Yaklaşan yerel seçimler üzerine

0
299

Mustafa Yılmaz

Gazeteci Hüsnü Mahalli geçtiğimiz günlerde yazdığı yerel seçim üzerine bir yazısında çok kısa değindiği sol partiler için şu ifadeyi kullanmıştı: “Bir iki ilçe hariç hiç birinin şansı yok ama yine de kendi aralarında tartışıp kavga ediyorlar.” Bu imaj sol adına çok üzücü bir gerçekliği ifade ediyor. Nasıl ki işçilerin sermaye karşısında başarısı onların birliğine bağlıysa solun başarısı da örgütler ve bireyler arasında faşizme karşı dayanışma ve koordinasyon sağlanmasına bağlıdır.

Yereldeki çalışmaları geliştirmek için seçimlerin sağladığı olanaklar bugüne kadar bir kaç başarılı pratik dışında, grupçu anlayışlar nedeniyle heba edilmiştir. Daha üzücü olan, yine aynı tablo ile karşı karşıya kalmamız durumudur. Seçim ortamından yararlanarak Türkiye solunun potansiyeline ulaşmak ve alternatif belediyecilik örnekleri geliştirmek için güçbirliği yolunu seçmemiz gerekiyor.

6 Şubat’ta yaşanan büyük deprem felaketi sonrasında solda güçbirliği yoluyla sağlanacak bir ulusal seferberlikle güçlü bir deprem dayanışması oluşturmak yerine, tek tek gruplarla sınırlı ve hatta grup propagandasını esas alan dayanışma çalışmalarıyla tarihsel bir fırsatı kaçırılmıştı. Başlangıçta sol hareketin yerel seçim sürecine kendi içinde oluşturacağı bir koordinasyon ile katılma işaretleri belirir gibi olunca sevinmiştik. Ne yazık ki, bu umutlandıran hava da çabuk dağıldı.

Halka ihanetin adresi AKP

6 Şubat’ta yaşanan büyük deprem felaketi sonrasında olası afet risklerini azaltmak iddiasıyla “kentsel dönüşüm” adı altında yeni rant yasaları çıkarmaya koyulan AKP iktidarı tüm çürümüşlüğüne karşın yerel seçim sürecini hızla başlatarak kaldığı yerden belediyeler üzerindeki gücünü, baskısını ve hükmünü sürdürme hesabı yapmaktadır. İktidarın olası deprem felaketlerine karşı icraatları dün ve bugün neyse yarın da aynı olacaktır.

Erdoğan 2017 yılında yaptığı bir konuşmada iktidarların İstanbul’a ihanet etmiş oldukları ve kendisinin de bundan sorumlu olduğu itirafında bulunmuştu. Sonraki pratikleri de ortaya koyduğu gibi o ifadeler ne yazık ki bir iyi niyetin, bir değişim arzusunun ifadesi değildi. Şimdi “asfalt dökme, yol yapma” ve kamu kaynaklarını yandaşlara ve dinci kurumlara yağmalatmaya dayanan belediyecilik anlayışıyla aynı ihaneti sürdürmek için İstanbul’da aday gösterdikleri Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ile kaldıkları yerden devam etmek istiyorlar.

Erdoğan’ın ve AKP iktidarının ihaneti ve sorumsuzluğu İstanbul ile sınırlı değil. Onlar rant, çıkar, rüşvet ve yolsuzluk belediyeciliği yoluyla ülkemizin her yerini yağmalıyor ve yağmalattırıyorlar. Onlar, ülkemizin bir gerçekliği olan deprem riskine karşı, deprem gerekliliklerine göre inşa edilmeyen binaların, yanlış arazilerde yapılaşmanın, imar affı, yetersiz altyapı ve depremler konusunda uzmanların sürekli uyarılarının yetkililer tarafından dikkate alınmayışı sonucunda yaşanan büyük yıkımların ve acıların da baş sorumlusudur.

Hatta AKP iktidarı muhalefetin yönetimindeki belediyeleri başarısız duruma düşürmek için onların çalışmalarını da baltalamaktadır. Erdoğan’ın Hatay’da yaptığı konuşmayla bunu itiraf etmiş ve hatta halkı tehdit etmiş bulunuyor. Hatay halkı deprem sonrası Hatay’a yardımın bir türlü gelmemesinin temel sebebinin siyasi cezalandırma olduğunu biliyor.

NATO’cu ve yeni-liberal CHP ve sosyalist hareketin bağımsızlığı

AKP iktidarının yol açtığı bu yıkımların ve halkın AKP karşısındaki rahatsızlığının önüne gitgide daha çok sağcılaşan, dünyanın en saldırgan güçleri olan NATO ve AB-ABD’ye bağlılığını ısrarla dillendiren ve depremlerin felakete dönüşmesinde çok önemli payı olan bir muhalefet ile geçilemez. CHP yerel yönetimlerde Eskişehir ve Mersin gibi AKP’den daha olumlu bazı belediyecilik örnekleri gerçekleştirmekle birlikte genelde zenginleri kolladı, yolsuzluklara battı ve işçi düşmanlığı yürüttü.

CHP liderleri demokratik kamuoyunu sürekli dinci rejimin baskı düzenini derinleştirmesi tehlikesine işaret ederek kendisine mahkum etmeye çalışıyor ve bu yüzden muhalefet bir alternatif geliştiremez duruma düşüyor. Bu süreç en son 2023 14 ve 28 Mayıs seçimlerinde ağır yenilgilerle sonuçlandı. CHP liderliği halkı yenilgiye sürükledikten sonra şimdi Özgür Özel, İmamoğlu ve Kılıçdaroğlu tarafından temsil edilen, üçü de NATO’cu, üçü de sağcı, üç parçaya bölündü.

Küreselci emperyalist güçlerin etkisi altındaki bütün sosyal demokratlar gibi ülkemiz sosyal demokratları da uzunca bir süredir sağa gidiyor.

DEM ise yerel yönetimlerde CHP’den daha başarılı bir pratik ortaya koyamamış ve asıl yönü Kürt milli varlığını geliştirmek olan ulusal demokratik bir muhalif harekettir. 1990’lı yıllardan bu yana gelişen süreç bu hareketin demokratik ve devrimci gelişmelerin önünü açmak gibi bir öncü potansiyele sahip olmadığını ortaya koymuş bulunuyor. Bağımsız ve etkin bir Türkiye solunun eksikliği nedeniyle süreç milliyetçi kutuplaşma yönünde gelişirken Kürt siyasal hareketi de emperyalist kapitalist sistemin yörüngesine girmektedir. Dolayısıyla Türkiye solunun Kürt siyasal hareketi etrafında örgütlenerek mücadeleyi geliştirme stratejisi solun halka yabancılaşarak tasfiye olmasına hizmet etmektedir.

Türkiye solu yerel seçimlerde elbette DEM ve CHP ile ittifak yapma çabası içinde olmalıdır. Bu ittifakın başarılı olması ise Türkiye solunun hem kendi içinde koordineli hem de gerek Kürt siyasi hareketinden gerekse CHP’den bağımsız olmasına bağlıdır. Aksi halde süreç bugüne nasıl geldiyse aynı yönde devam edecektir. Dayanışma yerine rekabet içindeki her bir örgüt ve birey sol hareket içindeki kendi yerini iyileştirmekle meşgulken, halk muhalefeti gerilemeye, Türkiye solu da etkisini ve iddiasını kaybetmeye devam eder.

Sosyalist sol dayanışma ve kendi içinde bağımsız temelde birlik çizgisiyle var olabilir. Aynı zamanda sosyalist hareketin sahip olduğu büyük potansiyel ancak birleşik bir mücadele yoluyla ortaya çıkarılabilir. Bu potansiyel harekete geçirilemediği içindir ki halk saflarında yılgınlık, çürüme ve örgütsüzleşme alabildiğine artarken gericilik egemenliğini sürdürebilmektedir. Solda farklı örgütlerin varlığı, birliğe engel haline getirilmemelidir. Hiç bir sosyalist hareket varlığını, soldaki anlamsız bölünmüşlüğü ve rekabetçiliği körüklemeye dayandırmamalıdır.

Sosyalist alternatif

Seçimler yalnızca çözümler önermeye değil, çözüm yolunda adımlar atmaya da bir fırsattır. Yereldeki küçük başarı örneklerinin yarattığı insiyatifi ve güveni yeni alanlara birlikte taşıyabiliriz.

Solun deprem dayanışmasında birliği için çalışmak hala anlamlıdır. Depremin üzerinden 1 yıl geçtiği halde deprem bölgesinde halkın önemli bir kısmı barınma ve hatta açlık sorunu yaşamaktadır. Deprem dayanışması konusunda zamanında birlikte davranılarak kalıcı ve güçlü bir halk seferberliği yaratılamadığı için AKP iktidarı devlet olanaklarını halkın ihtiyaçları doğrultusunda harekete geçirmedi. Üstelik depremi düpedüz rant ve politik çıkar amaçlı istismar etmeye devam ediyor. Hesap soracağız, sözleri ne yazık ki bir anlam ifade etmiyor. Propaganda ve grupla sınırlı dayanışma çalışmalarından sıyrılabilir ve yetkilileri harekete geçmeye zorlayan halk meclisleri gibi örgütlülükler temelinde güçlü bir deprem dayanışması oluşturmak için ısrar edersek halkın bin yıldan fazladır kaderi olagelmiş durumu değiştirmek yolunda bir başlangıç yapabiliriz.

Seçim çalışmalarında solda bu konuda ortak bir düşünce yaratılması bile ülkemizin geleceği açısından çok önemli kazanım olacaktır.

Halkçı ve katılımcı bir yerel yönetim anlayışı ile başarılı yerel yönetim deneyimlerimizi geliştirmek ve yaygınlaştırmak için ortak bir çalışmaya ihtiyacımız var. Bu konuda Fatsa’dan Ovacık’a ve bir çok CHP’li belediyelere ulaşan ucuz ve kaliteli ekmek, tanzim satış mağazaları, kooperatifçilik, bedava su ve bedava ulaşım gibi tecrübeler dikkatle incelenerek halktan yana adımlar atılabilir. Belediyelerde sosyalist hareketlerin kooperatifleşme yönündeki deneyimlerini güçlendirmek ve yaygınlaştırmak için adımlar atabilirler. Belediyeler sosyalistlerin ortak çabasıyla örnek öğrenci yurtları kurulmasında çok önemli adımlar atabilirler. Belediyeler halkın konut sorununu çözme yolunda da adımlar atabilir.

Belediyeleri sermayenin egemenliği ve sömürü alanı olmaktan çıkararak halk dayanışmasının alanlarına dönüştürmek için ortak çalışmalara ihtiyacımız var.

Özelleştirme ve taşeronlaştırma uygulamalarıyla belediye çalışanlarının işsiz kalmasına, ucuz emek gücüne dönüştürülmesine karşı emekten yana ve onların örgütlülüklerini gözeten bir yerel yönetim inşa etmek için ortak çalışmaya ihtiyacımız var.

Yerel yönetimleri rant, çıkar, rüşvet ve yolsuzluk alanı olmaktan çıkarmak; şeffaf yerel yönetimler oluşturmak için ortak çalışmaya ihtiyacımız var.

İhtiyaçlara yönelik olmayan, kaynakların israfına yol açan projeler yerine; ilgili alanda eğitimli, deneyimli uzmanlar ve halkla birlikte kaynakları yerel halkın ihtiyaçlarına ve önceliklerine göre planlamak ve kullanmak için ortak çalışmaya ihtiyacımız var.

İktidarın yerel yönetimi kazanamadığı yerlerde uyguladığı baskı ve yerel idarelere el koymasının önüne geçebilmek için ortak çalışmaya ihtiyacımız var.

Böylesi bir çalışma ile bir hamlede çok sayıda belediye başkanlıkları kazanacak değiliz elbette. Fakat böylesi ortak bir koordinasyonun yerelde daha örgütlü olacağı ve insiyatif kazanacağı için belediyelerin, emek düşmanı, rant, çıkar, rüşvet ve yolsuzluk alanı olmaktan çıkması yolunda bir adım olacağına kuvvetle inanıyoruz.

Seçimlerin sağladığı olanakları mümkün olan en iyi şekilde değerlendirme çabası içinde olmalıyız. Seçimlerde nerede hangi adayı destekleyeceğimiz konusundaki somut tutumumuzu belirlerken sosyalist hareketin bağımsız bir perspektifle kendi içinde güçlerini birleştirmesini ve bu temelde muhalefetin birliğini gözetmeliyiz. Bu anlamda örneğin Maçoğlu’nun Kadıköy’de adaylığını destekliyoruz. Özellikle Kadıköy’de, Dersim’de ve Hatay’da sosyalist güçlerin birlikte davranması için çalışmalıyız. Yerel seçimler sürecinde devrimci güçler sadece kendi örgütlerini değil tüm sosyalist güçleri göz önünde bulundurmalıdırlar. “Kurtuluş yok tek başına” sözü sadece bireylere değil sosyalist örgütlere de hitap etmelidir. Bu süreçte tek bir devrimci sempatizan bile atıl kalmamalıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.