6-7 Eylül olayları “Tarihi bir utanç” olarak hafızalardaki yerini koruyor

0
606

6 ve 7 Eylül 1955’de Demokrat Parti iktidarında İstanbul ve İzmir’de yaşanan olaylarda başta Rumların olmak üzere diğer azınlıklara ait iş yeri, ev, okul ve ibadet gibi mekanları tahrip edildi, yakıldı ve yağmalandı.

O dönem Seferberlik Tetkik Kurulu’nda görevli Sabri Yirmibeşoğlu’nun 6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir. Muhteşem bir örgütlenmeydi, amacına da ulaştı dediği tertip sonucunda resmi kaynaklara göre, 4 bin 214 ev, bin iş yeri, 73 kilise ve 26 okul saldırılara maruz kaldı. Saldırıya uğrayan ve yağmalanan iş yerlerinin yüzde 59’u Rumlara, yüzde 17’si Ermenilere, yüzde 12’si ise Yahudilere aitti.

Azınlıklara yönelik saldırılarda bir çok darp vakası, kadınlara yönelik cinsel saldırı olayı yaşanırken, 10’un üzerinde kişi öldürülmüştür (İnsan hakları örgütü Helsinki Watch’a göre olaylarda 15 kişi hayatını kaybetmiştir).

6-7 Eylül Pogromu’nun ardından Türkiye’de, özellikle İstanbul’da yaşayan, evleri ve işyerleri yakılıp yıkılan binlerce Rum ve gayrimüslim can güvenliği nedeniyle ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Gayrimüslimlerin geride bıraktığı sermaye, Müslüman iş adamlarına verilerek, yeni zenginler yaratıldı.

Yakın tarihimizde ‘’kara leke’’ olarak anılan 6-7 Eylül saldırılarında devlet yetkililerinin sorumlulukları açıkça ortadır. Tertip içinde görevli faillerine yönelik soruşturma ve kovuşturma hiçbir zaman yapılmadığı gibi Aziz Nesin, Kemal Tahir, Asım Bezirci ve İlhan Berktay’ın da bulunduğu çok sayıda solcu aydın, “Rumlar’ın dükkanlarını yağmalamak ve ortalığı kışkırtmak” suçlamasıyla gözaltına alınıp aylarca hapis yattı.

6 ve 7 Eylül olayları, yüzleşilmeyi, failleri açığa çıkarılmayı ve cezalandırılmayı bekleyen suçlardan biri olarak olarak kaldı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.