Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in idamlarının 50. yılında insanlara sorduk

0
130

ODAK: Emperyalist-kapitalist sistemin tüm dünyada yol açtığı zulümden, ölümden ve kederden etkilenmeyen toplum yok gibidir. Yeni sömürgecilik ilişkileri ile ülkemizin içine çekildiği bağımlılık ilişkilerinin ortaya çıkardığı sorunlar aynı zamanda emperyalizme karşı bağımsızlık ve demokrasi taleplerini öne çıkaran mücadelelerin oluşmasına yol açmıştır. Derin yurtseverlik duyguları ile mücadeleye tutuşmuş olan 68 kuşağının “Tam bağımsız ve demokratik bir Türkiye” talebi ile devrim ve sosyalizm kavgasının izleri belleklerde hep yerini korudu.

Tarihimizdeki direnişlerin ve mücadelelerin hepsinin ayrı bir kıymette olduğunu düşünüyoruz. Denizler, 68 kuşağının mücadelesinde öne çıkan önderlerden oldu.

Bu sene, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilişlerinin 50. yılı. Üzerinden 50 yıl geçmesine rağmen üç fidan, Türkiye ve dünya halklarının kalbinde yer etmeye devam ediyor. Onların mücadelesi, ardından gelenler için esin kaynağı oluşturuyor.

Üç fidanın idamının 50. yılı sebebiyle, çeşitli insanlardan görüşler aldık. Denizlerin onlar için ne anlam ifade ettiğini, onların mücadelesi hakkında neler düşündüklerini, halkların mutluluğu ve geleceği uğruna yaşamlarını feda eden bu insanların mücadelesini büyütmek için neler yapabileceğimizi sorduk.

Aşağıda, bizimle duygularını paylaşan insanların yazdıklarını aktarıyoruz. İyi okumalar…

BERFİN: 20 yaşında bir genç olarak Denizler hakkında araştırma yaptığımda, hayatlarını incelediğimde hayretler içinde kaldım. Pırıl pırıl üç gencin hayatlarına nasıl yazık edildiğinin hikayelerini okudum. Belki onlar o darağacına gitmeseydi, idam edilmeseydi, onlar gibi temiz insanlar sayesinde şu an yaşadığımız ülke çok farklı bir halde olabilirdi. Tamamen halkın çıkarlarını savunduğu için öldürülen üç genç, ülkemizin Amerikan emperyalizminden kurtulmasını istemekten başka bi şey yapmamışlardı. Onların mücadelesi hakkındaki düşüncelerime gelecek olursak; çok yürekli, çok cesaretli insanlarmış. Haklarında yazılan kitapları okudukça gözlerim doluyor. Onların yerinde ben olsam acaba o kadar yürekli olur muydum, diye düşünüyorum. Kendime örnek almaya çalışıyorum onları. Ve biz genç kuşaklar, onların izinden gidip, ülkemizi parsel parsel satanlardan kurtaracağız diyorum. DENiZ OLDUK ASTINIZ, OKYANUS OLDUK GELİYORUZ!

Bu mücadele örgütlenerek büyümelidir. Öncelikle benim gibi genç kuşaklara geçmiş tarihin öğretilmesi büyükler tarafından görev edinilip, yapılmadır. Çoğu genç ülkedeki hiçbir şeyin farkında değil. Belki de aramızdan birileri Deniz, Yusuf, Hüseyin olursa, kendini feda ederse bu ülke toparlanabilir. BEN YANMASAM, SEN YANMASAN, BİZ YANMASAK, NASIL ÇIKAR KARANLIKLAR AYDINLIĞA?

Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in hayatını, verdikleri mücadeleyi, emeği okuduğumda şok oldum ve gurur duydum. Türk gencine tekrardan bunları aşılamak için herkesin kendinden bir şeyler katarak destek olması gerektiğini düşünüyorum. KAHROLSUN İSTİBDAT,YAŞASIN HÜRRİYET!

BARAN: Deniz abi benim için devrimin en büyük önderlerindendir. Canını dişine takan, canını mücadele için veren, gözünü hiç kırpmadan ipi göğüsleyen yoldaşlarımızdan birisiydi. Kendi idam sehpasını kendisi tekmelemiş. Ölümü onlarca dakika sürmüş, ölürken dahi resmen işkence edilmiş. Deniz abi ezene dur demek için canını korkusuzca feda etti. Onların mücadelesi bir devrim mücadelesine önderlik etti ve bu devam edecek. Anıları mücadelemizde yaşayacak.

Önce kendimizi geliştirip ardından örgütlenerek çok şey değiştirebileceğimize inanıyorum ben. İnsanlarla iletişime geçmemiz ama sadece iletişime geçmek değil, aynı zamanda mücadele etmemiz; ezene dur demek için sesimizi her zaman gür bir şekilde çıkarmamız lazım ki biz onlardan değil onlar bizden korksun.

GÜL: Denizler benim için devrimci mücadelenin önemini, sarsılmaz iradeyi ve dayanışmayı temsil ediyor. Onların mücadelesi her zaman Türkiye halklarının yol göstericisi olacaktır. Her zaman her yerde zulme, haksızlığa karşı mücadele etmek gereklidir. Okulda, işte, hayatın her alanında gereken mücadele içinde yer almak gereklidir. İçinde bulunduğumuz hayat koşullarında bu bir zorunluluktur zaten. 

Denizlerin ölümü üzerinden 50 değil binlerce yılda geçse de onlar her zaman hatırlayacaklardır. Sarsılmaz iradenin devrimci dayanışmanın liderleri unutulmayacak.

ÇAĞRI: Amerikan emperyalizmine ve onun yerli işbirlikçilerine karşı işçi sınıfının ve ezilen halkların bağımsızlığı ve özgürlüğü için canları pahasına mücadele vermiş bir kuşağın öncülerinden olan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, mücadele tarihimiz içinde çok önemli bir yere sahiptir. Onların anti-emperyalist, halkçı, militan ve dayanışmacı pratikleri önümüzü aydınlatıyor. 

Gelecek kuşaklara onların devrimci geleneğini aktarırken bu dört özelliği es geçmek olanaksızdır. Anti-emperyalist, halkçı, militan ve dayanışmacı özellikleri taşımak bugün de çok kıymetlidir. Tek başına bu durum bile bizlere Denizlerin mücadelelerinde ne kadar haklı olduklarını gösterir niteliktedir.

Onların yurtsever, halkçı, militan ve dayanışmacı duruşlarını örnek almalı ve geliştirmeliyiz. Emekçilerin ve ezilenlerin bağımsız, yurtsever ve militan bir devrimci odağını kurabilmek için mücadeleye devam etmeliyiz.

SERDEM: Denizler, benim için, “Ne önemi, ne anlamı var ki artık…” dediğim çeşitli durumlarda ümitsizliğe karşı bulabildiğim tek cevaptır. Verdikleri mücadele, karanlıkta; doğru olan yolun (yani mücadelenin) ilk ışıklarıdır.

Nefretten, kinden, yalandan, çıkarcılıktan uzak bir şekilde; gelecek umudu ve düşüncesiyle, “ben” değil “biz” diyebilen bir halkla mücadeleye devam etmek isteyen birer yoldaş olarak ilerlemeliyiz, biz de mücadelede yerimizi almalıyız. 

Dilini anlayan kimse yokken bir kap su bekleyen, her an soğukta donma tehlikesiyle yapayalnız kalan, şiddetle susturulan ve tecavüze uğrayıp öldürülen bir “hayvanın” olması bile mücadele için bir sebeptir. İşsiz bırakılmışların ve işçiyken emekleri sömürülmüşlerin umudu ve emekleri, mücadele için bir sebeptir. Engelli denilerek soyutlanan ve engellenen yoldaş, mücadele için bir sebeptir. Minibüste, evde ya da sokakta hakları elinden alınan “kadın” olmak mücadele için bir sebeptir. Geleceği birkaç saate sığdırılan, eşitsizlik içinde umudu elinden alınan bir genç olmak mücadele için bir sebeptir. Emek ve umut dolu yarınlar olsun.

ÖZLEM: Denizler benim için Türkiye devrimci hareketinin sembolüdür. Kısacık mücadele hayatlarında bize gösterdikleri doğruluk, samimiyet, inanç, dayanışma ve dostluğu onları görmeden, o dönemde yaşamadan dahi çok güçlü bir şekilde hissedebilmek gerçekten önemli.

Denizlerin bizlere bıraktığı, aslında emanet ettiği bağımsız Türkiye çabası, Türk ve Kürt halklarının kardeşliği şiarı ve demokrasi ve sosyalizm mücadelesi için birleşerek, güçlenerek yolumuza devam etmeliyiz. 

Denizlerin idam kararını verenler onlar idam edilince her şeyin biteceğini sandılar ama yanıldılar. Tam tersine Denizlerin kahramanlıkları daha çok konuşuldu. İdam kararlarını verenler ise tarihin çöplüğünde katil ve cellat olarak yerlerini aldılar. O dönemden bu döneme Denizler binlerce gencin adında, mücadelesinde, odalarındaki resimlerinde, oynadıkları parklarında yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. Üç fidanı yüreklerden silmeyi başaramadılar. Umut ediyorum ve inanıyorum ki bu gençliğin içinden yeni Denizler çıkacak ve onlardan aldığı mirası devam ettirecekler. 

SELÇUK ŞAHİN POLAT: 6 Mayıs, sağ ve “sol” mandacıların resmi katliamıdır. 

Bağımsızlık ve demokrasi savaşçısı arkadaşlarımızı idam eden sivil ve askeri mandacılar, “Ne demek bağımsızlık! “Ne demek bağımsızlık! Ne demek siyasi dürüst kişilik! Görmüyor musunuz efendilerimiz her şeyi düşünüyor ve bize her türlü desteği veriyorlar. Bu ne nankörlük! Gebertin ve sallandırın bunları” diyerek 6 Mayıs öncesi harekete geçtiler.

Türk-İslam adı verilen bu devlet aklı, emperyalistlerin hakemliğinde, AP, MHP, Milli Güven Partisi ve CHP’li 30 parlamenter mandacıyı bir araya getirdi. Mecliste oyları ancak yetmişti! Fakat devrimciler katledilmiş, hapse atılmış, toplum ve aydınlarımız sindirilmişti. 12 Mart darbesiyle gericilik ve mandacılık süreci hızlandırılmıştı. 

Akasından “bizim çocuklar” denilenler 12 Eylül darbesini yaptılar. Binlerce insanımızı biçtiler. Üsler kurdular-sattılar savdılar, trilyonlarca doları emperyalistlerin muhasebecisi İsviçre’de-adalarda ve hizmetkârları Arap ülkelerinde istiflediler.

Ülke, ABD’li dostlarımızın olacak, diyorlardı.

Peki, Deniz-Yusuf-Hüseyin ve bizler ne diyorduk: Haksızlık, demagoji, riyakârlık, rüşvetçilik, tehdit ve gasp olmasın! Dürüst, güvenilir insanlar; tüm insanlar için mutluluk ve barış ülkemiz için bağımsızlık olsun diyorduk!

SEDA: Denizlerin mücadelesi Türkiye devrimci hareketinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Onların açtığı yolda yoldaşlığı, halk sevgisini, hakların kardeşliğini, sömürüye karşı baş kaldırışı ve en önemlisi de devrimci mücadeleye bağlılığı ve inancı görüyorum. 

Deniz Gezmiş idam edilmeden önce şunları söyledi: “Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm, Leninizmin yüce ideolojisi. Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği” Bunu unutmuyorum.

Söylediği bu sözler, ne yapmamız gerektiği konusunda bize yardımcı oluyor. Onların yarım kalan mücadelesini sürdürmek; bulunduğunuz her alanda sömürüye, haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe, gericiliğe, emperyalizme karşı yılmadan ve usanmadan mücadele etmeyi sürdürmekten geçiyor. Ancak böyle bize miras bıraktıkları mücadeleyi büyütebiliriz. 

Denizler ailelerini, eğitimlerini, geleceklerini düşünmeden kutsal bir amaç uğruna mücadele ettiler. Sadece mücadele etmediler, bu uğurda ölümü bile göze aldılar. Yaşadığımız bu süreçte Denizlerin sahip olduğu cesarete sahip olmak büyük önem taşıyor.

HIDIR: Bulut mu Olsam

Denizin üstünde ala bulut

yüzünde gümüş gemi

içinde sarı balık

dibinde mavi yosun

kıyıda bir çıplak adam

durmuş düşünür.

Bulut mu olsam,

gemi mi yoksa?

Balık mı olsam,

yosun mu yoksa…

Ne o, ne o, ne o.

Deniz olunmalı, oğlum,

bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla.

Nazım Hikmet

Nedense son yıllarda Denizleri ne zaman düşünsem yukardaki şiir aklıma geliyor. Nazım’ın Denizlerden yıllarca önce yazdığı şiirde, “Deniz olunmalı, oğlum, bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla” demesini güzel bir tesadüf olarak görüyorum. Nasıl ki deniz balığı, yosunu, gemisi ve bulutuyla hepsini birden temsil ediyorsa; bizim Deniz de yetmişlerin Türkiyesinde mücadele denince akla gelebilecek her şeyi temsil ediyor bence. Gençlik lideri; hem okuyor, hem eylemci. Hem vatansever, hem enternasyonalist ve anti emperyalist; kalkıyor Filistin’e gidiyor. Girdiği davaya ölümüne bağlı, pişmanlık duymuyor. Haklılığından müthiş emin. Tarih onu yanıltmıyor. Elbette Deniz şahsında dile getirdiğim bu özellikler o dönemin gençlik liderlerinin genelinde bulunan özelliklerdi. Onların dönemi örgüt içi ve örgütler arası rekabet ve şiddetin değil, dayanışma ve kardeşliğin dönemiydi.

Onların da gördüğü ve değiştirmeye çalıştıkları toplumsal ilişkiler/çelişkiler hem ulusal hem de uluslararası ölçekte daha da kötüleşti ve keskinleşti. Onların döneminde yükselen sosyalizm mücadelesi ve sosyalist ülkeler de yok artık. Dünya/insanlık çok büyük bir karanlığın içerisinde bulunuyor şu an. Hatta bir üçüncü dünya savaşının eşiğinde duruyoruz. Onların mücadelesini büyütmekten değil de, halka yeniden güven verebilecek iliskilerin yaratılmasından söz edebiliriz.

Bunun için kendisine sol diyen kesim ve kişilerin asgari müştereklerde buluşacak bir mücadele hattı yaratmasının elzem olduğunu düşünüyorum.

Yukarıda da değindiğim gibi, insanlık ve doğa açısından çok kritik bir aşamaya vardığımızı, çok kritik bir eşikte durduğumuzu düşünüyorum. Bu dönemde insanlığın ve doğanın kurtuluşu için ortaya konan her çabanın, bu uğurda dökülen her damla terin çok önemli olduğunu; dönemin ayrılıkların degil aynılıkların öne çıkarılması gereken bir dönem olduğunu düşünüyorum. Ülkemiz ve dünya ezilen insanlığının sarılabileceği bir umuda, güvenebileceği yoldaşlık ilişkilerine ihtiyacı var. 

GÖKHAN: Deniz Hüseyin Yusuf…  Onlar öncelikle “devrimin”, devrimci mücadelenin sadece anısı değil aynı zamanda öldükleri halde hala öğretmeye devam eden öğretmenleri oldular. Ölenler öldükleriyle kalmadılar, onlar davanın Deniz’i, Hüseyin’i, Yusuf’u oldular. Üçler, gecenin karanlığında sönmeyen meşale oldular.

Herhalde ölümlerin en güzeli, uğruna öldüğünüz insanların sizi unutmaması, 50 yıl sonra aynı inat ve inançla sizin düşünce ve eylem kararlılığınızı taşımasıdır. Onlar da bütün yoldaşlar gibi mücadele tarihe adlarını altın harflerle yazdırdılar. Anıları mücadeleye ışık oldu. Anıları mücadelemizi büyütüyor.

Elbette dünya çok değiştiği denebilir fakat bizler Şeyh Bedrettin’den el aldığımızdan beri dünyanın en güzel nimetlerinin tüm insanlar için olması için çabalıyoruz. Adil bir yaşam için, onurlu bir yaşam için kutsal olanı savunmak idamlık bir suçsa, bu “suç” işlenebilir.

Bu “suç”u yüzyıllardan beri işleye geliyoruz, demek ki halen olabilirliğine inancımız var. Yoldaşlarımızın hıncını almak da belki bize düşer… Onlar gibi yaşayacak, onlar gibi düşüneceğiz; onlar gibi olacağız, olamaya çalışacağız…

Mahir, Hüseyin, Ulaş. Deniz, Yusuf, İnan. İbrahim. Bu halk için öldüler, ne bizden fakirdiler ne de biz onlardan zekiyiz. İsteyebilirlerdi mor binlikler, hatta evler, arabalar, yazlıklar, kışlıklar… Hatta haklarıydı ama bunu aynı havayı soludukları, aynı suyu içtikleri, aynı göğün altında birlikte yaşadıkları tüm insanlar için, sınırsız ve sınıfsız bir dünya içinde istediler. Anıları andımız olsun. Yeminleri yemin, isimleri ismimiz olsun!

Açlığa, yoksulluğa sayılan günler; varlığa, mutlu günlere de sayılsın! Bir kez daha onların anısı ile devrimci mücadelede düşenleri saygı, sevgi ve özlemle anıyorum.

RAUF: Denizler, Türkiye’de anti emperyalist mücadelenin simgeleridir. 6. Filo’nun denize dökülmesi sayesinde ABD emperyalizminin Türkiye’deki varlığı Turkiye halkları açısından tartışılır hale gelmiştir. ABD’nin Türkiye’yi sömürgeleştirdiğini göstermiştir. Onlar sadece anti emperyalist mücadelenin önderleri olmadılar, anti faşist mücadelenin gelişmesinde de Denizlerin rolü var. Bir de Türkiye tarihinde ilk silahlı mücadeleye başlayanlar olmuşlardır.

Denizlerin mücadelesi çok açık. Anti emperyalist, anti faşist mücadeleyi yükseltmişlerdir. Bizler de onların mücadelelerini bayrak edineceksek öncelikle kendimizi eleştiri süzgecinden geçirmeliyiz. Devrimci mücadeleyi ileriye taşımak için bire bir örgütlenme çok önemli. Hem kişiyi gözlemlemek hem de kişinin alabileceği sorumlulukları belirlemek için bire bir örgütlenmeler çok önemlidir. Ayrıca insanları tanımak için de yardımcı olur bu. 

Denizlerin mücadelesi devam ettirilecekse çok sıkı bir disiplin gerekir. Sıkı bir disiplinle örgütlenmek mücadeleyi ileri taşır. Disiplin mücadelede kararlı ya da kararsız unsurları belirler.

Kararlı unsurlarla hareketi kurumsallaştırmak gerekir. Kişiler değil kurum esas olmalıdır.

1 Mayıs’ta gördüğüm kadarıyla örgütsel çalışmalar ne yazık ki dibe vurmuş durumda. Ciddi bir çalışmanın olmadığı yerde yozlaşma, dağınıklık, ve örgütsüzlük gelişir. Bizde de örgütsüzlük gelişmiş. Bunu tersine çevirmeliyiz. 

Katıldığım mitinglerin en örgütsüz olduğumuz miting bir Mayıs oldu.didiplinsiz ve orgutsuzluk.boyle devam ederse kendimizi bitirmiş oluruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.