Ölümünün 63. yıldönümünde Şefik Hüsnü’yü saygıyla anıyoruz

0
607

Mihri Belli devrimci hareketimizin kurucularından Şefik Hüsnü’yü anlatıyor:

Şefik Hüsnü

Yüz elli yıldır Türkiye aydınları kapitalist Batının merkezlerine taşındılar durdular. İçlerinde bu memlekete yararlı olma amacıyla gidenler de vardı. Böylelerinin iddiası, Batının “ilim ve irfanını” alıp memlekete getirmekti. Böylelikle Türkiye’nin geriliğine son vermekti. Uygarlık meş’alesi Batının elindeydi. Batı Avrupa’nın kapitalist ülkeleri her bakımdan kalkınma yolunda uzun mesafeler aşmışlardı. Aydınlarımız, Batıyı böyle yüksek düzeye ulaştıran bilimi (bu bilime dayanan ideolojiyi ve tekniği) Türkiye’ye ithal ettikleri taktirde, kendi ülkelerinin de aynı yoldan ilerleyeceğini umuyorlardı. Yanılıyorlardı. Batıda teknolojik gelişmeye ve dolayısıyla kalkınma ve ilerlemeye elverişli ortamı yaratan şey burjuvazinin egemenliği, burjuva dünyayı görüş tarzı, burjuva ideolojisi olmuştu. Burjuva sosyal bilimi, tarihin belirli bir anında, burjuvazi henüz devrimci bir sınıfken, teknolojik ilerleme ile bağdaşmaktaydı. O çağda burjuva sosyal bilimini, burjuva ideolojisini benimseyen bir toplumun önünde, kapitalist yoldan gelişme ve ilerleme olanakları açılırdı. Ama o çağ artık gerilerde kalmıştı. Artık emperyalizm sürecine girmiş olan bir dünyada Türkiye gibi bir ülke için burjuva sosyal biliminden yararlanarak, burjuvazinin hegemonyası altında, kapitalist yoldan teknolojik ilerlemeyi sağlama olanakları ortadan kalkmıştı. Burjuva sosyal biliminin, burjuva ideolojisinin gösterdiği ilerleme yolu artık tıkanmıştı. Ve bizim Batı örneği hayranı aydınlarımızın tutmuş oldukları yol bir çıkmazdı. Bunların hayal kırıklığına uğramaları kaçınılmaz bir şeydi. Böyle bir dünyada Türkiye gibi bir toplum için tutulacak biricik doğru yol, geçmişte kapitalist Batının gelişmesini sağlamış olan burjuva bilimini değil, kapitalist Batının antitezi olarak, onun bağrında doğmuş olan ve bütün halkların kurtuluşu uğruna savaşın ideolojik silahı niteliğini taşıyan proleter devrimci bilimi edinmekti; bu devrimci bilimi Türkiye’ye getirmekti, onu Türkiye’de yaymak, Türkiye toplumuna uygulamaktı.

Şefik Hüsnü Deymer, işte bunu yapmıştır. O, bu yüzden büyüktür. Tarih, kendisinden, “bilimsel sosyalizmi Türkiye’ye getiren adam” diye söz edecektir. Ama Şefik Hüsnü, yalnız bundan ötürü büyük değildir. O, yalnız Türkiye’de sömürülen ve ezilen sınıfların eylem kılavuzu olacak teoriyi Türkiye’ye taşımakla kalmadı, ömrü boyunca o kılavuzun gösterdiği çetin yoldan en önde yürüdü. Şefik Hüsnü, devrimci eylem kılavuzunu Türkiye gerçeklerine yaratıcı ruhla uygulayabilen ve böylelikle doğru devrimci çizgiyi saptayabilen kişiydi.

Yazılarında, bugün devrim yolunda ilk adım olarak savunduğumuz Milli Demokratik Devrimin, bu devrimin sınıf tahlili, stratejisi, görevleri genel çizgileriyle, bundan hemen hemen yarım yüzyıl önce savunulduğunu görmekteyiz. Bu yazılarda Şefik Hüsnü, proleter enternasyonalizminden en ufak bir tavizde bulunmayan bir leninistir. O, bütün dünyadaki proleter devrimci mücadeleyle ve milli kurtuluş hareketleriyle dayanışma durumundadır.

Onun yazıları, tazeliklerinden pek bir şey yitirmemiştir. Şefik Hüsnü’nün Türkiye toplumunu tahlili ayrı ayrı sınıf ve zümreleri, devrim açısından değerlendirmesi, bir kere daha bir milli kurtuluş savaşı şartlarında bulunan 1970’ler Türkiyesi için de, esas olarak geçerlidir. Bu durum, yazarın marksist tahlil yeteneğini gösterdiği kadar yarım yüzyıl içinde Türkiye’de yer alan (Şefik Hüsnü’nün deyişiyle), “siyasi devrimin, bu bir türlü ‘sosyal devrime’ dönüşemeyen küçük-burjuva radikal atılımının, Türkiye halkına sağladığı kazançların, bir karşı-devrimci gidiş sonucu, ne ölçüde yitirildiğini gösterir. Toplumumuzun yarım yüzyıl içinde gide gide bir arpa boyu yol gidebildiği gerçeğini gösterir.

Evet, Şefik Hüsnü Deymer, Batıya gitme olanağına kavuşmuş öteki aydınlarımızdan bambaşkaydı. Onun tanıdığı Paris, sadece Sorbonne semtinin, Chapms Elisée kahvehanelerinin Paris’i olmadı. Şefik Hüsnü, Fransız toplumunun geleceğini temsil eden devrimci çevrelerle bağlar kurmanın, emperyalizmin sömürü alanı bir ülkenin aydını olarak, yurtsever olarak, görevi olduğunu kısa zamanda anladı. Bütün zihin açıklığıyla Jean Jaures’lerin, Marcel Cachin’lerin, Anatole France’ların kürsüleri önünde yerini aldı. Onun tanıdığı Fransa, 1905 Rus Devrimi sonrası ve Birinci Dünya Savaşı öncesi döneminin Fransası idi. 1905 devrimi, devrim mihrakının artık Batı Avrupa’dan Doğuya kaydığı gerçeğini perçinleyen büyük olaydı. Fransa’da gözler Doğu’ya, stepler ülkesine çevrilmişti. Şefik Hüsnü, 1905 Rus Devrimini ve onun ardından gelen irtica dönemini günü gününe izleme olanağını buldu. “Aydınlık”taki yazılarında bu devrimden, dünün olayıymış gibi, “1905 Rus Devrimi hatırlardadır” diye söz eder.

Şefik Hüsnü, 1912’de genç bir tıp doktoru olarak yurda döndüğü zaman Türkiye Balkan savaşı içindeydi. Bu savaşı, Birinci Dünya Savaşı izledi. Şefik Hüsnü, teğmen, üsteğmen ve yüzbaşı rütbeleriyle altı yıl cephede savaşa katıldı. Çanakkale Savaşı süresince o cephede görevliydi. Şefik Hüsnü, savaş anılarına bağlıydı, onları anlatırken, cephe arkadaşlarını duygulanarak anardı.

Şefik Hüsnü’yü, savaş sona erer ermez en aktif proleter devrimci eylem içinde görüyoruz. Hiç şüphe yok ki, bu değişiklikte başlıca etken, Türkiye’nin savaşta yenilgiye uğraması ve galip gelen emperyalist devletlerin Türkiye’nin devlet olarak varlığını ortadan kaldırmaya karar vermiş bulunmalarıydı. Türkiye bir milli kurtuluş savaşı şartlarına girmişti. Ve her gerçek yurtsever gibi Şefik Hüsnü de, “analar bugün için doğurdu” diyordu. Bir başka önemli etken de Rusya’daki Büyük Ekim Devrimi idi. Ekim Devrimi, bütün dünyada devrim ateşini tutuşturmuştu ve Türkiye bu bakımdan bir istisna değildi. Birçok ülkede olduğu gibi, Türkiye’de de ilk marksist-leninist parti (Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası), 1919 yılında kuruldu. İstanbul’da iki bin işçi delegenin katılmasıyla yapılan bu partinin ilk kongresi, Şefik Hüsnü’yü en büyük parti görevine, Parti Genel Sekreterliğine getirdi.

1919 yılı, Milli Kurtuluş Savaşımızın örgütlendiği ve Türkiye halkının kitlesiyle emperyalizmin karşısına dikildiği yıldır. Düşman işgali altında İstanbul proletaryasını bilinçlendirme ve örgütlendirme görevini yerine getiren Şefik Hüsnü’nün partisi, emperyalizmin ve yerli ortaklarının karşısında devrimci güçbirliğinin şart olduğunu kavradı ve bu güç birliği zihniyetiyle hareket etmesini bildi. Sosyalist Parti, milli güçler cephesinde yerini aldı. O zamanın başta gelen devrimci görevi, Anadolu’dan  emperyalizmin maşası Yunan ordusuna karşı ve gene emperyalizmin kışkırttığı gayri-milli unsurların isyan hareketlerine karşı savaşan millici kuvvetlerin zaferinin sağlanması için her şeyin yapılmasıydı. Şefik Hüsnü ve partisi, bu başta gelen görevi yerine getirmiştir. Kurtuluş Savaşına önderlik eden kemalistler ile işçi sınıfı devrimcileri arasında güçbirliği kuruldu. İstanbul’da başta gelen mesele, Anadolu’nun insanca ve silahça takviyesi meselesiydi. Milli Kurtuluş Savaşı süresince, İstanbul ve çevresindeki cephaneliklerdeki silah ve cephanenin ele geçirilerek Anadolu’ya taşınmasında  İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası üyesi militanlar en önemli rolü oynadılar.

Burada Şefik Hüsnü’nün yakın mücadele arkadaşı Baba Mehmet’i o dönemin proleter devrimci militan örneği olarak gösterebiliriz: Baba Mehmet Karadenizliydi. Takacılar arasında devrimci bilinci ile, yürekliliği ve teşkilatçılığıyla kısa zamanda lider durumuna gelmişti. Anadolu’ya silah kaçırma işinde başrolü o oynamıştır. O, İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası üyesiydi. Bir sosyalist olarak, devrimci görevi gereği bütün millici çevrelerle samimi bağlar kurmuştu. Kurtuluş Savaşımızla ilgili anılarda, Baba Mehmet’in adı geçer. Onu, İttihatçısı da kemalisti de kendine mal etmeye çalışır.

Ama o, su katılmamış bir proleter devrimciydi. Büyük Ekim Devrimi, bu Karadeniz uşağını derinden etklemişti. Suyun ötesinde, Rusya’da bir Lenin ortaya çıkmış ve patronların ağaların hakkından gelerek sömürünün olmadığı, çalışan adamın yüzünün güldüğü sosyalist toplumu kurmaya girişmişti. Kurtuluş savaşını vermekte olan kendi vatanı niçin aynı yolu, sosyalizm yolunu tutmasındı? Baba Mehmet, o çetin mücadele yıllarında en çetin görevleri yerine getirirken sosyalizmi nihai gaye saymıştır. Onun, Şefik Hüsnü ile ortak dil bulması tabii bir şeydir. Ethem Nejat gibi, Reşad Fuad gibi bu toplumun yetiştirdiği en güçlü proleter devrimci aydınlarla en yakın mücadele arkadaşlığı bağları kurabilen Şefik Hüsnü, Baba Mehemetleri de bağlarına basmasını bildi.

Bilindiği, Türkiye, zaferden sonra, Baba Mehmetlerin özlediği sosyalizm yolunu tutmadı. Takrir-i Sükun Kanunu’nun kabulünden sonra, Baba Mehmet Sovyetler Birliği’ne gitti. Moskova’ya yerleşti ve birkaç yıl sonra orada öldü. Şefik Hüsnü, bugün proleter devrimcilerinin savundukları devrimci güçbirliği devrimci eylemde gerçekleştirmiştir.

Bir soru akla gelebilir: Milli Kurtuluş Savaşımız, bütün vatan düzeyinde verilmekle birlikte, düşmana kesin darbeler Anadolu’da indirilmekteydi. Ve milli mücadele Türkiyesi’nin merkezi Anadolu’nun göbeğinde Ankaray’dı. Bu durumda İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası’nın da merkezi Ankara olmamalı mıydı? Şefik Hüsnü’nün Anadolu’ya geçip devrimci eylemini orada yürütmesi, en doğru davranış değil miydi? Bir sosyalist partinin gelişme olanakları, Milli Kurtuluş Savaşı şartlarında, İstanbul’a kıyasla Anadolu’da daha büyük olmaz mıydı?

Bu satırların yazarı bu soruyu Şefik Hüsnü’ye sormuştur. Cevabı özet olarak şu oldu: ‘’Proleterya’nın yoğun olarak bulunduğu tek merkez İstanbul’du. Biz, ‘nerede proleterya, orada biz’ diye düşündük. Önümüzde Sovyet devrimi örneği vardı. Rusya’da devrim şehirlerde başlamıştı, köylere sonra yayılmıştı. Ve Rus devriminde tek temel güç işçi sınıfındaydı. Bu düşüncelerle İstanbul’da kaldık. Biz, o zamanlar, böyle düşünüyorduk. Ama ben kendi hesabıma şimdi başka türlü düşünüyorum. Ankara’ya gitmemiz doğru bir davranış olacaktı. Mustafa Kemal ile, hiç değilse ilk yıllarda, daha geniş bir güçbirliği sağlanabilirdi. Üstelik kendisiyle hemşehriydik. Birçok müşterek dostlarımız vardı. Bizde bu gibi kişisel bağlar, kısa vadede de olsa, etkili olabilir.’’

Bu sözlere katılmak gerek. Aradan geçen yarım yüzyılla yakın süre içinde dünyadaki devrimci hareketlerin tecrübesi, Türkiye gibi ülkelerde proleteryanın yanında yoksul köylülüğün de devrimin temel gücü olarak saf tuttuğunu açıkca göstermiştir. Hiç şüphe yok ki, Milli Kurtuluş Savaşı şartlarında proleter devrimci liderler kadrosu, şehir proleteryasının örgütlenmesini ve mücadeleye yöneltilmesini ihmal etmemekle birlikte, karargahını en çok güvenliği olan noktalarda, yoksul köylü yığınlarına en kolayca ulaşabileceği noktalarda kurmalıdır.

İzmir İktisat Kongresi’nde, birçok iç ve dış etkenler yüzünden liberalizm yolunu tutan, Müslüman Türklerden bir milli burjuvazi yaratarak kapitalist yoldan kalkınma hayaline kapılan Ankara hükümeti, Şeyh Sait isyanının doğurduğu bunalımla karşılaşınca, bir yandan sağı ezerken, öte yandan sosyalist fikri boğma yolunu tuttu. İşçi sınıfının siyasi ve mesleki örgütleri kapatıldı. Marksist yayın yasaklandı. Çağımızda sosyalist fikrin yasaklanması demek, bugünün hakiki sosyal biliminin yasaklanması demektir. Marksizm denen kılavuzun yokluğunda Türkiye toplumunun rotayı şaşırması ve küçük-burjuva radikal nitelikte birkaç ileri hamleden sonra yeniden karşı-devrim batağına saplanması kaçınılmaz bir şeydi.

Bundan sonra Şefik Hüsnü ve arkadaşları illegal devrimci eylem yolunu tutacaklardır. Bu çetin yol, işkence odalarından, hapishanelerden, sürgünlerden geçer. Şefik Hüsnü, bu çetin yoldan başı dik yürüyebilenlerdendir. Dostların ona karşı sevgi, güven ve saygısı, düşmanlarının da ona karşı duyduğu saygı ile karışık derin kin bundan ötürüdür.

Şefik Hüsnü, iki dünya savaşı arasındaki dönemde, sorumlu bir proleter devrimcisi olarak hareketli bir yaşantı sürmüş, uluslararası proletarya hareketinin önemli tarihi anlarını mahallinde yaşamış ve bu hareketin en yüksek görevlerini yüklenmiştir. 1919’da Fransız sosyalistlerinin Tours Kongresi’ne, Türkiye temsilcisi olarak katıldı ve Fransız proletaryasının gerçek sözcülerinin II. Enternasyonal oportünizmini bozguna uğratışlarının tanığı oldu. Bu tarihi kongreye Doğu’dan gelme bir başka yabancı da katılmıştı: Ho Chi Minh. 1993’te Almanya’da Nazilerin tertipledikleri ünlü Reischstag yangını provakosyonuna o da karıştırılmak istendi. Dimitrov ile birlikte tutuklanarak Muabit Cezaevi’ne kapatılanlar arasında Şefik Hüsnü de vardı. Şefik Hüsnü, III. Enternasyonali’n Yürütme Komitesi (İKKİ) üyeliğine yükselmiş ve bu görevde yıllarca kalmıştır.

İnsan, devrimci sıfatına devrimci mücadele ile hak kazanır. Bir kimsenin devrimci olup olmadığının biricik ölçütü yaşantısıdır. Şefik Hüsnü yaşantısıyla devrimci sıfatına tam hak kazanmıştır. Hayatının kronolojisine bir göz atalım:

1912-18: Askerlik, Balkan Savaşı ve Birinci Dünya Savaşı cephesinde,

1918-25: Legal devrimci eylem (İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası, Aydınlık vb)

1925-27: İllegal devrimci eylem,

1927-29: Tutuklanma, yargılanma, hapis cezasına mahkumiyet,

1929-39: Yurt dışında devrimci eylem,

1939-46: Yurda dönüş, illegal devrimci eylem,

1946: 6 ay legal devrimci eylem (Türkiye Emekçi ve Köylü Sosyalist Partisi),

1946-50: Tutuklanma, yargılanma, mahkumiyet.

1950-52: İllegal devrimci eylem,

1952-57: Tutuklanma, yargılanma, mahkumiyet,

1957-58: Sürgün ve sürgünde ölüm.

Yani toplam olarak; 8 yıl cephede askerlik, 6 yıl legal devrimci eylem, 20 yıl illegal devrimci eylem (11 yıl yurtdışında), 11 yıl ve sürgünde ölüm.

Şefik Hüsnü, proleter devrimcisinin en yüksek vasıflarını özünde taşıyan kişidir. Bu vasıflardan biri yürekliliktir. Eylemden, eylemin en çetininden sözedildi mi, Şefik Hüsnü’nün gözleri parlardı. En çetin anlarda yürekliliğini belli ederdi.

Bu vasıflardan bir başkası, davaya kayıtsız şartsız bağlılıktır. Proleter devrimci davayı her şeyin üstünde tutmaktır. Şefik Hüsnü, bunu yapabilen kişiydi. Onun kişisel meselelerinden, aile dertlerinden söz ettiği hemen hiç görülmezdi. Bir tek çocuğu olmuştur. Bu kız çocuğu, genç yaşında, Varşova’da, Alman nazilerine karşı savaşarak hayatını vermişti. Şefik Hüsnü’nün hayatındaki bu dramı, kendisiyle birlikte aynı koğuşta yanyana yıllarca hapis yatan arkadaşlarından birçokları uzun süre bilmediler ve öğrendikleri zaman da doğrudan doğruya kendisinden değil, bir üçüncü şahıstan öğrendiler.

Şefik Hüsnü’nün önde gelen devrimci vasıflarından biri de derin devrimci gururu idi. Çetin yaşantısı boyunca alçaklıkların, ihanetlerin çeşitleriyle karşılaşmıştı. Oportünistlere karşı proleter devrimcisini yaşantısında olağan olan çetin sınavlarda başını dik tutamayıp devrimci şerefine halel getirenlere karşı derin bir küçümseme duygusu taşırdı. Böylelerinin ve nankör işten kaçan bazı sansasyonel eylem meraklısı yarı-aydınların yıllarca boy hedefi olmuştur. Kendisine bu çevrelerden fırlatılan çamurdan habersiz gibi davranırdı. Bundan yakınmayı küçüklük sayardı. Hiç şüphe yok ki, bugün sağ olsaydı ve mahut ‘’Bizim Radyo’’nun ve onun arkasında duran sahte marksist-leninist çevrenin, Türkiye proleter devrimcilerine küfür ve iftiralarına, Şefik Hüsnü, adını ağza almadan Türkiye işçi sınıfı tarihini yazma çabalarına, oportünistlere, hainlere arka çıkmalara tanık olsaydı, tepkisi aynı olurdu. Küçümsemeyle başını onlardan çevirir ve proleter devrimcisinin yolunda doğru yürüyüşüne devam ederdi.

Sömürü düzeninin adamları karşısında, rastlantı olarak saflarımıza girebilmiş değişik tipteki oportünistler, arivistler karşısında, devrimci gururuyla muhatabını ezebilen Şefik Hüsnü, emekçi ve aydın yoldaşları arasında insanların en alçak gönüllüsüydü. ‘’Düşmanlara ağu, dosta şekerdik’’ sözü tam ona göredir. Onun bu tevazuu, kaynağını, proleter devrimci düşünür ve eylem adamı olarak büyük yetenek ve kendine güveninden almaktaydı.

Büyük proleter devimci arkadaşımız Şefik Hüsnü Deymer’in anısı devrimci mücadelemize rehber olsun.

Adem Kalfa (Mihri Belli), 1975.

Yolun düşerse kıyıya bir gün

Ve maviliklerini enginin seyre dalarsan

Dalgalara göğüs germiş olanları hatırla

Selamla, yüreğin sevgi dolu

Çünkü onlar fırtınayla çarpıştılar

Eşit olmayan bir savaşta

Ve dipsizliğinde enginin yitip gitmeden önce,

Sana liman gösterdiler uzakta.”

Pierre-Jean de Béranger

Çeviren: Mihri Belli

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.