Yoksulluğun gölgesinde büyüyen çocuklar

0
226

Seda Şanlıer

2. Dünya Savaşı sırasında ABD’nin Japonya’ya attığı atom bombasından ağlayarak kaçan çocuğu birçoğumuz hatırlıyordur. Yine hafızalarımıza yer etmiştir, Aylan bebeğin küçücük bedeninin nasıl Akdeniz’de sahile vurduğu.

Görüldüğü gibi dünyadaki her olumsuz gelişme özellikle çocukları etkilemektedir. Ne yazık ki Türkiye’de de benzer bir durum söz konusu. Son yıllarda derinleşen kriz ve yoksulluk içinde büyüyen çocuklar, ya okulu bırakarak çalışmaya başlıyor ya da en temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) yayınladığı rapora göre bugün Türkiye’de 7,5 milyon çocuk yoksulluk sınırında yaşıyor. Çocukların %33,7’si ise gelişim düzeylerine göre beslenemiyor. Aynı rapora göre çalışan çocuk sayısı 720 bine ulaştı. Yaz aylarında bu rakam daha da artıyor.

Yoksulluktan okulu bırakıp çalışan çocuk sayısı da en az yukarıdaki rakamlar kadar ürkütücü. Türk Eğitim Derneği Düşünce Kuruluşu’nun (TEDMEM 2021) raporuna göre zorunlu eğitim çağındaki 676 bin çocuk, geçen yıl okul sistemi dışında kaldı. Okula gitmeyen bu çocuklar ucuz emek gücü olarak patronlar tarafından olabildiğine sömürülüyor. Üstelik bu çocuklar çalışırken iş cinayetlerine de kurban gidiyor. 10 Kasım günü Erzincan’da ‘’mevsimlik işçi’’ olarak bir fabrikada çalışan Dicle Nur Selçuk (14) bunun son örneğidir.

Yoksulluk sebebiyle çocuklar sadece ucuz emek gücü olarak kullanılmıyor. Örneğin bir boğaz eksilsin diye çocuk yaşta evlendirilerek cinsel isitismara uğramalarına göz yumuluyor. Yahut mafya ve uyuşturucu bataklığına çekilerek gelecekleri karartılıyor. Diğer yandan yoksulluk sebebiyle tarikat ve gericilerin ellerine düşen çocukların durumu ise başlı başına bir yazı konusu.

20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü sebebiyle bugünkü yazıda çocukların nasıl açlıkla karşı karşıya kaldığına değinmeye çalışacağım.

Bilindiği üzere Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1989 yılında taraf ülkelerin onayıyla Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni imzaladı. Türkiye de sözleşmeyi imzalayan ülkelerden biriydi. 1990 yılında yürürlüğe giren sözleşmenin amacı çocukların bedensel ve zihinsel gelişimlerini güvence altına alarak, onların yaşam koşullarını iyileştirmek olarak belirlenmişti. 54 maddeden oluşan sözleşmenin altıncı maddesi, ‘’Taraf ülkeler, çocuğun hayatta kalması ve gelişmesi için mümkün olan azami çabayı gösterirler’’ diyor. Sözleşmeyi imzalayan devletler bu çabayı gösteriyor mu? Gelin Türkiye’den yola çıkarak birlikte bakalım.

12 Eylül Pazartesi günü okulların açılmasıyla birlikte, 2022-2023 eğitim ve öğretim yılı kantin fiyatları tartışma konusu oldu. Çünkü belirlenen fiyat listesinde bir tost 14 ila 20 lira arasında değişirken, su 4 lira, süt ise 8 lira olarak fiyatlandırılmıştı. Bu konuya Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) Başkanı Ömer Yılmaz da dikkat çekmiş ve yaptığı açıklamayla ‘’Derinleşen yoksulluk en çok çocuklarımızı etkiledi. Okula içi boş ekmekle gelen, açlıktan bayılan çocuklar var’’ sözlerini kullanarak durumun ne kadar acil olduğuna işaret etti.

Benzer bir başka açıklama ise CHP Milletvekili Burhanettin Bulut’tan geldi. Bulut, ‘’Bu ülkede beslenme çantası hazırlamak bile lüks oldu. Dar gelirli aileler, ilkokul çağındaki çocuklarını beslenme çantasına çeyrek ekmek arasına üç tane zeytin koyarak okula gönderiyor’’ dedi. Yine yapılan araştırmalara göre her dört çocuktan biri okula aç giderken; balık, et ve süt ürünlerine yapılan zamlar sebebiyle bu ürünler aileler için ‘’lüks’’ sayılıyor.

Çocukların yaşadığı bu durum sadece raporlara değil haberlere de konu oluyor. Derin Yoksulluk Ağı, 2022 yılına dair ‘’Medyada Yoksulluk Gündemi’’ isimli bir rapor yayımladı ve yayımlanan bu rapor yoksullukla ilgili gazetelerde çıkan haberleri derliyordu. Kocaeli’nin Körfez ilçesinde yer alan bir okulda veliler, öğle arasında okulun karşısında bir araya gelerek kurdukları yer sofrasında çocuklarıyla birlikte yemek yiyorlar. Yemekler ise tek çeşit, ya bulgur ya da sadece salata ve ekmek var. Aileler, sofralarında meyve bulundurmalarının mümkün olmadığını söylüyorlar. Ayrıca bir öğün yemeği de atladıklarını belirtiliyorlar. Atlanan bu öğünler nedeniyle çocuklar, çeşitli sağlık sorunları yaşıyor. 5 yaş altı çocuk ölümlerinin neredeyse yarısı yetersiz beslenmeden kaynaklanıyor. Yeteri kadar besin alamayan çocuklar; bodurluk, öğrenme güçlüğü, aşırı zayıflık, mikro besin eksiklikleri, zihinsel gelişim bozuklukları, anemi gibi hastalıklarla da karşı karşıya kalıyor.

Basında dikkat çeken bir başka önemli haber ise, Ankara’da bir çocuğun açlıktan baygınlık geçirmesi oldu. Akşam yemeğini ertesi gün okulda yerim diyerek beslenme çantasına koyan ve kahvaltı yapmayan çocuk, okulda açlıktan bayıldı.

Çocukların yaşadığı bu yoksullukla nasıl mücadele etmek gerekir?

Bunun için sözleşmede yer alan maddelerin gerçek anlamda hayata geçirilmesi kafidir. Orada yazıldığı gibi çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimi için devletler elinden geleni yapmalı, okullarda çocuklar ücretsiz yemek yemelidir. Ayrıca çocukların gelişimi için gerekli olan temel gıda ürünlerinin karşılanması noktasında devlet aileleri desteklemelidir.

Türkiye’de çocukların her türlü ihtiyacını karşılayacak olanaklar fazlasıyla bulunuyor. Yeter ki ülkemizin olanakları çocuklardan esirgenip yandaşlara, sömürücülere, hırsıza-uğursuza peşkeş çekilmesin. Ülkemize, çocuklara ve birbirimize sahip çıkmamız gerekiyor. Aksi halde, geleceğin umudu olan çocuklar açlığa mahkum olmaya devam edecektir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.