Altı Nokta Körler Derneği Samsun Şube Başkanı Ufuk Gürbüz ile söyleşi: “Engelliliği yaratan kapitalist sistemin kendisidir”

0
193

Engelli bireylerin haklarına ve yaşamlarına dikkat çekmek, toplumsal duyarlılığı artırmak amacıyla 3 Aralık Birleşmiş Milletler tarafından Dünya Engelliler Günü olarak ilan ilan edilmiştir. 1992’den beri her 3 Aralık, Dünya Engelliler Günü olarak kutlanmaktadır. Her ne kadar günün adına kutlama dediysek de aslında 3 aralık bir kutlamadan çok engellilerin sorunlarına dikkat çekmek için birçok etkinliğin yapıldığı gün olarak karşımıza çıkıyor.

Biz de bu konuya değinebilmek adına Altı Nokta Körler Derneği Samsun Şube Başkanı Ufuk Gürbüz ile bir söyleşi yaptık.

ODAK DERGİSİ: Merhaba Ufuk Bey. Ufuk Gürbüz kimdir?

UFUK GÜRBÜZ: 30 yaşına kadar görme engelli değilken 30 yaşından sonra gözlerini kaybetmiş biriyim. Bu nedenle hayatımı milattan önce ve milattan sonra diye ayırırım. 30 yaş öncesi benim için milattan önce, 30 yaştan itibaren ise milattan sonradır. Liseyi normal gören birisi olarak bitirdim. Samsun’luyum. 1980 öncesinde devrimci hareket içinde oldum. Üniversite okuyamadım. 12 Eylül’ün sıkıntılarını aştıktan sonra, özellikle 1990’dan sonra hem sendikal mücadelemiz hemde diğer sivil toplum örgütlerindeki mücadelemiz devam etti. İnsan Hakları Derneği’nde iki dönem yönetim kurulu üyeliği yaptım. Altı Nokta Körler Derneği Samsun Şubesi’nin kuruluşunda görev alıp uzun yıllar şube başkanlığı yaptım. 15 yıldan sonra şimdi yeniden şube başkanlığı görevimiz başladı. Üç dönem genel merkez yöneticiliği yaptım. Böyle birçok faaliyet sıralanır gider. Ufuk Gürbüz; nerede insan ayağına bir kıymık batarsa, onun diline, dinine, ırkına, mezhebine, cinsiyetine bakmaksızın, toplumsal mücadelenin olduğu her yerde kendini bulur. Kısaca Ufuk Gürbüz bu.

ODAK DERGİSİ: Yerel yönetimlerin seçim sürecinde engellilere yönelik politikalar ortaya koyacağına dair bir beklentiniz var mı? Ya da sizin bu yönde bir çalışmanız var mı?

UFUK GÜRBÜZ: Yerel yönetimler ne demektir? Bir insanı doğduğu günden ölümüne kadar birinci derecede ilgili ve sorumlu yönetim demektir. Yani siz doğduktan sonra eşit yurttaş olarak yaşayabilmek için; daha da açarsak; eşit süt içebilmekten alın eşit nefes alabilecek çevre temizliğinden başlayarak, çocuk bahçesidir, pazardır vs mimari açıdan engellilerin erişimini sağlayacak her türlü çalışma yerel yönetimlerin sorumluluğundadır. Sosyal hayatın içinde olabilecek ve gerçekten engelli olmayanlarla birlikte ortak pazar yeri, ortak sinema, ortak tiyatro mekanları; otel, tatil vs gibi yerlerde alanların ortak kulanılabilmesi gibi konuların hepsinin birinci derece sorumlusu yerel yönetimlerdir. Bu arada şunu da söylemek istiyorum; eğer bir ülkede engelliler varsa büyük ölçüde yönetimlerin görevlerini yeterince iyi yapmaması nedeniyle var. Engel nereden kaynaklanıyor, trafik kazaları, iş kazaları gibi durumlar sonucunda ortaya çıkıyor. O açıdan yerel yönetimlerin en önemli sorumluluklarından bir tanesi engellilerin yaşamlarının kaliteli ve konforlu hale getirilmesidir. Henüz seçim sathına girilmedi. Adayların engellilerle ilgili projelerine bakacağız. Biz bu konuda epeyce akademik ve bilimsel birikime sahibiz. Sivil toplum örgütleri olarak eğer bizlerden bilgi ve destek isterlerse “ne tür projelerle sahaya gidelim” derlerse biz hazırız ve varız. Ama şu ana kadar maalesef var olan bütün yerel yönetimlerde ciddi anlamda bir engelli politikası göremedik. Bundan sonra görüp göremeyeceğimizi takip ediyoruz, denetliyoruz.

ODAK DERGİSİ: Yerel yönetimlere öneri olarak sunmak üzere hazırda projeleriniz var o zaman.

UFUK GÜRBÜZ: Biz körler derneği olarak 1950’de kurulmuş bir derneğiz. 1990’da da Samsun’da kurulduk. 35 ilde şubemiz var. Bizim ajandamız zaten sürekli koltuğumuzun altında. Bizim her an sunmaya hazır projelerimiz, dosyalarımız var. Bizden istendiği takdirde seve seve verebiliriz. Bu kadar yakınız isteyene.

ODAK DERGİSİ: Türkiye’de bir engelli nasıl engelli haline geliyor? Yani engelliliği oluşturan nedenler ve engellilerin yaşadığı sorunları katmerleyen nedenler nelerdir?

UFUK GÜRBÜZ: Çok güzel soru. Aslında engellilerin sorunu, engellilerin işleri yaşamları vesaire her ne ise. Hani diyoruz ya bu işin alfabesi diye, işte tam da o alfabenin sorusunu sordunuz. Öncelikle ben bu soru için çok teşekkür ediyorum. Neden? Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkeler ve gelişmemiş ülkelere baktığımızda engelli oranları birbirinden farklı. Neden farklı? Çünkü bir yerde trafik kazaları fazlaysa, iş kazaları fazlaysa, çevre kirliliği fazlaysa, akraba evlilikleri fazlaysa engelli oranları da fazla. O zaman biz de diyoruz ki bizim engelimizin var olma nedeni zaten en baştan sistemin ta kendisiyle anlatılabilecek bir konu. Ülkenin sosyo-ekonumik yapısını analiz ederken engelli sorununu da bundan bağımsız düşünemeyiz. Engelliliği yaratan unsur zaten kapitalist sistemin kendisi. Engellilik iş kazalarından, trafik kazalarından, çevre sorunlarından besleniyorsa bu beslenmeden dolayı zaten engelli oluyorsunuz. Engelli olduktan sonra da üstüne üstlük işten çıkarılıyorsunuz. Savaş da hem beni bütçemden vuruyor, hem sakat bırakıyor. İş kazaları aynı şey. Yani sistem bir işçiyi bir köylüyü bir üniversite öğrencisini bir kadını vuruyor, aynı şekilde geliyor beni vuruyor, dönüyor bana bir daha vuruyor. Çünkü ben engelinden kaynaklı iki kat vuruluyorum. Biz işte bu nedenle diyoruz ki; biz de tam bu sistemin göbeğinde bir duruş almak zorundayız. Biz bu sistemin tam göbeğinde de sorgulamak durumundayız. Biz Altı Nokta Körler Derneği, diğer engelli derneklerinden farklı olarak ne diyoruz? Niye biz doğa katliamlarında varız. Savaşa hayır derken varız. Özelleştirmeye karşı duruşta varız. Neden bir sorun ya da sorunlarda hemen gidip saf tutuyoruz? Bu nedenden dolayı. Çünkü hepsi beni zaten ilgilendiriyor. Örneğin sokağa çıktığım zaman beni ilgilendiriyor. Toplu taşıma kullanırken beni ilgilendiriyor. O açıdan biz bütün mücadelelerden ayrılamayacak kadar mücadelenin içinde olmak zorundayız. Bugün de bizim çok kalabalık bir etkinliğimiz oldu. Orada da söyledim bunu. Odak Dergisi’nde de özellikle vurguluyorum, altını defalarca çiziyorum. Hiç kimse tek başına sınıfsal mücadeleyi öne çıkartarak bir şeyi kotaracağını filan düşünmesin. Orada kadın sorunu birleştirilmezse, orada engelli sorunu birleştirilmezse orada ne bileyim çevre ve doğa katliamları birleştirilmezse olmaz. Evet, bizler haklar mücadelesindeyiz. Sınıf mücadelesinde değiliz ama sonuçta hepimiz zaten bir ucundan tutunuyoruz, tutuyoruz. Biz Altı Nokta Körler Derneğimizin diğer derneklerden farkı tam da burası.

ODAK DERGİSİ: Seni Demokrasi Okulu’ndan tanıyoruz. Bu platformun hem katılımcısısın, hem de yeni kişilerin katılmasında oldukça yoğun çaba harcıyorsun. Demokrasi ve emek mücadelesi için yapılan etkinliklere katılımlarda çok gayretli ve özverilisin. Bunu zaten biliyoruz. Bu mücadele sürecinde solun birlikte iş yapma pratiğini nasıl değerlendiriyorsun?

UFUK GÜRBÜZ: Tabii buna biraz şöyle geriden bakmak gerekir. Çok klişeleşmiş gibi olsa da, tabii bu ülkenin üzerinden bir 12 Eylül geçti. İster istemez sistem cepheleştiriyor ve ayrıştırıyor. Cepheleştirip ayrıştırdığı gibi bir de dinsel profil yaratarak figürleştirince toplumun kendi durduğu yerdeki gerçek sorunlarına bir örtü örtülüyor. Örneğin ekonomik, sosyal görünmez oluyor. Bu bazen zaman içerisinde ölü toprağına da dönüşüyor tabii. Bu aslında genel bir sorun. En son 14 Mayıs, 28 Mayıs seçimlerinde gördük. Bizim camiada da öyle mesela. Herkes dert yanıyor. Diyor ki işsiziz, alet edevatlarımızı alamıyoruz. Mesela bir işitme cihazı 16.000 TL, devletin verdiği 1.500 TL. Buna benzer birçok medikallerimiz var mesela. Buna benzer birçok sorunlarımız da var. Bu sorunlarımızda örgüt çatısına doğru yürüdüğünüzde müthiş kopmalar oluyor. Haa, “siz haydin koşun, helal, bravo” diyorlar tu kaka yapmıyorlar bizi ama bizimle yol yürümekte isteksizler. Bunu diğer örgütlenmelerde de görüyoruz. Maalesef yine böyle halen 78 kuşağı 68 kuşağı gibi jenerasyonlar üzerinde yürüyor ama sonuçta yine sorgulayan, yargılayan yine de örgütlenme noktasında, yine de özgül ağırlığı yakalayarak artık kişi sayısına bakmaksızın bu konularda da birikimler olduğu için, pratik deneyimler de olduğu için, özgül ağırlık yaratarak bazı kilit noktalarda köşe taşları da oluşturarak daha fazla ses çıkararak o açığı kapatmaya çalışıyoruz. Bizim yaptığımız genelde bu. 15 Ekim’de de biz bunu yaptık. Kitlesel basın açıklamalarımızda sokaktaydık. Yine daha önce de açlık grevlerinden geliyoruz. Zincir eyleminden geliyoruz. Sonuç itibarıyla benim bu soruya son cümlem; hep bunu söylerim köpeksiz bir köy kalmayıncaya kadar o köyün köpeği olmaya çalışıyoruz.

ODAK DERGİSİ: Çok teşekkür ederiz Ufuk. Eklemek istediğin bir nokta var mı?

UFUK GÜRBÜZ: Odak Dergisi’ni tanıyorum, Odak Dergisi çevresini tanıyorum. Dergi üzerinden olmasa bile o çevrenin Demokrasi Okulu çalışmalarını takip ediyorum. Demokrasi Okulu çalışmalarına zaman zaman ben de katılıyorum. Sonuç itibariyle dünyadaki küresel çatışmalarda, sorunlarda; Rusya-Ukrayna savaşında olsun, Filistin-İsrail Savaşı’nda olsun benim gibi düşündüğünü görüyorum. Daha anti emperyalist görüyorum. Ve sonuç itibariyle birçok noktada ortaklaşmak hoşuma gidiyor. Ben bütün Odak Dergisi okuyucularına 3 Aralık Dünya Engelliler Günü dolayısıyla engelliler mücadelesinin selamlarını söylüyorum. Bizleri takip etsinler. Teşekkür ediyorum.

ODAK DERGİSİ: Odak Dergisi olarak bizler de sizleri selamlıyor, ayrıca röportaj için tekrar teşekkür ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.