1 Mayıs Değerlendirmesi: Yaşananlar Solda Kalıcı Bir Koordinasyon Eksikliğini Ortaya Koyuyor

0
382

Doğan Baran

Bir süredir ezilen halk AKP iktidarında yaşanan gerileme ile birlikte daha bir coşkulu ve umutlu. Bu, kısa süre önce alanlarda önceki yıllara nazaran daha heyecanlı ve dinamik bir 1 Mayıs’ın oluşmasında da kendisini gösterdi. 1 Mayıs, öncesi sürecin havasını da arkasına alarak, umudumuza umut kattı. Bu havanın daha da yükseltilmesi olanaklarının elimizde olması bakımından 1 Mayıs gösterilerini, özellikle de İstanbul 1 Mayıs’ını öncesi ve sonrasıyla incelemenin anlamlı olduğuna inanıyoruz. Sürecin olumlu yönlerini görmek, eksiklerini saptamak solun gelişim potansiyeli yakalayabileceği bu içerisinden geçtiğimiz dönemde önem arz etmektedir. Yazının ana teması, çabalarımızı ortaklaştıracak ve hep birlikte gelişmemize hizmet edecek bir sol güçler koordinasyonuna yapılan vurgudur. 

İstanbul 1 Mayısının güncelliği devam ediyor ve gündemde kapladığı yer hala büyük. Solun, devrimcilerin Taksim mücadelesi ve direngen tavırları takdir edilecek durumdaydı. Bir kısım gruplar Beşiktaş, Şişli hattında ısrar ederken, bir kısım gruplarsa Saraçhane’de direndi. Eylemin izinli olmamasına, valiliğin yarattığı fiili OHAL durumuna rağmen kalabalık gerçekleşen gösteriler moral yarattı. Eylem sırasında ve sonrasında yaşanan gözaltıları sahiplenmek için yapılan gösteriler dayanışma örnekleriydi. 

AKP iktidarının gösteriler sonrasında direnişçi insanlarımızın evlerini basıp yarattığı tantana, alınanların büyük kısmının tutuklanacağına dair açık bir göstergeydi. Mahkeme çıkışı cezaevlerine gönderilen dostlarımızda moral bozukluğu olmadığı tutumlarından görülmekteydi. Hiçbir hapis tedbiri gerekçesinin dahi olmadığı suç isnatlarına rağmen bunların yaşanması, iktidarın kolluk kuvvetleri ve İçişleri Bakanlığı etrafında örmeye çalıştığı “kahramanlık destanı” propagandasına hizmet edecek malzeme yaratmaktan başka bir amaç taşımıyor, bunun farkındayız. AYM’nin kararını tanımayan valiye, kolluk kuvvetlerine karşı yurttaşların en temel yurttaş hakkı olan “direnme hakkı”nı kullanması ya da Filistin’e destek olmak, iktidarın İsrail ile iş birliğini teşhir etmek mi suç! Şimdi yapılması gereken ilk şeyin, 1 Mayıs tutsakları olan arkadaşlarımızı hepimizin değeri olarak saymak ve ortak bir sahiplenme yaratmak olduğunu düşünüyoruz. Bu konuda gelişen çabalar umut vericidir. 

1 Mayıs öncesi ve sonrasındaki olumlu durumların yanında özellikle eksik yanlarımızı da saptamalıyız ki yanılgıya düşmeyelim. Özellikle 1 Mayıs günü Saraçhane’de DİSK’in öncülük ettiği tertip komitesinin tavrı, polisin kitleye saldırıları sürerken eylemi sonlandırdıklarına dair açıklamaları, haklı olarak tepki çekmişti ve bu tepki devam ediyor. Fakat bu yüksek tepkinin görünmez kıldığı gerçekler de mevcut. Bizler, yani devrimciler mücadelemizi sarılaşan sendikalara ve onların başını çeken unsurlara mı bağlıyoruz ki onlara bu kadar kızalım, diye de kendimize sormalıyız. 1 Mayıs’a yakışır bir birlik ve dayanışma alternatifi yaratabildik mi ya da bundan sonra yaratabilecek miyiz? Asıl soru bizce budur. Aksi durumda, yaşadıklarımızı yaşamaya devam edecek, gerçekliğimizle yüzleşmemize engel olacak tepkilerimizle, kaderimiz haline gelmiş bu dağınıklığımıza etkili bir itiraz geliştiremeyeceğiz. 

AKP’nin toplumda yarattığı korku ikliminin aşılabildiği, toplumun moral bulduğu ve daha fazla direnme gücünü kendinde hissettiği zamanlardayız. Riskleri göze alarak mücadelede kararlı duran insanlarımız ne mutlu ki az değil. Öyle çok olanaklara sahibiz ki… Kötü olansa, tek bir eksikliğimizin tüm bu olumlu havayı bertaraf etmesine yol açıyor. Bizce sorun, sol güçlerin kendi içinde koordinasyon kuramayışından başka bir şey değil. 

Yaşanılan aksilikleri lehimize çevirebilecek bir andayken, hatalarımızı gözden geçirmenin, mücadele metotlarımıza daha eleştirel bir gözle bakabilmenin önümüzdeki süreçte muhalefetin yükseltilebilmesi için gerekli olduğuna inanıyoruz. Örneğin, solun kendi içerisinde ifade ettiğimiz tarzda kalıcı bir koordinasyon kurabilmesi, gelecek süreçte sendikal bürokrasinin mücadeleyi bu denli geriye düşüren tavırlarına da yaşanacak baskı ve gözaltı-tutuklamalara da etkili bir karşı duruş olanaklarını yaratabilir. Hatta böyle bir koordinasyon oluşturabilmek, bu tarz yan yana gelişlerin uzağında durarak solun bir kısmını kendine yabancı gören TKP, TİP, EMEP, Sol Parti gibi grupları ve dahası DİSK, KESK, TMMOB, TTB gibi sendika ve meslek örgütleri içerisindeki sağlam unsurları; işçileri, emekçileri ve CHP’nin içinde de bulunan ilerici kesimleri daha sorumlu davranmaya itebilir, büyük bir toplam yaratabilecek duygu ve mücadele birliğini sağlayabilir. 

Şimdi, yaşanan tutuklamalar etrafında gelişen bir ortak sahiplenme havası oluştuğunu gözlemliyoruz. Bir yanda çeşitli sol güçlerin tutuklananları sahiplenen birliği bir yandaysa Filistin meselesini ana gündem haline getirmeye çalışan bir irade var. Bunların birliğini de sağlamak çok anlamlıdır. Tutuklamalara karşı kısa süreli yan yana gelişlerin muhakkak ki sol güçler arasında yakınlaşmaya hizmet edeceği kuşkusuz. Ama asıl üzerinde durmamızı gerektiren, bundan sonraki adımlarda, benzeri durumlarda birlikte davranmanın yolunu aramaktır. Bu çaba, küçük bile olmuş olsa, sonraki çalışmalara basamak teşkil edecek bir durum yaratabilir. Hatırlamak gerekir, sol bu koordinasyon eksikliği nedeniyle daha önce önüne çıkan büyük fırsatları elinin tersiyle itmiş, hep birlikte kazanmanın yolunu aramak yerine, büyük imkanları görmeyip, dar grup tavrıyla davranmıştır. Gezi Direnişi süreci, yaşanan deprem felaketi sonrasındaki çabalar bunlara gösterilecek en güzel örneklerdir. Bizce bu koordinasyonun önemini görmeyen, hatta zaman kaybı olarak değerlendiren yaklaşım, grupların birbirine olan güvensizliğinin de sonucudur. Ancak bu zamana kadar yaşadığımız deneyim, “benim dediğim doğru, diğerleri benim çizgime gelecek” yaklaşımının başarıyla sonuçlanmadığını defalarca göstermiştir. Yaşam, önümüzde daha başka olanaklar çıkaracaktır. 

“Yalnızca bizim grubumuzun öne çıkacağı, yalnızca bizim propagandamızın yapılacağı işler bizim emek vereceğimiz, tüm duygu ve inancımızla içerisinde olacağımız işlerdir”, kör anlayışı bugün önümüzü tıkamaktadır. Ben yürürüm, ötekiler arkamdan gelir anlayışı sol hareketimizin tarihinde sürekli yanlışlanmış bir görüştür. Kendine güvenmek, iradeli olmak önemlidir ancak sol güçlerin koordinasyonu da çok önemlidir. Bu koordinasyon, oluşturacağı davranış tarzıyla, tek tek grupların toplamının ötesinde bir güç ortaya çıkarabilir. Unutulmamalıdır ki bu ayrıca bir sosyalizm anlayışıdır. Sol arasında kalıcı bir iletişim, kalıcı bir koordinasyon kurulması çabalarımızı oldukça ileriye taşıyacaktır. Gerçeklik bizi günden güne geriye düşüren propagandanın aksine, bu sorunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır. 

1 Mayıs’ın hemen öncesindeki açıklamamızda, alanlara örgütlü çıkamadığımız yerlerdeki taraftarlarımıza dışımızdaki devrimci güçlerle beraber alanlarda olma çağrısında bulunmuştuk. Türkiye’de İstanbul, İzmir, Ankara’da kurduğumuz kortejlerde yerimizi aldık. Avrupa’da İsveç, Fransa, Almanya gibi ülkelerde başarılı yürüyüşler düzenlediğimize inanıyoruz. “Bizim” olsun olmasın, nerede bir mücadele varsa, orayı geliştirmekten, omuz vermekten yanayız. Böyle bir anlayışı büyütmeye çabalıyoruz. Bu süreçte, hem bir yandan gelişim içerisindeki kendi çalışmalarımıza odaklanmaya, hem de ifade ettiğimiz kalıcı bir sol koordinasyon oluşturmaya -küçük de olsa- katkı sunmak istiyoruz. 

Yazımızı, “1 Mayıs solda koordinasyon ihtiyacını gösteriyor” başlıklı haftalık özetimizin sonuç kısmındaki şu vurguyla bitirebiliriz: “Mücadelenin gelişmesi açısından çok elverişli bir dönemden geçiyoruz. AKP; iktidar ve burjuva muhalefet arasındaki görüşmeler her ne yönde gelişirse gelişsin, sosyalist güçler mücadele için ortaya çıkan olanakları sorumlulukla değerlendirir ise, süreç demokrasinin ve sosyalist hareketin önünü açacak gelişmelere varacaktır. Sosyalist hareketin kendi içinde dayanışması toplumsal dayanışmanın da gerçek anlamda kurulmasına olanak sağlayacaktır.” 

Sorunlarımızın ortak olduğunu, fazlaca birbirimize benzer yönümüzün varlığını kavramalıyız. Beraber davranmaya mecburuz. Bunun için verili olandan daha değişik bir düşünce tarzı geliştirmek zorundayız. Hep birlikte kazanacağımız bir gelecek bizleri bekliyor.  

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.