28 Şubat darbesi üzerine Hamza Yalçın ile görüştük: “Düşman iddia edildiği kadar akıllı değil”

0
535

“Postmodern darbe” olarak adlandırılan 28 Şubat’ın üzerinden 26 yıl geçti ancak halen tartışılmaya devam ediyor. Kamuoyunda 1997 Şubat’ı başında Ankara Sincan’da tankların ve zırhlı araçların yürütülmesi ve kısa bir süre sonra düzenlenen (28 Şubat) MGK toplantısı kararları, ordunun “irtica” yani “gericilik” ile mücadelesi olarak adlandırılmıştı. Ancak beş yıl geçmeden ABD’nin çizgisinde bir dinci iktidar iş başına geldi ve 21 yıldır gitmiyor.

28 Şubat’ın görünmeyen bir tarafı da, sol hareketin dizayn edilmesi çabasıydı. Hamza Yalçın eski bir asker ve 28 Şubat sürecinde aşırı politikleştirilen yargı tarafından müebbet hapse mahkum edilmiş bir devrimcidir. Onunla “postmodern darbe” üzerine söyleştik.

Odak Dergisi: Süreci kısaca anlatır mısınız? O süreçte Türkiye’nin siyasi atmosferi ne haldeydi?

Hamza Yalçın: Tansu Çiller’in Başbakanlığı döneminde Kürt hareketine ve sola karşı körüklenen devlet terörü çığrından çıktı ve devletin pis işlerini gördürdüğü çeteler kontrol dışında davranmaya başladı. Bu manzara 3 Kasım 1996 tarihinde “Susurluk kazası”nda polis şefi, aranan bir faşist ve milletvekilinin aynı arabadan çıkmasıyla da resimlenmişti. Çetelerin devletin emrine gireceği eski sistemin yeniden kurulması gerekiyordu. Politik İslam dünya çapında yükseliş içindeydi. Bu yükseliş Sovyetler Birliği ve Doğu Bloku’nun çökmesi ve dünya sosyalist hareketinin gerilemesi ile yakından ilişkiliydi. Yeni-liberalizm adlı kapitalizm tarafından perişan edilen kitleler, sosyalist hareketler zayıflayınca örgütlü olan dinciliğin etkisine gireceklerdi. Yükselen politik İslamcılık da aslında köken itibarıyla ABD emperyalizmininin sosyalist ülkelere, sosyalist ve anti-emperyalist demokratik hareketlere karşı dünya çapında desteklediği bir dinsel gericilikti. Erbakan liderliğindeki Refah Partisi 1995 seçimlerinde birinci parti çıkmıştı. Mevcut gidişle Refah Partisi’nin yüzde 70’i aşkın seçmen desteğine ulaşmasından endişe ediliyordu. Erbakan ABD emperyalizminin tercih etmediği bir liderdi. 28 Şubat devlete çekidüzen vermek ve sistemi restore etmek amacıyla geldi.

Odak Dergisi: Ordu, o süreçte gericilik ile mücadele edeceğini söylüyordu. Biz örneğin hilafet ilan eden Kaplancılar gibi çeşitli köktendinci örgütleri ya da müritleriyle zikirler getiren Aczimendileri hatırlıyoruz. Peki o süreçte siyasal islam, yani AKP’nin ya da Gülen cemaatinin kökü-geleneği ne durumdaydı?

Hamza Yalçın: Gülen Cemaati, ABD emperyalizminin yedeğindeki Komünizmle Mücadele derneklerinden geliyor. Her dönem çok gericiydiler. Bu akım ABD emperyalizmi ve yerli iktidarlarla işbirliği yaparak gelişme stratejisi izlemiştir. 12 Mart ve 12 Eylül rejimleriyle işbirliği yaptılar. Demirel ve Ecevit de onları destekledi. Gülen Cemaati 28 Şubat darbesi döneminde hedef küçülttü ve diğer dinci grupların ezilmesini alttan alta fırsata dönüştürmeye çalıştı. Gülen Cemaati zaten Erbakan’a ve diğer tarikatlara düşmandı. Erbakan başbakan iken çağırdığı tarikatlar toplantısına katılmadı. 28 Şubat darbesini de eleştirmeyip övdü. Erbakan’ın partisindeki Erdoğan ve arkadaşlarının saldırılar karşısında liderlerini yalnız bırakması ve hatta sırtından hançerlemesi çok ilginçtir. Erbakan bütün gericiliğine rağmen kariyer uğruna emperyalizmin ve siyonizmin düpedüz uşağı olmayı ve mesela Suriye’de, Libya’da vb iç savaşlara katılmayı kabul edecek biri değildi. Bu yüzden daha uygun olanlar gelecek şekilde tasfiye edildi. 28 Şubat darbecilerine övgüler dizen Fethullah Gülen sonra onları topa tutacak ve bizleri de onların safında gösterecekti. Bir kısım liberal onlarla işbirliği yapacak ve bir kısım sol, ne yazık ki, Gülencilerin propagandalarından çok etkilenecekti.

Odak Dergisi: MGK’nın temsilcileri “Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlılık” ile bu süreci ördü. Sizce gerçekten Atatürk’e bağlılar mıydı?

Hamza Yalçın: Atatürk herkesin kendi görüş açısıyla yorumladığı bir insandır. Kemalizmi faşizm gören bir kısım sol kesime göre kendilerine Atatürkçü diyen generaller Atatürk’e gerçek anlamda bağlıydılar. Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan gibi Mustafa Kemal’i anti-emperyalist ve burjuva devrimcisi yanıyla ele alanlara göre ise Trump İsa’ya, Muaviye ve onun yolundakiler Muhammed’e, Boris Yeltsin gericisi SSCB zamanında Lenin’e ne şekilde bağlıysa generaller de Mustafa Kemal’e o şekilde bağlıydılar.

Odak Dergisi: Siyasal islamın Türkiye’deki en kuvvetli temsilcisi AKP, 28 Şubat’ın “mağduriyet” edebiyatı ile iktidara geldi. Ordu gerçekten de “gericilik” ile mücadele etti mi?

Hamza Yalçın: Ordunun o yıllarda dinci gericilikle mücadele etmeyi istediği görülüyor. Fakat onlar özellikle ABD ve AB karşısındaki kararsız tutumları nedeniyle pratikte sadece AKP’nin ve Gülen Cemaati’nin yolu üzerindeki engelleri kaldırmış duruma düştüler. Ordu, ABD emperyalizmine çok bağımlıydı. Kariyerseverliği yurtseverlikten ileri gören generaller ve hatta subaylar emperyalizmin Türkiye’nin başına memur ettiği AKP ve Cemaat’e karşı direnemeyecek ve birbirlerini satacaklar, direnmeye çalışanlar da yapayalnız bırakılacaklardı. 28 Şubat darbecileri basın ve yargı ile işbirliği yaparak dincilere karşı çeşitli provokasyonlar düzenlediler. Erbakan’ın ve diğer tarikatların saf dışı edilmesi tamamıyla AKP ve Cemaat’e yaradı. AKP ve Cemaat, 28 Şubat rejiminin bazı dincilere karşı basın ve yargı eşliğinde yaptığı küçük çaplı komploların kat be kat fazlasını başta askerler olmak üzere kendi rakiplerine yaptılar.

Odak Dergisi: Bir konuşmanızda, o süreçte sizinle bugün AKP ile ittifak yapan Perinçek’in görüştüğünü ve size çeşitli “öneriler” getirdiğini belirtmiştiniz. Bize bunu anlatabilir misiniz?

Hamza Yalçın: İçinde çalışma yaptığımız bir sendikanın toplantısına katılmış olan Doğu Perinçek orada karşılaştığımızda benimle görüşmek istediğini söyledi. Çok nazik bir tutumla istersem kendisinin Odak’a gelebileceğini ya da kendi il binalarında görüşebileceğimizi söyledi. Kendim gelebileceğim karşılığını verdim ve kararlaştırdığımız zamanda İstanbul il binalarına gittim. İl başkanları ordudan ihraç edilmiş bir subaydı. Orada Doğu Perinçek savunduğumuz çizgiyi hayata geçiremeyeceğimizi söyleyerek partilerine geçmemi teklif etti. Savunma psikolojisine düşerek “Ben bir şey diyorsam onu yaparım” karşılığını verdim. Sonra düşündüğümde görüşmenin beni yoklamak olduğuna, sözümün de acemice bir karşılık olduğuna kanaat getirdim. 28 Şubat darbecileri tarafından cezalandırılmamda bunun rolü olduğuna inanıyorum. Bugün “taktik gereği” ve “vatanseverce” gerekçelerle AKP safına geçmiş olan Doğu Perinçek o yıllarda orduyla çok yakın ilişki içindeydi. Yükselen dinciliğe karşı en önde savaş veriyor rolündeydi. Bu rolünü, AKP tek başına iktidara yerleşene kadar devam ettirdi.

Odak Dergisi: Odak 28 Şubat’a nasıl yaklaştı?

Hamza Yalçın: Odak ve Direnişçiler olarak Çiller hükümetini kontrgerilla rejimi görüyorduk. Çiller ile birlikte hükümet kuran Erbakan’ın 1970’li yılllarda kanlı MC iktidarlarının ortağı bir gerici olduğunu biliyorduk. Susurluk skandalı sonrasında çeteleşmiş devlete karşı gelişen protestolara aktif katılıyorduk. Sonrasında 28 Şubat darbecilerinin Susurluk skandalını kendi iktidarlarına gerekçeye dönüştürecek şekilde nasıl kullanmış olduklarını gördük. Kitle protestoları manipüle edilmişti. Askerler sola yedekleyecekleri bir alan açtılar. Yeni alana girmeyi reddettik. Bu yüzden gücümüzün fazlaca üzerinde bir baskıyla karşılaştık.

Odak Dergisi: 28 Şubat’ın hemen ardından size ceza verildi. 28 Şubatçılar tarafından… O süreçte militan sol da tasfiye edilmeye çalışıldı, diyebilir miyiz?

Hamza Yalçın: Türkiye solu ne yazık ki genellikle egemen güçlerin çizdikleri alanda davranmaktadır. Bir kısım sol örgütler 28 Şubat’ın sola açtığı alana süratle uyum sağlayarak sayesinde soldaki görece konumlarını güçlendirdiler. Aykırı gitmeye kalkanlar cezalandırıldılar. Hareketimiz bu uygulamadan çok olumsuz etkilenecekti.

Odak Dergisi: 28 Şubat’ı, ABD’nin Türkiye’de siyasal islamı iktidara getirme çabası görüyoruz sanki. Bunu Cumhuriyet mitinglerinin hemen ardından gelişen Ergenekon ve Balyoz operasyonlarında da izledik. Bu iki süreç arasında bir benzerlik kurabilir miyiz?

Hamza Yalçın: 28 Şubat’ın o amacı taşıdığını savunamam fakat ABD 28 Şubat’ı tam da o maksatlarla kullandı.

Odak Dergisi: Son olarak neler demek istersiniz?

Hamza Yalçın: 12 Eylül döneminde uzun süre aranmış ve sonrasında da devletle başı hep belada birisi olmama rağmen 28 Şubat öncesinde hakkımda açılan davalardan beraat etmiştim. O şartlarda cezaya çarptırılmam hukukun aşırı zorlanması anlamına geliyordu. Ordu üst yönetimi, beni askeri öğrencilerin ve genç subayların 1980 öncesinde sosyalizme yönelmesinin baş sorumlusu ilan etmiş ve her bakımdan yalnızlaştırmak ve değerden düşürmek istiyordu. 28 Şubat generalleri “iflah olmayacağıma” iyice kanaat getirince yargıya müdahale ederek iki kez üst üste beraat ettiğim davadan en yüksek cezayı verdirdiler. 1996 yılında gözaltına alındığımda o zamanlar yaygın olan bir yargısız infaz hazırladıkladıklarını öğrenmiştim. O olmayınca 1998 yılında müebbet hapis cezası verildi. Ardından yeni ceza verilerek Türkiye’de “serbest” yaşamamız olanaksız duruma getirildi. İşin garip tarafı daha sonra ABD emperyalizmiyle işbirliği yaparak, askerleri iktidardan düşüren Cemaat ve AKP tarafından “Ergenekoncu” ilan edildik. AKP’nin çıkardığı uluslararası aranma emriyle İspanya’da tutuklandığımda ise “FETÖCÜ” olduğumuzun iddia edildiğini öğrendik. AKP’nin ardından iktidara gelecek egemen güçler de muhtemelen bizi AKP yanlısı olmakla suçlayacaktır. Biz kendi çizgimizde yürümeye devam edeceğiz. 1980’li ve 90’lı yıllarda ortaya koyduğumuz mücadele azmi gerçekten yüksek oldu. Gene her şeyimizle mücadelenin içindeyiz fakat geçmişi hatırladıkça zaman zaman kendim bile şaşırıyorum. Keşke o muazzam mücadele azmi ve cesareti çok daha iyi düşünülmüş planlar doğrultusunda seferber edebilmiş olsaydık! Ne mutlu ki elimiz-ayağımız tutuyor ve dolayısıyla daha iyisini yapabiliriz.

Türkiye solu 28 Şubat darbesi tarafından dizayn edildi. Çok akıllı geçinen 28 Şubat generalleri ABD emperyalizmi tarafından kullanıldı ve tasfiye edildiler. “Üst akıl” adı verilen ABD emperyalistlerinin şimdilerde aslında ne kadar akılsız oldukları meydana çıkıyor. Her türlü gerici iktidarlarla ve ABD ile işbirliği yaparak başının göğe ereceğini düşünen Cemaat’in durumu ortada. ABD eliyle iktidar olan Erdoğan ise hedeflerine asla ulaşamayacak; binmiş bir alamete gidiyor kıyamete! Düşman sanıldığı kadar akıllı değil. Biz devrimciler mutlaka stratejik düşünmeli ve ayrıntıda boğulmamalıyız.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.