Divriği’de antifaşist mücadele ve gençlik

0
150

Cuma Gürsoy

Dünyadaki toplumsal gelişmeler ve gençlik eylemleri Türkiye’de de yankı bulmuş, gençliğin antifaşist mücadelesi çok hızlı şekilde halkta karşılık bulduğu gibi ilçemizde de gelişmişti.

1968 gençlik eylemleri toplumun bütün kesimlerinde derin izler bırakmıştı. 15-16 Haziran işçi eylemleri, köylülerin toprak işgalleri, öğrencilerin okullarındaki demokratik eğitim talepleri gibi örnekleri bu yükselişe etki eden faktörlerden sayabiliriz. Bu yıllar ayrıca köylerden şehirlere yoğun kitlesel göçün başlangıcı sayılır.

İşte bu dönemde yöremizden göçen aileler şehirleri mekân tutarlar. Kimileri esnaf olur, kimileri gözünü büyük şehirlerde kapıcılığa diker, çünkü onlara en uygun o işlerdir. En azından ev kirası yok, elektrik, su faturası vb. yok. Göçlerle birlikte toplumda bir değişiklik başlar. Tam bu dönemde Divriği’ye de birçok köylü gelir, esnaf olur. İşyeri açar, şehre ayak uydurmaya çalışır.

Fakat yukarıda değinmiş olduğumuz gibi o dönem dünyadaki büyük gençlik eylemleri bizleri de derinden etkilemiştir. Okularda (liselerde ve sanat okullarında) sağcılar yani faşistler öğrencileri tehdit eder, sataşır, gerginlik yaratmaya başlarlar. Nerede yoksul, gariban birini görseler döverler, sataşırlar. Tabi hepimiz 17-18 yaşlarında gençleriz. Bizlerin arkasında kimse yok; ne yapıyorsak el yordamı ile yapmaya çalışıyoruz.

Bir gün sanat okulu ve lise öğrencileri ile bir toplantı yaptık. bir dernek kuralım diye kararlaştırdık dernek kurduk. Adı Divriği Liseliler Derneği oldu. Benim yaşım tutmadığı için kurucu olamadım, ilk fahri üye oldum. Dernekte toplanıyoruz, konuşuyoruz, tartışıyoruz. O zaman Türkiye’de bulunan grupların birçoğu vardı. Devrimci Gençlik, Halkın Kurtuluşu, Halkın Sesi, Partizan vb. Herkes harıl, harıl çalışıyor. Faşistler de boş durmuyor; işyerlerinde işçilere baskı yapıyorlar; öğrencilere, tek buldukça, saldırıyorlar. Bu böyle olmaz, dedik; biz de sıradan faşistleri değil de örgütleyen, planlayanları tespit ettik ve öylece, gereken neyse, yaptık.

Türkiye’nin herhangi bir yerinde bir devrimci öldürüldüğünde biz de sahip çıkma adına okullarda boykot yapardık. Çarşıda korsan yapardık. Bir gün yine Divriği’de bir olay olmuş. Cürek’e öğrenciler gidecek, bir türlü birilerine ulaşamıyoruz. O zaman telefon yok. PTT’ye gideceksin, isim yazdıracaksın; siz bir telefon vereceksiniz o sizi arayacak. Artık ne zaman arar, belli değil. Mücadele toplumu o kadar etkilemiş ki PTT’de çalışan bir görevli, “Cuma ben seni tanıyorum ne zaman ihtiyacın olursa ara, ben size yardımcı olurum” dedi. Ben kadını tanımıyorum; görmemişim. Bunu toplumsal mücadelenin o günlerde gelmiş olduğu noktayı anlatmak için yazıyorum. Sağ olsun, yardımcı oldu. O zaman müthiş bir dayanışma vardı. Kimileri “özel aracımızla bırakalım” diye yardıma geldi, kimleri “taksi tutup gönderelim” diye gelmişti. Çok güzel bir duygu idi. Bir daha hayata gelirsem -olmaz da- yine devrimci olmak isterim!

Belirtmek gerekiyor: O zaman Divriği’de şehir içinde Ramazan’da lokantalar açık değildi. Ramazan’da sigara içilmezdi. Bunu da bizler sanat okul ve liseli devrimci öğrenciler olarak kırdık. Hala Anadolu’nun birçok yerinde aynı baskı devam ediyor. Öğrenci hareketi o kadar gelişti ki bir yandan sendikal faaliyetler diğer yandan da inşaat işçilerinin varlığı, bizlerin de sorumlukları, artı köylerde kooperatif faaliyetleri… Seminerler, ortak maçlar, küskünleri barıştırma gibi işlerle uğraşıyorduk. Adana’dan gelen inşaat işçilerini örgütlemiştik. İşçiler greve çıktı, ne yapacağımızı bilmiyoruz. Hemen inşaat iş kolunda İlerici Yapı İş’i bulduk, işçilerle buluşturduk. İşçilerin grevde oldukları sürece yiyeceklerini karşıladık. Onları sendikacılara emanet ettik. Türkiye’de en zor işkollarından biri inşaat işçiliğidir. Çünkü uzun vadeli çalışma olmaz vb. Diğer yandan maden işçilerinin DİSK –YERALTI MADEN İŞ’e geçmesi için yoğun bir koşturmacanın içindeydik. Epey bir mesafe aldık.

İşçiler toplu sözleşmede anlaşamadılar, greve çıktılar, biz de nöbet tutuyoruz. Bir gün grevde rahmeti Naci Gündüz amca da oturuyor. Dedim ki, “Ben işçiler bir konuşma yapacağım”. “Tamam” dedi. “Yalnız çabuk ol da bu Hasan Polat ekibi görmesin” diye de ekledi. “Tamam” dedim. Tam konuşmaya başlayacağım, Hasan Polat yanımda bitti. “Sen konuşursan biz de konuşuruz” dedi. Başkan da “olmaz” dedi ve benim konuşma da olmadı. Hasan Polat’ı saygı ile anıyorum. Halkın Kurtuluşu grubundandı.

Yine bir gün biz Devrimci Gençlik olarak bir korsan yaptık. Hasan gelip “Bize niye haber vermedin?” dedi. “Nurettin bahsetti eylemden”. Korsan eylemi ve o konuşma 48’ler adındaki dükkanın önünde olmuştu.

Divriği’de yeni, güzel bir iş yapılmışsa bizim dönemin lise ve sanat okulu öğrencileri yapmıştır.

Tarihe not düşmek lazım: Maden işçileri grevde, biz de kalabalık bir şekilde oturuyoruz. Divriği yerlilerinden bir genç arkadaş koşarak geldi. “Cuma bir şey soracağım” dedi. Korktum, “buyur” dedim “bir şey mi oldu, otur”. Oturdu. “Yaa bir şey soracağım”. Buyur, dedim. Sordu, “devrim olursa Türk bayrağını değiştirecek misin?” “Bilmiyorum arkadaşlara bir soralım. Peki sen ne düşünüyorsun?” “Yaa değişmesin” dedi. “Tamam” dedim. “Söz mü?”, dedi. “Söz” dedim. Adam bir mutlulukla kalkıp gitti ki arkasında kurşun atsan yetişmez. Buradan iki şey ortaya çıkıyor. Birincisi mücadelenin gelmiş olduğu boyut, diğeri de beni yetkili görmesi. Bilmiyor ki benim öyle bir yetkim yok. Kaldı ki bizim bayrakla bir sorunumuz yok.

Ayrıca ülkede çok ciddi olaylar da oluyordu: Maraş katliamı, Çorum, Sivas… Olaylara duyarsız kalmıyorduk. Büyük şehirlerde devrimci öğrenciler karşı katliamlar yapılıyordu. Ankara’da Bahçelievler katliamı, mesela. Onlarca yurtsever ve devrimci katlediliyor, bizler de onları sahipleniyorduk. Okulda boykotlar, işlerinde toplantılar yapardık. Yine bir gün Divriği’de faşistler “Camiye bomba atıyorlar; Aleviler, solcular yaptı” diye sağ sola saldırıyorlardı. Devrimcilerin örgütlü olması olayların büyümesini engelledi. İstedikleri olmadı.

Bizim Divriği’de şöyle bir şey vardı: Her grup kendi çalışmasını yapardı. Kimse kimseye karışmazdı. Güzel bir dostluk vardı. Keşke bu dostluk ülkenin her tarafında olsa idi. O zaman bazı acı olaylar yaşanmazdı.

Bu günkü duruma gelecek olursak:

Ülkemiz 12 Eylül faşist darbesinden sonra adım adım karanlığa sürüklendi. Gerici şeriatçı örgütlenmenin temeli atıldı ve bu gerici dalga daha hızlı devam ediyor. Neredeyse 12 Eylül’ü arar noktasına geldik.

Sol dağıldı. Birçok insan yurt dışına çıkmak durumunda kaldı. Burada kalanlar da işkencelere uğradı ve uzun hapislikler yattı. İşsizlik, yoksulluk diz boyuna ulaştı.

Bugün ülkenin geldiği nokta daha vahim durumda.

31 Mart yerel seçimleri ülkede yeni bir umut dalgası yarattı. Eğer 1989 seçimleri gibi olmaz ise yeni dönemde daha farklı sonuçlara ulaşılabilir.

Divriği’ye gelecek olursak; yöremiz insanı son derece duyarlıdır. Birçok sendikada, demokratik kitle örgütlerinde çok miktarda Divriği’li ile karşılaşmak mümkündür. Yine de 31 Mart yerel seçimlerinde bazı köylerimizde MHP’ye oy çıkmış olması çok üzücü bir durumdur. Bir anımsayalım MHP’yi. Biz onları Maraş katliamında, çorum olaylarında, Sivas olaylarında Ankara Bahçelievler katliamından vb tanırız. Böyle bir partiye nasıl oy çıkar, bir düşünmek lazım. Bu demektir ki köylerimize ve topraklarımıza sahip çıkmalıyız.

Divriğililer her zaman örgütlü mücadeleyi savunmuştur. Örgütlü mücadelenin içinde olmuştur.

Bundan sonra da derneklerimize, köylerimize, birbirimize sahip çıkmaya devam etmeliyiz.

Örgütlü bir halk yenilmez, şiarı ile yolumuza devam etmeliyiz. Bu mücadelede yitirdiğimiz tüm arkadaşları anıyor, saygılarımı ve sevgilerimi iletiyorum. Eğer bu gün Divriği’de demokratlar belediyeyi alıyorsa, solcular çoğunlukta ise bu 78 kuşağı olan sanat okulu ve liseli devrimcilerin sayesindedir. Ayrıca işçi gençliği, köylü gençliği de unutmamak lazım, herkesin kıymeti bilinmelidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.