Ülkemizin AKP iktidarından kurtuluşunun ve karanlıktan aydınlığa çıkışının olanakları her zamankinden daha fazladır ve sürecin öncülüğünü de Türkiye solu yapabilir. Ancak sosyalist sol kendi hataları nedeniyle engelleniyor.
Dünyada ve bölgemizde olağanüstü gelişmeler yaşanıyor. Bu gelişmeler Türkiye solunun omuzlarına her zamankinden daha büyük bir tarihsel sorumluluk yüklüyor. Dünyada 300-500 yıldır devam eden Batı egemenliğinin hızla gerilemesi bu sisteme dayanan iktidarı da muhalefeti de geçersiz duruma getiriyor. ABD emperyalizminin işbaşına getirdiği AKP’nin 23 yılı aşan iktidarı altında; halk derinleşen hayat pahalılığından ve geçim derdinden bezmiş durumda. Gençliğimiz nitelikli eğitime erişemiyor. Gençler parası olanın bir parça eğitim alabildiği, yüksek okul mezunlarını bile işsizliğin ya da asgari ücretle ve kötü şartlarda çalışmanın beklediği karamsar bir tabloya mahkum ediliyor. Ülkenin kaynakları Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Kafkasya gibi bölgelerde askeri-stratejik maceralara harcanırken, iktidarın bu hegemonya hırsının faturasını halkımız yoksullukla ödüyor. Üstelik hem iktidarın hem de düzen muhalefetinin sırtını dayadığı ABD ve Batılı emperyalist güçler dünyada gerilemekte ve bölgemizde yarattıkları yıkım nedeniyle haklı bir nefret toplamaktadır.
Koşullar nesnel olarak anti-emperyalist sosyalist hareketin önünü bu kadar açarken, örgütsüz halk saflarındaki umutsuzluk dalgası muhalefeti CHP çatısı altında biriktirdi. Ancak 21 Mayıs 2026’da çıkan “Mutlak Butlan” kararı ile sonuçlanan süreçle ortaya çıktı ki, kitlelerin umut bağladığı ana muhalefet partisi de kendi içinde derin bir iktidar ve koltuk çekişmesinin krizini yaşıyor. Sol için bugün asıl görev; bu iç mücadelede bir kanadın amigoluğunu yapmak değil, halkın gerçek seçeneğini gerçekçi bir zeminde yeniden inşa etmektir.
Sol hareket olarak bugüne kadar kolaycı çözümlere yönelerek kendi kendimizi engelledik. Dikkat çekmek istediğimiz birinci hatalı yaklaşım önemli bir kesimimizin güç haline gelmenin yolunu Kürt ulusal hareketinin çevresinde aramış olmasıdır. Bu da hem sol harekete hem demokratik mücadeleye büyük zarar verdi. Kürt ulusal hareketi de sağcı bir çizgide derinleşti. Ancak Kürt ulusal hareketinin Suriye .sahasında emperyalist güçlerle geliştirdiği açık ilişkiler ve bu çizginin içeride iktidarla işbirliği ve devletle bütünleşme arayışına varması, bu hareketin büyük ölçüde kendi ulusal dinamikleriyle sınırlı ayrı bir gündemi olduğunu açıkça gösterdi. Kürt ulusal hareketinin hegemonyası demokratik kitle örgütlerinde ve sendikalarda da ortak mücadele zeminlerini zayıflatan bir etki yarattı. Sosyalist hareket ne yazık ki bu konudaki ağır yanılgısını bilince çıkarmakta bunca yaşanandan sonra bile hala zorlanmaktadır.
Bazı sol çevreler ise, benzer bir bağımlılık ilişkisini CHP ile kurma eğilimindeler. Bu ikinci hatalı yaklaşım, sosyalist solu düzen siyasetinin sınırlarına hapsetmektedir. İmamoğlu ve Özgür Özel yönetiminin yerel seçimlerde gösterdiği başarının ardından 19 Mart 2025 sonrasında kitleleri sokağa çağırma cesareti ve Mayıs 2026 Mutlak Butlan kararına karşı gösterdiği direnç elbette değerlidir. Ancak bu çizgi, Batılı güçlere ve tekelci kapitalistlere bağımlıdır. Özgür Özel liderliğinin dış politikada Erdoğan iktidarından farkı zaman zaman Erdoğan’dan bile daha NATO’cu olmasıdır. Özel Amerikan dergisi Newsweek dergisine verdiği yazıda da bunu bir kez daha ortaya koydu. Ne tekelci sermaye ne Batılı emperyalistler ne de NATO bugüne kadar Erdoğan’ı bırakıp da burjuva muhalefet partilerini desteklemedi. Bunu yapmadılar ve hatta yapamazlar. Dahası yeni yönetim CHP’yi daha aktif bir güç durumuna getirirken aynı zamanda onu içten içe daha çok çürütmüştür. CHP belediyeleriyle bağımlılık ilişkileri sendikal harekete de zarar vermeye devam ediyor.
CHP, solu kendi yörüngesine çekmek için kolay yoldan seçim başarıları vaadediyor ve halkın şeriat kaygısını bir manipülasyon aracına dönüştürüyor. Hatırlayalım; 2023 seçimlerinde üretilen “köprüden önceki son çıkış” söylemiyle toplum sahte bir zafere şartlandırıldı. CHP’nin sağcı ortaklarından oluşan Altılı Masa’nın ihanetçi karakteri ve iktidarın seçim hileleri nedeniyle o seçim kaybedildiğinde, halkımız derin bir uçuruma yuvarlanmışlık psikolojisine girdi. Anlaşıldı ki uçuruma yuvarlanma söylemi kitleleri maniple etmek için icat edilmişti. Ardından CHP içinde bir sözde yenilenme hareketi başladı. Kılıçdaroğlu’nun yükselttiği kadrolar onu başından atıp temelde aynı siyaseti sürdürerek yenilendiklerini iddia ettiler ancak söz konusu yenilenmenin içte içe çürüme olduğu zamanla ortaya çıktı. Öyle ki gerçekte toplumun en çürümüş kurumu olan AKP iktidarı CHP’ye karşı yolsuzluk operasyonları yapabiliyor!
Kılıçdaroğlu’nun nasıl bir sağcı olduğunu belirtmeye bile gerek yoktur. Ne denli haksızlığa uğramış olursa olsun giriştiği parti içi iktidar mücadelesinde AKP’nin yedeği durumuna düşmüştür.
Sosyalist solun anti-emperyalist temelde bağımsızlığı gereğinin farkında olan sol ne mutlu ki var ve aktiftir. Bu yaklaşımım hatası ise başarıyı rekabetçi tutumla diğer sol örgütleri saf dışı etmekte görüyor olmasıdır. Üçüncü olarak değindiğimiz bu hatalı tutum nedeniyle solda girişilen her birlik çabası başarısızlığa uğradı. Bundan sonra da ne yazık ki aynı sonuçlar verecektir.
Çözümü başka güçlere yaslanmakta ya da grupçulukta arayan her üç yaklaşım da stratejik körlüğümüzüdür. Bu körlüğü birlikte düşünüp birlikte mücadele ederek aşabiliriz.
Türkiye solunun sağlıkı gelişmesinin ve halka güven vermesinin yegane yolu, bağımsız bir tutum ve birlik çizgisi geliştirebilmesidir. Bizler kendi bağımsız, anti-emperyalist ve sınıfsal hattımızı net bir şekilde kurabildiğimizde, koordineli davranmayı öğrendiğimizde burjuva muhalefetinin kitleleri hareketlendirdiği her uğraktan asıl gücü alan taraf olacağız.
Geleceğe dair umutlu olmak için elimizde güçlü sebepler var: Pratikte kararlı, aktif ve bilinçli mücadele eden herkes başarılı oluyor. Son dönemde bağımsız sendikaların inisiyatifinde gelişen direnişler, işçi sınıfının halkı etkileme potansiyelini açıkça kanıtladı. Mart 2025’te sokakları dolduran gençlik, öğrenci hareketinin devrimci dinamizminin hala ne kadar diri olduğunu herkese gösterdi. Halkımız, düzen siyasetinin kısır kavgalarından yorulmuştur ve ortak bir akılla hareket eden, dayanışmacı ve güçlü bir sol odağı desteklemeye hazırdır. Yakın zamanda TİP’in bağımsız ve birleştirici bir imaj çizdiğinde kendi örgütsel sınırlarının çok ötesinde gördüğü kitlesel kabul, bu topraklardaki sol potansiyelin sadece küçük bir örneğidir. Sosyalist solun gerçek gücü bundan çok daha büyüktür!
Başarının yolu artçılığı, sol içi rekabetçiliği, ve grupsal bencillikleri aşarak solda bağımsız temelde kararlı ve aktif çalışmalardan, bu temelde devrimci dayanışmayı hakim kılmaktan geçiyor. Kolay başarı hayallerinin arkasına düşmek yerine kararlılıkla ve samimiyetle mahallelerde, işyerlerinde ve okullarda yürüteceğimiz sabırlı ve kararlı çalışmalar ve örgütlenme faaliyetleri mutlaka başarı sağlayacaktır. Sol, kararlı ve aktif çalışmalarla kendi bağımsızlığını ve koordinasyonunu kurabildikçe sadece kendi gücünü büyütmekle kalmayacak, CHP tabanını da, Kürt hareketini de, Alevi hareketini de emekten yana dönüştürecek gerçek bir çekim merkezi olacaktır. Umudu sosyalist solun militanca ve dayanışmacı tutumla yürüteceği ortak mücadelesinde aramalıyız.
























