İsveç seçimlerine biraz da şöyle bakalım

0
407

Hamza Yalçın

Çok insan İsveç seçimlerinde İsveç Demokratları adlı Nazi kökenli partinin ikinci gelmesiyle daha çok ilgileniyor. Bu kuşkusuz ki çok önemlidir. Ondan daha önemlisi ise Sol Parti’nin seçimlerde atılım yapacak yerde geriye gitmesidir. Sol Parti İsveç egemenlerinin NATO’ya katılma kararına karşı aktif bir kampanya yürütebilseydi, İsveç’te ve hatta dünyada çok önemli gelişmelerin yolu açılırdı.  

İsveç’i yöneten Sosyal Demokrat hükümet 16 Mart’ta NATO’ya katılma kararı aldı. Karar İsveç’i Rusya’ya karşı nükleer saldırı üssü ve Rusya’dan gelebilecek nükleer saldırıya hedef haline getirmektedir. NATO ile Rusya’nın Ukrayna’da savaşa girmesinin ardından alınan karar, İsveç’in 200 yıllık resmî bağlantısızlık politikasının en sert ihlaliydi. Karara katılmayan Sol Parti ile Yeşiller’in itirazları kamuoyunda hissedilmedi. Hatta onların yerine Nazi kökenli SD’nin NATO karşıtı olduğu iddası duyuldu. İddiayı dile getiren kişi ise Sosyal Demokrat Savunma Bakanı Peter Hultqvist idi. Hultqvist SD lideri Jimmy Åkesson’un İsveç’in güvenliği için tehlike oluşturduğunu ifade etti. SD liderinin bir ara Putin ile Biden arasında seçim yapmayı önemsemediğini söylemesinden onun Putin yanlısı olduğu sonucu çıkarıldı. Oysa Åkesson’un tercih etmediği ABD değil, Biden idi. Putin karşısında Biden yerine Trump sorulsaydı Åkesson muhtemelen Trump derdi.

Sol Parti şansını daha Ukrayna krizi başlamadan kaybetmişti. Sol Parti’nin, o sırada egemenler tarafından medyada yürütülen Amerikancı kampanyanın buralara varacağını görmesi ve karşı çıkması gerekirdi. Bunu yapamadığı gibi kampanyanın parçası oldu. Bununla kalmayıp Ukrayna’ya silah gönderilmesine de “evet” oyu kullandı. Bu, savaşa katılma kararı anlamına gelmekteydi. Sol Parti yönetiminin ilk kararı, başkan Nooshi’ye rağmen “hayır” şeklinde çıkmıştı. Ardından bir önceki başkan devreye girdi ve kararın değişmesini sağladı. Bu ve benzeri örnekten, her iki başkanın da ABD’ye ve NATO’ya Sol Parti’den daha yakın olduklarını gözledik.

İsveç İkinci Dünya Savaşı sonrasından beri ABD sistemine sıkı sıkıya demirlenmiş bir ülkedir. Sadece ortadaki partiler değil aşırı sağcı parti ve Sol Parti de ABD’nin düşmanları karşısında ABD’yi tercih etmek zorundadırlar. Onlar ABD politikalarına egemenlerinden destek görmeksizin tavır alamamaktadırlar. İsveç’in parlamenter sistemi bazı olumlu yanlarına rağmen, hemen bütün diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, sağın gelişmesinin yolunu açacak, solun gelişmesinin ise yolunu tıkayacak şekilde kurgulanmıştır. Sol Parti ve sistem son 40 yıldır sürekli sağa kaymaktadır. İsveç’te zaman zaman yaşanan sol gelişmeler, daha sonraki süreçlerde etkisizleştirilmektedir. Genelde İskandinavya, özelde ise İsveç ABD-İngiltere İttifakının güçlü inisiyatifi altındadır. 

Sol Parti eğer NATO’ya karşı kampanya yapsaydı belki üyelerinin önemli bir kısmını kaybederdi. Çünkü Ukrayna krizi döneminde yürütülen yoğun propaganda ve dezenformasyon Sol Parti’nin içini de etkiledi. Sol Parti içinde de NATO yanlısı bir tutum gelişti. Fakat kaybedecekleri bu kesim sol bir parti açısından kazanım anlamına gelecekti. Anti-emperyalist sol dışında yurtsever ve barış yanlısı sosyal demokratlar başta olmak üzere İsveç’in en azından yüzde 20’si Sol Parti’nin yanında olurdu. İsveç’in en az yüzde 20’si halkın çok çirkin bir şekilde beyin yıkamaya maruz bırakılmasını anlar ve itiraz ederdi. Halkın en az yüzde 20’si İsveç’in, aktif bir tarafsızlık politikasıyla, bir nükleer savaşı önlemek yerine onu kızıştıracak şekilde NATO’ya üye olma kararının alınma biçimine de itiraz ederdi. İsveç’i savunacak gerçek bir güç ortaya çıkardı! Egemenler, “Rusya İsveç halkını aldatır” gerekçesiyle referandum yapmadılar. Bu şekilde ABD ve Birleşik Krallık ile birlikte idraksiz çocuk yerine koydukları İsveç halkını aldattılar.

Hükümet NATO’ya katılma kararı aldığında yaşadığım şehir Halmstad’da NATO karşıtı bir ittifak oluşturmaya çalıştık. İlk toplantıya Sol Parti’nin şehir örgütü ve gençliği adına birer temsilci katıldı. Toplantıda kampanya başlatılması konusunda hemfikir olduk. Sonra Sol Parti’nin çekildiğini öğrendik. Kendi başlarına eylem yapacaklarmış(!). Karar Sol Parti merkezinden alınmıştı. Kurulan grup üç kez miting yaparken, onlar bir-iki kişinin bir seferliğine kısa süreli bildiri dağıtması dışında bir şey yapmadılar. NATO konusunu, seçim kampanyası sırasında da gündeme getirmediler. 

Sonuçta Sol Parti oyları seçimlerde bir önceki seçimlere kıyasla yüzde 1,3 azalırken İsveç Demokratları isimli yumuşatılmış faşist parti yüzde 3 arttı. (Seçim sonuçları linktedir)

İsveç Demokratları 1998 yılında kurulmuş bir partidir. Çoğunluğu harbiden yani aktif faşist, tamamına yakını ise faşist şahıslar tarafından kurulan parti bu zamana kadar sürekli büyüdü. Partinin bugünkü başkanı Jimmy Åkesson 2005 yılında iş başına geldiğinde parti küçük fakat günden güne sürekli gelişen bir özelliğe sahipti. Jimmy Åkesson’dan önce zaten partiyi sisteme hazırlama çabaları başlamıştı. Åkeson adeta partinin başına devletin çelik çekirdeği  tarafından getirilmiş ve desteklenmiş görünmektedir. Åkeson ile birlikte sistem İsveç Demokratları’na sıkı ayar vermiş ve onun toplumun geniş kesimleri tarafından kabul edilmesini kolaylaştırmıştır. Bu sayede İsveç Demokratları da özellikle göç ve entegrasyon konularında yönlendirici politikalar geliştirerek İsveç’e ayar verdi. Daha önemlisi ise, Sosyal Demokrat Parti halkı, “Ben gidersem onlar gelir” diye korkutarak sermayenin istediği yeni-liberal politikalara razı etti. İsveç Demokratları’nın iktidara gelmesini önlemek maksadıyla 2018 yılında Merkez Parti (C) ile Liberalle (L) sosyal demokrat parti hükümetini desteklediler. Karşılığında ise özelleştirme, sosyal hakların kısıtlanması, servetin ve iktidarın burjuvazinin elinde toplanması politikalarının sürdürülmesi ve derinleştirilmesini sağladılar. SD ayrıca göçmenleri asimilasyon temelinde disipline etmek için de sistemin işine gelmektedir: “Göçmen kültürü asalaklık, kadına baskı, çetecilik yaratıyor; herkes SD’nin temsil ettiği İsveç kültürüne uygun olarak şekillendirilmelidir.”

İsveç Demokratları sanıldığı gibi esas olarak göçmen sayısının fazla olmasından ve göçmenlerin aşırılıklarından değil yeni-liberal politikalarla ezilenlerin ekonomik, politik ve kültürel olarak güçten düşürülmesinden dolayı gelişti. Bu partinin kurulduğu 1998 yılında, hatta ta 2012 yılına kadar İsveç’e kitlesel göç yoktu. Müslüman kökenli insanların dinsel tutuculuklarının, Sosyal Demokratların ve Sol Parti’nin kimlikçi politikalarının bunda payı olduğu doğrudur (*) fakat yukarıda belirttiğimiz gibi sol hareket bireyi olağanüstü zayıf düşüren bireycilik karşısında artan dayanışma ihtiyacını karşılayacak etkiyi yaratamayınca boşluğu toplumda uyuşturucu kullanımı, çetecilik ve SD doldurdu. Gidişe karşı toplumda  meydana gelen öfke birikiminin SD sayesinde yabancı düşmanlığına yönlendirilmiş olması çok önemlidir. İsveç Demokratları (SD) güçlendikçe toplumda yabancılara karşı düşmanca yaklaşım artıyor, düşmanlık arttıkça da SD gelişiyor. Artan düşmanlığı artık sokakta fark edebiliyoruz. Yabancıların birbirine karşı nefreti ve küçümsemesi bu şartlarda haliyle daha çok artıyor. Toplumda uyuşturucu kullanımının gelişmesiyle birlikte büyüyen uyuşturucu pazarı toplumun en alt kesimlerini uyuşturucu ticaretine teşvik etti. Bu süreçte İsveç Avrupa’da silahlı çatışmalarda ölen insan sayısının en çok olduğu ülke durumuna geldi. Silahlanma, zorbalık ve çete kültürünün toplumda bu denli gelişmesini devleti yöneten güçlerin göz yumması olmaksızın açıklamak çok zordur. Müslüman kökenli kitle ve özellikle gençlik suça itildikçe bütün kötülüklerin kaynağı gösterilmesi kolaylaştı. 

İsveç Demokratları güçlenme stratejisini açıktan ırkçı ve faşist söylem ve semboller yerine İslam düşmanlığı üzerinde kurdu. Genelde açıktan ifade edilmese bile, “Müslümanlar asalaktır, tecavüzcüdür, kriminaldır” fotoğrafı kafalara yerleştirildi ve bu fotoğraf tüm Müslüman kökenli insanları katacak şekilde genelleştirildi. İslamofobi Doğu Avrupalı ve Balkan göçmenlerde taraftar buldu. Alevi kesimden bile SD’yi dinciliğin panzehiri görenlere rastladık.

İsveç Demokratları (SD) kendisini sağ partiler blokuna yerleştirdiği halde en çok oyu sosyal demokratlardan aldı. Müslümanları düşman bilen şoven milliyetçi SD’nin Sosyal Demokratlar (S) kadar ABD aşığı olmadığı görülüyor fakat ABD’ye meydan okuyacak cesareti de yoktur. 

Seçimlerde Partiet Nyans isimli İslamcı ve AKP iktidarı destekli partinin yüzde 0,44 oy alarak seçim sonuçları üzerinde çok etki yarattığı belirtilmektedir. Nüans Parti, sosyal demokratlara oy veren kesimlerden oy aldı. Müslüman kimliği üzerinden örgütlenen Nüans, kendisini İsveç’teki çok kültürlülük resmî propagandasına uyarlamaktadır. Nüans Parti İsveç kurumlarının özellikle çocuklarla ilgili konularda anne ve babalar aleyhine kararlar almasını çeşitli eylemlerle gündeme getirince ülke çapında büyük etki yarattı. Nüans Parti siyahilerin uğradığı ayrımcılığı da işlemektedir. İlk bakışta İsveç Demokratları’nın karşıtı görünümündeki Nüans Parti pratikte onun tamamlayıcısıdır. Her ikisi aynı madalyonun farklı yüzleridirler. Birbirlerine karşı olsalar da birinin gelişmesi diğerinin gelişmesini destekler. 

İsveç, AB ülkeleri arasında nüfusuna oranla en çok Müslüman kökenli insanın yaşadığı ülkelerden biridir. Nüans Parti’nin başka Avrupa ülkelerinde de kurulması olasılığı bulunmaktadır. Bu anlamda İsveç pilot bölgelerden birisi görünüyor ve Nüans Parti’nin önemle takip edilmesi gerekiyor. Bu grup camileri, dernekleri ve sosyal medyayı kullanarak örgütleniyor. Ayrıca halkla doğrudan temas kuruyor.

İslamcı politik güçlerden söz ederken Fethullahçıları geçmeyelim. Türkiye kökenli kesim içindeki Fethullahçılar İsveç’e diğer mültecilere kıyasla özel statüde kabul edildiler. Bu grup şimdi dinci kimliğini öne çıkarmıyor ve hatta kendisini özgürlükten ve soldan yana göstermeye çalışıyor. Fethullahçıların Türkiye kökenli bazı sosyal demokratlara yakınlıklarına ve hatta Türkiye solu içine girmeye çalıştıklarına rastladık. 

İsveç’te çok örgütsüz durumdaki Türkiye solu ağırlıkla Kürt hareketinin etkisindedir ve gerek liberal gerekse Türkofobik özellikleri nedeniyle Türk kökenli kitleye yabancıdır. Geçmişte örgütlü Türkiye solu içinde yer almış olan veya olmayan Türkiye kökenli küçük-burjuva ilerici çevreler genelde İsveç’e refah içinde Batılı tarzda yaşamak niyetiyle gelmiş bireyci, Türkiye kökenli halkı küçümseyen, yaşadıkları ülkenin anti-emperyalist soluna ilgi duymayan insanlardır. Sol Parti ile sosyal demokratların Türkiye’ye yönelik olarak Kürt kökenlilere çok daha yakın durması da Türkiye kökenli göçmenlerin Nüans Parti etkisine girmesini kolaylaştırmaktadır. Erdoğan’ın Batılı politikacılar karşısında yaptığı gösterişlerin Avrupa’da ezik yaşayan Türkleri ve Müslümanları etkilediğini de belirtmemiz gerekiyor. 

Şimdi İsveç’te yeni hükümet kurulması çalışmaları başladı. Görevi, sağ blok adına seçimden üçüncü parti olarak çıkan geleneksel sağ parti Moderaterna (M) aldı. Parlamentodaki partiler seçimlerde ikinci büyük parti olarak gelen İsveç Demokratları ile bakanlıkları paylaşmayı henüz istemiyorlar. Bu dışlanmışlık İsveç Demokratlarına, mevcut partilere güveni zayıflamış olan İsveçlilerin gözünde, özel bir cazibe kazandırmaktadır. 

Önümüzdeki süreçte İsveç’te NATO’ya karşı mücadele can alıcı önemdedir. Bu mücadelede görebildiğimiz en tutarlı güç anti-emperyalist tutumdaki İsveç komünistleri oldu. NATO’ya karşı mücadele barışın, işçi haklarının, sosyal hakların, çevrenin savunulmasıyla birlikte yürütülmektedir. NATO’ya karşı mücadele İsveç ve Avrupa halkları üzerindeki ABD-Birleşik Krallık egemenliğine karşı da mücadele anlamına gelecektir. Devleti elinde tutan güç eğer irade koyarsa İsveç’te çeteleşmenin önü alınır. Ancak sistemin çeteleşmeye hala ihtiyacı var. Bu yüzden çeteleşmeyi durdurmayıp kontrol altına almaları daha yüksek olasılıktır. İsveç solunda bu konuda da Natvandrare gibi dayanışma çabaları bulunuyor. 

(*) Örneğin bir kısım Sol Parti taraftarları 2018 seçimleri öncesinde Göteborg’da örgütlü suçlulukla mücadele konulu düzenlediğimiz toplantıyı protesto etmişlerdi. Örgütlü suçluluk kanusunu ele almanın ırkçılarla ağız birliği etmek anlamına geldiğini söylemişlerdi. Namus baskısına karşı Göteborg ve Halmstad şehirlerinde düzenlediğimiz toplantılara da katılmadılar.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.