İbrahim Kaypakkaya’nın Kemalizm yorumu üzerine

0
941

Hamza Yalçın

Türkiye devrimci hareketinde Denizler (THKO) ve Mahirler (THKP-C) ile birlikte anılan İbrahim Kaypakkaya kısa yaşamına rağmen Türkiye soluna damgasını vurmuş bir devrimcidir. Liderliğini yaptığı TKP/ML, 24 Nisan 1972 tarihinde kuruldu. 18 Mayıs 1973’te 25 yaşında iken katledilen Kaypakkaya işkencede direnişin sembolü oldu.

Kaypakkaya devrimin gerilla savaşıyla zafere ulaşacağı konusunda 1970’lerin başlarında devrimci çıkışlar yapmış olan THKO ve THKP-C ile benzer görüşteydi. Devlete karşı ilk silahlı mücadele çıkışı THKO’dan gelmiş, onu THKP-C izlemişti. İbrahim, Sovyetler Birliği’ni emperyalist görmesiyle THKP-C ve THKO’dan ayrılıyordu. Onun THKP-C ve THKO ile çok önemli bir farkı da Kemalizm konusundaydı.

İbrahim Kaypakkaya Kemalizm konusunda nasıl ayrıldı?

İbrahim Kaypakkaya sosyalist harekete Türkiye’de anti-emperyalist mücadelenin öğrenci gençlik saflarında yükseldiği 1960’lı yılların ikinci yarasında katıldı. O yıllarda Türkiye devrimci hareketine liderlik eden Mihri Belli, Doğan Avcıoğlu gibi sol Kemalistlerle ittifak içindeydi. TİP de bu konuda aynı tutumdaydı. Bu ittifak gençliğin sol Kemalist çizgide hızla politikleşmesine ve aynı hızla da Marksist devrimci saflara akmasına önemli katkıda bulundu.

O dönemde Mihri Belli, Hikmet Kıvılcımlı, TİP liderleri, Denizler ve Mahirler Kemalizm ile sosyalist hareket arasında bağlar kurma çabasıyla Kemalizmin sol yorumunu ön plana çıkaracaklardı. Mihri Belli sol Kemalizmin etkisindeki gençleri ve halkı sosyalizme ikna etmek maksadıyla, “Kemalizmle sosyalizm arasında aşılmaz duvarlar yoktur” demişti. Devrimci hareketin liderlerinden Kıvılcımlı Türkiye’deki yurtsever, halkçı ve aydınlanmacı gelenek ile sosyalizm arasında bağ kurmak maksadıyla “tarihsel devrimcilik” ve “devlet sınıfları” kavramlarını geliştirdi. Mahir Çayan, hem Mihri Belli hem de Kıvılcımlı’nın ifade ettiği görüşlere paralel olarak, Kemalizmin küçük-burjuvazinin en sol ve en radikal kanadının anti-emperyalist temelde tavır alışı ve bir Türkiye orijinalitesi olduğunu ileri sürdü. Deniz Gezmiş kendilerini İkinci Milli Kurtuluş Savaşçısı ilan etti ve esin kaynakları olarak dünya devrimci hareketinin liderleri yanında Mustafa Kemal’i işaret etmeye önem verdi.

Kemalizm konusundaki görüşlerini, mensubu olduğu örgütün lideri Doğu Perinçek’le tartışma içinde geliştiren İbrahim Kaypakkaya özetle şunları yazdı:

“Kemalizm demek, fanatik bir anti-komünizm demektir. (…) Kemalizm demek, işçi ve köylü yığınlarının, şehir küçük burjuvazisinin ve küçük memurların sınıf mücadelesinin kanla ve zorbalıkla bastırılması demektir. Kemalizm, işçiler için süngü ve ateş, cop ve dipçik, mahkeme ve zindan, grev ve sendika yasağı demektir; köylüler için ağa zulmü, jandarma dayağı, yine mahkeme ve zindan ve yine her türlü örgütlenme yasağı demektir. (…) Kemalizm demek, her türlü ilerici ve demokratik düşüncenin zincire vurulması demektir. (…) Kemalizm demek, her alanda Türk şovenizminin kışkırtılması, azınlık milliyetlere amansız bir milli baskının uygulanması, zorla Türkleştirme ve kitle katliamı demektir. Kemalizm’in “istiklâl-i tam” ilkesi demek, yarı-sömürgelik şartlarına seve seve razı olma ilkesi demektir. (…) Kemalist diktatörlük, askeri faşist bir diktatörlüktür. (…) M. Kemal, halkımızın tarihinin bir parçası değil, komprador büyük burjuvazinin ve toprak ağalarının ve onlarla birleşen orta burjuvazinin sağ kanadının, yani gerici sınıfların tarihinin bir parçasıdır.”

İbrahim, 12 Mart askeri faşist diktatörlüğünün Kemalist olduğunu iddia etti.

Yorumun kuvvetli ve zayıf yanları

İbrahim Türkiye solunun, iktidara muhalif Kemalist hareket ile sosyalist hareket arasındaki ortak hedefleri ön plana çıkarmaya çalıştığı yıllarda “çubuğu tersine bükmüştü”. İbrahim o günlerde sosyalist solda Kemalizmin sınıf karakterinin göz ardı edilmesini isabetle eleştirdi. Bu onun tezinin güçlü yanıydı. İbrahim Kaypakkaya’nın yaklaşımı Kemalist devrimin işçi sınıfı-emekçiler, komünistler ve Türk milliyetçiliğinin ezdiği halklar ile karşıtlığı üzerinde yoğunlaştı. İbrahim bu eleştiriyi yaparken Türkiye’deki burjuva aydınlanmacı ve yurtsever geleneği ve mevcut sol Kemalist hareketi yok sayıp tüm Kemalist hareketi işbirlikçi tekelci sermayenin hizmetindeki NATO’cu 12 Mart generallerinin ideolojisiyle eşitledi. Bu da İbrahim’in tezinin zayıf yanıdır.

Gerçekte Kemalizm adıyla Mustafa Kemal tarafından oluşturulmuş bir ideolojik sistem yoktu. “Kemalist” ifadesini Kurtuluş Savaşı yıllarında İngilizler kullandı. 1930’lu yılların ilk yarısında Kadro Dergisi’ni yayınlayan Şevket Süreyya ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu gibi bir kısım burjuva demokrat aydın, Mustafa Kemal’in sağlığında Kemalizmi ideoloji haline getirmeye çalıştı. Bu çalışma Mustafa Kemal’den net bir onay görmedi. 1960’lı yıllarda Doğan Avcıoğlu gençliği ve aydınları derinden etkileyen bir sol Kemalizm anlayışı geliştirdi. Bugün sosyalist solda Kemalizm adına eleştirilen asıl görüşleri ise Atatürk’ü esas aldıklarını iddia eden NATO’cular geliştirdi. Cumhuriyet yazarlarından Ali Sirmen Kemalizmin bu yorumuna, Kenan Evren’i kast ederek, Kenanizm adını verdi. Kemalist hareket homojen değildi. Kemalist hareket içinde sürekli sağ ve sol kanat Kemalistler çıktı. Sol kanat Kemalistler anti-emperyalist yurtsever, halkçı ve aydınlanmacı çizgiyi savunarak solun gelişmesine önemli katkılarda bulundu. Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca sağ Kemalistler, sol Kemalistleri sürekli tasfiye etti. Sağ kanat Kemalistler, Kemalist sıfatı yerine Atatürkçü sıfatını tercih ettiler. Sonunda AKP-Cemaat iktidarı sağ Kemalistleri de tasfiye etti.

Denizler ve Mahirler Kemalizmi Doğan Avcıoğlu ve sol burjuva radikallerinin görüş ve tutumlarına uygun tarif ettiler. Doğan Avcıoğlu ve arkadaşları o yıllarda sosyalizme açık bir Kemalist hareketin ideolojik önderliğini yapıyordu. Bu hareket Türkiye’nin emperyalizme bağımlılığını sorguluyor ve demokratik bir içerik taşıyordu. Bu Kemalist hareket Sovyetler Birliği’ni ve dünyadaki anti-emperyalist ulusal kurtuluş hareketlerini ittifak görüyordu. Bu yüzden Denizlerin ve Mahirlerin abartılı Kemalizm tahlilleri tarihsel gerçeklerle ne denli çelişiyor olursa olsun pratik gerçeklikten kopuk değildi. Kendileri de zaten Marksizme, Kemalizmden ve zorluk çekmeden geçmişlerdi.

Bugün İbrahim Kaypakkaya’nın Kemalizm tezini savunan arkadaşlar Kemalizmi faşist görmediğimiz sürece faşist devletten bağımsızlaşamayacağımızı, emekçi davasını ve ezilen milliyetleri anlayamayacağımızı ileri sürüyorlar. Hatta Kemalizmle düşmanlıktan hareket etmeyen devrimciler Kemalist olmakla itham edilmektedir. Oysa bu yönde en çok suçlanmış olan devrimcilerden Hikmet Kıvılcımlı, Kürt gerçekliğini daha 1930’ların başında İhtiyat Kuvvet: Milliyet (Şark) adlı çalışmasında ortaya koymuştu. Kemalist diye damgalanan Mihri Belli Kürt gerçekliğini, legalitede açıkça ilk ifade eden devrimci oldu ve 12 Eylül günlerinden hayatının sonuna kadar bugünkü Kürt hareketi ile en yakın ilişkide olmayı savundu. Mustafa Kemal’i esin kaynağı gören bir Türk devrimcisi olduğunu belirten Deniz Gezmiş idam sehpasında “Yaşasın Kürt ve Türk halklarının Kardeşliği!” sloganını attı. Çünkü hepsi de işçi sınıfı sosyalizmini ve proletarya enternasyonalizmini esas alıyordu.

Nasıl ki 1990’ların başında Sovyetler Birliği’nin çökmesi ardından yaşanan korkunç gericilik sosyal-emperyalizm tezlerinin acı bir test edilmesi olduysa 2000’li yılların başında AKP iktidarının yol açtığı gelişmeler de “Kemalizm faşizmdir” tezinin yeni bir test edilmesi oldu.

İbrahim Kaypakkaya’nın Kemalizm hakkındaki görüşü Kemalizmin sınıfsal yönüne dikkat çekmeye hizmet etmesi bakımımdan olumludur. Ancak tarihsel acıların travma haline getirilmesiyle Kemalizmin faşizm görülmesi ülkemizde halkların kardeşliğine hizmet etmek yerine Türklerle ezilen milliyetleri birbirinden koparmaya hizmet edecektir. Türkiye solu eğer İbrahim’in Kemalizm görüşünü benimserse Türk halk gerçekliğinden, Türk emekçilerinden ve aydınlarından uzaklaşarak Türkleri faşizmin etkisine teslim edecektir.

Kemalizmin sol yorumu bütün hatalarına rağmen 1960’lı yıllarda gençliğin anti-emperyalist duyarlılığını ve Marksizme sempatisini artırdı. Kemalizm Kenanizmle eşitleyen “Kemalizm faşizmdir” görüşü ise bütün iyi niyetine rağmen faşizmin işine yarar. Bugün Türkiye’de gençliği ve aydınları etkileyen yurtsever ve aydınlanmacı hareket kendisini Atatürkçü görüyor. Onlarla bağ kurmaksızın sınıf mücadelesini ve sosyalist hareketi geliştiremeyiz.

18 Mayıs 1973 yılında kaybettiğimiz İbrahim Kaypakkaya, mücadelesiyle, gençliğe ve halka örnek gösterilmesi gereken bir devrimcidir. Ancak İbrahim’i “Kemalizm faşizmdir” görüşüyle tanımladığımızda onun devrimci örneğini zayıflatırız.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.