2023 YILI CESARET YILI OLMALIDIR!

0
382

Hamza Yalçın

2022 yılının umut ve mücadele yılı olacağını yazmıştık. Geride bıraktığımız yıl ABD öncülüğündeki neo-liberal Batı egemenliği, Ukrayna savaşıyla birlikte büyük bir meydan okumayla karşılaştı. “Tek kutuplu dünya sistemi”nin sona erdiği iddia ediliyor. En azından ABD önderliğindeki Batı hegemonyasına dayanan yeni-liberal kapitalist sistemin dünyada egemenliğini yürütmesi daha da zorlaştı. Dünyada işçi sınıfı yoksullaşma yaşarken Avrupa’da işçi hareketlerinde gelişme görüldü. Türkiye’de işçilerin hak ve özgürlük mücadelesi yıl boyunca sürdü. AKP iktidarının kitle temeli daralırken, halkın dinci rejimden kurtulma isteği arttı. Türkiye solunda bazı birlikler kuruldu.  

2022 yılında yaşananlar

ABD emperyalizmi öncülüğündeki Batı Bloku ile Rusya arasında gerilen ip, 24 Şubat’ta Ukrayna’da koptu. Rusya, Batılı güçlerin kendisini kuşatmasına Ukrayna’yı işgal ederek yanıt verdi. Ukrayna’nın işgali ABD emperyalizminin öngördüğü ve hazırlandığı bir adımdı. Rusya bu adımı, tuzağı görerek attığını iddia etti. Batılı güçler silah ve gönüllü göndererek; istihbarat, eğitim ve danışmanlık vererek ve hatta savaşı yöneterek Ukrayna’yı aktif şekilde desteklediler. Rusya’nın amiral gemisi Moskova’nın batırılması ve Rusya gazını Avrupa’ya bağlayan Kuzey Akım’ın hatlarına sabotajın da NATO operasyonu olduğu iddia edildi. 

ABD, Rusya’yı içine çektiği Ukrayna savaşı sayesinde bazı kazanımlar sağladı. NATO canlandı ve İsveç’le Finlandiya üyelik başvurusunda bulundular. Almanya’nın Rusya ve Çin ile ekonomik ilişkilere dayanarak gelişme stratejisinden çok rahatsız olan ABD, özellikle Almanya’nın Rusya’yla ekonomik bağlarına ağır darbe indirdi. Rusya’dan aldıkları ucuz enerjiden mahrum olan Alman tekelleri imalatı ABD’ye taşımaya başladılar. ABD’nin AB ve hatta Almanya ekonomisi üzerindeki etkisi arttı. Almanya’nın AB üzerindeki etkisi zayıfladı. Ancak bunların ABD’nin gerilemekte olan egemenliğini kurtarmaya yeteceği çok kuşkuludur.  

Rusya, Çin ile ittifakını kuvvetlendirerek ve Hindistan ile ticari ilişkilerini sürdürerek ABD yaptırımlarının etkisini hafifletti. Sayısız yaptırımlar sonucunda çökmesi beklenen Rusya ekonomisi 10 aydır ayakta duruyor. Savaşın hemen öncesinde kamuoyu desteği yüzde 60’larda olan Putin’in şimdilerde yüzde seksene yakın güvene sahip olduğu belirtiliyor. Çin-Rusya ittifakı askeri alanda da gelişme gösterdi. Ayrıca BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) ülkelerinin ekonomik birliği daha çekici hale geldi. 1996 yılında kurulan Şanghay Beşlisi’nin üye sayısı dokuza çıktı. ABD emperyalizminin egemenliğindeki Pakistan’da bile ulusal bağımsızlıkçı tutum gelişti. ABD gelişmenin önünü Başbakan İmran Han’ı parlamento darbesiyle devirerek kesebildi. Üstelik Rusya’ya uygulanan ekonomik yaptırımlar belki Rusya’dan çok AB ülkeleri ekonomilerini vurdu. Batılı ülkelerde enflasyon ve hayat pahalılığı arttı. Ekonomiler durgunluk işaretleri vermeye başladı. 

Batılı ülkelerde bir yandan sağcı güçler gelişirken diğer yandan ise hayat pahalılığına karşı protesto gösterileri başladı. AB ülkelerinde işçilerin on yıllardır kaybettikleri gerçek ücretlerini yükseltme doğrultusundaki çabaları dikkat çekti. Rusya’nın sağladığı ucuz enerji, hammadde ve yarı mamul maddeler imkanını kaybeden Avrupa ülkeleri Çin’deki ucuz emeği ve muazzam pazarı da kaybetmek riskiyle karşı karşıya. ABD’nin Almanya üzerindeki egemenliğinin sürdürülmesi zorlaştı. 

Batılı ülkelerde sağcı rejimler gelişirken Latin Amerika’nın en büyük ülkesi Brezilya’da sosyal demokrat Lula faşist Bolsonaro’ya karşı başkanlık seçimini kazandı. Böylece Latin Amerika’daki sol hava kuvvetlenmiş oldu. Peru’da ABD yanlılarının iktidarı devirerek başa gelmeleri Latin Amerika’daki genel gidişi değiştirecek görünmemektedir. Asya’da Çin ve Hindistan’ın komşusu Nepal’de Kasım ayında düzenlenen seçimlerden başarıyla çıkan sosyalist güçler hükümeti kurmak maksadıyla birleştiler. 

Türkiye halkı dünyada artan ekonomik zorluklardan çok etkilendi. Yoksullaşma arttıkça AKP iktidarına oy verenlerin pişmanlıkları yaygınlaştı. Ancak AKP iktidarı diğer yandan ABD ve NATO ile Rusya arasındaki gerilimden faydalanarak güç almayı başardı. Rusya’ya uygulanan yaptırımların önemli bir kısmına uymadı. Suriye’de, Irak’ta ve Afrika’da hareket olanakları edindi. Bunlar rejimin ayakta durmasına katkı sağladı. AKP iktidarı Suriye ile gerçekten barışırsa o zaman yeni olanaklar edinecektir.  

Fakat hem halkın artan ekonomik zorlukları hem de özellikle tarikatların yol açtığı çocuk istismarları ve benzeri skandallar rejimi yıprattı. AKP basına sürekli cezalar yağdırdı. Yolsuzluk skandalları adalete güveni iyice sarstı. Bugün AKP seçmeninin bile sadece yüzde 27,9’u, MHP seçmeninin yüzde 21,5’i yargının bağımsız olduğunu söyleyebiliyor. Türkiye’de işçi ve emekçiler yıl boyunca eylemlerde oldular. Sonuçta ilerici ve devrimci güçlerin değerlendirebileceği uygun bir mücadele ortamı oluştu. Koşulları değerlendirmek maksadıyla Türkiye solunda biri Sosyalist Güç Birliği adında bazı sol partilerin oluşturduğu diğeri de Emek ve Özgürlük İttifakı adıyla Kürt hareketi liderliğinde iki sol birlik kuruldu. 

Durum ve gidiş

Dünya işçi sınıfının gerçek ücretlerde son yüz yılın en büyük azalmasının yaşandığı belirtiliyor. İşçilerin gerçek ücretleri 2022 yılının ilk yarısında dünya genelinde yüzde -1’e yakın düşerken bu düşüş AB ülkelerinde yüzde -2,4 oldu. Orta ve Güney Asya ülkelerinde ise işçilerin ücret artışları yavaşladı. Özellikle Covid-19 döneminde zenginler olağanüstü zenginleşirken rekor sayıda insan işinden oldu. Az gelişmiş ülkelerin borçları on yıl öncesinin 2 katından fazlasına çıktı. Bu borç miktarının dünyadaki toplam GSMH’nın yüzde 10’unu geçtiği belirtiliyor. Gelişmiş ülkelerde kamu sektörü ve özel sektörün borçlarının da olağanüstü artmasının bir borç krizi yaratmasından endişe ediliyor. Buradan, faşizmin gelişmesi ihtimali elbette güçlü. Buradan sosyalizmin gelişmesi ihtimali de var. 

Bugün dünya ilerici ve sosyalist hareketlerinin en önemli sorunu Arap Baharı ve “renkli devrimler” sürecinde görüldüğü gibi bu hareketlerin üzerinde ABD emperyalizminin etkisidir. İran’da dinci diktatörlüğe karşı büyük kitle eylemlerinde bile Batılı güçlerin inisiyatifi önemli rol oynamaktadır. ABD emperyalizmi dünya egemenliği uğruna savaşını “demokrasi” adı altında yürütüyor. Ulusal hareketlerin manipülasyonuna önem veriliyor. Emperyalist güçler demokratik mücadeleleri manipüle edecek mekanizmalar kurmuş durumdalar. Dünyada ilerici hareketlerin Batılı güçlerin hegemonyasında olması, sağcı güçlerin gelişmesinin de en önemli sebeplerinden biridir. Solun söylemesi gereken bir çok şeyi, sol güçler emperyalist egemenlik nedeniyle suskun kaldığından, sağ söylemektedir. 

AB ülkelerinin kendi çıkarlarına zarar verecek şekilde Rusya’ya karşı yaptırımlara katılmaları bu ülkeleri ABD’ye bağımlı tutmak için kurulmuş olan Gladyo örgütünün hala tasfiye edilmemiş olduğuna işaret etti. Almanya’da bir kısım emekli üst düzey memurların hükümete darbe iddiasıyla tutuklanması Türkiye’de AKP-Cemaat iktidarının ABD ile birlikte düzenledikleri “Ergenekon”, “Balyoz” sözde darbelere karşı sahte demokrasi operasyonlarını akla getirdi.

2023 yılında Rusya ile NATO arasında büyük savaş ihtimali kuvvetlendi. Çünkü gidiş Batılı ülkeleri zorluyor. ABD de içten içe zorlanıyor. ABD bu mücadelede Rusya ile Avrupa’nın birleşme ihtimalini ortadan kaldırmak, Avrupa’yı zayıflatıp kendisine bağlamak, Rusya’yı zayıflatarak onun Orta Doğu’da, Kafkaslar’da ve Orta Asya’daki etkisini ortadan kaldırmak, Çin’i kuşatmak, Çin’in İpek Yolu projesini işlemez kılmak istiyor. Rusya ABD ve AB emperyalizmine karşı kendi devlet çıkarlarını savunuyor. Savaşın uzaması Rusya’yı zora soktuğu gibi ABD’nin AB üzerindeki egemenliğini de zora sokmaktadır.

Çin, Batılı güçlerin artan baskısını aşarak dünyadaki etkisini güçlendirmeye çalışıyor. Rusya ile Çin’in ABD egemenliğine karşı ezilen halkları ya da işçi hareketlerini desteklemek gibi bir çabalarına rastlanmadı. Çin içeride kamucu bir devlet kapitalizmi uyguluyor. Bu haliyle ABD emperyalizmini dengelemesi de dünyada ilerici hareketlerin gelişmesine olanak sağlayabilir. NEPAL deneyimi bu anlamda bir laboratuvar olacaktır. Batılı güçler ile Rusya-Çin İttifakı arasındaki mücadelenin, uzun süre devam edeceği görülmektedir. Devrimci güçler, ABD emperyalizminin etkisinden bağımsızlaşarak aktifleşebilir ise NATO Bloku ile Rusya-Çin Bloku arasındaki çatışmalardan yararlanabilir. 

Latin Amerika ülkeleri bu konuda daha iyi durumda görünüyor. Brezilya’da iş başına gelen Lula sol hükümeti, gücünü Batılı ülkelerden almaya kalkmadı. Türkiye’de ne yazık ki çok farklı bir hava var. Millet İttifakı Amerikancıdır. AKP iktidarı son yıllarda her ne kadar Rusya’dan güç alıyor olsa bile, güç olmasına imkan sağlayacağını gördüğü anda emperyalistlere hizmet etmeye hazırdır. Muhalefetin en örgütlü gücü HDP’nin gözü de Batılı güçlerdedir. 

Türkiye’de AKP iktidarı başta kalmasını meşrulaştırmak amacıyla “Ben gidersem FETÖ gelir” diyor. CHP’nin kendi sağındaki partilerle kurduğu Millet İttifakı ise 2023 yılındaki seçimlerin halkın son şansı olduğunu iddia ediyor. Batılı güçlerle işbirliği yapan Gülen tarikatının muhalefete sızmış ve sızmaya çalışıyor olmasına, Millet İttifakı’nın Batı emperyalizminin güdümünde olmasına rağmen Gülen tarikatının bir daha iktidara gelmesi çok zordur. 

Diğer taraftan AKP iktidarının şeriat düzeni kurmak için uğraştığı açıktır. Fakat Türkiye halkı dinciliğe direnecek potansiyele sahip olduğunu göstermiş bulunuyor. AKP’nin devlette ve toplumda dinci örgütlenmeleri geliştirmesine rağmen halk saflarında dinciliğe karşı direniş azalmadığı gibi artmış bulunuyor. Sol hareket halkın bu direnme azmini desteklemelidir. 

Başarı mücadeleyle kazanılabilir 

Türkiye solu mücadele etmeden zafer kazanmak stratejisini terk etmelidir. Mücadele etmeden zafer kazanmak stratejisi üstü örtülü teslimiyettir. Bir kısım sol bu anlamda umudu AKP’nin yıkılmasına diğer bir kısım ise Kürt hareketinin inisiyatifine bağlamış durumdadır. Her iki tutum da üstü örtülü teslimiyete denk düşüyor. AKP 2023 seçimlerinde yenilgiye uğratılırsa politik mücadelenin canlanacağı bellidir. Kuşkusuz mücadele sertleşecek ve riskler artacaktır. Belli bir kaos yaşanacağı için halk kitlelerinin sahneye çıkması kolaylaşacaktır. Bu da özellikle soldaki tutukluğun aşılmasına katkı sağlar. Fakat örgütlenmeye en uygun ortam aslında bugündür. Herkesin sahaya çıkacağı ortamda sahaya çıkmak kolaydır. Zor olan, örgütlü mücadeleye, böyle dönemlerde sahip çıkabilmektir.

Bitirirken, Türkiye’de eski sosyalistler arasında umutsuzluğun artmış olduğu koşullarda biz devrimden söz edeceğiz. Artık 1990’lı yıllarda değiliz. Dünya değişti ve değişiyor. Dünyadaki durum, Türkiye’de gerçekleşecek bir devrimin ayakta kalmasına ve gelişmesine uygundur. Ancak zafer kendiliğinden gelmeyecek. Onu biz mücadele ederek kazanabiliriz. Öncelikle sol hareketlerin aktif çalışmalarla topluma cesaret aşılaması gerekiyor. Sol hareketlerin bir yandan da kendi gruplarını iktidar yapma stratejisini terk etmesi gerekiyor. Devrimci mücadele grupçuluktan arınarak ve solda birlik yapılarak gelişebilir. Bu koşullarda solda birliğin en önemli halkası ise Türkiye solunu ABD emperyalizminin güdümünden kurtaracak olan anti-emperyalist sosyalist birliktir. Bu birliğin başarılı olabilmesi cesur devrimci çalışmalarla ve grupçuluğu aşma yönündeki çabalarla mümkündür. 2023 yılında umutların mutlaka artması gerekiyor. Bu da devrimcilerin, ilericilerin, ezilenlerin ve sömürülenlerin cesur olmasına bağlıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.