Haftanın Özeti: Şeker Bayramı Yobazlara Haram Olsun!

0
231

Seçimler yaklaştıkça kamuoyunda ifşalar dolanıyor, seçim bu günlerin en belirleyici başlıkları arasında yer alıyor. Öte yandan halkın bu baskı ve haksızlıklara karşı öfkesi günden güne artıyor; kadınlar direniyor, işçiler-emekçiler direniyor, toplum AKP’ye karşı sesini yükseltiyor.

Geçtiğimiz haftaki özetimizde, Yeşil Sol Parti’nin (YSP) teklif götürdüğü ve aday koyduğu Cengiz Çandar ve Hasan Cemal gibi isimlerin, Kürt hareketini ABD politikalarına daha çok yaklaştırdığını yazmıştık. Bu isimlerden Çandar, Medyascope’dan Ruşen Çakır ile mülakatında, Türkiye solunun HDP içerisinde “dekorasyon” olduğu benzetmesini yaptı. HDP’nin Kürt partisi olduğunu vurgulayan Çandar’ın “dekorasyon” ifadesi solda tepkiyle karşılanırken, HDP’den yeterli düzeyde tepki almadı. Bizce, solu aşağılayan bu benzetmenin neden yapıldığı gayet açıktır ancak farklı bir noktadan bakıldığında bir doğruluk payı olduğu da görülebilir. İfadenin Kürt hareketi nezdinde gerçekliği kuşkusuz doğrudur. Solun kendi içerisinde birlik yaratmadan hiçbir güç ile gerçek bir ittifak yapamayacağını, bu seçim sürecindeki yaşananlardan da görmekteyiz.

Solun güçsüzlüğü, AKP’nin muhalefeti CHP’nin ve onun lideri Kılıçdaroğlu’nun da tarihi kendi keyfine göre çarpıtmasına yol açabiliyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun Bulgaristan Kırcaali ziyaretinde Erdoğan rejimini Sovyet rejimine benzetmesi, bu bağlamda değerlendirilmelidir. Kılıçdaroğlu bu benzerliği, “parti devleti” eleştirisi üzerinden yaptı. Kılıçdaroğlu’nun bu tutarsız yaklaşımı Erdoğan’ı Kemalist gösteren liberalleri ne çok hatırlatıyor!

AKP’nin seçim sürecini dinci söylemleri yükselterek toplumu gerici temelde kutuplaştırmaya çabalayarak işlettiği açık. Yaşayabilecekleri olası bir yenilgiye karşı, en azından şimdiki muhalefete “direnecek” bir kesim yaratma derdindeler. AKP kadrolarının, cemaatlerin, Hizbullah ile organik bağı olan Hüda-Par gibi oluşumların açıklamaları bunu gösteriyor. AKP’ye yaranması ile “ödüllendirilerek” Lefkoşa Büyükelçiliği’ne atanan Metin Feyizoğlu gibi isimler, kamuoyunda “Cübbeli Ahmet” olarak bilinen gericiler ve tarikat liderleri gün gün açıklamalar yapıyor, iktidara oy istiyor. Silivri’de yaşadığı ifade edilen Yusuf Ziya K. gibileri, ellerinde muhaliflerin çocuklarının dahi listelerinin olduğunu ifade ederek, AKP’nin kaybetmesi durumunda neler yapabilecekleri konusunda tehditler savuruyor. Hulusi Akar’ın tanıtım toplantısında salondan yükselen “vur de vuralım, öl de ölelim” sloganlarına, “Onun da zamanı gelecek, bekleyin” yanıtı veriliyor.

Kılıçdaroğlu’nun gençlere seslendiği bir videosunda Alevi olduğunu itiraf eder gibi açıklaması saygıyla karşılanması gerekirken nefret ve tehditlerle karşılandı. Kılıçdaroğlu’nu ABD ve işbirlikçi tekelci sermayenin tarafında durduğu, dinciliğe ödünler verdiği, neo-liberal politikalara bağlı durduğu için eleştiriyoruz. Millet İttifakı’nın başa geçmesi halinde ülkemizi NATO’nun saldırgan politikalarına alet etmesinden endişe ediyoruz. Bununla birlikte Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliğini bu şekilde açıklamasına karşı “Bu adamı durdurun” demek Türkiye’de yobazlığın hangi boyutlara ulaştığını göstermektedir.

AKP boğazına kadar pisliğe batmış bir partidir, bunu zaten biliyorduk ancak bir dönem beraber çalıştıkları mafyacıların şimdilerde yaptıkları açıklamaları bunun doğruluğunu bir kez daha göstermektedir. Sosyal medyada Muhammet Yakut isimli kişinin çektiği videolar gündem oluşturuyor. Yakut, Sedat Peker tarzında ifşalar yapıyor. Zaten kendisinin Sedat Peker ile ilişkisinin olduğu da iddia ediliyor. Süleyman Soylu, Melih Gökçek gibi isimler hakkında açıklamalar yapan Yakut’un videolarına “yayın yasağı” getirildi. Gazeteci Serdar Akinan Yakut ile yaptığı röportaj sonrasında gözaltına alındı.

AKP düzeni, gazeteci Merdan Yanardağ’ın da belirttiği gibi mafyalaşmıştır. Yanardağ, bu konuda yazdığı yazısından dolayı geçtiğimiz günlerde 7 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı. AKP, gerici tarikatlarla, kökten dinci terör örgütleriyle, mafyalarla alenen ittifak yapıyor. Ayan beyan ortada olan bu ilişkileri yazan, yorum yapan insanlar ise cezalandırılıyor! Gazeteci olduğu dahi şaibeli Buket Aydın gibi isimler de, “AK Parti seçmeni sokak röportajlarında konuşmaktan çekiniyor. AK Parti’ye sesleniyorum, seçmeninizi ezdirmeyin. Seçmeniniz perişan olmuş” açıklaması yaparak AKP’lilerin “mağdur” olduğu algısı yaratmaya çalışıyor. Buket Aydın’a, muhalefete ve ilericilere katliam tehditleri savuran AKP’lilere sözü ne, sormak gerek!

Erdoğan’a çalıştıklarını açıklayan DSP’nin Genel Başkanı Önder Aksakal’ın, “Deniz Gezmişler bugün olsaydı, Erdoğan’a oy verirdi, onlar da ABD karşıtıydı” ifadeleri de bu haftanın gündem oluşturan konuları arasındaydı. Solun bir kısmı uzun bir süredir ne yazık ki anti-emperyalist mücadele hattından uzaklaştı ve hatta yer yer ABD emperyalizminin politikalarına yedeklendi. Bu durumda, Vatan Partisi ve hatta AKP gibiler dahi anti-emperyalist görülmeye başladılar.

Başta yoksulluğa ve sömürüye karşı halkın ve emekçilerin direndiğini yazmıştık. Bir İsviçre firması olan ABB Elektrik’in Türkiye ofisinin işçileri, Petrol-İş üyesi Gübretaş işçileri, Coca-Cola dağıtımcı firması Piya Gıda’dan atılan Ümit Şimşek, İBB’den haksız şekilde işine son verilen Bilal Atan ve niceleri direnmeye devam ediyor. LC Waikiki depo işçisi Serkan Yılmaz bir süre önce kararlı direnişini kazanımla sonuçlandırmıştı. Yılmaz, “Birlikte direndik, birlikte kazandık” mesajı vermişti. Egemenlerin sömürü düzenine karşı işçilerin birliğinin, kazanımla sonuçlanacağı açıktır.

Dünyadan gelişmelere geliyoruz: Fransa’da emeklilik yaşı yasası, Anayasa Mahkemesi’nde kabul edilip Macron tarafından onaylandı. Emekçiler, Macron’un emeklilik “reformuna” karşı yaptıkları grevleri işgallerle devam ettiriyor. Neoliberalizmin sömürücü politikalarına karşı Fransız emekçiler direniyor. Lüks restorantlara, otellere girerek seslerini duyuran işçiler, Paris Borsası’nı bir süreliğine işgal etti. Bir süre sonra binadan çıkan emekçiler, Macron’un “reformunun” geri çekilmesini talep ediyor. Putin’i yıkmaya çalışan AB’nin kendisi sallanıyor.

Batı’nın Ortadoğu’daki düzeni de sarsılmaya devam ediyor. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan’ın Şam’ı ziyaret ederek Beşşar Esad ile görüşmesi de önemli konular arasındaydı. Görüşmede, “Suriye’nin toprak bütünlüğü, Arap kimliği, güven ve istikrarını korumak üzere ülkedeki krize siyasi çözüm bulmaya ilişkin çabaların” konu edildiği aktarıldı. Bilindiği üzere Suudi Arabistan, Suriye’ye emperyalist saldırının başladığı 2011’den beri ilk defa Şam’a ziyaret gerçekleştirdi. 2011’den beri ablukaya alınan Suriye ile tüm diplomatik ilişkiler kesilmişti. Esad da görüşmeden sonra, “Suudi Arabistan ile sağlam ilişkilerin norm haline gelmesi” vurgusunu yaptı.

Tunus’ta Müslüman Kardeşler’in kolu El Nahda Hareketi’nin lideri Gannuşi tutuklandı. İhvan’ın temsilcisi olan El Nahda’nın lideri Gannuşi’nin tutuklanmasıyla birlikte hareketin genel merkezi ve ofisleri de baskınlar düzenlenerek kapatıldı. Gannuşi’nin tutuklanmasının, “Ulusal Kurtuluş Cephesi” liderleriyle yaptığı bir video kaydının sızdırılması ile gerçekleştiği de belirtildi. Videoda Gannuşi’nin, “Siyasal İslam’ı ortadan kaldırırlarsa iç savaş çıkarırız” tehdidinde bulunduğu ifade edildi. Avrupa Birliği yaşanan gelişmelere karşı, “endişe duyduklarını” belirterek İhvancılara desteğini ortaya koydu. Sudan’da ise ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri isimli paramiliter güçler arasında çatışmalar devam ediyor. Yaşanan çatışmalar, “eski ortakların kapışması” olarak aktarılıyor.

Haftalık özetimizi Türkiye’deki seçim sürecine dönük tavrımızı ortaya koyarak bitirelim. Bilindiği üzere “Odak” ve “Eğitim ve Dayanışma Hareketi” parlamento seçimlerinde İstanbul ve Ankara’dan Sol Parti’den birer milletvekili adayı koydu. Adaylarımız yaptıkları çalışmalarda dikkatleri solun bağımsız birliğine ve deprem dayanışmasına çekmeye çalışıyor. Solun kimi kesimi CHP’ye, kimisi HDP’ye, kimisi Sosyalist Güç Birliği bileşenlerine, kimisi TİP’e çalışıyor. Ayrılıklarımızın birlikte çalışmakta engel olmadığını düşünüyoruz. İstanbul’da Emekçiler Dayanışması’nın düzenlediği yemekte konuşan milletvekili adayımız Zeynep Gökçek bu görüşümüzü, “İster Sol Parti’ye, ister TKP’ye, ister TİP’e, CHP ve Yeşil Sol Parti’ye oy verelim, bunlar beraber çalışmamıza engel değil. Kısa bir süre önce büyük deprem felaketini yaşadık. Amacımız deprem dayanışması başta olmak üzere halk inisiyatifine, dayanışmaya ve solda birliğe hizmet etmektir. ‘Odak’ ve ‘Eğitim ve Dayanışma Hareketi’ olarak Sol Parti’den bu temelde adaylar koyduk. Solda grupları ve kişileri kucaklayan ve aşan bir birlik sağlayabilirsek ülkemizin sorunlarına çözüm yolu da açılacaktır” şeklinde özetledi. Odak ve Eğitim ve Dayanışma Hareketi, önümüzdeki günlerde çabalarını bu doğrultuda geliştirmeye devam edecektir.

Bugün bayramın 1. günü. Baskı koşullarının, yoksulluğun, yolsuzluğun ve gericiliğin hakim olduğu Türkiye’de emekçilerinin gerçek bayramının onların birlik olduklarında geleceğinin farkındayız. Halkımızın geleneksel bayramını kutluyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.