtı mücadelenin süreceği mesajını verdi.
Cumartesi Anneleri gözaltında kaybolan ve faili meçhul cinayetlere kurban eden yakınlarının akıbetini sormaya devam ediyor. Galatasaray Meydanı’nda 1108. haftalarında Murat Aslan için adalet sağlansın talebinden bulundular.
NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik Mecidiyeköy Metrobüs girişinde bildiri dağıtımı gerçekleştirdi.
Sonuç:
AKP iktidarı, ülkemizi NATO’nun istekleri doğrultusunda Batılı emperyalist sistemin daha aktif bir savunucusu durumuna sokarak halkımızın başına yeni belalar açıyor. Erdoğan’ın yaptıkları, burjuva muhalefet partilerinin istediklerine uzak değildir. İmamoğlu’su, Özgür Özel’i ve Kılıçdaroğlu’suyla CHP liderlerinin, Erdoğan’ı Türkiye’yi NATO’dan uzaklaştırmakla suçladıklarını asla unutmamalıyız. NATO milliyetçisi Zafer Partisi ve İYİ Parti gibi faşist burjuva muhalif partiler en az Erdoğan ve Bahçeli kadar emperyalizm yanlısıdır. Burjuva partilerinin bu konuda bütün yaptığı, Erdoğan’ı daha fazla NATO’cu olmaya teşvik ederek Batılı emperyalistlere yardımcı olmaktan ibarettir. Özellikle Suriye’deki ve Münih Zirvesi’ndeki tutumlarını gördükten sonra Kürt ulusal hareketinin antiemperyalist söylemlerinin samimiyetine inanmamız mümkün değildir. Onların antiemperyalistliği, NATO’yu ve emperyalistleri kendi taraflarında görmek istemekten ibarettir. Suriye halkı emperyalist ambargo altında açlığa, sefalete mahkum edilirken onlar emperyalist işgalcilerle işbirliği içinde bu ağır saldırının sefasını sürdüler.
Bu örgütlerin taraftarları arasında ise yüz binlerce iyi niyetli insan var. Ancak onlar, grup şartlanmışlığı içinde bakmaya koşullandırıldıkları için gerçeklik üzerinde düşünmeye yanaşamıyorlar. Taraftarlık şartlanmışlığı içindeki yüz binler ve milyonlar aslında Türkiye solunun doğal potansiyelidir; çünkü emekçinin ve halkın davasını, antiemperyalist yurtseverliği Türkiye solu savunuyor. Türkiye solunun bu potansiyelle buluşması için kararlı bir çalışma içinde olması gerekiyor. Solun pasif ve bölünmüş durumda olması etkili olmasını zorlaştırıyor. Bütün sosyalist örgütler çalışmalarını bir yandan ısrarla geliştirirken diğer yandan da solda kalıcı bir dayanışma çizgisinin hâkim olması yolunda kendilerini değiştirmelidir. Mücadelede direnişçi ve dayanışmacı olmalıyız.
Dayanışmacılığımız özellikle sol içinde gelişmelidir.
Ne mutlu ki Türkiye solu bir süredir NATO konusunda bir araya geldi ve aylardır eylemler yapıyor. Yakın zamana kadar böyle değildi. “Emperyalizme karşı mücadele özümüzdür, tarihimizdir” diye düşünen örgüt sayısı artıyor. “Emperyalizme karşı mücadele birlik alanımızdır” diye düşünen örgüt sayısı artıyor. Solda uyandırılması başarılmış olan bu bilinci ve bu duyguyu geliştirmeye devam etmeliyiz.























